4 Nisan: Bir halkın doğuşu-3

Çağdaş tarihimizin bütün büyük kahramanlıklarını, cesaret ve fedakârlıklarını, acı ve kayıplarını göstermesine rağmen, lanetli geçmiş ve kapitalist sistemin büyücüleri soylu yücelişe, özgürlüğe kolay imkân vermiyordu.

 

DEVLETLİ TOPLUMDAN DEMOKRATİK KOMÜNAL TOPLUMA

 

Bana göre sonuna kadar dostluk esprisi ile yürümem doğruydu. Kişiliğimden geriye kalan en önemli yanım buydu. Bununla oynamayacaktım. İhanet onlara kalsın, dostluk benim olsundu. Kenya’ya gidişim aslında mitolojideki (Yunan mitolojisi) Tartaros’a (cehennem kuyusu) atılmaktı. Zeus’un çağdaş piçleri bu günahı işlemekten çekinmeyeceklerdi. Afrika’nın sevimli zencileri Tartaros’ta görevlerini iyi yapıyorlardı. Düşle gerçek arası denilen noktadaydım. Cehennemden İmralı kayalığına Prometheus gibi bağlandığımda, tam yarı-insan ama diğer yarısının ne olacağı bilinmeyen biri konumundaydım. Enkidu müthiş savaşmış, ama kötü ölmüştü. Hegel “Devlet cisimleşmiş tanrıdır” der. Bütün dünya tanrılarının üstüme üşüşmeleri, gerçekten yarı-insan yarı-tanrı Prometheus soyuna beni tam bağlamış gibiydi. Yüreğim günde bin defa yenilse de, onu yenileme gücünü gösterecektim. Beynimi her gün kargalar gagalasa da çalışır kılacaktım. Şehir ve devlet toplumu midesinde beni epey çiğnemiş, ama geriye kusmuştu. Ben de midelerini parçalayamamıştım. Sonuçta şehirsel-devletsel toplumla kırsal komünal, çağdaş deyişle ekolojik-sosyalist toplum yan yana, uydurma bir barış ile değil de diyalektik bir ikilem halinde nasıl bir arada yaşayabilirler? Bu sorun üzerinde yoğunlaştım. Savunmamda ciddiyetle incelenmesi gereken bazı sonuçları yansıtmaya çalıştım. Amansız bir yaşamın ve hilesiz bir düşüncenin ürünleri olduğu için incelenmeye ve büyük dersler çıkarılmaya değer.

 

ARKADAŞIM BÜYÜK ARKADAŞTI

 

Kişiliğimdeki arkadaşlık anlayışı anamla aramızdaki çelişkilerden biriydi. O bu anlayışla kendimi aldattığımı söylüyordu. Sanırım büyük arkadaşlık arayışımı, arkadaş tutkunluğumu dikkat çekici bulmuştu. Mevcut toplumsal değerlerle pek uyuşur görmüyordu. Yalnız kalabileceğimi, arkadaşlarımın çıkarlarını kollayacaklarını fark ediyordu. Bu gerçeği de çok geç fark ettim. Sorun en iyileri, en bağlıları da olsa, arkadaşlarla ne yapılabilir, nereye kadar gidilebilirdi? Bana göre yapılamayacak bir iş, varılamayacak bir hedef yoktu. Köklü arkadaşlık bağlılığı yine Gılgameş-Enkidu ikiliğini anımsattı. Tarihte hep bu tarz bir ikilik vardır. Belki de evrensel düalizmin bir gereğidir. Büyük yürümek isteyenler büyük arkadaşlık isterler. Köyde daha çocuk yaşta bu arayıştaydım. Hasan Bindal bu arayışın ürünüydü. Lanetli çetenin bunu nasıl fark edip de komploya dahil ettiği halen benim için çözülmesi gereken bir sorundur. Ama eğer komplo arkadaşımla denediği oyunu tam sürdürseydi, daha o dönemde beni vurabilirlerdi. Demek ki arkadaşım büyük bir arkadaştı.

 

BOZULMAMIŞ İKİ KARADENİZ ÇOCUĞU: KEMAL VE HAKİ

 

Kemal Pir ve Haki Karer bozulmamış iki Karadeniz çocuğu olarak benim arkadaşlık tarzıma adeta bayılarak bağlanmışlardı. Bana en ufak bir zorluk gelmesin diye en erkenden dilini ve töresini bilmedikleri Kürdistan’a hepimizden önce yürümüşlerdi.

Fazla araştırmam olmadığı için isimlerini yazmak istemediğim en değme yiğitlik timsali arkadaşlarımdan (Mahsum Korkmaz’dan başlayan) yüzlercesini böyle şehit verdik.

 

İKTİDAR VE OTORİTE OLGUSUNDAN HİÇ HOŞLANMADIM

 

Çağdaş tarihimizin bütün büyük kahramanlıklarını, cesaret ve fedakârlıklarını, acı ve kayıplarını göstermesine rağmen, lanetli geçmiş ve kapitalist sistemin büyücüleri soylu yücelişe, özgürlüğe kolay imkân vermiyordu. Son iki yüzyılın ulusal ve sosyal kurtuluş yöntemlerini denememize rağmen kazanımlar sınırlıydı. Onurlu bir barış gerçekleşmemişti. Denemek istediğim yöntem en azından 1975’lerinki kadar heyecan uyandıran ‘demokratik çözüm ve barış’ hamlesiydi. Muhatapların yüksek anlayış gösterip katkı sunacaklarını beklemiştim. Fakat beni tam yenilmiş saydıklarından ciddiye alamadılar. Hatta alçaltıcı bir çaba gibi değerlendirdiler.

Ben baştan beri iktidar, otorite olgusundan hoşlanmadım. Ama iyi iş yapma düzeninde de çok hassastım. Halkın bazı yüce işlerini takip etmem her koşul altında bir iman, inanç meselesiydi. Sık sık şu uyarıları yaptığım çok olmuştur: Benim adımla anıldıkça, Kürt halkının da korunacak bazı değerleri olacaktır. Dikkat etmeyenler fena kayaya çarpıldıklarını er geç anlayacaklardı. İçte ve dışta fena bir kayaya çarpıldıklarını yavaş yavaş anlamanın zamanıdır.

 

BİR GÜNLÜK YAŞAMIMI YAŞASINLAR TÜM MİRASIMI VERİRİM

 

Önderlik temsilimin ailecilik kokmaması için çok büyük çaba harcadığım bilinmektedir. Osman Öcalan’ın bilinen bazı eğilimlerine en kapsamlı eleştiri ve pratikleri de ben yaptım. Buna rağmen en ufak bir eksikliğime veya Osman bahanesine sığınıp örgüt içinde ve dışında ‘Öcalanizm’den’ kurtulma çabalarının yaygınlaştırılmak istenmesi hayli ilginçtir. Bir gazetede birileri ‘Kemalizm’le Öcalanizm’den kurtulmadan sol gelişmez” diyordu. Bunu diyenlerin en aşağılık bireycilikler içinde yaşadıkları bilinmektedir. Bunlar çok serseri ve gafildirler. Benim bir günlük yaşamımı yaşamaya güç getirseler, tüm mirasımı bu sahtekârlara vermeye hazırım. Bunlar biz olmazsak yaşam hakkından da yoksun kalacaklarını bilmeyecek kadar gafil ve alçaktırlar.

 

KADIN DEVRİMİ DEVRİMDE DEVRİMDİR

 

Kadının büyük şahlanışı olmadan, halkların onursal hiçbir davası kazanılamaz. Hareketimin içinde kadın özgürlüğü en temel değerlerin başında gelmektedir. Kaldı ki, kadın hareketi dünya çapında yeni gelişmeler yaşayan sosyal devrimlerin en temel yanlarından biridir. Kadın devrimi devrimde devrimdir. Özgürleşen kadını anlamak, tarihi, toplumu, yaşamı yeniden anlamaktır. Kadını dinsel feodal gericiliğin ve kapitalizmin aşırı metalaştıran nesnesi olmaktan çıkarmak temel görevlerdendir. Yine feodalizm ve kapitalizmin hâkim değer yargıları ile yüklü egemen erkek ahlakından, evliliğinden kurtulmak temel görevdir.

 

YAŞAMIM DOĞRU ANLAŞILMALI

 

Yaşam öykümde son dönemin doğru anlaşılması önemlidir. Genelde de yaşamımın doğru yorumlanmaması arkadaşların büyük hata yapmasına, fırsatları değerlendirmemesine, çarçur etmelerine yol açıyor. Bu sığ durumlar ne pahasına olursa olsun terk edilmelidir. Çünkü kişiye hiçbir katkı sunmuyor. Tekrar Kemal Pir yaklaşımını hatırlatırım. Özellikle zindan çıkışlı arkadaşların Kemal Pir’in anısını yaşatmaları öncelikli görevleridir. Tabii bu diğer tüm arkadaşlarının simgesi olarak değerlendiriliyor. Binlerce böyle soy değer var. Bunların onda birine layık olanların üstesinden gelemeyecek bir görevleri olamaz. Özgür ortamda olan arkadaşları anlamlı başarılardan başka hiçbir çaba kurtaramaz. Büyük düşünmek ve en soylu tavırları sergilemek, sonuç alıcı başarıları sağlamak zamanıdır.

 

YAŞAMAMIM ÜÇ DÖNEMDE İNCELENEBİLİR

 

BİRİNCİ DÖNEM: DEVLETÇİ DÖNEME İLK ADIM

 

Bireysel ve örgütsel yaşamımı üç döneme ayırmak mümkündür. Birinci dönem, anamla kendi toplumsallığımı kendim kurabilmeliyim iddiasıyla başlayıp, önce aileye ve köye karşı gösterilen tepkiden sonra ilkokula gitmeyle başlamıştır. İlkokula başlamak devletleşmeye ilginin ilk ciddi adımıdır. Kişilik komünal toplumdan devletçi topluma doğru bir dönüşümün adımını atar. Şehirleşmeyle birlikte yürür. Şehir değerleri kırsal komünal değerlere göre üstün sayılır. Orta, lise, memurluk ve üniversite son sınıfına kadar okumak devlet adamlığı için ön hazırlıktır. Herkeste bu yaşlarda kati bir şekilde şehir-devlet kişiliği hâkim olur. Geri bırakılmışlık ve ezilen milliyet konumu devlete tepkiye dönüşür. Sol sempatizanlık aslında adil, eşitçi ve daha kalkınmacı devlet arayışından başka bir anlama gelmez. Kişilik bu dönemde ezici biçimde geleneksel toplumun bağlarından kopartılmıştır. Anacıl komünal kırsal ve soy toplumu büyük oranda inkâra uğramış, bunun yerine kendinde geçmişini inkâr eden, küçük gören, devlet ve şehir büyüklüğüne tapınan, gözü kara resmi düzene koşan oldukça marjinal bir kişilik oluşmuştur. Oldukça trajik bir kişilik katliamı yaşanmıştır.

 

İKİNCİ DÖNEM: BURJUVA DEVLETİNDEN KOPUŞ VE KENDİ SİSTEMİNİ KURMA

 

İkinci dönem, bu sefer burjuva toplum ve devletinden kopup kendi çağdaş toplumsal ve siyasal sistemini kurma amacına yönelik bağımsız bir ideolojik grup kurma denemesiyle başlar. İlk toplumsallaşmanın çocuklarla dinsel dualar, ilkokula gitmeler temelinde oluşturulmasına karşılık, ikinci toplumsallaşma üniversite öğrencileriyle sol ve ulusal ideoloji temeli üzerinde geliştirilir.

İkinci yaşam dönemi devlet odaklı olduğundan, daha henüz yitirilmemiş komünal demokratik duruş özelliklerinden ötürü çelişkiliydi. Sonucu bu çelişkilerin boğuşması belirleyecekti. 15 Şubat 1999 aynı zamanda devlet odaklı yürüyüşe ölüm darbesi indirmişti. Eğer devlet odaklı particilik, devletçilik bir hastalıksa, o halde 15 Şubat 1999’da tüm kapitalist dünya devletlerinin bana vurduğu darbe aynı zamanda üçüncü doğuşum için bir ilaç, bir ebelik rolünü oynayacaktı.

 

ÜÇÜNCÜ DÖNEM: KOMPLODAN SONRAKİ VE SONUNA KADAR SÜRECEK OLAN

 

Üçüncü yaşam dönemi, eğer adına ve özüne yaşam denilebilecekse, 15 Şubat 1999’dan sonuna kadar gidilebilecek aşama olarak ayrıştırılabilir. Belirgin niteliği, genelde devlet odaklı, özelde kapitalist modern yaşamdan kopuşla başlamasıdır. Tekrar yaban yaşama koşmuyorum. On bin yıl öncesine gidecek değilim. Ama insanlığın bazı temel değerlerinin o yıllarda gizli olduğu da kesindir. Uygarlığın bin bir hile ve zorbalıkla kestiği o dönem insanlığı bilimsel-teknik seviyeyle bütünleştirilmedikçe insanın gerçek kurtuluşu, özgürlüğü mümkün olamazdı.

Uygarlık ve devlet odaklı yaşamdan kopmak gerileme değildir. Tersine doğadan ölümcül kopuşa, kan ve yalana dayalı şişirilmiş iktidar kişiliğinden vazgeçme belki de en temelli sağlığa kavuşma imkânıdır. Hastalıklı toplumdan sağlıklı topluma, sıkboğaz, obez, çevreden kopmuş, bir nevi kanserleşme olan aşırı şehirleşmiş toplumdan ekolojik topluma, tepeden tırnağa otoriter ve totaliter devletli toplumdan komünal demokratik ve özgür-eşit topluma doğru bir yöneliş söz konusudur. Avcı kültürüyle hayvan katliamına, uygarlığın insan katliamına, kapitalizmin doğa felaketine yol açan zincirleme halkasından kurtulma yeni bir insanlığa kapıyı aralayabilir. Hayvanlarla dost, doğayla barışmış, kadınlarla dengeli güç yapısına dayanan, barışçıl, özgür-eşit, aşklı yaşam, bilim ve tekniğin gücünü savaş ve iktidarın oyuncağı olmaktan çıkarmış ahlaklı politik bir kişilik, beni, en azından Enkidu’yu şehre ve devlete bağlayan çekim gücü kadar çekiyor, anlamlı kılıyor. Tek kişilik tutukevinin yarattığı bir özlemden kesinlikle bahsetmiyorum. Büyük bir düşünsel, ruhsal paradigmadan bahsediyorum. Kategorik yaklaşımdan, büyük güce tapınmadan, çağın, tüm uygarlıkların kan lekeleri altında parıldayan yaldızlı yaşamlarından gerçekten hem bıktım hem de nefret ediyorum.

ÖNDER ABDULLAH ÖCALAN’IN SAVUNMALARINDAN DERLENMİŞTİR 

ANHA


Diğer Haberler