Başlangıçtan bitişine DAİŞ… Türkiye’ye bağlı gruplar da aynı zihniyette - 2

Ebubekir Bağdadi, DAİŞ’in sözde lideri ilan edildiği dönemde çok tanınmasa da bölgedeki halk hareketleri ve çatışmalardan faydalanıp, Türkiye ve Katar’dan aldığı destek ile kısa sürede Suriye ve Irak’ta geniş bir alana yayıldı.

HABER MERKEZİ/ HESEN REMO

DAİŞ, Türkiye’den aldığı destek ile Suriye ve Irak’a yayıldı

Ebubekir Bağdadi, Irak İslam Devleti’nin lideri Ebu Ömer El-Bağdadi ile savaş bakanı Ebu Eyup El-Mısri’nin 2010 Nisan ayında öldürülmesinin ardından terör örgütünün yeni lideri oldu. Kimsenin daha önceden tanımadığı Bağdadi, ABD tarafından bir dönem tutuklanmıştı.

Ebubekir Bağdadi kimdir?

Gerçek ismi İbrahim Avvad İbrahim Ali el-Bedri,1971 yılında Irak’ın Samarra kentinde doğdu. Bağdat Üniversitesi’nde İslam Araştırmaları’ndan mezun olan Bağdadi, 2007 yılında doktorasını tamamladı. Yükseköğrenimini sürdürdüğü dönemde amcasının İhvancılara katılmasını istediği Bağdadi, İhvancıların radikal yapılanması arasında yer aldı.

Bağdadi, ABD’nin 2003 yılında Irak’a başlattığı saldırılarında "Ceyiş Ehil Elsune welcemaa" grubunun kurulmasında yardımcı oldu. 2004 yılının Şubat ayında ABD ordusu tarafından Felluce kentinde yakalanan Bağdadi, Emu El-Gesir kentinden cezaevinde 10 ay kaldı.

Cezaevinde Saddam Hüseyin taraftarı ve farklı terör gruplarından birçok etkili isim ile ilişki geliştirme şansı bulan Bağdadi, serbest kalmasının ardından dışarda bu isimler ile ilişkilerini güçlendirdi.

Irak İslam Devleti içerisinde kısa sürede etkili görevlere gelen Bağdadi, bir süre Şeriat Komitesi’nin başkanlığını yaptı. Ebu Ömer El-Bağdadi’nin örgütün lideri olduğu dönemde danışman meclisinde yer alan Bağdadi, El-Kaide ile koordine için kurulan komitede de yer aldı. Ebu Ömer El-Bağdadi’nin öldürüldüğü 2010 yılında Bağdadi örgütün yeni sözde lideri ilan edildi.

Şia ve Êzidîlere yönelik kanlı saldırılar

ABD’nin Irak’a girdiği 2003 yılından itibaren Êzidî ve Şia kesimin yaşadığı alanlarda kanlı patlamalar yaşanmaya başladı. ABD ordusu ve Irak güçlerinin cihadist gruplara yönelik tüm operasyonlarına rağmen kontrol elde edilemedi. Bölgedeki kimi kanlı patlamalar ise şöyle:

Necef’te Elhedre Elheyderiya önünde 2003 yılının Ağustos ayında yaşanan patlamada aralarında Şii din insanı Mihemed Baqir El-Hekîm’in de bulunduğu 83 kişi öldü.

2004 yılının Mart ayında ise Kerbela ve Bağdat’ta yaşanan patlamalarda en az 170 kişi öldü. Şubat ayında ise Kurban Bayramı’nda KDP ve YNK’ye yönelik Hewlêr’de gerçekleştirilen canlı bomba saldırılarında 105 kişi yaşamını yitirdi.

Babil’e bağlı El-Hile’de 2005 yılının Şubat ayında yaşanan patlamada 118 kişi hayatını kaybederken, aynı yılın Şubat ayında Bağdat’ın Şii mahallelerinde yaşanan 11 ayrı patlamada 128 kişi hayatını kaybetti.

El-Sedir kentinde 2006 yılının Ekim ayında bomba yüklü araçlarla 4 ayrı bombalı saldırı gerçekleştirildi ve patlamalarda 202 kişi yaşamını yitirdi.

Bölgede 2007 yılında yaşanan patlamalarda en az 1213 kişinin öldüğü tespit edilirken, bu patlamaların en kanlı olanı ise Ninova’da yaşandı. Kentte 4 ayrı araçla gerçekleştirilen bombalı saldırılarda en az 400 Êzidî hayatını kaybetti.

Bu patlamalar, DAİŞ Irak ve Suriye’nin geniş alanını işgal edene dek sürdü.

Ebubekir Bağdadi’nin Suriye’ye geçişi

Bağdadi’nin DAİŞ’in lideri olduğu dönemde ABD’den yapılan açıklamalarda DAİŞ’in bitirilmek üzere olduğu, yönetim kadrosunun büyük bölümünün öldürüldüğünü ve geri kalanların ise birbirleri ile iletişim kuramadığını açıklıyordu.

Ancak Arap Baharı’nın Suriye’de de başlaması ile DAİŞ ülkeye giriş fırsatı yakaladı. DAİŞ’in Suriye’ye yayılmasının temel etkenlerinden biri de Suriye’deki İhvancı radikal terör gruplarına destek veren Türkiye ve Katar’ın destekleri oldu. Bağdadi, Suriye’deki taraftarlarından örgütün bir kolunu Suriye’de de kurma emri verdi. Daha sonra Heyet Tehrîr El-Şam adını alan Cebhet El-Nusra adıyla kurulan bu örgüt, şu an Türkiye ile birlikte İdlib’i işgal altında tutuyor.

Türkiye, kısa sürede DAİŞ’e destek sunmaya başladı. DAİŞ’ten petrol satın almaya başlayan Türkiye, karşılığında silah desteğinde bulundu ve Suriye’deki diğer örgütleri çatısı altında toplamasına yardımcı oldu. Türkiye, El-Nusra gibi DAİŞ’in kolu olarak kurulan El-Kaide bağlantılı örgütleri koruma adına birçok girişimde bulundu. Ancak Türkiye’nin tüm girişimlerine rağmen bu örgüt uluslararası alanda terör örgütleri listesine dahil edildi.

El-Nusra’nın lideri Ebu Muhammet El-Colani ile Bağdadi arasında yaşanan anlaşmazlıkların ardından Bağdadi, 9 Nisan 2013 yılında yayımladığı ses kaydı ile El-Nusra’ya DAİŞ’e katılma emri verdi. Örgütün ismi artık Irak ve Şam İslam Devleti (DAIŞ) olarak değiştirildi ve Suriye’nin içlerine doğru ilerlemeye başladı.

Girê Spî’deki camilerden 21 Temmuz 2013 tarihinde Kürtlere kenti terk etme çağrıları yapılıyordu. Bu anonsu geçenler DAİŞ çeteleriydi. Bu anons Türkiye’nin emri ile geçildi ve Türkiye aynı gün 4 ayrı araçla sınır hattında bulunan kentteki çetelere silah gönderdi. Çeteler ise Türkiye’den aldıkları silahlar ile kentteki Kürtlere ve o dönem ÖSO’ya bağlı olan Cebhet El-Ekrad’a saldırmaya başladı. Kürtler kentten göç ettiriliyor ve katlediliyordu. Girê Spî böylelikle DAİŞ’in işgali altına girdi ve DAİŞ ile Türkiye arasında koridor görevi görmeye başladı.

O dönem Reqa ve Derazor’dan Irak sınırına uzanan bölge ile El-Enbar çölü DAİŞ’in işgali altına girdi. DAİŞ artık Türkiye ile direkt ulaşım yolu buldu ve diğer bölgelere saldırmak için yoğun destek almaya başladı.

DAİŞ, 31 Aralık 2013 tarihinde Irak’ın Felûcê kentine girdi ve 4 Ocak günü tamamen işgal etti. DAİŞ artık Irak ve Suriye’nin uzak kentlerine doğru yayılmaya başlıyordu.

Yarın: Bölgesel ve uluslararası devletlerin DAİŞ’in güçlenmesindeki rolü

ANHA


Diğer Haberler