​​​​​​​Barzaniler dün Rojhilat’a bugün ise Rojava’ya düşman

Mele Mustafa Barzani, silahlı hareketine son verdikten sonra ailesi ve komutanlarıyla birlikte İran’a göç etti. Tahran yakınlarındaki Kerec bölgesinde, Şah yönetiminden bağımsız yüz haneli bir alana yerleşti. Barzani aile o günden bu yana İran’ın ajan kurumu SAVAK tarafından, Irak ile yaşanan çelişkiler için araç olarak kullanılıyor. İran ayrıca Barzani’yi kendi karşıtlarına ve Rojhilatê Kürdistan’daki örgütlere karşı gülle olarak kullandı. Yani İran, bir taşla iki kuş vurmuştu. Bu konuya dair çok sayıda somut belge bulunuyor. Mehmûd Osman, konuya ilişkin, “Barzani yönetimi, kendi şahsi çıkarları, dar siyasi görüşlülüğü, ulusal ruhtan yoksunluğu nedeniyle İran’ın isteğiyle Rojhilatlı yurtsever mücadelecileri İran’a teslim etmiştir. KDP-İran Sekreteri Silêman Mûînî ve birçok Rojhilatlı yurtsever de Barzaniler tarafından şehit edilmiştir” dedi.

Kamîran Bedirxan, 1963’te İsrail’e gider ve İsrail Genelkurmay Başkanı ve İstihbarat Başkanı ile görüşür. Orada İran Şahı’nın Kürtlerin durumu hakkındaki konuşmalarını aktarır: “Irak’taki silah olan Kürtlerin isyanının devam etmesini istiyoruz fakat bu silahın büyük aleve dönüşmemesi şartıyla.”

Güvenliği için Arapların güçlenmesini istemeyen İsrail de Kürtlerin savaşını altın fırsat olarak değerlendirip kullanmak, rakiplerini bölmek ve güçsüzleştirmek istiyordu. Barzaniler artık o dönem İran’ın himayesi altına girmişti.

Kürt devrimci grupları ve örgütleri, İran’a karşı faaliyet yürütüyordu. Bu durum Barzani hareketini rahatsız ediyor ve İran’ın kendilerini yok etmesini istemiyordu. Çünkü İran’ın kendi hareketlerine ve ailesine sahip çıkması karşılığında Barzaniler, Rojhilat’taki parti ve güçleri İran iktidarının kontrolüne sokacağına söz vermişti. İsrailli bir danışman olan Şilomo Nekdimon, bir kitabında konuya ilişkin şu ifadeleri kullanıyor: “Şah, yaşanan gelişmelerden endişelenmiş olmalı ki Barzani’nin de İran’daki Kürtleri İran’a karşı ayaklandıracağını düşünüyordu.” İsrailli üst düzey bir yetkili ise, şunları söylemişti: “Şah’ı, Barzanilerin İran sistemine karşı ayaklanmayacağı, İran’ın Irak’taki çıkarlarını garantileyecek olanın yalnızca Barzaniler olduğunu konusunda ikna etmek için büyük çaba harcadım.”

Barzani hareketi, sadece Başurê Kürdistan’da değil, diğer üç parçada da devrimci hareketlerin öne çıkmasından ve silahlı mücadele vermesinden hoşnut değildi. Bu yüzden hareketi büyüterek dört parçada Kürtlerin temsilciliğini yapmaya ve Kürt mücadelesini kendi kararları doğrultusunda yönetmek istiyordu. KDP-İran’ın hazırladığı bir broşürde (Xiyanetên Qiyadeya Mûeqet Neteweya bi Kurd) konuya ilişkin şu ifadeler yer alıyor: “İdris Barzani, kuzey ordularıyla yaptığı son toplantıda yalnızca Barzani ailesinin Kürtler için muhtariyet isteme hakkı olduğunu, ‘Kürdistan’ın tüm parçalarında, hangi parti muhtariyet isterse ona karşıyız ve kabul etmiyoruz’ demiştir.”

Barzani hareketi, aile çıkarlarına, Kürdistan’ı işgal edenlere ve dünya hegemonyasına hizmet ederek Kürt hareketleri, yurtsever şahsiyetler ve bütün Kürt halkı için Kürt Devrimi’ni ölü doğum yapmaya zorluyordu, geriye çekiyordu. KDP-İran Üyesi Xidir Meresene, yazdığı bir kitapta bu durumu şu sözlerle özetliyor: “1966’nın başlarında Barzani hareketi (KDP), İran ve Şah rejimiyle ilişkiler kuruyordu. Partinin bu ilişkileri SAVAK ve ABD ile diplomasi çerçevesindeydi ve Kürt halkının çıkarına değildi. İlişkilerin gerçek amacı bu iki devletin çıkarlarıydı.”

1979’de İran’da Şahlığın devrilmesiyle Barzani ailesinin endişeleri de başladı. Çünkü Şah yandaşlığı yapıyor ve Şah’a karşı ayaklanan siyasi partileri durdurma görevini yapıyordu. Şah’ın devrilmesinin ardından Rojhilatê Kürdistan’da idari, ekonomik ve yaşamın diğer alanlarındaki çalışmalar Kürtler tarafından yürütülüyordu. Diğer yandan da yeni İran rejimi, Rojhilat’ın alınması için hesaplar yapıyordu. 1982-1983 yılları arasında Serdeşt kendi de dahil birçok ilçe ve köy Kürtlerin elindeydi. Mahabat birkaç ay, Bokan ise 2 yıldan fazla bir süre Kürtlerin elinde kaldı. Ancak yeni sistem de Kürtlerin ulusal haklarını kabul etmemiş ve güç kullanmaya başlamıştı. Nihayetinde İran ile Kürtler arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. İran rejimi elinde hangi silah varsa kullanmış fakat umduğunu bulmamıştı. Dönemin İran Genelkurmay Başkanı, Kürtler karşısındaki yenilgileri ve yaşadıkları kayıpların bilançosunu Humeyni’ye iletti.

İran rejimi Kürtler karşısında yaşadığı çaresizliğin ardından birçok toplantı gerçekleştirmiş sonuç olarak, bu savaşı durdurma görevini Barzani ailesine vermişti. Şah yönetiminden kalma tecrübeyle Barzani ailesinin en zayıf noktasının para olduğu biliniyordu. İran rejimi, Barzani ailesini parayla satın alabilecekleri ve kendi hizmetlerinde kullanabilecekleri kanaatine vardı. Humeyni, Barzani ailesiyle yaptığı ilk görüşmede şunları söylemiştir: “Siz burada misafir değilsiniz, İran sizin ülkenizdir. İslam’ımız birdir, Kürtler arasında hiçbir ayrım yoktur. Bu sorunu (Rojhilatlı) Kürt kardeşlerimizle barışçıl yöntemlerle sonuca bağlamak için çok çaba sarf etti. Fakat iki parti (KDP-İran ve Komele) Saddam Hüseyin’in desteğiyle savaşı gürleştirdi ve bu, ilişkilerimizin bozulmasına neden oldu.”

Bu görüşmenin ardından Humeyni İdris ve Mesut Barzani’ye bir miktar para hediye verir ve her iki kardeş de Humeyni’nin elini adeta yarışırcasına öper. Humeyni de her ikisinin başını okşar ve “Artık ikiniz de benim oğlumsunuz, iyi niyetli dualarım hep sizinle” der. Humeyni Barzani ailesinin tüm ihtiyaçlarının karşılanması için talimat verir. Mesut ve İdris’in en kısa zamanda planlarını oluşturmaları için bir grup uzmanı da yanlarında görevlendirir.

Barzanilerin bu İran’a olan bu “hizmeti” için SAVAK Başkanı Urmiyeli Sertip Saidiyan, “Dünün isyankarları (Barzaniler) şimdi hizmetimizde. Allah yardımcıları olsun. Günü geldiğinde onları Kerkük Valisi yapacağız” diyor. 

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık da konuya ilişkin şunları söylüyor: “Barzani, sürekli bir şekilde Rojhilatê Kürdistan’ın yurtseverlerini yakalıyor ve İran Şahlığına teslim ediyordu. Silêman Mûînî ve Mela Aware gibi çoğu devrimciyi öldürdüler, teslim ettiler. KDP, KDP-İran’ı kendi mülkü gibi görüyordu. KDP’nin KDP-İran ile savaşmasının nedeni, KDP-İran ihanetçi ya da yöntemleri yanlış olduğu için değildi. KDP, Kürdistan’da hiçbir hareketin kendi önüne geçmesini istemiyordu. KDP, İran pasdarlarının yerine KDP-İran’ın tasfiyesine neden oldu. Bu bir gerçektir ve herkes tarafından biliniyor. Bunları yaparken Rojhilat halkına da büyük zulüm uyguladılar. Ne Şahlık ne de İran İslami rejimi Rojhilat halkına bunları yapmamıştır.”

İran molla rejiminin uzmanları ile İdris ve Mesut kardeşler, planlarını hayata geçirmek için görev dağılımı yaptı. İki kardeşin rejim ile yaptığı anlaşmaya göre Rojhilatê Kürdistan, başta Komele ve KDP-İran olmak üzere bütün silahlı örgütlerden ve silahlardan arındırılacaktı. İran yönetimi, Savunma Bakanlığı ve Devrim Muhafızları’nın İstihbarat Teşkilatı İtlaat ile imkanlarını, görevlerini yerine getirmesi için Barzani ailesine hizmetine sunmuştu. Öte yandan Barzani ailesine ve silahlı güçlerine maaş da veriliyordu. Öyle ki biri açık biri gizli olmak üzere herkese iki maaş bağlanmıştı. Ancak İran rejimi ve Barzanilerin kağıt üzerindeki planları önünde başka bir engel çıkmıştı; o da Rojhilat halkının ve Başur’dan Rojhilat ve İran’a yerleşmiş halkın her iki partiye olan desteğiydi.

Bu öğenin karşılarında engel olarak durması nedeniyle başka bir planı uygulayıp ardından asıl plana geçiş yapmaları gerekiyordu. David McDowall de kitabında bu gerçeği şu sözlerle doğruluyor: “Son olarak İran sistemi, Kurmanci konuşulan alanlarda, KDP-İran’ın Rojhilat’ta sınır hattında bulunan yerlerini tasfiye etmek, Sünni Kürt ağalarını onlardan uzaklaştırmak istiyordu. Barzaniler, İslam Cumhuriyeti’yle işbirliği yapmadan önce Şah Pehlevi ile yaptığı gibi işbirliğinde olduğu gibi bu ağaları savaştan uzak tutmaya çalıştı. Bu ağalar Tahran yönetiminden bağımsız olmak istiyordu ve İran’ın Kürtlerle yaptığı savaştan sonra bir düzeyde bağımsızlardı. Sinar aşiretinin başkanı Mamendî Şikak gibi tarihi Kürtçülükle geçmiş bir aşiret lideri, Barzani’yi değil, KDP-İran’ı destekliyordu. Bu yüzden Mele Mustafa Barzani, 1967’de KDP-İran Devrim Komitesi ile savaşında onu yakaladı ve Şahlığa teslim etti.”

Barzaniler, Rojava’ya karşı da Türk devleti ile çalışıyor. Bu “çalışma” gereği Rojava ile olan sınırlarını kapattı, hendekler kazdı, sağlık ekipleri ve gerekli tıbbi malzeme ihtiyaçlarının bölgeye girişini yasakladı. Hatta çoğu kez ağır yaralıların tedavi için Başur’a geçmesine izin vermedi. Bu yöntemleriyle Rojava’daki Demokratik Özerk Yönetim deneyimini boğmak, diğer yandan da halkı provoke etmek istiyor. Söz konusu amaçları için sistematik bir şekilde ideolojik savaş ve saldırılar gerçekleştiriyor, bunu da basın yoluyla yapıyor. Rudaw ve K24 televizyonları üzerinden psikolojik savaş yürütüyor; savaşın içinde geleceğini belirlemeye çalışan temiz yürekli yurtsever halka algı operasyonları yapıyor. Suriye’deki en güvenli ve huzurlu bölge olmasına rağmen halkı Rojava’dan göçertmeye çalışıyor. KDP basını, bölgedeki güven ve huzuru bozmak, Özerk Yönetimi karalamak, halklar arasında fitne ve nifak tohumları ekmek ve halkı güvensiz kılmak için elinden geleni yapıyor.

Barzaniler, Rojava Devrimi’ne desteğin kendileri için de ulusal bir kazanım olacağını bilmesine, Kürdistan bölge hükümetini zayıflatmanın aksine güçlendireceğinin farkında olmasına rağmen Rojava’ya bu tür saldırılarını sürdürüyor.

Barzaniler dün Rojhilat Kürtlerine düşmanlık yapıyordu. Bugün ise Rojava Kürtlerine düşmanlığını sürdürüyor. Dün İran ile işbirliğindeydi, bugün ise Türkiye’nin işbirlikçisi. Kısacası yine Kürtlere düşmanlık yapıyor. Fakat bu kez Şengal ve Rojava’yı hedef olarak önüne koydu. Bir yandan Türkiye, Rojava sınırına beton duvarlar örerken Mesut Barzani de eşzamanlı olarak Rojava sınırına hendek kazmış ve Türkiye’nin emrinde olduğunu göstermişti. Tıpkı Mele Mustafa Barzani’nin Şah Rıza Pehlevi’ye “Bize öl deyin ölelim, yaşayın deyin yaşayalım” dediği gibi.

Şah Cezayir Anlaşması’nın içeriğini açıkladığında Mele Mustafa devrimini sonlandırmış ve İran’a sığınmıştı. Şah ve Mele Mustafa’nın görüşmesinde hazır olan Mehmûd Osman, konuya ilişkin şunları söylüyor: “Şah, Barzani’nin anlaşmanın içeriğine ilişkin tepkisini ölçmek istiyordu. Şah açıklamasını yaptı ve Barzani’nin cevabını bekledi. Barzani’nin cevabı kısaca şöyleydi; ‘Bizler senin halkınız, madem Cezayir Anlaşması’ndan razısın ve İran halkının çıkarlarını güvenceye alacağından eminsin, bu vatan bizim anamız. Söyleyeceğimiz bir şey yok ve karşı değiliz. Senin emrin altındayız, bize öl de ölelim kal de kalalım. Sana gönülden bağlıyız ve hâlâ da öyleyiz. Gelecekte de sizin için gönüllü olacağız. Hayrınızın ve iyiliğinizin üzerimizden eksik olmaması dileğiyle’” (Mele Mustafa bu konuşmayı 12 Mart 1975’te yapmıştır)

Körü körüne bağlılık, uluslararası ve bölgesel ajandalara göre hareket etmek, ailevi maddi çıkarlar peşinde koşmak Mele Mustafa’da olan bir özellikti. Bu özelliği, her gün Kürtleri katleden, Kürdistan’ın tüm parçalarında, işgal ettiği Efrîn, Girê Spî ve Serêkaniyê’de insanlık değerlerini çiğneyen Erdoğan’ın peşinde koşan çocuklarında da var. Kürdistan’ı işgal edenlerin yanında hareket etmek ve onların siyasetini yürütmek, kendi halkına karşı savaş açmakla Kürt hareketine en büyük yanlışı yapmaktır ve binlerce şehide ihanettir. Kürtlerin düşmanları aslında o kadar güçlü değildir. Onlara güç ve cesaret veren, bu ihanet ve bitmeyen köleliktir. Bu tarz, Kürtlerin özgürlük yürüyüşünü zafere ulaştırmaz. Bağımsız bir irade, özgürlüğü benimsemek demektir. Eğer Barzani ailesi bu özelliklerini bir kenara bıraksa ve işgalcilerin yanında yer almasaydı, uluslararası ve bölgesel güçlerin elinde oyuncak olmazdı.

Suriye savaşının başından beri ENKS, faşist İhvancı koalisyonun yanında yer aldı. Bu koalisyonun başını ise Kürtleri parçalamak isteyen ve Kürtlerin hakkını inkar eden Erdoğan çekiyordu. ENKS’nin içinde bulunduğu grup, Halep ve diğer yerlerde YPG’ye saldıran İslami gruplar ve El Nusralılar gibi çete grupları da bulunuyordu. Efrîn, Türk devleti tarafından işgal edildiğinde ENKS’li onlarca kişinin MİT’e ve Türk ordusuna, YPG’ye ilişkin istihbari bilgi ve koordinatlar verdiği ortaya çıkmıştı. Efrîn’in işgalinin ardından ENKS’li birçok kişi, kentte kurulan sözde yerel meclislerde yerini aldı. 

Kaynaklar:

1. Irak ve çevresindeki ülkelerde MOSSAD (Şilomo Nekdimon)

2. Modern Kürt Tarihi (David McDowall)

3. Îxaneta Qiyadeya Mûeqet bi Neteweya Kurd (KDP-İran tarafından yayınlanan broşür)

4. Kürdistan Devrimi’nin Deneyimleri ve Dersleri (Mehmûd Osman’ın anıları)

5. Awênekanî Rastiyekan (Gerçeklerin Aynası) (Xizir Meresene)

 


Diğer Haberler