ABD-İran arasında yıllar süren gerilim

Ortadoğu coğrafyasında yaşanan kriz ve savaş durumu ABD-İran arasındaki çelişkileri daha fazla görünür kıldığı gibi, bu çelişkilerin daha kompleks bir hal alarak görünür olmasını sağladı. Herkesin merak ettiği soru ise, kompleks hale gelen bu çelişkilerin sıcak bir savaşa dönüşüp dönüşmeyeceği.

ABD ile İran arasındaki kriz gün geçtikçe büyüyor. İki taraf arasında yapılan sert açıklamalar her an bir savaş çıkacakmış endişesi yaratıyor. Karşılıklı yapılan açıklamalar ise, çelişkili durumu her geçen gün sıcak bir savaşa doğru sürüklüyor.

Washington ve Tahran dostluğu

Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin döneminde 1955 yılında Washington ile Tahran arasında ‘Dostluk Anlaşması’ imzalanmıştı.  İran İslam Devrimi öncesinde iptal edilene kadar devam eden bu anlaşma, İran ile ABD arasında ekonomik ve diplomatik ilişkilerin güçlendirilmesini beraberinde getirmişti.

ABD, İran’ın nükleer silah alt yapısını oluşturdu

Bu anlaşmanın en büyük sonuçlarından biri de İran’ın ABD’den askeri teçhizat ve silah almasına olanak sağlamıştı. 70’li yıllara kadar devam eden bu durumla İran, Birleşmiş Milletlerden (BM) istediği en gelişkin nükleer silahları alabilmişti.

1955 ‘Dostluk Anlaşması’ ABD’nin, İran’da askeri gücünü artırması için ilk adım oldu ve bununla birlik 18 farklı anlaşmanın daha imzalamasının önünü açtı. Bu anlaşmayla iki ülke arasında dostluk oluşturuldu. Bu anlaşmalardan biride 5 Mart 1957'de Washington'la "Barış için Atom" programı kapsamında atom enerjisi kullanımına ilişkin yapılan nükleer anlaşma oldu.

Öte yandan Amerika, ABD üniversitelerinde nükleer enerji eğitimi gören İranlı 20 öğrenci için araştırma imkânı oluşturdu. İki taraf arasındaki anlaşma kapsamında özellikle uçak ve teknik olmak üzere istihbarat ve askeri eğitimler için eğitim merkezleri oluşturuldu.

ABD’li araştırmacılara göre, ABD’nin bu anlaşmayla İran’da askeri varlığını artırıp Çin’e ulaşmayı amaçladığını açıkladı. ABD’nin şimdiki başkanı Donald Trump da şimdi bu kararı tekrarlayarak Orta Asya ülkelerinde askeri varlığını artırıyor.

Burada ortaya çıkan ilginç durum ise iki taraf arasında gerçekleşen büyükelçilik saldırılarına rağmen anlaşmanın devam etmesi oldu. Ardından İran, ABD’nin 1955 yılında imzalanan anlaşmayı ihlal etmesine ilişkin hazırladığı şikâyet dilekçesiyle Uluslararası Mahkeme’ye başvurdu.

Dostluk düşmanlığa dönüştü

1951 yılından parlamento tarafından Muhammed Musaddak’ın başbakan seçilmesiyle, İran siyasetinde kriz ortaya çıktı. Muhammed Musaddak’ın, petrol ve gaza ilişkin bir karar çıkarması doğrudan ABD ile İngiltere’nin tepkisiyle karşılaştı.

Öte yandan Şah ile Musaddak arasında hükümet görevlerinin paylaşımı konusunda çelişkiler ortaya çıktı. Şah sonunda Musaddak’ın çıkardığı kararları onaylamak zorunda kaldı. Ardından ordu, ABD ve İngiltere istihbaratı ortaklığıyla Muhammed Musaddak hükümetine dönük bir darbe gerçekleştirildi ve yapılan geniş gözaltı operasyonlarıyla Şah iktidarı geri getirildi. Bununla birlikte ABD-İran düşmanlığı bir kademe daha arttı.

Yaşananlardan fayda çıkaran ve taraftarlarını toplayan Ruhullah Humeyni, 1979 Şah sistemini yıkarak İran İslam Devrimi lideri oldu. Kısa süre sonra yani 4 Kasım 1979'da ABD'nin Tahran Büyükelçiliği İranlı öğrenciler tarafından basıldı ve onlarca diplomat 444 gün boyunca rehin alındı.

ABD, 1980 yılında İran ile ekonomik ve diplomatik ilişkilerini sonlandırdı. ABD’ye ait ürünlerin İran’a gitmesi yasaklandı. ABD, baskıyı arttırmak için İran'dan petrol ithalatını askıya aldı ve İran'a ait milyarlarca dolar donduruldu.

Aynı yıl İran halkı tarafından tutulan Amerikalı rehineleri kurtarma operasyonu başarısızlıkla sonuçlandı. ABD uçağı Luk bölgesinde düştü ve 8 ABD askeri yaşamını yitirdi.

1981 yılında Ronald Reagen’in ABD başkanı seçilmesiyle, İran, Amerikalı rehineleri serbest bıraktı. Washington 1984’de İran’ı “Teröre destek veren ülkeler” listesine aldı.

George Bush’un ABD başkanı seçildiği dönemde ise, Washington ile Tahran arasındaki kriz daha fazla büyüdü.  George Bush 2002 yılında İran’ı "Şer Ekseni" ülkeleri listesine aldı ve İran’a yönelik baskıları artırdı. Dönemin İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, uranyum seviyesini artırma programını gündeme koydu ve bu konuda çalışmalar yürüttü.

İki ülke arasındaki gerilim, Ortadoğu’da krizi azaltmak için çabalayan Barack Obama, başkanlığa gelene kadar da devam etti. Obama 2015 yılında, Avrupa Birliği aracılığıyla İran ve BM Güvenlik Konseyi’nin de aralarında bulunduğu ‘P5+1’ anlaşmasını imzaladı.

Donald Trump’da başkanlık döneminde baskı ve tehditlerle İran dosyasında bir çözüm oluşturmaya çalışıldı. Trump başkan olmadan önce seçim propagandalarında İran ile nükleer anlaşmayı reddettiğini açıkladı ve ardından 2017 yılında nükleer anlaşmadan çekilerek, İran’a dönük ambargo uygulamaya başladı.

Ortadoğu’daki gerilim ile nükleer sorununun ilişkisi

Başından beri Trump, İran ile nükleer anlaşmayı Ortadoğu sorununa bağlayacak bir strateji izledi. Seçimlerin ardından şahin kanattan sayılan Mike Pompeo’nun dışişleri bakanı, bir süre önce görevden alınan John Bolton’un ise ulusal güvenlik danışmanı olarak atanmasıyla İran ile yaşanan gerilimin dozajı arttı.

Artan bu gerilim ile birlikte dünya kamuoyunda İran ile ABD arasında büyük bir savaşın kaçınılmaz olduğu yargısı oluşmaya başladı.

Zira Mike Pompeo bir konuşmasında, “İran’ın 2015’te imzalanan nükleer anlaşmayı Ortadoğu’yu savaş ve gerilimin merkezine çevirmek için şans olarak gördüğü; anlaşmadan aldığı finansmanı bölgedeki egemenliğini genişletmek ve Hizbullah, Husiler ve Irak’taki milislerin terör saldırılarına destek için kullandığı” yönünde ifadelerde bulunmuştu.

Mike Pompeo, baskıların hafifletilmesi için İran’a; nükleer faaliyetleri ve füze denemelerini durdurma, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteği kesme gibi 12 şart koştuklarını açıklamıştı.

Bu açıklama ve kararlar, ABD’nin İran’a karşı devreye koymaya çalıştığı baskıcı siyasetin adımları olarak değerlendirildi. Ancak İran izlediği siyasetle bu baskılara meydan okurken, olası her türlü saldırıya karşı koyacağını da çeşitli vesilelerle açıklamaktan geri durmadı.

Ya çatışma ya anlaşma

Suriye’den Lübnan, Filistin’den Yemen’e ve sürekli sıcak gelişmelerin yaşandığı Körfez ülkelerine kadar Ortadoğu’da yaşanan gerilimler, ABD ile İran arasında tırmanan gerilimle, durum büyük bir savaşın eğişine gelip dayandı.

Uluslararası ilişkiler ve İran araştırmacısı Dr. İyad El Mecali, konuya ilişkin ANHA’ya şu değerlendirmelerde bulundu: “Yaptırım yöntemi, beraberinde çetin bir ekonomik savaş ortaya çıkarıyor. İran’daki siyasi iktidar mevcut kurumları ve dışişleri bakanlığı aracılığıyla ABD’nin tüm açıklamalarına rağmen stratejik uygulamalarını sürdürüyor. Bunun yanında elindeki en güçlü kart olan nükleer anlaşmanın tarafları olan Avrupa ülkelerinin koruması altına giriyor ya da ABD’nin müdahalelerine karşılık bölgedeki ABD hava üslerine, kendi yanlısı gruplar eliyle saldırılar gerçekleştiriyor. Bununla birlikte İran, Hürmüz körfezindeki egemenliğini de elinde güçlü bir kart olarak kullandı.”

El Mecali devamla, “İran’ın elini güçlü tutan bir diğer kart da nükleer anlaşmadaki taahhütleri kısmen durdurarak Uranyum zenginleştirme sınırını aşması oldu. Şimdi üçüncü bir adım olarak da eski reaktörlerini yenileme ve nükleer programını aktifleştirme hazırlıkları yapıyor. Bu adımlar haliyle ABD ve müttefikleri için endişe yaratıyor” dedi.

Mecali’ye göre, iki ülke arasındaki gerilimin tırmanması, bölgeyi kaos merkezine dönüştürme ve ilişkilerinde kriz yaşayan taraflar için savaş çanlarının çalınması anlamına geldi. Bu da beraberinde, Avrupa Birliği’nin yaptırımları ve ABD’nin ekonomik baskıları altındaki İran’ın, Avrupalı müttefiklerinin kendisine karşı nükleer anlaşmadaki sorumluluklarını yerine getirmesiyle büyük bir yıkımdan kurtulmasını sağladı.

Söz konusu gelişmelere ilişkin El Mecali, “ABD ve İran arasındaki gerilim, aktif tarafların müttefikliğinde gerçekleşiyor. AB ve nükleer anlaşmanın ortakları da mevcut duruma ve yaşanan gerilime karşı tahammül göstermeye çalışıyor” ifadelerini kullandı.

Avrupa’nın iki ülke arasındaki diplomatik faaliyetleri aktif hale geldi. Siyasi inisiyatifiyle İran’ın diyalog masasına oturması ve mevcut ABD yönetimiyle yaşanan sorunları çözmesi önerisinde bulundu.

Öte yandan ABD, uyguladığı yaptırımlarla, İran’daki siyasi iktidarı komşu ülkelere yönelik müdahalelerinden caydırmak, balistik füze konusunda yeniden araştırmalar yapmak ve Körfez’deki uluslararası misyonu korumayı amaçlıyor.

El Mecali, konuya ilişkin şunları belirtiyor: “Tüm taraflarıyla uluslararası toplumun yürüttüğü diplomatik faaliyetler, mevcut gerilimin yatıştırılması ve görüşlerin birbirine yakınlaşması amaçlıdır. Bu çabalar yakın bir zamanda gerçekleşecek Ruhani ile Trump görüşmesi içindir. Bu görüşme iki taraf arasındaki buzların erimesini sağlayacak ve diyalog masası etrafında oturmanın zeminini yaratacaktır.”

Bolton, İran ile anlaşmanın bedelini mi ödedi?

Trump yönetimi, John Bolton’un son dönemlerde Beyaz Saray’a da uygulatmak istediği diplomasi yöntemine ters düştü. Ardından Trump’ın baskısı ve görevden alındığını duyurmasıyla beraber Bolton istifa etmek zorunda kaldı. Öte yandan Washington ile Yemen’deki Husi güçleri arasındaki doğrudan görüşmelere ilişkin yayılan bazı bilgilere göre bu görüşmelerin İran olmadan gerçekleşmesi mümkün değil. ABD basını da bu diyaloğu İran’la varılacak anlaşmanın ilk halkası olarak yorumluyor.

ABD Başkanı Donald Trump, açıklamalarında devamlı, İran’ın kendileriyle görüşmek istediğine vurgu yapması dikkat çekici. Kimi İranlı yetkililer de Washington ile diyalogların önündeki en büyük engel olarak, ‘Büyük şeytan’ olarak nitelendirdikleri Trump’ı görüyor.

Yakın dönemde görüşecekleri basında yer alan Trump ve Ruhani’nin bu görüşmede sadece nükleer sorununu değil, Ortadoğu’ya savaşını masaya yatıracakları tahminleri yapılıyor. Bununla birlikte iki ülkenin ilişkilerindeki tarihsel akışa bakıldığında ise, bir anlaşmanın kolay gerçekleşebileceği ihtimalinin de son derece az olduğunu söylemek mümkün.

Ancak başta belirttiğimiz olası sıcak savaş durumu açısından da mevcut koşullarda net bir cevap vermek de son derece zor. Zira gerek uzmanlar gerekse iki devletin yönetimleri tarafından dahi olası sıcak savaşa dair net bir söylem kullanılmıyor.

 (sa/cj)

ANHA


Diğer Haberler