41. Yıldönümüne girerken 12 Eylül faşizmi ve Yeni Osmanlıcılık

Bundan 40 yıl önce Türkiye’de bir askeri faşist darbe yaşandı. Bu darbe esas olarak Kürt özgürlük hareketine karşı gerçekleştirildi. Bu darbe Türk-İslam sentezli paradigmanın da Fasist Türk devletinin resmi görüşü olarak iç ve dış siyasette yeni döneme girmesi anlamına geliyordu. 12 Eylül faşizmi Türkiye sınırları içinde başta Kürt soykırımı üzerinde yoğunlaşırken devrimci-demokratik muhalefetin de tümüyle kökünün kazınması politikası yürüttü. Dış politika da ise başta sınır komşuları olmak üzere dünyanın genelinde oldukça saldırgan bir politika izledi. Güney Kürdistan dağları bu darbe ile bombalanmaya başladı. Saddam faşizmi ile Türk faşizmi ortaklaşa Kürt soykırımında güç birliği yaptı. Halepçe katliamına kadar bu süren bu iş birliği Güney Kürdistan halkının yok edilmesi politikası idi. Bu politika giderek Kürt işbirlikçileri ile birlikte yürütülen bir soykırım saldırısına dönüştü. 1992 Haftanin’den Zele’ye kadar süren işgal saldırıları Saddam’dan boşalan yerin ihanetçi-işbirlikçilerce doldurulması ile gerçekleşti. 12 Eylül faşizmi ile birlikte işbirlikçi ve Faşist TC eliyle ortaklaşa boşaltılan Asuri/Süryani köylerine yeni süreçte gerillaya destek olmasın diye Kürt köyleri de eklendi. Yani 12 Eylül Kürtlerin kökünün kazınması için sadece Kuzey’de değil Güney’de de bir işbirlikçi güçle hareket etmeye başladı. 12 Eylül faşizmine karşı hem zından da ve hem de dağda direniş arttıkça saldırıların boyutu ve ihanetin düzeyi ona parelel olarak gelişti. Bu, yanına ihanetçi kürtleri de alan türkçülüğün, özgürlük hareketi ve Kürt özgürlük hayaline karşı karşı geliştirdiği bir saldırıydı.

12 Eylül faşizmi Suriye’de de İhvan-ı Müslüm hareketini eğitip donatarak Hama-Humus ayaklanmasını gerçekleştirdi. Bu politika bugün AKP/MHP faşizminin Suriye’de uyguladığı politikanın ilk adımı oluyordu. Uluslaraarası ve bölgesel Konjönktür bu ayaklanmanın başarılı olmasını engelledi. NATO-CIA ve Türk istihbarat çalışmasının sonucu ortaya çıkan bu ayaklanma kısa sürede çok acımasız bir şekilde Esat Yönetimi tarafından bastırıldı. Eğer bastırılamayıp daha da gelişme şansı yakalanmış olsaydı faşist-sömürgeci TC’nin Misak-ı Milli hayali o donemde Müslüman Kardeşler adındaki istihbarat örgütü aracılığı ile gerçekleşecekti. Bu MİT-CIA örgütlenmesi Yeşil Kuşak projesine uygun olarak tüm Müslüman dünyasında adım adım geliştirilmeye başlandı. Fetullah Gülen’in Işık okulları da bu projenin önemli bir aşaması oldu. Faşist TC ve Katar ilişkileri İhvan-ı Müslüm ekseninde gelişti. Bu eksen şimdi İslam dünyasında harekete geçen tüm çete örgütlenmeleriyle ortaklık çerçevesinde genişledi.

Vatikan’da Papa’nın vurulması, İsveç Başbakanı Olaf Palme’nin katli ve Ermenilere karşı dünyanın bir çok yerinde geliştirilen suikastler, 12 Eylül faşizmi ile birlikte doruğa çıktı. Faşist TC imparatorluk arayışı adı altında bir çok uluslararası gücün tetikçiliğini de üslenmeye başlayarak artık yeni bir sürece giriyordu. Yani Faşist TC, 12 Eylül ile birlikte siyasal anlamda Türk/islam sentezli bir paradiğmanın gereklerini yerine getirirken aynı zamanda İstihbarat/mafya devletine dönüştü.

İşte bugün AKP/MHP faşist iktidarı bu gelişmeler üzerinden ouşturulup kurgulanmış bir dönemin adı olmaktadır. Çetleşmede, mafyalaşmada ve tetikçilikte zirveleşme dönemi anlamına gelen AKP/MHP faşizmi aynı zamanda kendisine uygun bir Kürt işbirlikçiliği de geliştirdi. Bugün Güneyde yaşanan İşbirlikçiliğin geldiği düzey tüm çıplaklığı ile gözler önündedir. 12 Eylül faşizminin iradesini kırdığı Kürtler bugün AKP/MHP faşizmi için çalışmaktadır. Şengal’de Ezidileri DAİŞ’e peşkeş çeken işbirlikçilik, Kuzey Suriye’de oluşturulmak istenen Demokratik Özerk yaşama karşı yapılan saldırılara ortak olan teslimiyetçilik 12 Eylül’ün yarattığı Korku imparatorluğunun bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır.

Dört parça Kürdistan ve dünyanın her yerinde Kürtler 12 Eylül faşizmi ve onun bir üst aşaması olan AKP/MHP faşizmine karşı direndikçe hem faşist TC ve hem de işbirlikçilerin daha da azgınlaşması aslında özgürlük arayışındaki Kürtlerin ne kadar doğru yolda olduğunu göstermektedir.

Faşizm zındanlardan dağlara uzanan ve oradan da ovalara, şehirlere varan direniş hattında yenildikçe çılgınlaşmakta. Çılgınlaştıkça yüzündeki hukuk, adalet, demokrasi gibi maskeler düşmekte. Ve tüm canavarlığıyla ortaya çıkmakta. Doğal olarak da bu canavara karşı tüm insanlık birleşme ihtiyacını hissetmekte. İşte bugün 12 Eylül faşizmine karşı dalga dalga tüm Kürdistan ve bölge halklarına özgürlük umudu aşılayan Özgürlük Hareketi Önder APO’nun rehberliğinde her zamankinden daha fazla İnsanlığa özgür gelecek müjdelemekte. Dün nasıl Sömürgeci TC faşizmi Kürtlerin özgürlük talebi ve mücadelsi önünde askeri elbiselerini atıp gerçek yüzüyle AKP/MHP faşist iktidarı olarak ortaya çıkmak zorunda kaldıysa; bugün de her türlü işbirliği ve ihanet desteğine rağmen yakın bir gelecekte tarihin çöp tenekesine atılacak. Kadınıyla, erkeğiyle; genciyle, yaşlısıyla Kürtler, şehitlerin ve Önder APO’nun emrettiği yolda ilerleyerek özgürlük özlemini gerçekleştirecektir.  Direnenler kazanacak ve özgür yaşamı mayalarken tarihteki onurlu yerlerini alacaklar. İşbirliği ve ihanet Bekolar, Rayberler ve benzerleri gibi nefretle anılacak.

İşte 41. Yılına girerken sivil görünümlü ama askeri faşist diktatörlüğün yapamadığı görevleri yerine getirmeye çalışan AKP/MHP faşizmine karşı mücadele bir insanlık görevi olarak karşımızda duruyor. Kürt kadın ve erkekleri özgürlük için ulusal birlik takebini faşizmin soykırımına karşı Kürt varlığını korumak için Ulusal birliğin şart olduğunu haykırıyor. Faşizm ancak kürtler ve halklar arası birlik gerçekleştikçe yenilir. Aksi durumda Faşizm sırasıyla başta Kürtler olmak üzere kendisinden olmayan herkesi yok etmek için uygun zamanı kollar. Tarihte ve bugün sonucun böyle olduğunu bilerek herkesin gaflet uykusundan uyanması insan olmanın bir gereğidir.

ANHA


Diğer Haberler

Agitleşmek