Amed’deki direniş sürüyor: Gün gelecek hırsızlar halka hesap verecek

Gaspa ve kayyuma karşı Amed halkının direnişi 17’nci gününde yoğun katılımlarla devam ediyor. Direnişçiler, "Gün gelecek devran dönecek hırsızlar halka hesap verecek” mesajı verdi.

AKP hükümeti tarafından Amed, Van ve Mardin büyükşehir belediyelerinin gasp edilmesine karşı Amed’de başlatılan halk direnişi 17’nci gününde yoğun katılımlar ile devam ediyor.

Amed Büyükşehir Belediyesi hizmet binasına çıkan Lise Caddesi’nde buluşan kitle “Amed ya me ye rumeta me ye”, “Direne direne kazanacağız”, "Baskılar bizi yıldıramaz" ve "Gün gelecek devran dönecek hırsızlar halka hesap verecek” sloganlarını attı.

Eyleme halkın yanı sıra, Halkların Demokratik Partisi (HDP) il ve ilçe örgütleri, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), HDP milletvekilleri, Barış Anneleri Meclisi, TJA aktivistleri, Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı ve ilçe belediye eşbaşkanları katıldı.

Eylem, şarkılar eşliğinde düdük çalınarak, sloganlar atılarak başladı.

‘Anadolu Ajansı film oynatıyor’

HDP Amed Milletvekili Hişyar Özsoy, kayyum atamalarının ardından her yerden yükselen direniş sesinin bastırılması için, HDP Amed il binası önüne ailelerin gönderildiğini kaydetti. Özsoy, şunları söyledi: “HDP 6 milyon oy almış bir partidir. HDP il binamızda içeri giren dışarı çıkan herkes polis tarafından kayda alınıyor. Dağa giden kişinin hiç mi aklı yok bizim il binamıza gelip dağa gidecek? İl-ilçe çalışanlarımızı bırakın, vekillerimizin dahi yeri geldiğinde il binamıza girmesine izin verilmiyor. Sabrımızı taşırmasınlar. Bizler ailelerin acılı olduğunu düşündüğümüzden ses etmiyoruz ama bu, sineye çektiğimiz anlamını taşımıyor. Kayyumlara kılıf bulunamadığından böyle senaryolar oynanıyor. Anadolu Ajansı resmen film oynatıyor. Sabrımızı denemeyin."

Ardından konuşan HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Dilan Dirayet Taşdemir, şunları dile getirdi:

Taşdemir: Sömürge valileri!

“Bunlar kayyum değil, sömürge valileridir. Biz biliyoruz ki 2016'da belediyelerimize ilk kayyum atandığında asimilasyona başladılar. Kürtçe tabelalar kaldırıldı, Kürtçe anaokulları kapatıldı. Bu kayyum mudur, sömürge valiliği midir? Biz biliyoruz ki bizden korkuyorlar. Çünkü burada toplumsal değişim var, eşitlik var. Ama tek adam rejiminde bu yok. Bu dönemki kayyumun gerekçelerinden biri eşbaşkanlık sistemiydi. Eşbaşkanlık eşit toplum demektir. Kadınlar eşbaşkanlık mor sistemimizdir, dedi. Evet, öyledir, eşbaşkanlık bizim özgürlüğümüzün adıdır. AKP 17 yıldır kadın düşmanlığı izliyor. Dönüp baktığımızda kadın katliamlarında fahiş bir artış var. AKP kadınlara biat edin, başkaldırmayın, evinizde oturun, diyor. Yapılan katliamlarla kadınlara mesaj vermek istiyor aslında ama kadınlar başkaldırıyor, isyan ediyor. Biz kadınların isyanını yükselteceğiz. Kayyum buralardan gidene kadar mücadelemizi yükselteceğiz."

Eyleme destek sürüyor

Lise Caddesi’nde başlatılan Demokrasi Nöbeti'ne destek veren Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Şebnem Korur Fincancı, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, Üniversite Öğretim Görevlileri Derneği Başkanı Prof. Dr. Tahsin Yeşildereli, 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can ve Yazar Eşber Yağmurdereli, alanda kurulan serbest kürsüde konuşma yaptı.

Yağmurdereli: Kürt halkı demokrasi için bedel ödüyor

Eşber Yağmurdereli, kayyumların, Türkiye’de demokrasinin olmadığı ve hukukun işlemediğinin göstergesi olduğunu söyledi. Yağmurdereli, şöyle konuştu:

"Demokrasinin asli unsuru olan sandıktan çıkan iradenin herkes tarafından kabul edilmesi gerektiği gerçeği karşısında bunu görmezden gelen bir siyasi iktidarla karşı karşıyayız. Bu kabul edilemez. Eğer sandığa ortaya koyuyorsanız, bunun gereğini yapacaksınız. Bunun gereği oradan çıkan iradeye onay vermektir. Demokrasinin bu kuralı çiğneniyor, demokrasinin işlemesi adına yapılması gereken çok şey olduğunu biliyoruz. En fazla Kürt halkının bu gereği yerine getirdiğini görüyoruz. Bu ülkede demokrasinin kazanılması konusunda her şeyden önce mücadele ve bedel ödemek gerekir. Bunlar bedel ödenmeden kazanılamaz. Ancak bedeli ödenen özgürlükler sahiplenilir. Bizler halklar olarak bedel ödedik, ödemeye devam ediyoruz. Biliyoruz bize lütfedilen demokrasi ve özgürlüğü değil, kendi emeğimizin çabamızın ürünü olan, bedelini ödediğimiz bir özgürlüğü istiyoruz. Bunun için mücadeleye devam edeceğiz, elbette kazanacağız."

Türkdoğan: Bir taraf çözüm, diğer taraf şiddet diyor

İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, demokrasiye vurulan bir darbeyi savuşturmak için geldiklerini ifade etti. Türkdoğan, insan hakları savunucularının böylesi dönemlerde barış hakkını da savunmaya devam ettiklerini belirterek, “Gerçekten bu toprakların barışa ihtiyacı var. Belediyelere kayyumlarla el konulması başkanların görevden alınması barış mücadelesinin ne kadar zor olduğunu da gösterdi” diye belirtti.

Türkdoğan, Kürt sorunu gibi devasa bir sorun olduğunu ve bu sorunu muhataplarından birinin sorunu demokratik yollarla çözmek istediğini, ancak Türkiye siyasi iktidarının şiddet yöntemi ile çözmeye çalıştığını ancak başarılı olamadığını belirterek, şunları söyledi: “Daha kaç can gidecek. Daha ne kadar Kürt halkının iradesine ipotek konulacak. Bunları tekrar tekrar yaşamak istemiyoruz. Bu kürsüden barışın ne kadar kıymetli olduğunu söylemek istiyorum. Er ya da geç barışı gerçekleştireceğiz. Ancak önce bu demokrasi mücadelesini hep birlikte vereceğiz. Daha güçlü karşı çıkacağız. Şimdi kimsenin korkmadığını, susmadığını görüyoruz. Son olarak siyasi iktidara sesleniyorum: Bu hukuk garabetinden, bu kanunsuzluktan vazgeçin. Eş başkanların hakkını verin. Kimseye iftira atmayın. Halkın cebinden çıkan tek kuruş paranın hesabını sorun. Yolsuzluk soruşturmalarının hesabını sorun.”

Fincancı: Direnişe dönük saldırılara karşı ses çıkarılmalıdır

TİHV Başkanı Şebnem Korur Fincancı, Türkiye’de çok uzun zamandır Kürt halkının, siyasi iradesini yok sayma davranışı ile karşı karşıya olduğunu belirterek, “İktidarlar, nefret suçlarıyla Kürt halkı üzerine tüm gücü ile saldırmaya devam ediyor. Biz de insan hakları örgütleri olarak, direnmeye devam ediyoruz. Çünkü yaşamak direnmektir. İnsanlık direnerek bir yere ulaşacak. Bu direnmenin ne kadar değerli olduğunu bütün Türkiye’nin görmesi gerekiyor. Bu direnmeye, bu mücadeleye, bu barışçıl protestolara yönelik saldırılara da ayrıca ses çıkarmak gerekiyor. Türkiye insan Hakları Vakfı 2018 Ağustos’unda Diyarbakır’da sadece 9 başvuru almışken, 1019’un Ağustos’unda ise bu sayı 30’a çıktı. Bu devlet şiddetinin yaygınlaştırılarak insanlara korku yaymaktır. Ancak görüyoruz ki kimse kokmuyor” diye konuştu.

Yeşildereli: Anti demokratik uygulamalara karşı durmak için buradayız

Üniversite Öğretim Görevlileri Derneği Başkanı Tahsin Yeşildereli ise Türkiye’de son yıllarda tüm kurumlara baskı uygulandığını ve hem üniversiteleri ele geçirdiklerini hem de belediyeleri gasp ettiklerini söyleyerek, bu anti demokratik uygulamalara karşı durmak için burada olduklarını dile getirdi.

78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can da bu protestoları demokratik çerçevede yaygınlaştırmanın önemine değindi.

Konuşmalarının ardından heyet, önce Mardin’e, daha sonra da Van’a gideceklerini belirtti.


Diğer Haberler