104 yıl sonra yeni Sykes-Picot mu?

İmzalanmasının üzerinden 104 yıl geçen ve Ortadoğu’nun kan gölüne dönmesine neden olan anlaşmalardan biri olan Sykes-Picot bugün her türlü işlevini yitirirken, Suriye ekseninde devam eden üçüncü dünya savaşı sona yaklaşırken emperyalistler Kudüs’te yeni anlaşmalara vardı.

 

1916 yılında imzalanan gizli Sykes-Picot anlaşması 104’üncü yılını geride bırakıyor. Sykes-Picot Anlaşması, I. Dünya Savaşı sırasında, 29 Nisan 1916'da Kut'ül Ammare Kuşatması sonrasında İngiliz kuvvetlerinin Osmanlı Devleti'nin 6. Ordusu karşısında bozguna uğramasından 17 gün sonra, 16 Mayıs 1916 tarihinde Britanya ve Fransa arasında yapılan ve aynı yılın Ekim ayında Rusya tarafından onaylanan, Orta Doğu'daki toprakların paylaşılmasını öngören gizli antlaşmadır.

Adını görüşmeleri yürüten İngiliz Sir Mark Sykes ile Fransız Albay George Picot’dan alan gizli Sykes-Picot Anlaşması 1917’de Rusya’da iktidarı ele geçiren yeni Sovyet Hükümeti, Çarlık tarafından yapılmış tüm gizli anlaşmaları kamuya açıklamasaydı belki de hiçbir zaman bilinmeyecekti.

İmzalandığı günden bu güne Ortadoğu’nun kan gölüne dönmesine neden olan anlaşma, bölgedeki gerçeklikler göz ardı edilerek otel odalarında yapılan bir sömürge paylaşımından başka bir şey değildi. Ortadoğu’da bugün yaşanan sorunların büyük bir bölümünün tohumları bu anlaşma ile atılmıştır. Mezopotamya ve Arabistan yarım adasında yüzyıllardır bir arada yaşayan Sünnilerle Şiiler, Araplarla Kürtler, Türkmenler, Hıristiyanlarla Müslümanlar ve diğer dinler, aşiretlerle, yerleşik toplumlar bu anlaşmada görmezden gelinmiştir.

ANLAŞMANIN İMZALANDIĞI SİYASİ ORTAM

Arabistan Yarımadası'nı ele geçiren İngiltere, Osmanlı'ya karşı ayaklanan Mekkeli Şerif Hüseyin'i destekleyerek Irak ve Filistin toprakları üzerinde kendisine bağımlı bir Arap devleti kurmak istiyordu. Mekke Şerifi Hüseyin ile Mısır'daki Britanya Yüksek Komutanı McMahon arasında gizli bir antlaşma imzalanmıştır. Fransa bu plana karşı çıkıp Britanya'ya baskı yaparak yeni bir antlaşma yapılmasını istedi.

İlk görüşmeler I. Dünya Savaşı öncesinde Beyrut'ta Fransız konsolosluğu yapıp 1915 yılında Fransa'nın Londra büyükelçiliğinde siyasi danışman olarak görev yapan François Georges-Picot ile Britanya İmparatorluğu Dışişleri Müsteşarı Sir Harold Nicolson arasında 1915'in Kasım ayında başladı. Suriye'nin gelecekteki statüsü hakkındaki anlaşmazlıklar nedeniyle kesintiye uğradıktan sonra Aralık ayında Britanya Savaş Bakanı Lord Kitchener'in Ortadoğu işleri danışmanı, milletvekili ve Yarbay Sir Mark Sykes atandı. Picot ve Sykes hızla sonuç alarak 1916 Ocak ayında bir plan ortaya çıkardılar, Şubat ayında bu gizli plan Britanya ve Fransa tarafından onaylandı. Mart ayında Picot ve Sykes Rusya'ya giderek planı Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Sazonov'a sundular. Sazonov prensip olarak olumlu görmekle birlikte, Rusya'nın Doğu Anadolu'daki toprak isteklerinin ve Karadeniz'deki Rus hakimiyetinin de sözleşmeye dahil edilmesini talep etti. En uzun süreyi Rusya'nın değişiklik taleplerinin düzenlenmesi ve onaylanması süreci aldı ve sözleşmenin tamamlanması Ekim ayını buldu.

ÇİZİLEN GÖRÜNMEZ SINIRLAR

Sykes ve Picot anlaşmanın maddelerini belirlerken Ortadoğu halklarının etnik, dini, kültürel ve coğrafik farklılıklarını görmezden gelerek kendi aralarında bir sömürge paylaşımı yaptı. Çizilen görünmez sınırlar büyük çoğunlukla otel odalarında düzenlendiği için sahada büyük bir karşılık bulmadı. Hangi bölgenin nereden birbirinden ayrılacağı net olarak belirtilmedi. Ortadoğu’daki toprakların büyük bir bölümünü işgal altında tutan Osmanlı’ya karşı güçlenen sömürgeci güçler Ortadoğu’yu kendi aralarında paylaşarak Ortadoğu’yu daha güvenli bir yer haline getireceklerini iddia ediyorlardı.

Yapılan paylaşımın sonucunda Rusya'ya, Kuzey Kürdistan’ın kuzeyi bırakıldı. Fransa’ya Doğu Akdeniz bölgesi, Kuzey Kürdistan’ın güneyi, Musul ve Suriye kıyıları bırakılırken İngiltere’ye de Hayfa ve Akka Limanları, Bağdat ile Güney Mezopotamya bırakıldı. Anlaşma Ortadoğu’da 40 milyonu aşkın nüfusu bulunan Kürtleri görmezden gelirken Arapların İngiltere ve Fransa’ya bırakılan topraklarda devlet kurmasını öngörüyordu. İskenderun serbest liman yapılacak ve Filistin’de de uluslararası bir yönetimin kurulması öngörüldü.

Tarih Araştırmacısı ve Gazeteci Erdoğan Aydın, Sykes-Picot anlaşmasının en büyük mağdurunun Kürtler olduğunu ifade ediyor. Osmanlıcı tarih yazımının da anlaşmaya muhalefet geliştirdiğini söyleyen Aydın, “Osmanlıcı Türk tarih yazımı bu anlaşmaya Osmanlı’nın parçalanması üzerinden muhalefet ediyor. Osmanlı’nın kılıç zoruyla egemen olduğu toprakların elinden alınması nedeniyle bu anlaşmaya muhalif olmak yerine halkların haklarının elinden alınması nedeniyle bu anlaşmaya muhalif olmak gerekiyor.  Kürtlerin iradesi devre dışı bırakılarak emperyalistlerin çizmiş olduğu bir harita söz konusudur” değerlendirmesinde bulunuyor.

KÜRTLERİN DURUMU

Özellikle bugün Ortadoğu’daki dört ülkede (Türkiye, Suriye, İran ve Irak) en büyük azınlık grup haline gelen Kürtlerin kaderi de büyük ölçüde bu anlaşma ile çizilmiştir. Sykes Picot ile siyasi sınırlar net olarak çizilmese de devamında yapılan anlaşmalar Kürdistan’ı resmen 4 parçaya bölmüş ve 4 sömürgeci devletin boyunduruğuna vermiştir. Sömürgeciler tarafından böl-parçala-yönet stratejisiyle yıllarca sömürge olmaktan kurtulamayan Kürtler, azınlıkta kaldığı dört egemen devlet tarafından asimilasyon, inkar ve imha politikalarına maruz bırakıldı.

TÜRKİYE

Sayısal olarak en çok Kürt nüfusunun yaşadığı Kuzey Kürdistan Türkiye’nin işgali altında bulunuyor.  Türkiye’de cumhuriyetin kuruluşundan başlayarak Türk ve Sünni Müslümanlık temelinde ırkçı bir milliyetçilik politikası izlendi. Makbul vatandaş sayılmak için Türk ve Sünni Müslüman olmak zorunluydu. Gayrimüslimler kısa sürede zorunlu göç, mübadele vb. yöntemlerle sorun olmaktan çıkarıldı. Ancak Kürtlerin varlığı resmi devlet politikasının başarılı olmasına engeldi. 1920’lerde başlayarak 1938’e kadar can ve mal kaybına neden olan pek çok başkaldırı, tedip ve sürgün olayları yaşandı. 1960’dan itibaren aydın kuşakların öncülüğünde Kürtlerin tanınma ve hak arama mücadelesi, çağdaş yöntemlerle, yeniden başladı. Kürtlerin Türk devletinden bağımsız olma mücadelesi halen süregelmektedir.

SURİYE

Suriye’de etnik grup olarak Araplar, Kürtler, Türkmenler, Filistinliler, Ermeniler, Rumlar, Asuriler ve başkaları; dinsel grup olarak Hıristiyanlar, Müslümanlar, Süryaniler ve başkaları; mezhepsel olarak Maruniler, Dürziler, Rum Ortodokslar, Rum Katolikler, Ermeni Apostolikler, Protestanlar ve diğerleri yaşar.

Suriye’de son yıllara gelinceye kadar Kürtlerin varlığından söz etmek bir yana, bu ülkede yaşayan Kürtlerin çoğunluğu resmen yok sayılmaktaydı. Kendi topraklarında vatansız yaşamaya mahkûm edilmişlerdi.

Arap baharı ile başlayan ve Rojava devrimine dönüşen sürecin ardından Kürtler, kendi Özerk Yönetim’lerini kurdu. Bugün anadilde eğitimden kültür sanat faaliyetlerine kadar Kürtler birçok hakkını elde etmiş durumdadır. Güney Kürdistan’ın ardından Kürtlerin özerk bir statü kazandığı ilk yer Rojava Kürdistan’ı oldu.

İRAN

İran, önemli sayıda Kürt nüfusu barındıran, görece güçlü bir Ortadoğu ülkesidir. Osmanlı imparatorluğu ile İran Safevi devleti arasında 1639’da imzalanan Kasr-ı Şirin antlaşması ile Kürdistan’ın bir bölümü İran’da kaldı. Bugün “İran Kürdistan’ı (Doğu Kürdistan)” olarak anılan bölgede önemli bir Kürt nüfus yaşamaktadır. Gerek Safeviler döneminde gerekse imparatorluk yıllarında yönetim otoriter ve baskıcıydı. Kürtler İran’da da temel insan ve ulusal hakları için sürekli mücadele içinde oldular. İkinci Dünya Savaşında İran Sovyet Rusya ve İngiltere tarafından geçici olarak işgal edildi. Bu aşamada Qazi Muhammed’in Cumhurbaşkanı olduğu ve Sovyetler Birliği’nin desteklediği Mahabat Kürt Cumhuriyeti kuruldu. Bir yılın sonunda Sovyetlerin çekilmesiyle birlikte İran ordusu Kürdistan’ın üzerine yürüdü.  Mahabat Cumhuriyeti’nin kuruluşuna katılan Kürt aşiret liderlerinin birer, birer İran Şahına biat etmeleri üzerine, desteksiz kalan Cumhurbaşkanı Qazi Muhammet teslim olmak zorunda kaldı ve idam edildi. Böylece tarihteki ilk Kürt Cumhuriyeti son buldu. Bugün İran Kürtleri de diğer komşu ülkelerde yaşayan Kürtler gibi varlıklarını ve temel demokratik haklarını benimsetmek için mücadele etmektedirler.

IRAK

Irak’ta nüfusun çoğunluğunu Araplar oluşturur. Arapların da yüzde 60’ı Şiidir ve Çelebiler, Musevi, Temmiler, Hasan, Hüseyin, Hafaci, Zevanil, Sand, Salman, Nuaymi, Karagol ve Mavali gibi adlar taşıyan yüzlerce aşiret halinde Basra bölgesinde yoğunlaşmışlardır.

Batı’da toplanmış olan azınlık Sünni Arap nüfus ise genel olarak üç aşiret arasında dağılmıştır. Bunlar Ürdün ve Suriye’ye de yayılmış olan Dileym aşireti, bütün Arap dünyasına yayılmış olan ve Hicaz-Ürdün-Suriye hattında yoğunlaşan Şemmar aşiretinin bir kolu olan Cubur aşireti ve tarihi boyunca gerek Cubur gerekse Türkmen Bayat aşireti ile sürekli çatışma halinde yaşayan Ubeyd aşiretidir. Cuburlar ile Ubeydler arasında da tarihsel kan davası vardır.

Irak’taki en büyük azınlık grubu ise Kürtlerdir. Soran’da ağırlıklı olarak Şafii Kürtler, Behdinan’da Nakşibendi Kürtler yaşar. Şengal bölgesinde Êzidî Kürtler yaşar.

Irak’ta birinci dünya savaşından hemen sonra, Kürtler varlıklarını ve temel insani haklarını tanıtmak için yaptıkları müteaddit girişimler İngiltere’nin karşı çıkmasıyla önlendi ve başarılı olamadı. Kürtlerin Irak’ta Krallık sonrası yıllarda da sürdürdükleri hak arayışlarına karşılık, verilen kimi sözlere ve tanınan anayasal güvencelere rağmen, gerçekçi bir statü kurulamadı. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) kuruluncaya kadar yaşanan belirsizlik devam etti. Irak Kürdistan’ı (Güney Kürdistan) Kürtlerin statü kazandığı ilk parçadır. Güney Kürdistan Hükümeti’ni elinde bulunduran KDP, yakın zaman önce başarısızlıkla sonuçlanmış bir de bağımsızlık referandumu yaptı.

KÜRTLERİN ÇÖZÜME DAHİL EDİLMEMESİ

Suriye’de taşlar yeniden yerine oturtulurken Kürtlerin buna dahil olmaması için emperyalist güçler çaba göstermeye devam ediyor. Sykes-Picot statükosunu devam ettirme derdinde olan emperyalistlerin karşısında yüz yıl öncekinden çok farklı bir konumda Kürtler bulunuyor.

Aydın bununla ilgili şunları belirtiyor: “Kürtler açısından dünden bugüne çok temelli bir farklılık var. Dün birbirlerine çelme takan birbirini tanımayan birbirlerine karşı farklı güçlerle işbirlikçilik yapan Kürt aşiretleri söz konusuydu. Bugün ise kendi içinde sınıfsal bölünmeye uğramakla birlikte Kürtlerin iki merkezi temsiliyeti söz konusudur. Dolayısıyla dün Kürtleri hiç dikkate almadan harita çizme şansına sahip olan emperyalistlerin bugün böyle bir şansı yok.”

‘KÜRTLER DEVLETSİZ BIRAKILMAK İSTENİYOR’

Suriye için aranan çözüm önerilerine Kürtlerin dahil edilmemeye çalışıldığını kaydeden Aydın, “Bugün gerek emperyalistler gerek bölgenin egemen güçleri tarafından Suriye krizinin çözümüne Kürtleri dahil etmeme anlayışı sürdürülüyor. Kürtleri statüsüz ve devletsiz kalmaya mahkum etmek isteyen güçler var. Gerek kirli ittifaklarla gerek fiziki mutabakatlarla bunlar devam ediyor. 40 milyonu aşkın nüfusu bulunan Kürtlerin bölgede statü kazanmaması için birbiriyle zıt devletler bile ortaklaşabiliyor” şeklinde konuştu.

“Yüz yıllık bir gecikmenin sonucu olarak Suriye, İran, Irak ve Türkiye’de Kürtlerin hak ettiği statünün tanınması gerekir” önerisinde bulunan Aydın, bunun Ortadoğu’da adalet ve barışın sağlanmasına yarayacağını ifade etti.

‘KALICI ÇÖZÜM İÇİN KÜRTLERİN DAHİL EDİLMESİ ŞARTTIR’

Suriye’de özellikle DAİŞ’le mücadele sürecinde Kürtler ile ABD arasında fiili bir ittifakın bulunduğunu kaydeden Aydın, “Bundan rahatsızlık duyanların Kürtleri ABD’ye muhtaç bırakan statülerini ortadan kaldırması gerekir. Kürtlerin hakları verilirse Kürtler bu ittifaka mecbur kalmaz. Şunu da belirtmek gerekir Kürtlerin bugün ABD ile yaptığı ittifak kirli bir işbirlikçilik değil, Kürtler Suriye, Irak, İran ve Türkiye’de konfederal çözüm modeli önermişti. Bugün de aynı çözüm önerisinde ısrar ediyorlar. Dolayısıyla Kürtlerin ABD’nin bölgedeki kılıcı olduğu yönündeki yollamaların gerçeklikle bir bağlantısı yoktur” değerlendirmesinde bulundu.

“Bölgede çözümün kalıcı hale gelmesi isteniyorsa Kürtlerin dahil edileceği anlaşmaların yapılması şarttır” diyen Aydın, Kürtlerin çözümü zorlaştıran değil kolaylaştıran bir tutum benimsediğini söyledi.

YENİDEN PAYLAŞIM SÜRECİ

Yüz yıl öncekine benzer şekilde açık bir egemenlik, paylaşım, nüfuz savaşına sahne olan Ortadoğu, bu kapışmanın derinleşerek yeni kriz dinamiklerine yol açtığı bir süreçten geçiyor. Deşifre edildikten sonra hemen hemen her taraftan saldırıya uğrayan Sykes-Picot anlaşması bugün tümüyle ortadan kalkma sürecini yaşıyor. Ortadoğu’da Suriye merkezli devam eden üçüncü dünya savaşı gerçekliği ve sömürgeci güçlerin attığı adımlar Ortadoğu’da yeniden bir dizaynı şekillendiriyor.

ABD-RUSYA ANLAŞMASI

24 Haziran 2019’da Kudüs’te gerçekleştirilen üçlü (ABD-Rusya-İsrail) güvenlik zirvesinin ardından yaşananlar birlikte değerlendirildiğinde Suriye’de uzun yıllardır yaşanan siyasi krizin çözümü ve Ortadoğu’daki dengelerin yeniden oturtulması konusunda ABD ve Rusya’nın mutabık olduğu anlaşılmaktadır. Geçtiğimiz günlerde Şark’ul Avsat’a konuşan ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, Rusya dışında 2011’den sonra Suriye’ye giren tüm yabancı güçlerin Suriye’den çekilmesi gerektiğini söyledi. Bu sözlerin her ne kadar İran’ın Suriye’den çıkarılması için sarf edildiği söylense de temelde bir Rusya-ABD anlaşmasının Kudüs’te yapıldığını açıkça göstermektedir. Anlaşmanın İran’ın Suriye’den çıkarılması dışında neleri içerdiği zamanla ortaya çıkacak ancak bu anlaşma adım adım uygulanırken Kürtlerin bu anlaşmanın neresinde yer aldığı büyük önem taşıyor. Zira Suriye’de önemli kazanımlar elde eden Kürtlerin bugün de hesaba katılmamış olması yüksek ihtimal olarak görülse de bunun emperyalistler açısından yüz yıl öncekinden daha ağır sonuçları olacağına da kesin gözüyle bakılıyor.

SONUÇ

Kürtlerin Suriye üzerinden süren kamplaşmadaki özel pozisyonunu bir tarafa bırakırsak, halkların kendi geleceğini kendilerinin belirleyemediği koşullarda sınırların yeniden çizilmesi, aynı zamanda bir ‘yeniden paylaşım’ mücadelesi olarak anlam kazanıyor. Bu yeniden paylaşım sürecinde kuşkusuz Kürtlerin avantajları ve dezavantajları bulunuyor. Ortadoğu yeniden dizayn edilirken Kürtlerin en büyük handikabı ulusal birliğin sağlanamamış olması olarak görülüyor.

Kürtlerin yapacağı en büyük devrimin ‘ulusal birlik’ olacağını söyleyen Aydın, bu konuda şunları dile getiriyor: “Kürtler arasında bir ulusal birliğin sağlanması bölge sorunlarının çözümü açısından da Kürtlerin sorunlarının çözümü açısından yaşamsal bir önem taşımaktadır. Kürtlerin gerçekleştireceği en büyük devrim bir araya gelmektir. Parçalanmışlığın tek tek Kürt odaklarına faydası oluyormuş gibi görünse de bütün Kürtlerin ve bölgenin zararına olan bir durumdur. Bölge egemenlerinin tek tek kullandığı Kürt odakları aynı zamanda bölgenin barışını ve Kürtlerin temel haklarına ulaşmasını engelleyen bir işlev görmektedir. Yapılması gereken çok açıktır. Herkesin kendi partisinin çıkarını Kürtlerin ulusal çıkarlarının arka planına atma becerisi gösterebilmelidir. Irak Kürtlerinin elindeki petrol imkanlarını bölgenin güç odaklarıyla birlikte kullanmak için izlediği politikaların Kürtlerin aleyhine olduğu gibi bölgenin barışının aleyhine bir işlev gördüğü de çok açıktır. Petrol çıkarlarını kendi partilerinin çıkarı için kullananlar sadece kendi tabanlarına değil bütün Kürtlere topyekun bir zarar vermektedir. Bir an önce bu sorunun çözülmesi gerekir.”

(rr)

ANHA


Diğer Haberler