Bağdadi-Erdoğan ya da DAİŞ-Türk devleti ortaklığı

DAİŞ çetebaşı Ebubekir El Bağdadi ile Erdoğan arasındaki ilişki birçok kez belgelendi.

DAİŞ çetebaşı Ebubekir El Bağdadi’nin, Türkiye sınırına 5 km mesafede, İdlib’in Barişa köyünde düzenlenen operasyonla öldürüldüğü belirtildi.

Pentagon, “Hedef Bağdadi’ydi” derken teyit eden açıklama önce QSD Komutanı Mazlum Kobane ardından ise ABD Başkanı Donald Trump’dan geldi

Kobane; “Ebubekir El Bağdadi’yi ortak operasyonla öldürmeyi başardığımız ana kadar sahada beş ay boyunca ortak istihbarat işbirliği ve hatasız bir izleme gerçekleşti. Bu büyük göreve katılan herkese teşekkürler” dedi.

Trump ise “DAİŞ lideri Bağdadi’yi düzenlenen operasyonla öldürdük” dedi.

Dünyanın gündemine birinci sırada düşen bu haberle birlikte tartışılan en önemli konu Reyhanlı’ya 5 kilometre mesafede, Türkiye gözlem noktalarının olduğu yerde Bağdadi’nin nasıl barındığı?

Önde gelen bazı basın kuruluşlarında yapılan haberlerde bu konuya dikkat çekiliyor.

CNN haberinde; “Türk devleti destekli grupların bulunduğu sınıra yakın bir yerde Bağdadi’nin barınmasında Türk devlet yetkilerinin haberdar olduğu hatta himaye ettiğine” vurgu yaptı.

Aslında “Bağdadi nasıl barındı?” sorusuna Reuters yanıt verdi. Ajans geçtiği haberde “DAİŞ lideri Bağdadi, Türkiye sınırına kaçmaya çalışırken öldürüldü” dedi.

Türk devleti ile DAİŞ’in ilişkileri geçmişten bu yan sır değil.

Erdoğan ve Bağdadi arasındaki ekonomik ve ideolojik bağlantı defalarca gündeme geldi.

ABD Eski Başkanı Barack Obama, ABD Eski Dışişleri Bakanı John Kerry; Rusya, Almanya, Fransa dahil birçok ülkeden 2014’ten sonra yapılan açıklamalarda, “Türk-DAİŞ ortaklığının petrol ve silah üzerinden sürdüğü” dile getirilmişti.

*Avrupa Birliği tarafından Suriye’deki petrolü kaçırmakla suçlanan Suriyeli iş insanı George Hasvani 2015’te “Siz asıl Türkiye’ye kaçırılan petrole bakın” cevabını vermişti.

ABD'nin DAİŞ'le Mücadele eski Özel Temsilcisi Brett McGurk, “110 ülkeden 40 bin DAİŞ’li Türkiye üzerinden Suriye’ye ‘cihat’ için gitti. Türkiye ile sınırdaki geçiş güzergahlarını kapatmaları için görüşmeler yaptık. Ancak Türkiye sınırı kapatmadı ve kapatamayacaklarını bize iletti” dedi.

Yine silah ticareti ile ilgili Amerika merkezli Conflict Armanent Research (CAR) kuruluşunun verileri dikkat çekici. CAR’ın raporuna göre; DAİŞ’in kullandığı tüm silahların altında Türk şirketlerinin imzası var.

*Rus İstihbaratının hazırladığı raporu Aralık 2015’te kamuoyu ile paylaşan  Rusya Savunma Bakanlığı ise “Erdoğan ve ailesinin, Suriye'de DAİŞ'in elinde olan petrol yataklarından yapılan yasadışı petrol sevkiyatlarıyla doğrudan ilişkisi var” dedi.

Öte yandan örgütün yenilgisinin ardından QSD tarafından yakalanan üst düzey DAİŞ yöneticilerinin verdiği bilgilerde bu ilişkiyi doğruladı.

*DAİŞ’teki adıyla Ebu Ubeyde olan İlyas Aydın, Mayıs 2019’da Erdoğan-DAİŞ ilişkisine ilişkin önemli açıklamalar yaptı.

DAİŞ’in Türkiye ile ilişkilerindeki üç isimden biri olan Aydın, Kilis sınırında 1 Eylül 2015'te DAİŞ tarafından kaçırılan iki Türk askerinin yakılmasının azmettiricisi.

Peki, İlyas Aydın neler söyledi?

“*Sınır’da MİT’in bilgisi dahilinde ticaret yapıyorduk.

*Sınırlar bizim kontrolümüzdeydi, MİT ile sürekli toplantılar aldık. Bütün patlayıcılar, kimyasal maddeler, yaralıların tedavisi başta olmak üzere her şeyi Türkiye kapısı üzerinde yapıyorduk.

*Mektebil Türki yani Türkiye masası adlı özel bir birim var. Türkiye’de yapılacak tüm eylemlerin listesi önceden MİT’e veriliyordu. Veren kişi Suruç patlamasını yapan birimdeki Abdurrahman Alagöz’dü.

*Türkiye’de 2 defa MİT ile masaya oturduk.

*Astsubay Özgür Örs'ü Kilis sınırında kaçırdık. 5 Ocak 2016 tarihinde serbest bırakmak için MİT ile görüştük. 60-70 kişilik savaşçı takası ile alındı...

*MİT’le kapıdaki geçişler ve diğer konular üzerine çalışalım, nasıl birbirimize zarar vermeden yürütebiliriz toplantıları yaptık.

*Türkiye’ye kaçak olarak verdiğimiz petrolü resmileştirmek istedik ama sıkıntılar çıktı. Türkiye ile diplomatik ilişki kurduk. Ellerindeki 250 arkadaşımızın listesini verdik, bırakın dedik. Çoğunluğu bırakıldı.

Türk devleti ile ilişkilerini anlatan bir diğer isim de DAİŞ’in Türkiye elçisi Faslı Ebu Mansur Magrebi.

Magrebi de MİT ile ilişkilerini anlattı:

“*Görevim DAİŞ’in (DAİŞ) Türk istihbaratıyla ilişkilerini yönetmekti. MİT’le çok sayıda yüz yüze toplantı yaptım. Toplantıların çoğu Türk askeri tesislerinde oldu.

*Sınırdan geçerken İslam Devleti üyelerinin resmi kimliklerine ve tedavi için gelenlerin pasaportlarına bakılmıyordu. Anlaşmamız bu yönlüydü.”

Bu anlatılanlar sadece buz dağının görünen yüzüne işaret ediyor. Erdoğan ile Bağdadi, Türk devleti ile DAİŞ arasındaki ilişkinin çok daha derin olduğu, Ortadoğu üzerine çalışan herkes tarafından bilinen bir gerçek.

İki güç arasındaki bağlantı, Ortadoğu’nun yüzde 80 oranındaki İslamiyet kimliğini kontrol altında tutmak ve bunun hamiliğine soyunmak.

Erdoğan, DAİŞ’i destekleyerek bunu bir yandan korku diğer yandan ise bölgenin dinamiklerini kültürel yapılarını ezerek yapmak istedi.

Burada hesaba katmadığı güç Kürtler oldu.

Kürtlerin DAİŞ’in toprak hakimiyetine son vermesiyle bu kez Erdoğan sahada kendisi varlık göstermek ve hamiliğine soyunmak için hamleler yapmaya başladı.

Örneğin Bağdadi’nin 2014’te Musul’da Cuma Hutbesi ile Erdoğan’ın geçtiğimiz 25 Ekim’de İstanbul’da Cuma Namazı çıkışı yaptığı açıklamanın benzerlikleri dikkat çekici.

Bağdadi 5 Temmuz 2014’te Şengal ve Kobane’ye saldırmadan hemen önce verdiği hutbede "Allah bize düşmanlarıyla savaşmamızı ve dini ikame etmek için onun yolunda cihat etmemizi emretti. Allah, mücahitlere fethi müyesser kıldı ve uzun yıllardan sonra Allah düşmanlarıyla cihat etme imkanı verdi. Bu ağır sorumluluğa ben getirildim” diyordu.

Erdoğan ise adeta Bağdadi’nin halifeliğinin bittiğini ve yeni DAİŞ’in lideri olduğunu 25 Ekim’de Üsküdar caminde yaptığı açıklamayla ilan etti.

Tam da Kuzey Doğu Suriye’ye El Nusra/DAİŞ çeteleriyle birlikte saldırıya başladığı ve bölgeyi Kürtsüzleştirmek için girdiği günlerde.

Erdoğan’ın ‘yeni halife benim’ mesajı veren konuşması şöyle: “Hadis-i Şerif'te küffara karşı şiddetli olmamızı Rabb'im bizlere emrediyor. Küffara karşı da şiddetli olacağız. Suriye'de olduğu gibi.”

Erdoğan’ın ‘Küffar’ olarak tanımladığı ve işaret ettiği, Kürtler.

Küffar, müslüman olmayanlar, yani kafir anlamına geliyor.


Diğer Haberler