Bayık: ENKS'nin siyaset yapma gibi bir amacı olmadı

KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık, “Türkiye Kürtlerin haklarına karşı değil, söylemini anlamı şudur; biz uzlaşma istemiyoruz. Türk devletinin, Rojava düşmanlığını tüm dünya biliyor. Erdoğan’la dost olduğunu söyleyen Trump bile ‘Türkiye Kürt düşmanıdır’ dedi”.

KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık, Hawlatî gazetesinin sorularını yanıtlayarak, “Rêber Apo’ya sahiplenmeyen siyasi partiler ve hareketler, tarih karşısında yargılanacak ve sorumlu tutulacak. Hatta Rêber Apo üzerinde ağır baskı ve tecridin sürdürülmesinde onların tutumunun da önemli payı olduğu söylenecektir. Herhangi bir Kürt siyasi önderine benzer bir yaklaşım olsa biz siyasi görüşü ne olursa olsun sahiplenirdik, sahipleniriz. Tüm Kürt siyasi güçlerinin, demokratik güçlerinin tutumunun da böyle olması gerekir” dedi.

KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık’ın söyleşisinin ikinci bölümü şu şekilde:

VESAYET ALTINDA OLMAYAN ÖZGÜR KÜRDİSTAN'I HEDEFLEMELİYİZ

KDP, Türk güçlerini Başûrê Kurdistan’dan çıkarabilir mi?

Kuşkusuz her toplum, hatta her devlet kendi topraklarındaki yabancı güçlerin çıkarılmasını ister. Meclisler halkın iradesi ise buna saygılı olmak gerekir. Kürtler de kendi topraklarında bulunan yabancı güçlerin çıkmasını istemelidir. En başta da Türkiye'nin çıkması istenmelidir. Türk devleti, Kürt düşmanıdır. Kürt düşmanı bir güç, şu anda Kürdistan'da onlarca üs kurmuştur. Bunlar işgalci güçlerdir. Zaten Başûrê Kurdistan’da halk, kadınlar ve gençler defalarca protestolar yapıp Türk askerinin çıkmasını istedi. Bunun en somut ifadesi Şeladizê halkının T.C üssünü basmasıdır. KDP, bunu PKK ile ilişkilendirmek istedi. Halbuki spontane halk tepkisi olduğu açıktır. Siyasetçiler de halkın iradesine göre hareket etmek zorundadır. KDP’nin mevcut yaklaşımıyla bu üsleri çıkarmayacağı, çıkaramayacağı açıktır. Halk, bu üsleri mutlaka söküp atacaktır. Bu üsler ortadan kalkmadıkça Kürdistan ve Kürt halkı kendini özgür hissetmez; gerçek anlamda özgür bir vatandan söz edilemez. Bu yönüyle vesayet altında olmayan özgür Kürdistan'ı hedeflemeliyiz. Bu tür işgalci güçlerin varlığı, sadece siyasi güçlerin iradesine ve kararına bırakılamaz. Bir referandum yapılarak halkın isteyip istemediği öğrenilir ve buna göre tutum takınılır. Doğru ulusal ve demokratik yöntem budur.

ABD'NİN ROJAVA'DA KALMASININ ÜÇ TEMEL NEDENİ

ABD ve Rusya da bir çeşit Rojava’dır. Bu koşullarda Rojava’nın durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Trump’ın sadece petrolü korumak için kaldığına, hiç politikadan anlamayanlar ve Ortadoğu’daki siyasi durumu bilmeyenler belki inanabilir. ABD'nin, Kuzey-Doğu Suriye’de kalmasının üç temel nedeni var;

* Suriye'yi şekillendirmede bu varlığını kullanmak,

* Irak üzerindeki etkinliğini bir de bu yönlü pekiştirmek,

* Kürtler üzerinde siyasi etkide bulunmak.

Her üçü de Ortadoğu’da etkin olmak isteyen ABD açısından anlaşılır.

Rusya da Suriye'de belli bir askeri ve siyasi gücü olan bir devlettir. Suriye'de meşru olan tek askeri ve siyasi güç biziz, diyor. Bunu, mevcut Suriye rejimiyle ilişkisine dayandırıyor. Meşru hükümetin çağrısı üzerine Suriye'de bulunuyoruz, diyor. Kuşkusuz meşruiyet konusunu herkes kendine göre değerlendirebilir. Rusya'nın da Suriye'nin şekillendirilmesinde etkili olmak istediği açık.

Türkiye ve başka ülkeler de Suriye üzerinde benzer politikalar yürütüyor. Türkiye'nin temel bir amacı da Kürtlerin Suriye'de bir siyasi statü kazanmasını engellemektir.

Bunlar dış güçlerin isteği ve hedefleri. Tabi ki bir de halkların isteği ve iradeleri var. Dış güçlerin siyasete etkisinin olduğu açık. Onların her istediğinin olmayacağı da görülmelidir. Halkların iradesini dikkate almadan Suriye'de bir siyasi istikrar sağlamak mümkün değil. Bunların başında da Kürtler geliyor. Kürtlerin ideolojik ve siyasi olarak etkilediği ve ittifak yaptığı önemli bir Arap ve Süryani toplumu da var. Dış güçlerin her biri Kürtleri yanına çekmek istiyor. Bunlar biliniyor. Kuşkusuz dış güçlerin Suriye ve Rojava'da bulunması, Kürtler açısından bir tehlike. Dolayısıyla Kürtler açısından çok karmaşık bir mücadele süreci vardır. Zaten Ortadoğu gerçeğinde, hele hele Kürt gerçeğinde mücadele etmeden özgür ve demokratik yaşam kazanılamaz.

Rojavayê Kurdistan halkının, şu yada bu gücün yanında olması söz konusu olmaz, olmamalı. Kürtler, Araplar, Süryaniler tamamen Suriye'nin demokratikleşmesi ve bu temelde özerk Kürdistan'ı yaratmaya yoğunlaşmalı. Kürdistan dışındaki alanlarda da yerel demokrasi olmalıdır. Eğer Suriye genelinde demokratikleşme ve yerel demokrasi olmazsa Rojava’nın özgürlüğü de güvencede olmaz. Oluşacak demokratik bir Suriye ve Rojava ise dış güçlerin etkisinin azaldığı bir Suriye olur. Demokratikleşme ve halkın iradesinin güçlenmesi, dış güçlerin etkisini kırmanın, azaltmanın en etkili yoludur.

Rojava'da askeri ve siyasi mücadele son bulmuş değil. Türkiye, her gün Rojava’nın diğer yerlerini de işgal edeceğinin tehdidini yapıyor. Hatta böyle bir işgalde Efrîn’de olduğu gibi ENKS güçlerini de kullanacağı söyleniyor. Türk devleti, özgür Kürt'ün iradesini kırmak için bu yollara başvurabilir. Nitekim yakın zamanda bazı ENKS’liler, Türk Dışişleri Bakanı ile görüştü ve Türkiye’nin, Kürtlerin haklarına karşı olmadığını iddia eden bir açıklama yaptılar.

ENKS'NİN SİYASET YAPMA GİBİ BİR AMACI OLMADI

Bu koşullarda QSD ile ENKS bünyesindeki güçler arasındaki ilişkiler nasıl olacak?

Biz her zaman sadece ENKS değil, ne kadar siyasi güç varsa serbest siyasi çalışma ve örgütlenme yapmasından yana olduğumuzu vurguladık. ENKS’nin serbest örgütlenme, siyaset yapma gibi bir amacı olmadı. Sürekli Türk devleti ve Rojava düşmanlarıyla ortak davrandı. Bu da Rojava devrimcileri ile ENKS arasında sorunlar yaşanmasına yol açtı. Buna rağmen her zaman serbest örgütlenme ve siyaset yapma imkanları vardı. Onlar bunu tercih etmedi. Bizim bildiğimiz kadarıyla sadece hiçbir koşulu olmayan bir başvuru yapmaları gerekiyordu. Oradaki siyasi ve idari yapı, onların güvenliği açısından da böyle bir başvuruyu gerekli görüyordu. ENKS’nin bunu gerekçe yaptığı görülünce şimdi onu da kaldırmışlar. Bazıları bürolarını açıp çalışma yürütürken, bazıları hala Türk devleti ve Rojava düşmanlarıyla birlikte hareket ediyor. Bunun kabul edilebilir bir yanı yok.

Türkiye Kürtlerin haklarına karşı değil, söylemini anlamı şudur; biz uzlaşma istemiyoruz. Türk devletinin, Rojava düşmanlığını tüm dünya biliyor. Erdoğan’la dost olduğunu söyleyen Trump bile ‘Türkiye Kürt düşmanıdır’ dedi. Türkiye'nin Kürt düşmanı olması için daha ne yapması gerekir? Bakurê Kurdistan’da yaptıkları ortada; Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spî işgali ortada. Kobanê ile Efrîn birleşmesin diye Cerablus’u işgal eden bu devlettir. ENKS, Türk devleti ile ortak politika izlerse Rojava'da uzlaşma nasıl olacak? ENKS’liler neden böyle söylüyor? Bu söylem aslında Türk devletinin yeni işgallerini meşrulaştırmak oluyor. T.C’nin, Cizîr-Dêrik bölgesine işgal saldırısı yapacağı söyleniyor. ENKS’nin söylemleri de bu işgali meşrulaştırmak içindir.

QSD ile ENKS arasında bazı görüşmeler yapıldığını biliyoruz. Ancak ipe un serdiği, bazı gerekçelerle oyaladığı söyleniyor. Bu da hala Rojava Devrimi düşmanlarıyla hareket ettiğini, onların politikalarının parçası olduğunu gösteriyor. Türkiye'ye bağlı olan bir gücün, Rojava’da bir uzlaşmaya gelmesi zordur. Biz, ENKS dahil tüm Kürt güçlerinin orada birlik kurarak Rojava’nın özerkliğine ve Suriye'nin demokratikleşmesine karşı olan her güce karşı ortak tavır takınmalarını isteriz. Zaten birçok farklı Kürt siyasi gücü orada Özerk Yönetim’le birlikte hareket ediyor.

Öte yandan Rojava'da dış gözlemcilerin denetiminde, serbest propaganda ortamında yapılacak demokratik bir seçime herkes özgürce katılabilir. Kürtler arası mutlak demokrasi olmalı. Her siyasi düşünceden parti ve hareketler, serbest örgütlenme ve siyasi faaliyet yapabilmeli. Rojava devrimcilerinin bunu kabul ettiğini ve sağladığını biliyoruz. Uzlaşmadan kaçarak, orada diğer siyasi güçleri tasfiye edip hakim olma anlayışı olmamalıdır. ENKS’nin T.C ile ilişkileri bu anlayıştan vazgeçmediğini gösteriyor. Yoksa QSD’nin makul ve uzlaşmacı yaklaşımına şimdiye kadar olumlu cevap verilirdi.

ROJHILAT HALKIMIZIN MÜCADELESİ MEŞRU VE HAKLIDIR

PKK, İran İslam Cumhuriyeti’nin siyasetini nasıl görüyor, Rojhilatê Kurdistan için ne öngörüyorsunuz?

Biz İran İslam Cumhuriyeti’nin de demokratikleşmesini isteyen bir yaklaşım içindeyiz. Burada da demokratik İran, özgür Kürdistan temelinde çözümünden yanayız. Demokratik Ulus anlayışımız var. Aslında İran'ın barış ve istikrarını güçlendirecek en doğru yol Demokratik Ulus anlayışıdır. İran tarihinde, farklı kimliklerle bir arada yaşama anlayışı vardır. Bu tarihi bir gelenektir. Kapitalist modernitenin milliyetçilik fitnesinin, 20. yüzyılda Ortadoğu’ya girmesiyle birlikte İran’da da etkisini gösterdi. Başta Kürtler olmak üzere diğer halklar üzerinde ulus devlet politikaları uygulandı. Farklı etnik kimlikleri zaman içinde yok edecek politika, İran'da da uygulandı. İran İslam Devrimi başlangıçta milliyetçi olmayan bir zihniyetle gerçekleşti. İslam’ın özünde milliyetçilik yoktur, ancak sonraları İran İslam Cumhuriyeti’nde de milliyetçi eğilimler görüldü.

Öte yandan dış güçlerin politikaları gerekçe gösterilerek toplum üzerinde anti demokratik uygulamalar gelişti. Halbuki dış güçleri etkisiz kılacak ve oyunları bozacak tek yol da demokratikleşmedir. Gerçek anlamda demokratik ülke olanlar anti emperyalist olabilir, dış güçlere karşı tutum alabilir. Bu açıdan biz İran'ın iç ve dış sorunlarının da demokratikleşme temelinde çözüleceğine inanıyoruz. İran'a yönelik dış müdahaleleri de doğru bulmadığımızı her zaman vurguladık.

Biz İran'da da Kürtlerin özgür ve demokratik yaşam sorunu olduğunu söylüyoruz. Rojhilatê Kurdistan halkımızın özgür ve demokratik yaşam mücadelesi meşru ve haklıdır. Biz İslam Cumhuriyeti’nin demokratikleşmesi ve Kürdistan'ın demokratik özerk bir statüye kavuşmasından yanayız. İran'da Kürdistan eyaleti var. Bu Kürdistan'ın tümünü kapsamıyor. Kürdistan'ın tümünü kapsar ve demokratikleşme adımları atılırsa Kürt sorunu İran'ın demokratik birliği içinde çözülür. İran'ın tarihi de buna zemin sunuyor.

BELÇİKA'NIN PKK KARARI

Belçika yargısı, “PKK savaşan taraftır” diye bir karar verdi. Erdoğan’ın öfkelenmesine neden oldu. Bu kararın genel olarak Avrupa ve Amerika’yı da kapsaması için nasıl bir çabanız var?

Avrupa devletlerinin, PKK'yi ‘terörist örgütler listesi’ içine koyması, tamamen Türkiye ile ilişkilerinin sonucuydu. Türkiye'yi memnun etmek için PKK'yi böyle bir liste içine aldılar. Yine politik nedenlerle böyle bir karar aldılar. Tüm Avrupa devletleri de biliyor ki, PKK onların terörist olarak ifade ettiği kategoride değil. Avrupa Birliği, 2002’de PKK'yi listeye aldı. 2002, bizim silahlı güçlerimizi Türkiye sınırları dışına çektiğimiz, ateşkesin olduğu süreçtir. Bu zamanda siyasi çözüme teşvik etmeleri gerekirken Türkiye'nin çözüme yanaşmaması için böyle bir gerekçe yaratmaları manidar değil midir? Belki o dönemde PKK içindeki tasfiyecileri güçlendirmek için böyle bir adım atmış olabilirler ama esas olarak Kürt sorununun siyasi çözümünü sabote eden bir tutum olduğu açıktır.

Sanırız Rêber Apo’nun demokratik siyasi çözüm ve barış politikaları karşısında zorlandılar. Öte yandan PKK'nin DAİŞ'e karşı mücadelesini gördüler. Yine Rojava'da Rêber Apo çizgisinin yarattığı sistemi gördüler. Bu durum karşısında PKK'yi ‘terörist’ görmek onların gerçek yüzünü açığa çıkarıyordu, samimiyetlerini sorgulatıyordu. Avrupa halkları ve demokrasi güçleri, PKK'nin listeye konulmasını kabul etmiyordu. Bunu gördüklerinden bazı ülkelerde PKK'ye karşı yaklaşımda değişme oldu. Belçika yargısının kararı olumlu olmuştur. Türkiye tabi ki bu karara öfke duyar. Avukat Tahir Elçi, bir Türk televizyonunda PKK terörist bir örgüt değildir, silahlı muhalif harekettir, dediği için devlet tarafından katledildi. Tabi imkanlar olsa T.C Belçika’da bu kararı alan yargıçları da katleder. T.C’nin, PKK ve Kürtler için ne dediği önemli değildir.

Kuşkusuz bu karardan sonra Kürtler ve dostları, daha fazla çalışarak PKK’nin tümden Avrupa ‘terör örgütleri listesi’nden çıkarılmasını amaçlar. Kürtler en güçlü lobiyi halklar içinde yapmıştır. Avrupa halkları ve demokrasi güçleri, PKK'yi özgürlük hareketi olarak görüyor. Hatta Rêber Apo çizgisinin tüm insanlık için kurtuluş çizgisi olduğunu biliyor. Rêber Apo ve PKK'ye sahip çıkıyorlar. Sorun devletlerdedir. Onların ölçüleri çıkarlardır. Çıkarları, T.C ile çelişirse PKK'yi listeden çıkarırlar. Bu açıdan önemli olan, halkların ve demokratik güçlerin kazanılmasıdır. Bunlar kazanılırsa hükümet üzerinde baskı kurulur. Hükümetler de resmi olarak kaldırmasa da Türkiye'ye verdikleri desteği kesebilir. Devletlerin tutumunu belirleyen çıkarlardır. Devletlerin listelerini çok ciddiye almıyoruz. Halkları ve demokrasi güçlerini kazanma temelinde mücadelemizi geliştirmeyi daha fazla önemli görüyoruz.

PKK'NİN ELİNDEKİ MİT SORUMLULARI

İki MİT sorumlusu sizin tarafınızdan tutuklandı. Onlar KDP ve YNK sorumlularının MİT ile ilişkilerinin olduğuna dair size herhangi bir bilgi verdiler mi?

MİT’çilerin neler söyledikleri bizzat ağızlarından kamuoyuna yansıdı. Elbette tüm söyledikleri yansıtılmadı. KDP ve YNK ile ilgili de konuşmaları vardır. Genel olarak söyledikleri şu doğrultudaydı; KDP bize gereken desteği ve yardımı veriyor ama YNK fazla destek sunmuyor. KDP’nin istihbaratıyla ilişkilerinin iyi olduğunu, YNK istihbaratı içindeyse gizli biçimde bazılarıyla ilişkilerinin olduğunu, onlardan bazı bilgiler aldıklarını belirtiyorlardı. Ayrıca Hewlêr’deki konsolosluğun aynı zamanda MİT’in çalıştığı bir karargah olduğunu, KDP istihbaratı ile zaman zaman bu konsoloslukta toplantılar yaptıklarını belirtiyorlardı. Bu söyledikleri ne kadar doğru, bilemeyiz. KDP istihbaratı içinde PKK konusunda sorumlu olan kişi ile MİT’in ilişkileri sıkıdır, çok iyidir gibi şeyler de söylemişlerdir. Bunlar ne kadar doğru veya değildir, bilemiyoruz.

YNK istihbaratının kendilerine pek yardımcı olmadığını söylüyorlardı, ancak şimdi bu ilişkiler ne durumda bilemiyoruz.

Şimdi MİT’in, YNK alanında da çalışmalarını yoğunlaştırdığı söyleniyor. Ne kadar doğru veya değil bilemiyoruz, ancak Kandil’e yapılan bazı hava saldırılarında yer bilgisi verildiği açıktır. Bunların YNK istihbaratı içinde bazıları tarafından yönlendirildiği yönünde kuşkular vardır, ancak bu kişilerin YNK genel istihbaratının bilgisi dışında bu tür işler içine girdiği tahmin ediliyor.

KÜRT HALKININ RÊBER APO'YU SAHİPLENMESİ KENDİSİNİ SAHİPLENMEDİR

Önder Öcalan’ın esaretinin devam etmesine karşı tüm Kürt siyasi partilerinin duyarlılığı söz konusu mu?

Rêber Apo’nun esareti 22. yılında. 22 yıl zindanlarda ağır baskı ve tecrit koşulları altında tutulması, sadece PKK'nin, Kürdistan halkının sorunu değildir. Tüm Kürt halkı, dört  parçada Rêber Apo konusunda duyarlılıklarını gösteriyor. Bu açıdan her parçadaki tüm halkımıza şükranlarımızı sunuyorum. Aynı duyarlılığı Kürt siyasi partilerinin gösterdiğini söyleyemeyiz. Herhangi bir Kürt önderine böyle bir yaklaşım olduğunda Kürt siyasi güçlerinin tutumu böyle mi olmalıdır? Kürt siyasi güçleri için bu tutum kabul edilemez. Kürt siyasi güçlerinin bu duyarsız yaklaşımını, Kürt halkı ve demokrasi güçleri kabul etmemelidir. Bu konuda Mam Celal’in hakkını yememek gerekir. Mam Celal, Rêber Apo konusunda duyarlıydı. Hastalanmadan önce Rêber Apo’ya özgürlük kampanyasının öncülüğünü yapacaktı. Böyle bir girişimin hazırlığı içindeydi. Doğru olan ve örnek alınması gereken tutum budur.

Rêber Apo’ya sahiplenmeyen siyasi partiler ve hareketler, tarih karşısında yargılanacak ve sorumlu tutulacak. Hatta Rêber Apo üzerinde ağır baskı ve tecridin sürdürülmesinde onların tutumunun da önemli payı olduğu söylenecektir. Herhangi bir Kürt siyasi önderine benzer bir yaklaşım olsa biz siyasi görüşü ne olursa olsun sahiplenirdik, sahipleniriz. Tüm Kürt siyasi güçlerinin, demokratik güçlerinin tutumunun da böyle olması gerekir. Kürtlerin, dünya ve bölge siyasi arenasında zayıflıklarının bir nedeni de budur. Bu yanlış tutumlar, Kürtleri düşmanları karşısında zayıf bırakıyor. Tüm Kürt siyasi güçlerinin ve yönetimlerinin bu duyarsız yaklaşımlarını bırakması temennimizdir. Bu, en başta da onları onurlandırıp güçlendirecektir.

Rêber Apo konusunda tüm Kürt halkına mesajımız şudur; Rêber Apo tüm Kürtlerin özgür ve demokratik yaşamı için mücadele etmektedir. Beynini ve yüreğini tüm Kürdistan halkı için çalıştırmaktadır. Rêber Apo’nun yüreğinde dört parça Kürdistan halkı, gençliği ve kadını vardır. Bu açıdan Rêber Apo’yu sahiplenmeleri kendilerini sahiplenmeleridir.

Tüm halkımızın Newroz Bayramı’nı kutluyorum. Yeni Newroz’larda Kürdistan’ın dört parçasının özgür ve demokratik yaşama kavuşacağına olan inancımı vurguluyor, Rêber Apo ile yeni Newroz’larda özgür Kürdistan'da buluşmayı diliyorum.

(zd)


Diğer Haberler