Arapça basın gündeminde geçen hafta

Arapça basın gündeminde geçen hafta; Suriye’de devam eden ekonomik kriz ile İdlib’e dönük bombardımanlar, Libya’daki siyasi çözüm çabaları, Lübnan’da devam eden yeni hükümet kurma çalışmaları ile Türk devletinin yasadışı faaliyetleriyle kriz yarattığı Doğu Akdeniz’deki gelişmeler öne çıkan başlıklar oldu.

SURİYE

Suriye’de yaşanan ekonomik kriz ile İdlib’e yönelik son dönemde artan bombardımanlar, geçtiğimiz hafta boyunca Arapça basın gündeminde geniş yer buldu.

21 Eylül tarihli Şarkul Avsat gazetesi “Ateşkesin sürdüğü İdlib’de yoğun bombardıman” başlığıyla verdiği haberinde, Rus savaş uçaklarının, Türkiye ve Rusya’nın İdlib için vardığı ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesinden 6 ay sonra en yoğun saldırılarını düzenlediğini belirtti. Rus savaş uçaklarının İdlib’in batısını ve çevresini bombaladığının aktarıldığı haberde, Şam (hükümet) ordusunun İdlib’in güneyinde bulunan Zaviye Dağı’nı bombaladığı da ifade edildi. Haberde ayrıca, 15 panzerden oluşan Türk askerî konvoyunun bombardımanla eşzamanlı olarak Kefer Losin kapısından Suriye'ye geçtiği aktarıldı.

23 Eylül tarihli Şarkul Avsat gazetesi, “Şam sokaklarında araç hareketliliği azaldı, sebze ve meyve fiyatları arttı” başlıklı haberinde, Suriye hükümetinin, kontrolü altındaki bölgelerde akaryakıt krizini hafifletmek için son günlerde aldığı önlemlerin başarısız olduğunu kaydetti. Haberde, “Bununla birlikte Şam sokaklarında araç hareketliliği çok azaldı. Sebze ve meyve fiyatları arttı ve araç sürücüleri mevcut durumu yurttaşlara karşı kullanıyor. Hükümet, araçların benzin istasyonlarındaki baskısını azaltmak ve her arabaya 7 gün için 30 litre benzin vermek için ‘akıllı kart’  uygulamasını faaliyete koymasına rağmen, tedbirlerde başarısız oldu” dedi.

24 Eylül tarihli Şarkul Avsat gazetesi, “Rus güçlerine suikastlar sonrası Suriye’nin güneyinde hareketlilik” başlıklı haberinde, Suriye’nin güneyindeki Rus 5’inci Tugay güçlerinin Dera ve Basra’da hedef alınması sonrası Rus askerlerinin evlere baskın düzenlediğini belirterek, eski bir muhalefet komutanının Şam güçlerine karşı bir halk ayaklanması başlattığını bildirdi. Haberin devamında, şu aktarımlarda bulunuldu; “Suriye’nin güneyinde suikast ve cinayet olayları devam ediyor.  Rus destekli 5’inci Tugay'ın kıdemli bir komutanı, 18 Eylül'de Basra'nın Kale Mahallesi’nde aracına döşenen patlayıcının infilak etmesi sonucu öldürüldü. Aracın içinde bulunan ve yaralanan beşinci tugay komutanları Ali Baş ve Kasım Mikdad hastaneye kaldırıldı. Kentteki kaynakların verdiği bilgilere göre, olayın ardından bölgede bulunan mahallelerde bazı evlere baskın yapıldı ve olayda parmağı olan kişiler ortaya çıkarıldı. Tutuklananlardan biri soruşturma sırasında öldürüldü. Tugay komutanları bölge halkını tehdit etti. Tugay komutanlarından Yasir El Zuibi, Dera’nın doğusunda bulunan Cize ve Mitaiye yolunda gerçekleştirilen saldırıdan sağ kurtulduktan sonra 5’inci tugaya katılmıştı. Tugayın diğer bir üyesi Mueyed El Hevazi ise suikast sonucu öldürülmüştü. Ethem El Kirad, Dera'daki muhalif grupların komutanıydı ve rejimin halka yönelik eylemlerini sürdürmesi ve Suriye ordusunun anlaşmada belirtilen bölgelerden çekilmemesi durumunda kentte halk ayaklanması tehdidinde bulundu.”

26 Eylül tarihli Şarkul Avsat gazetesi “Esad posterinin yakılması sonrası Kenakır Beldesi ablukaya alındı” başlıklı haberinde, Şam’ın batısında bulunan Kenakır beldesinde 22 Eylül’de 3 kadın ve bir çocuğun tutuklanması ardından alanlara çıkan eylemcilerin Beşar Esad’ın posterlerini ateşe verdiğini belirtti ve beldenin hükümet güçleri tarafından ablukaya alındığını kaydetti. Haberde, “Beldedeki kanaat önderleri ablukayı kırmak için rejim güçleri ile anlaşmaya çalışıyor. Rejim güçleri 4 gün önce gıda, ilaç gibi temel ihtiyaçların Kenakır’a geçişini yasakladı. Bunun üzerine eylemcilerin Kenakır yolunda lastik ve Beşar Esad’ın fotoğraflarını yakması ardından rejim güçleri beldeye girdi ve resmî kurum çalışanları ile öğrenciler dışında herkese sokağa çıkma yasağı ilan etti. İçinde sebze, yiyecek ve ekmek kalmayan dükkânların kapanmasından bu yana belde kötü bir süreçten geçiyor. Rejim güçleri, yolu kapatan, Beşar Esad'ın fotoğraflarını yakan ve güvenlik güçlerine ateş eden gençlerin teslim olmaları şartıyla kuşatmayı kaldıracaklarını söyledi. Yerel basın, rejim güçlerinin protestolara katılan çok sayıda şüpheli genci tutukladığını, tutuklananların serbest bırakılması taleplerini reddettiğini bildirdi” ifadelerine yer verdi.

LİBYA

Libya’da devam eden siyasi çözüm girişimleri de geçtiğimiz hafta boyunca Arapça basın gündeminde geniş yer buldu.

23 Eylül tarihli El Beyan gazetesi, “Serrac ve Erdoğan arasında imzalanan anlaşmaların sonucu nedir?” başlıklı haberde, “Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) Başbakanı Fayiz El Serrac’ın Ekim ayı sonunda istifa edeceğini duyurmasından sonra,  Türk devletinde, Libya'da ve komşu ülkelerde Fayiz El-Serrac'ın Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'la imzaladığı ve  Türk güçlerini ve Suriye’deki binlerce çeteyi Rojava’ya çekmek için kapıları açtığı anlaşmanın sonuçlarının ne olduğu sorusu gündeme geldi”  ifadelerine yer verdi.  

24 Eylül tarihli El Arap gazetesi “Mısır, Hafter ve Akile Salih’i uzlaştırmaya çalışıyor” başlıklı haberinde, “Kahire, Cenevre görüşmelerinden önce Libya Ulusal Ordusu’nun lideri Halife Hafter ve Libya Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih’i uzlaştırmaya çalışıyor. Mısır’daki siyasetçilere göre Kahire, Cenevre görüşmelerini çözüm için yeni bir fırsat olarak görüyor. Washington da bu yönde baskı yapıyor ve ABD seçimlerinden önce olumlu sonuçlar elde etmek istiyor” diye aktardı.

LÜBNAN

Lübnan’da başkent Beyrut’taki patlamanın ardından başlayan yeni hükümet kurma çabaları da Arapça basın gündeminde geniş yer buldu.

23 Eylül tarihli El Arap gazetesi “Avn’ın başarısızlığından sonra Hariri hükümeti kurma çalışmalarına yardım ediyor” başlıklı haberinde, Eski Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin yeni hükümetin kurulmasına engel olan çetelerin geçişi konusunda bir öneri sunduğunu belirtti. Haberde, Hariri’nin basın toplantısında, “Mustafa Edib'e, Şii mezhebinden bağımsız bir maliye bakanını seçmesi için aday bulmasında yardımcı olmaya karar verdim” dediği aktarıldı.

DOĞU AKDENİZ

Türk devletinin Doğu Akdeniz’deki yasadışı faaliyetleri ile Avrupa devletlerinin yanı sıra Akdeniz’e komşu ülkelerin bölgeye dair vardığı anlaşmalar da Arapça basın gündeminin ana başlıklarından biri oldu.

21 Eylül tarihli El Beyan gazetesi, “Hukuk uzmanları; Avrupa Türkiye’yi zayıflatma planlarını sürdürüyor” başlıklı haberinde, Doğu Akdeniz’de yaşanan Avrupa-Türkiye gerginliğine yer verdi. Haberde, şu ifadeler kullanıldı: “Hukuk uzmanları, Avrupa ülkelerinin, Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de üye ülkelerin deniz sınırlarına saygı duymak zorunda bırakmak için uluslararası güçlerin iş birliğiyle iki konu üzerinden Türk devletini zayıflatma planlarını sürdürdüğünü belirtiyor. Bu konuların biri yaptırım uygulamak ve bu, önümüzdeki birkaç hafta içinde Ankara'ya ‘büyük bir darbe’ olarak gerçekleşecek. Diğeri ise Libya'ya silah kaçakçılığı davası ve Doğu Akdeniz’de BM üyesi devletlerin deniz sınırlarını ihlal edilmesinden sonra uluslararası mahkemenin Türk devletinin aleyhine karar almasıyla olacak. Bununla birlikte Türk devletinin bölgedeki rolünün zayıflaması, uluslararası güvenlik için önemli. Çünkü bölgede huzur ve güvenlik bu şekilde sağlanacak.”

23 Eylül tarihli El Arap gazetesi ise “Doğu Akdeniz Gaz Forumu ile gerçekçi bir aşamaya ulaşıldı” başlıklı haberinde, “Müttefik devletler Doğu Akdeniz Gaz Forumu ile gerçekçi bir aşamaya ulaştı. Türk devletinin müdahalelerine karşı projenin bölgesel örgüte tekrar verilmesi duyuruldu. Mısır resmi olarak bölgede doğalgazın başkentine geri dönecek. Mısır, Yunanistan, İtalya, Kıbrıs, Ürdün ve İsrail olmak üzere altı ülkenin oluşturduğu Doğu Akdeniz Gaz Forumu, Mısır'ın başkenti Kahire'de imzalanan kuruluş anlaşmasıyla, bölgesel bir kuruluşa dönüştürüldü” ifadelerini kullandı.

25 Eylül tarihli Okaz gazetesi, “Ankara’daki hasta adam.. psikopat” başlıklı haberinde, şu ifadeleri kullandı: “Türkiye’de 2016’da yaşanan darbe sonrası meydana gelen gelişmeler Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tehlikeli bir hal almasını ve psikolojik değişiklikler yaşamasına neden oldu. Bu durum Erdoğan’ın diğer devletlere ve yetkililere yönelik açıklamalarından ve diplomatik ilişkilerde olmayacak şekilde tehditkar davranmasından net bir şekilde görülüyor. Türkiye’nin içerisinden geçtiği sistemsel değişim Erdoğan’ın psikolojik durumu ile ilgilidir. Erdoğan’ın başkanlığında tüm alanlarda ciddi değişimler yaşandı. Demokrasi ve özgürlükler adına olan her şey rafa kaldırıldı. Ülke tek adam diktatörlüğüne doğru yol alıyor.

Erdoğan’ın kullandığı dil ülkedeki din, dil ve sınıf çelişkilerini derinleştiriyor. Erdoğan bu sistemle artık yeni bir Osmanlı kurabileceğine inanıyor. Halkına yalan söyleyen Erdoğan artık efsane bir lider ve ‘kahraman’ gibi davranmaya çalışıyor. Erdoğan’da yaşanan psikolojik değişimler onun Türkiye’yi radikal ve sert bir şekilde yönetmesine neden oldu. Erdoğan yer yer 4 milyon Suriyeli üzerinden Avrupa’yı tehdit ediyor. Erdoğan, özelikle Avrupa Birliği Türkiye’yi Kuzey Suriye’ye yönelik uyarırken bu şantajı kullanıyor. Daha önce de Avrupa Birliği Türkiye’nin üyelik sürecini dondururken Türkiye mültecilere sınırlarını açmıştı.    

Türkiye 2016 yılında Rahip Bronson olayından dolayı ABD ile zor bir süreç geçirdi. ABD Türkiye’nin iki bakanına yaptırım uygulama kararı aldı. Daha önce Bronson’u serbest bırakmayacağını söyleyen Türkiye yaptırımları görünce Bronson’u serbest bıraktı. Geçtiğimiz yıl da Erdoğan ABD’ye karşı Rusya’dan S-400 aldı. Türkiye’nin Suriye’deki saldırılarına ilişkin ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence  ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile görüşmeyi reddeden Erdoğan, bu konuyu daha sonra sadece Trump ile değerlendireceğini açıklamıştı. Ancak ABD’nin yaptırım tehdidi sonrası Erdoğan, Pence ve Pompeo ile konuyu ele almış ve geri adım atmıştı.”

(eyl)

ANHA


Diğer Haberler