ABD ve İran: Gerginlikle geçen yıllar ve olası senaryolar

Son yıllarda Ortadoğu halk ayaklanmaları, iç krizler ve yönetim değişikliklerine sahne oldu. Bu durum kimi güçlerin Ortadoğu’da hakimiyet alanlarını genişletmesine, kimi ülkeler arasında da çatışmaların büyümesine vesile oldu. Buna en büyük örnek, 1979’dan bu yana aralarındaki gerginliğin bitmek bilmediği ABD ile İran. Yaptırımlarla ABD uzun yıllardır İran’da rejim değişikliğini hedeflese de, şimdiye kadar başarılı olmuş değil.

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Ortadoğu’daki hareketliliği 2003’te Irak’a müdahalesiyle beraber yeni bir aşamaya geçti. Bu durum, İran’ın doğrudan ya da dolaylı olarak tehdit ettiği Ortadoğu ülkeleri için İran’a bir karşı cevap olarak nitelendirildi. Beraberindeki gelişmeler ABD ile İran arasında krize, karşılık sert açıklamalara vesile oldu.

İki ülke arasındaki gerginlik, 1979 yılında ABD ve İngiltere destekli Şah Muhammet Rıza Pehlevi’nin devrilmesi ve İran yönetiminin Ayetullah Humeyni’nin eline geçmesiyle başladı. ‘ABD’ye Ölüm’ sloganıyla yola çıkan Ayetullah Humeyni, 11 Şubat 1979’da iktidara geçti. ABD ile İran ilişkileri koparan en önemli olay ise İran İslam Devleti olarak anılan ülkede 4 Kasım 1979 günü ABD büyükelçiliğinin basılması elçilikte çalışan 52 kişinin 444 gün boyunca rehin tutulması idi. 1979 süreciyle başlayan olaylar silsilesi, İran’a yönelik ilk ticari yaptırım olarak 1995 yılında şekil aldı. Washington yönetimi, 1995'te terörizme destek verdiği ve nükleer silah üretmeye başladığı iddiasıyla İran'a petrol ve ticaret yaptırımları uygulamaya başladı. İran ise suçlamaları reddetti.

ABD ve BM’nin İran’a yönelik yaptırımlarının kronolojisi

ABD büyükelçiliğinin basılması, İran yönetiminin değişmesinin ardından iki ülke arasındaki kriz yaratan başlıca olay oldu. Dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter, olay sonrası İran’ın ABD bankalarında bulunan 12 milyar dolarlık altın ve para hesaplarını dondurdu.

1995 yılında dönemin ABD Başkanı Bil Clinton, Haşimi Rafsancani yönetimindeki İran için petrol ve ticaret yaptırımları getirdi. Aynı yıl ABD'de, diğer ülkelerin İran'a kimyasal veya özel teknolojik silah ihracatına engel olmak üzere hazırlanan taslak Senato'da onaylanarak kanunlaştı. İran ve Libya'nın enerji sektörlerinde önemli yatırımlara girişen yabancı şirketlerin cezalandırılmasını kapsayan yasa, İran-Libya Yaptırımlar Yasası (ILSA) olarak bilinir.

2004'te İran'da Mahmud Ahmedinejad'ın cumhurbaşkanı olmasının ardından ülkede nükleer faaliyetlerin ivme kazanması Batı'da İran'ın nükleer silah üretme çabası olarak değerlendirildi. Bu gerekçeyle 2004 sonu ve 2005'in başlarında İran'a uygulanan ambargolar arttırıldı. Aynı dönemde ABD ve İsrail yönetimleri İran'ı askeri saldırıyla tehdit etmeye başladı.

2010 Eylül ayında bazı İranlı iş adamlarının banka hesapları bloke edildi ve ihracatları engellendi.

Nükleer anlaşmalar ve İran’a yaptırımların yumuşaması

P5+1 ülkeleri olarak adlandırılan BM Güvenlik Konseyinin daimi üyeleri ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa ile Almanya'nın yanı sıra Avrupa Birliği arasında 2013 yılında başlayan müzakerelerden sonra Temmuz 2015'te anlaşmaya varıldı. İran ile Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) olarak adlandırılan bu anlaşmanın Ocak 2016'da yürürlüğe girmesi kararlaştırıldı.

Birleşmiş Milletler, ABD ve Avrupa Birliği, uzun yıllardır İran'ın uranyum zenginleştirmesinin önüne geçmek için Tahran yönetimini hedef alan yaptırımlar uyguluyordu. Yaptırımların İran ekonomisine ciddi etkileri oldu. İran'ın sadece 2012 ile 2016 arasında 160 milyar dolarlık petrol gelirinden olduğu belirtiliyor.

Kapsamlı Ortak Eylem Planı ile İran, uluslararası pazarlara yeniden petrol satmaya devam etme imkanı buldu. Bunun yanında İran yönetimi, yurt dışındaki yaklaşık 100 milyar dolar değerinde dondurulmuş varlıklarına erişim hakkı kazandı. Tahran, ayrıca ticaret için küresel finansal sistemi kullanabilme imkanı elde etti.

İran ekonomisinin içinde bulunduğu zor durumdan kurtulması için yollar açılmış oldu.

ABD’nin anlaşmadan çekilmesi

ABD Başkanı Donald Trump, 8 Mayıs 2018’te ‘tarihi’ olarak nitelendirdiği kararını açıkladı ve başkanlık yarışında vaat ettiği gibi İran ile varılan nükleer anlaşmadan çekildiğini duyurdu.

Trump, İran'ı ABD'nin düşmanı olarak gördüğü, anlaşmanın İran'ın balistik füze denemelerini kapsamadığı, anlaşmanın bitiminden sonra İran'ın yeniden nükleer silah elde etme imkanına sahip olabileceği ve "aslında daha iyi bir anlaşma yapabileceği" gibi gerekçelerle "Kapsamlı Ortak Eylem Planı"na karşı çıkıyordu.

Trump’ın bu kararına Almanya, Fransa ve İngiltere karşı çıktı. İran’la ticaret yapan Avrupalı şirketler bu faaliyetlerini sürdürdü. Rusya da İran ile yaptığı anlaşmalar gereği enerji ve diğer ürünlerdeki ticaretini devam ettirdi.

Bununla birlikte ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin, İran ile ticari ilişkileri bulunan şirketleri, ABD olarak hedef alacaklarını söyledi.

Karşı tarafta İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de tüm bunların yanına ‘İran Devrim Muhafızları’nın ABD tarafından terör listesine alınması da eklenince baskının daha da artması halinde yeni model uranyum zenginleştirici santrifüjlerin üretimine başlayacaklarını belirtti.

Ekonomi dibe doğru gidiyor

İran, ABD ve uluslararası toplumun yaptırımları öncesinde de ekonomik olarak kriz içindeydi. İmzaladığı nükleer anlaşma öncesi, yani 2016’ya kadar ekonomik zorluklarla boğuşan ülke, anlaşmaya varılması ve üzerindeki ticari baskıların bir nebze kalkmasıyla beraber kısmi bir iyileşme dönemine girdi. Ancak Trump’ın anlaşmadan çekildiğini açıklamasıyla birlikte İran ekonomisi tüm yönleriyle dibe doğru bir seyir izlemeye başladı.

İran’ın petrol üretimi düştü

Gelişen süreç İran’ın petrol üretimini düşürdü. Bu düşüşün başlıca nedeni ABD yaptırımlarıydı. Öyle ki günlük çıkarılan petrol miktarı 2 milyondan 1.1 milyon varile düştü.

ABD, İran’a yönelik Kasım 2018'de başlattığı petrol ambargosundan Türkiye, Çin, Japonya, Güney Kore, Tayvan, Hindistan, İtalya ve Yunanistan’ı 6 ay boyunca muaf tuttu. Ancak ABD’nin süre bittiğinde muafiyetin uzatılmayacağını açıklaması İran ekonomisinin çökmesine ve petrol satışlarındaki rakamların aşırı düşüşüne yol açtı.

İran’daki iç kriz ve halk protestoları

Petrol satış rakamlarındaki düşüşle birlikte İran riyalinin dolar karşısındaki değer kaybı İran’da krize neden oldu. Ülkedeki yaşam koşullarını olumsuz etkileyen bu kriz, halk için hayat pahalılığını beraberinde getirdi.

ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesi, İran’a dönük yaptırımların yeniden devreye girmesi, ülkedeki baskıcı rejim ve yaşam koşullarındaki zorluklar İran’ın birçok kentinde hükümet ve dini lider Ali Hamaney karşıtı protestoların başlamasına neden oldu.

Tüm bunlarla birlikte ABD’nin İran Devrim Muhafızları’nı terör listesine almasının ardından İran rejimi, aldığı yaraları gizlemek adına kendi halkına yönelik korku ve sindirme politikalarını yoğunlaştırdı.

ABD, İran’ın Ortadoğu’daki gücünü kaybetmesi için uyguladığı tüm yaptırımlara rağmen halen İran’a büyük bir darbe indirebilmiş değil. Sahaya yansıyan şu ki İran; Yemen, Suriye, Lübnan, Körfez ülkeleri başta olmak üzere geniş bir coğrafi alanda siyasi ve ekonomik ilişkilerini sürdürüyor.

Gözlemciler, İran’ın uyguladığı politikalara göre ABD ile Körfezde bir savaş yaşanması ihtimalinin düşük olduğunu belirtiyor. Ancak izlenen siyasetin değişmemesi halinde savaş ihtimalinin de artacağı yönünde tahminler var.

Siyasi ve askeri gelişmeler

Gözlemcilere göre, körfezde ya da iki ülkenin çıkarlarının çakıştığı (özellikle İran’ın varlık gösterdiği) bölgelerde doğrudan veya dolaylı bir savaş yaşanabilir. Öte yandan İran’ın izlediği politikalar ve yöntemlerde değişikliğe gitmemesi, iki tarafın karşılıklı söz düelloları göz önünde bulundurulduğunda savaşın kapılarını açacak gibi gözüküyor. Nitekim Umman dışında gerilimi düşürücü yönde, birçok ülkenin açıklama yapmaması da bu ihtimali yüksek kılıyor.

ABD ile İran arasında olası savaşın nasıl olacağı da ayrı bir soru işareti olarak duruyor. Kimi senaryolara göre savaş, İran’ı siyasi çizgisinden caydırma amaçlı, İran için bölgedeki önemli bazı merkezlerin hedef alınması şeklinde hızlı bir şekilde cereyan edecek. Ya da bir diğer olası senaryo da İran’ın bazı önemli yaşam alanlarını darbeleme temalı.

Bazı çevrelere göre ise mevcut durum genel bir savaşa dönüşebilir. İran sistemi ve bölgedeki planlarının hedef alınacağı bu senaryo, İran’ın ABD ve müttefiklerine karşı destek alacağı kimse bulunmadığı düşünüldüğünde olası bir ihtimal olarak yerini koruyor.

(cj)

ANHA


Diğer Haberler