Bağdadi öldürüldü fakat DAİŞ, Türk devleti eliyle canlı tutuluyor

DAİŞ çetelerinin başkent olarak gördüğü Reqa kurtarıldı ve DAİŞ coğrafi olarak bitirildi. DAİŞ çetebaşı Ebubekir El Bağdadi bir yıl önce suikastla öldürülürken ardından yardımcısı da öldürüldü. Ancak DAİŞ sona ermedi. Aksine işgalci Türk devletinin bulunduğu yerlerde DAİŞ çeteleri hâlâ varlık sürüyor.

DAİŞ çeteleri 2014 yılında ateşten bir top olarak Suriye ve Irak'a girdi. Suriye ve Irak güçleri DAİŞ geri çekildikten sonra DAİŞ çeteleri birçok bölgeyi işgal etti.

DAİŞ çeteleri, DAİŞ ile El Nusra arasında bölünmüş binlerce yabancı çete üyesi geçiş için Suriye-Türkiye sınırını kullandı.

Bu durum birçok istihbarat ve medya raporlarıyla teyit edildi. İstihbarat konularını ele alan İsveç merkezli bir web sitesi, ABD Askeri İstihbarat Teşkilatı tarafından Haziran 2016'da yayınlanan gizli bir raporda Türkiye ve Katar'ın El Nusra ve DAİŞ'i desteklediklerini kaydetti.

Aynı zamanda Türk istihbaratı ile Suriye'deki çete grupları, özellikle DAİŞ ve El Nusra arasındaki koordinasyonun kanıtlarını ortaya çıkardı. Belgede, sayıları bin 400'ü bulan El Nusra ile Suriye'deki çetelerin durumu hakkında ayrıntılı bilgi verildi.

Sitenin raporuna göre El Nusra daha sonra ismini “'Heyet Tahrir El Şam (HTŞ)” olarak değiştirirken, Türkiye ve DAİŞ ile güçlü ilişkilerini de sürdürdü.

Bu belge, önceki Hollanda istihbarat raporlarında paylaşılanları doğrulamakta. Hollanda istihbarat raporlarına göre DAİŞ, Türkiye topraklarını çeteler için bir eğitim alanı olarak kullandı. Binlerce DAİŞ’li de Suriye'den Türkiye’ye oradan da Avrupa'ya geçti.

Raporda paylaşılan bilgiye göre MİT üyeleri DAİŞ çeteleriyle düzenli olarak görüşüyor ve Erdoğan'ın emirleri DAİŞ'e aktarılıyor.

7 Ağustos 2014'te o zamanki ABD Başkanı Barack Obama Irak'ta DAİŞ'e savaş ilan etti ve 10 Eylül'de Suriye'de DAİŞ'e saldırılar düzenledi. Daha sonra 20'den fazla devletin katılımıyla "DAİŞ'e Karşı Uluslararası Koalisyon" kuruldu.

Dönemin Irak Başbakanı Haydar El İbadi, 3 yıl süren çatışmalar ve çetelerin kaçmasının ardından 9 Aralık 2017'de DAİŞ'e karşı savaşın sona erdiğini duyurdu.

23 Mart 2019'da Demokratik Suriye Güçleri (QSD), Dêrazor'un Boxoz kasabasını kurtardıktan sonra DAİŞ'in coğrafi varlığının bitirildiği açıkladı.

Buna rağmen QSD, Irak ordusu ve Uluslararası Koalisyon güçleri, DAİŞ tehdidinin dünyada halên var olduğunu belirtiyor.

DAİŞ'in bölgedeki yenilgisinin ardından çetebaşları, Türkiye'nin işgal ettiği Suriye'nin diğer bölgelerinde bulundu. Bu da DAİŞ faaliyetlerine geri dönme veya onun gibi başka bir grubun farklı isimler altında oluşma tehlikesi olduğunu gösteriyor.

26 Ekim 2019'da QSD koordinasyonunda ABD ordusu, İdlib'de bir Türk kontrol noktasında tutulan DAİŞ lideri Ebubekir El Bağdadi'yi hedef alan bir operasyon başlattı.

Uluslararası Koalisyon, Türkiye'nin işgal altındaki topraklarında çete liderleri ve ajanlarına karşı çok sayıda operasyon gerçekleştirdi.

En son 24 Ekim'de ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) yaptığı açıklamada, "ABD güçleri İdlib'de Türkiye sınırı yakınında toplanan bir grup üst düzey El Kaide ajanına operasyon gerçekleştirdi" dedi.

‘TÜRKİYE İLE GÜÇLÜ BAĞLARI VAR’

Mısırlı araştırmacı, İslami hareketler ve aşırılıkçı örgütler ile uluslararası terörizm konusunda uzman Münir Edip şunları söyledi: "Uluslararası Koalisyon, Türkiye'nin egemen olduğu bölgelerde farklı kimliklere sahip aşırılık yanlısı örgütlerin birçok liderini ve komutanını hedef aldı. Bu, Türk hükümeti ile bu örgütlerin liderleri, özellikle DAİŞ arasında güçlü bir bağ ve ilişki olduğunu gösteriyor."

Türkiye’nin çete gruplarına destek vermeyi sürdürdüğünü söyleyen Edip, “Türkiye, bu gruplara doğrudan destek vermeyi ve koynunda tutmayı sürdürecektir. DAİŞ ile yakın ilişkiler içerisinde bulunan Türkiye, petrol ticareti dahi yaptı” diye konuştu.

TÜRKİYE VE ÇETELER ARASINDAKİ ANLAŞMALAR

Türk devletinin Suriye’de işgal ettiği topraklarda DAİŞ’in varlığını sürdürdüğüne işaret eden Edip, “Türkiye’nin kontrolünde bulunan bölgelerde DAİŞ emiri ve ailesinin bulunması tesadüf değildir. Bu durum Türkiye’nin DAİŞ’i kurduğunu ve yönettiğini ispatlıyor. Ortadoğu’da çıkarlarını gerçekleştirmek için kullandı ve kullanmaya devam ediyor. Bütün bunlar büyük Osmanlı hilafetinin geri getirilmesi projesinin bir parçasıdır” diye konuştu.

‘KÜRTLERE VE QSD’YE DÜŞMANLIK YAPILIYOR’

Türk devletinin Suriye’deki işgalinde Kürtleri hedef aldığını vurgulayan Edip, çete gruplarının Kürtlerin üzerine salındığını belirtti. Türkiye’nin İslami hareketler ve çetelerle QSD’ye saldırdığını aktaran Edip, Kürtlerin Kuzey ve Doğu Suriye’de hayata geçirdiği projelerin Türkiye’nin çıkarlarına ters düştüğünü vurguladı.

Türk devletinin DAİŞ’i destekleyerek dünya çapında terör örgütü haline getirdiğini belirten Edip, “Türkiye’nin oluşturduğu tehdit sadece Ortadoğu ve Afrika’yı tehdit etmiyor. Bütün Avrupa hatta Amerika kıtası dahi bu tehdidin altındadır” şeklinde konuştu.

18 yaşındaki bir çetenin Fransa’da bir öğretmenin kafasını kestiğini hatırlatan Edip, “Bu öğrencinin İdlib’deki DAİŞ yapılanmasıyla ilişkileri bulunuyordu. Türk devleti İdlib’de DAİŞ’i yönetiyor. Bu olay DAİŞ terörünün dünyayı nasıl etkileyeceğini gösteriyor. Türkiye’nin Reqa ve İdlib’de yaptıkları Avrupa’nın güvenliğini tehdit edebiliyor. Avrupa’nın göbeğinde meydana gelen DAİŞ saldırıları bundan bağımsız değildir” ifadelerini kullandı.

‘TERÖRE KARŞI TAKINACAK TUTUM İLK OLARAK TÜRK DEVLETİNE KARŞI TAKINILMALI’

Dünyanın teröre karşı vereceği mücadele konusunda ilk olarak Türk devletinden başlaması gerektiğinin altını çizen Edip, “Terörü bitirmek istiyorsak buna Türk devletinin desteğini kesmekle başlamak zorundayız. Radikal gruplara hayat suyu ve nefes veren Türk devletidir. Bazı devletler Türkiye ile olan ilişkileri nedeniyle bu desteği görmezden geliyor. Ancak dünyanın güvenliğinin söz konusu olduğu böylesi bir konuda çoğunluğun çıkarı devlet çıkarları üstünde tutulmalıdır” diye konuştu.

Uluslararası Koalisyonun çete gruplarına karşı mücadeleyi sürdürmesi gerektiğini ifade eden Edip, “Radikal gruplar çok hızlı yayılabiliyorlar. Bu nedenle güçlü bir mücadele verilmesi gerekir. Radikal grupları destekleyen devletlere karşı da net bir tavır koymak gerekiyor” dedi. 

‘TÜRKİYE TERÖRÜN GLOBALLEŞMESİNİ SAĞLADI’

Amerikan Girişim Enstitüsü (AEİ) Araştırmacısı Michael Rubin de Türkiye’nin DAİŞ’e verdiği desteğin tüm istihbarat raporlarında açıkça belirtildiğini hatırlatarak, Türk diplomatların her şeye rağmen DAİŞ’e verilen desteği reddettiğini söyledi. Türkiye’nin DAİŞ’e desteğini inkar etmesinin dünyanın yuvarlak olmasının reddedilmesi gibi bir durum olduğunu kaydeden Rubin, “Erdoğan 2003'te başbakan olduğunda, geçmişinden ders aldı ve daha pragmatik oldu. Ancak pragmatizm sadece bir aldatmacaydı. Tutuklanmasından kısa bir süre sonra ideolojisini empoze etmenin net bir yolunu oluşturmak için teknik bir değişimi planlı ve yavaş bir şekilde devreye soktu” dedi.

Erdoğan’ın İhvan’ı desteklemekle projelerini hayata geçirmeye başladığını kaydeden Rubin, “20’nci yüzyılın ikinci yarısından sonra Suudi Arabistan nasıl terörün dinamik kalmasını sağladıysa 21’inci yüzyılda bu görevi Türkiye görüyor. Dünyada terörden dolayı yaşamını yitiren yüz binlerce insanın sorumlusu Türk devletidir” şeklinde konuştu.

‘TÜRKİYE, TERÖR DEVLETİ OLARAK TANIMLANMALI’

Türkiye’nin terör devleti olarak tanımlanması gerektiğini kaydeden Rubin, “Birleşmiş Milletler’in Türkiye’yi terörü destekleyen devletler arasına alması gerektiğini söyleyebilirim. PKK’nin terör örgütleri listesine alınması dosyasını yeniden ele almalıyız. ABD’nin terör tanımına uyup uymadığını gözden geçirmeliyiz. Eğer bu tanıma uymuyorsa, onlara yönelik tüm ambargolara son vermeliyiz” dedi.

ABD’nin Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin tarafı olmadığını hatırlatan Rubin, Avrupa devletlerinin Erdoğan’ın Suriye’de işlediği savaş suçlarını uluslararası mahkemelere taşıması gerektiğini sözlerine ekledi.

(rr/cj)

ANHA


Diğer Haberler