​​​​​​​Ayşe Acar Başaran: 3 kadının katledilmesi tesadüf değildir

"Kobanê’de 3 kadının hedef gözetetilerek katledilmesi, kıvılcımları Kobanê’de atılmış olan kadın devrimini boğmak anlamına geliyor."

İşgalci Türk devleti tarafından 23 Haziran’da, silahlı insansız hava araçlarıyla (SİHA) Kobanê’ye bağlı Helinc köyüne yönelik düzenlenen ve Kongreya Star Fırat Bölge Koordinasyon Üyesi Zehra Berkel, Kongreya Star Şeran Bölge Yönetimi Üyesi Hebûn Mele Xelîl ve Kongraya Star Koordinasyon Üyesi Mizgin Xelil’in annesi Emine Mihemed Weysî’nin katledilmesine tepki gösteren HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran yapılan saldırı ve katliamın DAİŞ saldırılarından farklı olmadığını söyledi.

İşgalci Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye ile Kürdistan’da kadınları hedef göstererek katletmesini Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran ile konuştuk.  

Ayşe Acarbaşaran, Kobanê’de 3 mücadeleci kadının hedef gösterilerek katledilmesini tek başına spesifik bir olay olarak ele alınmaması gerektiğini belirtti.  Türkiye’nin uzun bir süredir Ortadoğu’da bir taraftan kendi planlarını uygulamaya çalışırken dört parça Kürdistan’da da Kürtlerin statü sahibi olmaması için elindeki tüm imkanları seferber ettiğini, söyledi.

“Uzun bir süredir Ortadoğu’da sınırlar yeniden şekillenirken uluslararası emperyalist güçler, Ortadoğu’daki süreci daha da karmaşıklaştırıyor” diyen Ayşe Acarbaşaran devamla, “21’inci yüzyılda, yüzyıllık anlaşmaların süreleri tamamlanırken hem ulus-devletlerin hem de emperyalist güçlerin içerisine düştüğü krizin Ortadoğu’da yeniden dönüştürmesiyle var olma savaşı yürütülüyor. Bütün güçler bir biçimde Ortadoğu’da kendi ajandalarını gerçekleştirmek istiyor” dedi.

‘BU SALDIRILAR ULUSLARARASI KOMPLONUN BİR DEVAMIDIR’

Söz konusu planlara göre başlıca hedefin Kuzey ve Doğu Suriye’de ortaya çıkan yeni paradigmayı boğma ve anlamsızlaştırılması çabası olduğu değerlendirmesi yapan Ayşe, Kadın özgürlükçü, ekolojik, komünal sistemin hedef alındığını işaret ederek “Bu sistemin tüm dünyada yaşam bulması, kapitalist modernite ve ulus-devletlere alternatif olma yolunda gittiği bilindiği için bu projeye saldırılar gerçekleşiyor” diyen Ayşe “Uluslararası güçler de bu saldırılardan bağımsız değiller. Bu saldırılar uluslararası komplonun bir devamıdır” dedi. 

‘KABUL EDİLEMEZ, VAHŞİ VE GAYRİ AHLAKİ KATLİAMDIR’

Türkiye’nin, DAİŞ’in Kobane saldırısından bu yana aldığı tutumunu, “kendini Kürt düşmanlığı üzerinden var etme” olarak değerlendiren Ayşe, bunun üzerine siyaset yürüten bir yerde durduğunu, yürütülen bu siyasetin Kürdistan’ın farklı yerlerinden yürütülen uygulamalardan bağımsız olmadığını kaydetti.

Ayşe, Türk devletinin kadınlara yönelik şu tespitleri yaptı: “Güney Kürdistan’a yönelik saldırılar, Türkiye’de kayyum siyasetiyle Kürt halkının iradesinin yok sayılması, halkın seçilmiş siyasetçilerinin gözaltına alınması, binlerce siyasetçinin cezaevlerinde olması, Kürtlerin kutsallarına vahşi, kabul edilemez ve gayri ahlaki bir şekilde saldırılar gerçekleştirilmesi, mezar taşların kırılmasından, cenazelerin çıkarılmasına,  cenazelerin kargoyla gönderilmesine kadar AKP, her türlü ahlaksız tavır içindedir. Uzun bir süredir Güney Kürdistan’daki sivil alanlara saldırılar gerçekleştirilmesi Kürt düşman tavrını bir kez daha gösteriyor. Aynı şekilde işgal edilen yerlerde ve Rojava’yı peyderpey işgal etme planında hâlâ güncel olduğunu görmek gerekiyor. Kürtlere saldırıyı mubah görenler, Kürtlerin statü sahibi olmadan bu yüzyılı geçirmesini istiyor.”

 ‘ALTERNATİFİ KURAN KADINLAR ÖNCELİKLİ HEDEF’

Tüm bu saldırıların karşısında en dinamik ve en önde mücadele eden kadınların büyük saldırılara hedef olarak gösterildiğini belirten Ayşe, “Maxmur’a olan saldırılarda 3 kadının katledilmesi, aynı şekilde Kobane’de de 3 kadın siyasetçinin hedef gösterilerek katledilmesi, yakın tarihte yaşadığımız bir takım olaylarda AKP iktidarının pratiğini hatırlatır niteliktedir. 2013 yılında benzer bir biçimde bir taraftan Türkiye ile Sayın Abdullah Öcalan görüşmeler yaparken, Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesi konusunda bir takım gelişmeler yaşanırken Paris’te 3 kadın siyasetçi MİT ile bağlantısı olan bir kişi tarafından katledildi. 2016 yılında Özyönetim sürecinde 3 kadının Silopi’de katledilmesi birbirinden bağımsız değildir. Çok net olarak görülüyor ki bugün AKP iktidarının savaş, tecrit ve inkar politikalarına karşı en net direnen, tavrını ortaya koyan ve alternatifi ören kadınlar, iktidar tarafından hem tehlikeli hem öncelikli olarak saldırılması gereken hedefler olarak görülüyor. Maxmur, Paris, Kobanê’de kadınlara yapılan saldırılar birbirinden bağımsız değildir” ifadelerini kullandı.

‘AKP’NİN KATLİAMLARI DAİŞ SALDIRILARINDAN FARKLI DEĞİLDİR’

Toplumun öncü ve en dinamik gücü olan kadınların bu süreçte daha fazla hedef haline getirildiğine dikkat çeken Ayşe, “AKP iktidarının kadın siyasetiyle DAİŞ’in kadın gerçeği arasında farklı değildir” dedi.

Türkiye ve DAİŞ’in fetih politikası güttüğünü dile getiren Ayşe, bunu da kadın iradesinin kırılması ve teslim alınması üzerinden geliştirildiğini belirterek, kadını iradesizleştirme ve mücadeleden geri çekme politikası yürütüldüğünü aktardı. Ayşe, “İktidar toplumu zapturapt altına almak için kadınlardan başlamak istiyor ki bu da DAİŞ’in yürüttüğü politikadan çok bağımsız değildir. DAİŞ, Rojava’da saldırılar gerçekleştirirken, saldırılarının hedefine kadınları koymuştu. Binlerce kadın kaçırılıp, tecavüze uğradı, köle olarak satıldı, katledildi ve kaybedildi. Türkiye de kendi ideolojisini oturtmak için ilk olarak kadınları hedef olarak gözetiyor ise; mücadele eden, direnen kadına biat ettirme siyaseti yürütüyor. O halde Rojava’da DAİŞ’in de yürüttüğü siyaset farklı değildir demek yanlış olmayacaktır” dedi.

‘SAVAŞTA İLK HEDEFİN KADINLAR OLMASI TESADÜF DEĞİL’

Ayşe, AKP’nin kadınları ‘sindirilmesi gereken ilk hedef’ olarak görmesini ‘politik’ olarak anlamlandırarak şunları ekledi: “İktidarın Türkiye’de son süreçte Sayın Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeleri sonlandırması,  tecridin derinleşmesi, savaşın pratikleşmesinin ilk alanının kadınlardan başlaması tesadüf değildir.  Sayın Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerin sonlandırılmasıyla ilk olarak Varto’da Ekin Van katledildi. Kadın bedenine işkence yapılarak teşhir edilmesiyle savaşın kadın bedeni üzerinden yürütüldüğünü, ilk hedefin kadınlar olacağı iktidar açısından netleştirilmişti. Daha sonra Silopi’de Taybet ananın cenazesinin sokak ortasında günlerce bekletilmesiyle de bu yaklaşım ve siyaset devam etmişti. İktidar kendisine karşı direnen kadınları hedef alıp ‘mücadele etmeyin’ mesajı verirken, diğer taraftan toplum içerisinde örgütlediği erkeklerin eril zihniyetiyle kadınları hedef haline getiriyor. AKP’nin iktidara geldiği süreçten beri erkek egemenliğini besleyen, kadına saldıran bir politikanın olması tesadüf değildir. İdeolojik yaklaşımıyla ortaya çıkan bir tavırdır.”

3 KADININ KATLEDİLMESİYLE KADIN DEVRİMİNİ BOĞMA İSTEĞİ

Ayşe, Kürt kadınlarının Rojava’da ortaya mücadele sonucunda özellikle hedef seçildiklerine dikkat çekerek, şöyle konuştu: “Kadın özgürlükçü perspektife dayanan ve tüm dünyada örnek olarak gösterilen Kürt kadınların özgürlük mücadelesi, Rojava’da ortaya çıkan yeni yaşam, kadın devrimi olarak tanınıyor. Kobanê’de 3 kadının hedef gözetetilerek katledilmesi, kıvılcımları Kobanê’de atılmış olan kadın devrimini boğmak anlamına geliyor.”

Kürt Ulusal Birliği çalışmalarına öncülük edenlerin  kadınlar olduğunu vurgulayan Ayşe Acar Başaran, bu saldırılara karşı Kürt birliğinin gerçekleşmesi elzem olduğunu söyledi.

ANHA


Diğer Haberler