​​​​​​​Bayık: Herkes Önder Apo'ya karşı sorumluluğunu yerine getirmeli

KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık, Kürt birliğinin oluşmasını kutsal gördüklerini belirterek, “Önder Apo, Kürtler için hem tarihi fırsatın ortaya çıktığını vurguluyor hem de var olan tehlikeye işaret ediyor. Kürtlerin bir kez daha I. Dünya Savaşı sürecinde yaşadığı kaybı tekrar yaşamasını istemediğini söylüyor” dedi.

Önder Abdullah Öcalan’ın, Kürtlerin 1. Dünya Savaşı sürecinde yaşadığı kaybı tekrar yaşamaması için birliğin sağlanması gerektiğini söylediğini belirten KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık, “Hareketimiz direniyor, mücadele ediyor. Bu, herkesi etkiliyor. Hem Kürt halkını hem Kürt halkını dostlarını hem de Kürt halkının düşmanını etkiliyor. İşgalci soykırımcı Türk devletine de etkide bulunuyor. Halkımız kahraman bir halktır, özgürlük ve demokrasi mücadelesini her şart ve koşul altında yürütüyor. Önder Apo'ya bağlılığını her şart altında gösteriyor. Önder Apo'ya destek sunuyor. Hem mücadelenin etkisi hem de halkın bağlılığını telefon görüşmesinin gerçekleşmesini zorunlu kıldı” dedi.

Stêrk TV’nin sorularını yanıtlayan KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık’ın söyleşisinin ilk bölümü şu şekilde:

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, PKK'yi ‘şehitler partisi’ olarak adlandırıyor. Siz de Mayıs ayını ‘şehitler ayı’ ilan ettiniz. Yürütülen mücadele ile bağlantılı Mayıs ayına dair neler söylemek istersiniz?

Hareketimiz için şehitler ayı önemlidir. Her PKK üyesi bu ayda şehitler gerçeği ile kendisine yaklaşıyor, eksikliklerini, zayıflıklarını tanıyor ve aşmak için çabalıyor. Şehitler gerçeği üzerinde kendini yeniden yaratmayı esas alıyor. Böylece şehitlerin amacını, umutlarını, duygularını gerçekleştirmeyi önüne koyuyor. Şehit, bizler için öncü ve komutandır, bizler de onların savaşçılarıyız. İstek ve amaçlarını gerçekleştirmek istiyoruz. Bu vesileyle Hakki Karer, Halil Çavgun, Mehmet Karasungur, Ozan Mizgin, Ferhat Kurtay ve arkadaşları; Şirin arkadaş ve onunla İran'da idam edilen arkadaşlar; Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, Sinan Cemgil, İbrahim Kaypakkaya, Ulaş Bayraktar şahsında tüm sosyalizm, demokrasi, özgürlük, adalet şehitlerini anıyorum, saygılarımı sunuyorum.

Kürdistan’da mücadele etmek çok zordur. Her ülkede zordur, ancak Kürdistan gerçekliğini göz önüne getirdiğimizde tüm ülkelerden daha zor olduğu anlaşılır. Şehitler mücadelesi ile Kürt halkını ölüm uykusundan uyandırarak, Ortadoğu halklarına, insanlığa örnek halk haline getirdi. Düşmanın şehitler için yürüttüğü 'ölüp gidiyor' propagandası bazı kesimleri etkiliyor olabilir. Bu doğru değildir. Şehitler, işgalcilerin planını engelliyor, amaçlarını gerçekleşmesini boşa çıkarıyor. Kürtleri soykırıma uğratma planlarını engelliyor. İşgalci, soykırımcı güçlerin amacını boşa çıkarıyor. Kürt halkı şehitler sayesinde ayağa kalktı, canlandı. Dolayısıyla şahadetleri hiçbir zaman boşuna değildi. Şehitlere ‘sebepsiz yere hayatını kaybetti’ şeklinde yaklaşılmaması gerekiyor. Her şahadet, Kürt halkını canlandırıyor, Kürt halkının öfkesini büyütüyor. Özgürlük ve demokrasi mücadelesini geliştiriyor. Bu temelde şehitler gerçeğine yaklaşılması gerekiyor.

Kürdistan şehitleri, kendi şahısları için bir şey yapmadı, istemedi. Hayatı da dahil tüm imkanını Kürt halkının hizmetine, Kürdistan’ın hizmetine; özgürlük ve demokrasi için insanlığın hizmetine koydu. Onlar sadece Kürt halkının şehidi değildir, halkların, insanlığın şehididir aynı zamanda. Şehitleri bu temelde anlamalı, bu esaslar üzerinde yaklaşım sergilenmelidir.

Önder Apo, şehitlerin arkadaşıyım, şehitlerin sözcüsüyüm, dedi. Kendisini böyle tarif etti. Önder Apo hala ayakta ise bu Harekete, halka ve insanlığa öncülük ediyorsa, işgalci soykırımcılar İmralı şartlarında dahi teslim alamıyorsa bu Önder Apo'nun şehitlere yaklaşımı, şehitlerin sözcüsüyüm tutumuyla alakalıdır. Bunun bir anlamı var. Yani onların amacı, umut ve istekleri, hayatları, çizgi ve ölçüleri temelinde yürüyorum. Kendisine Önder Apo'yu, şehitleri esas alıyorum diyenler, Önder Apo ve şehitlere bağlıyım diyenler, ne yapmam gerekiyor, görevim nedir, diyemez. Çünkü şehitler herkesin vazifesini önlerine koydu, yapılması gerekenler konusunda önlerini açtı. Belirledikleri yolda yürümek için gerekli güç ve desteği sunmuşlar. Onların sözcüsü olan Önder Apo da gerekli tüm talimatları vererek yol açmıştır, dünya genelinde en büyük düşünceyi Kürt insanına sunmuştur. Şehitler, Rêber Apo gerçekliği çerçevesinde herkes her yerde görevini şehitler, halk ve özgürlük demokrasi için yerine getirmesi gerekiyor. Doğru olan budur. Şehitlere, Önder Apo'ya bu temelde yaklaşıldığı oranda doğru yaklaşım sergilemiş olur. Bunun dışındaki yaklaşım yanlıştır.

21 yıl sonra Önder Abdullah Öcalan, ailesi ile telefonla görüştü. Telefon görüşmesi de diğer tutsakların telefon görüşmesi gibi olmadı. Şimdiye kadar gasp edilen telefon görüşmesi hakkı ilk defa sağlanmış oldu. Öncelikle bu telefon görüşmesi hakkında neler söylemek istersiniz?

Hareketimiz direniyor, mücadele ediyor. Bu, herkesi etkiliyor. Hem Kürt halkını hem Kürt halkını dostlarını hem de Kürt halkının düşmanını etkiliyor. İşgalci soykırımcı Türk devletine de etkide bulunuyor. Halkımız kahraman bir halktır, özgürlük ve demokrasi mücadelesini her şart ve koşul altında yürütüyor. Önder Apo'ya bağlılığını her şart altında gösteriyor. Önder Apo'ya destek sunuyor. Hem mücadelenin etkisi hem de halkın bağlılığını telefon görüşmesinin gerçekleşmesini zorunlu kıldı.

Daha önce de belirtmiştim; Türk devletinin Önder Apo'ya yaklaşımı tamamen siyasidir, görüşmeyi gerçekleştirsin ya da gerçekleştirmesin. Görüşmenin yaptırılması ya da yaptırılmaması bir politika çerçevesindedir, bunda belli amacı vardır. Bunun böyle anlaşılması gerekiyor. Önder Apo sadece Kürt halkının önderi değildir, halkların önderidir, özgürlük ve demokrasinin önderidir. İnsanlık sorunun çözümünün önderidir. Gerçekleşen görüşmede de Kürt halkına, halklara ve insanlığa karşı sorumluluğunu yerine getiriyor. Uyarı gerekiyorsa uyarıyor, eksiklik yetmezlikler var ise onu belirtiyor, mücadelede gelişme yaşanıyorsa onu daha da geliştirmek istiyor. Bundan dolayı hem Kürt halkına hem Ortadoğu halklarına hem de demokrasi özgürlük güçlerine yönelik görüşlerini açıklıyor, eleştiri ve önerisini sunuyor. Sorumluluğuna bu temelde sahip çıkıyor.

Önder Apo sürekli şunu vurguluyor; kimsenin zulüm egemenlik, kölelik cenderesinde yaşamaması gerekiyor. Kendisi için, demokrasi ve özgürlük için mücadelesini geliştirmesi gerekiyor, diyor. İnsanın, kendini örgütleyerek mücadele ettiği oranda demokrasi ve özgürlüğe sahip olabileceğini vurguluyor. Özgürlük ve demokrasi başka türlü gerçekleşmiyor. Devlet de iktidar da kimseye hakkını teslim etmez. Sonuç, her zaman mücadeleyle elde edilir. Bunu belirtiyor. Burada yanlış yaklaşım varsa, kendini kandıran tutumlar sergileniyorsa, onu da belirtiyor, kavratıyor. Bu temelde sorumluluğunu yerine getirmek istiyor.

Gerçekleşen telefon görüşmesi, Kürt halkının haber alması açısından olumludur. Gerçekleşen her görüşmede, süre dar olmasına rağmen Önder Apo gerekli olan her şeyi belirtiyor. Bundan dolayı da görüşmenin gerçekleşmesini, bilgi elde etmesini istiyorlar. Ancak bunun Önder Apo'ya yönelik tecridin sona erdiği, tehlikenin bertaraf edildiği anlamına gelmiyor. Herkes Türk devletini tanıyor. Türk devleti, Kürt karşıtı bir devlettir, demokrasi güçleri karşıtı devlettir. Özgürlük karşıtı, sosyalizm karşıtıdır. Bundan dolayı neler yapacak, nasıl davranacak bilinmiyor. Dolayısıyla halkımızın her zaman uyanık olması gerekiyor. Önder Apo, sorumluluğunu yerine getiriyorsa halkımız da Önder Apo'ya karşı sorumluluğunu yerine getirmeli. Sözle değil, direniş ve mücadelesi ile sahiplenmelidir. Önderine sahip çıkmayan halk, kendisine de sahip çıkamaz. Halkımız eğer bugün ‘Bijî Serok Apo' diyorsa, Önder Apo ile kendisini yüceltiyor, kendisini sahipleniyor. Bunun geliştirilmesi gerekiyor, beklenen budur. Tehlike böylece bertaraf edilir.

Önder Öcalan, ulusal birlik ihtiyacından bahsediyor. Hareket olarak bundan önce de birkaç defa buna hazır olduğunuzu belirttiniz. Özellikle KDP ile sizler arasında yapılan protokolden bahsediyor. Resmi açıklamanız oldu, buna dikkat çeken açıklamalar. Bu süreçte özellikle protokole dikkat çekmesi ne anlama geliyor?

Önder Apo, tüm hayatını Kürt gerçekliği, Kürt eğitimi, örgütlülüğü, özgürlük ve demokrasi mücadelesiyle geçirdi. Her zaman Kürt halkının birliği için mücadele etti, hayatını tamamen bu temelde şekillendirdi. Eğer bugün Kürdistan'ın geneli ve yurt dışında Kürt halkının birliği gelişmiş; halkımız bunu talep ediyor, Kürt birliğinin, kongresinin esas alınmasını istiyorsa bu Önder Apo'nun mücadelesiyle gerçekleşti. Başkaları da o sorumluluk ile hareket etmiş olabilir, ancak bu fikir ağırlıklı olarak Önder Apo tarafından Kürt halkına sunuldu. İşgalcilerin Kürtler arasında yarattığı bölünmeyi kavrattı, ortadan kaldırmayı sağladı. Bundan dolayı ulusal ruh, Kürtler arasında güçlendi. Sebep budur, bunun anlaşılması gerekiyor. Halkımızın bunu iyice kavradığını tahmin ediyorum.

Önder Apo'ya kadar diğer parti ve önderler, Kürt birliğini yeterince geliştirmedi, bölünmeyi aşamadı. Hatta işgalci soykırımcıların yarattığı bölünmeyi esas aldılar. Parçalanmayı, bölünmeyi ilk ortadan kaldırmayı Önder Apo'dur. Kürdistan’ın tüm parçalarında mücadeleyi, gerilla mücadelesini geliştirdi. Ulusal ruh geliştirdi ve bu temelde ulusan birlik fikri güçlendi. Kürt halkı içerisinde ulusal birlik oluştu. Bazı partiler düzeyinde daha oluşmadı. Önder Apo onlarda da gelişmesini istiyor. Neden? Çünkü III. Dünya Savaşı yaşanıyor, üstelik Kürdistan merkezli Ortadoğu bölgesinde. I. Dünya Savaşı’nda Kürtler için büyük bir fırsat ortaya çıktı, ancak o dönemde Kürtler birlikten yoksundu. Kürtler bu savaşta kendileri için sonuç alamadı. Kürtler için olumsuz bir durumdu. III. Dünya Savaşı’nın yaşandığı bu dönemde I. Dünya Savaşı döneminde oluşturulan tüm statüler ortadan kalktı. Kürtler için bu çok olumlu bir durumdur.

Önder Apo, Kürtler için hem tarihi fırsatın ortaya çıktığını vurguluyor hem de var olan tehlikeye işaret ediyor. Kürtlerin bir kez daha I. Dünya Savaşı sürecinde yaşadığı kaybı tekrar yaşamasını istemediğini söylüyor. Kaybetmemek için de birliğin sağlanması gerektiğini vurguluyor. 'Şayet birliğini sağlamazsa tekrar kaybeder ve bu kaybediliş o kadar ağır olur ki bir daha ayağa kalkamayabilir. Birliğini sağlarsa hem kendisi hem de bölge halkları kazanır' diyor. Kürtlere, en büyük gücün birlik olduğunu bundan daha büyük güç olmadığını kavratıyor. Kendini bu güçten mahrum bırakırsan kaybedersin, bundan dolayı mücadele etmen gerekiyor, diyor. İmralı koşullarında insanların önüne bunu koyuyor.

Önder Apo, nerede ve kimden gelirse gelsin Kürt halkına karşı tehlike oluşturan her şeye karşı mücadele edilecektir, diyor. Bu bizim ulusal ve tarihi sorumluluğumuzdur. Önder Apo, Zinî Wertê meselesinde büyük bir tehlikeyi sezdi. Dolayısıyla uyarıda bulundu, ulusal ve tarihi görevini yerine getirdi. Var olan partilerin birliği kendilerine esas almaları gerektiğini vurguladı. Önder Apo, Kürtler arasında savaşın çıkmaması, düşmana karşı mücadele etmesi; birliğini, kongresini hayata geçirmesi ve askeri güçlerini bir komutanlık çatısı altında birleştirmesi gerektiğini söyledi. Önder Apo, bunları önerdi. Avrupa'dan, Doğu, Güney, Kuzey ve Batı'daki halkımız, yazarlar, sanatçılar, aydınlar, siyasetçiler, sivil toplum kuruluşları açıklama yaparak; Kürtler arası savaşın kabul edilmeyeceğini, Kürt birliğinin oluşması gerektiğini belirterek, çağrıda bulundu.

KNK tüm güçlere, bizlere de mektup gönderdi. Danimarka'daki Kürt dostları bizlere ve KDP'ye mektup göndererek, Kürtler arasındaki sorunlardan rahatsız olduklarını, birliği esas almamız gerektiğini söyledi. Sadece halkımız değil, halkımızın dostları da savaş istemiyor. Başta bizler olmak üzere Kürtler için mücadele eden tüm partilerin bunu görmesi, kavraması lazım. Bu talepler yerinde taleplerdir. Bu talep ve isteklere saygı duyuyoruz ve yerine getirmek istiyoruz. Bizim görüşümüz bu yönlüdür ve bunu açıkça belirtiyorum. Tek isteğimiz Kürtlerin birbiri ile savaşmaması, Kürt birliğinin oluşması, Kürtlerin el ele vererek düşmana karşı mücadele etmesidir. Gün birlik günüdür, bundan daha kutsal bir şey yoktur. KDP'nin Zinî Wertê meselesini ertelememesi gerekiyor. Zinî Wertê meselesi ile ortaya çıkan gerilim hala ortadan kalkmış değil. Bu durumun nasıl devam edeceği belli değil. Kürtler arasında çatışmanın ne zaman çıkacağı, çıkıp çıkmayacağı belli değil. Bu gerilimin hemen sona erdirilmesi gerekiyor. Kürt halkını gerilim ve krizin içine koymaya hakkımız yok. Madem bu halk için mücadele ediyoruz o zaman halkın taleplerini yerine getirmemiz gerekiyor. Talep de oradaki güçlerin çekilmesidir. Her gücün eski pozisyonuna, eski yerine dönmesi gerekiyor. Kürtler için mücadele eden her gücün bunu kendisine esas alması gerekiyor. Kimseye karşı olmadığımız gibi hiç kimseye de engel olmak istemiyoruz. Hiçbir Kürt şahsiyeti, kurum ve partisinin düşmanın isteklerini yerine getirmesini, düşmana zemin olmasını istemiyoruz.

Önder Öcalan, yıllardır 'Küçük olsun, benim olsun' anlayışını eleştiriyor. Son telefon görüşmesinde de aynı vurguyu yaptı. Bunun nasıl anlaşılması gerekiyor?

Önder Apo baştan beri küçük ve basit fikirlere karşı çıkıyor. Çünkü basit ve küçük fikirler, Kürt halkına hizmet etmiyor; Kürt halkının demokrasi ve özgürlüğünü geliştirmiyor, tam tersine düşmana hizmet ediyor. Bu gerçeklik tarihte birçok defa ispatlandı. Bunda ısrar edilmemesi gerekiyor. Önder Apo, dar fikir ve siyaset karşıdır. Geniş bir fikir ve siyasetin yürütülmesini, pratiğe geçirilmesini istiyor, çünkü Kürt halkına hizmet edecek olan budur. Bunu niye şimdi söylüyor? Çünkü Kürt halkı ve ülkesi işgalciler tarafından parçalanmış durumda. Kürt halkı için mücadele etmek istiyorum, diyenler düşmanın yarattığı parçalanmışlığın aşılmasını esas almıyor. Parçalanmışlığın kendisi zaten ufak ve dar fikir ve yaklaşımlara sebep oluyor. Kürt sorunu büyük bir sorundur, dünyada ondan daha büyük sorun yoktur.

Ufak ve dar görüş ile sorunları çözemezler. Dikkat edelim; birisi kalkıyor aşiret, din, mezhep ya da sadece partisini esas alarak hareket ediyor. Bu yaklaşım tarzı yıllardır sürüyor ve sonuç almıyor. Önder Apo'nun düşüncesi ile ilk defa dar yaklaşımlar Kürdistan'da aşıldı. Dolayısıyla bunu aştığı oranda Kürt birliğini geliştirdi. Bu temelde yürütülen mücadele, Kürt’e dünyada saygıyı kazandırdı. Bu da kapsamlı ve geniş yaklaşımla sonuç alındığını gösteriyor. Bazıları, Güney'in kendilerine ait olduğunu söylüyor. Hatta filan bölgenin kendisine ait olduğunu söyleyerek başka birisinin orada hareket etmesine izin vermiyor. Bu yaklaşım Kürt’e yaramıyor, işgalci bundan fayda sağlıyor. Kürdistan'ın herkese açık olması gerekiyor, herkesin özgürce siyaset yapabilmesi, kendisini örgütlemesi ve mücadele edebilmesi gerekiyor. Zaten kim daha iyi mücadele ederse halk onunla yürür, ona destek sunar. Dolayısıyla bir yer belirleyip, orada iktidarını oturtmaya, o bölgeyi herkese yasaklamaya, halkı da bu temelde destek sunmaya zorlamaya gerek yok. Bu fayda sağlamıyor, ki dünyada böyle davranan herkes sonunda kaybetti. Bu tür sorun ve daralmaların yaşanmaması için Kürtlerin kendi tarihinden ve dünyadan ders çıkarması ve kendisini bu temelde eğitmesi gerekiyor. Önder Apo, bu durum hakkında, 'Kürtler kendi arasında demokratik ittifakı geliştirmelidir. Kürtler aynı zamanda Türk, Fars, Arap ve diğer halklarla da ittifakı geliştirmelidir. Söz konusu ittifaklar demokrasi ve özgürlük temelinde gelişirse o zaman sonuç alıcı olur. Başka türlü sonuç elde etmek mümkün değil' diyor. Esasen Önder Apo ufak, dar ve ucuz düşünceleri eleştirerek öneriler sunuyor. Demokratik Ulusun esas alınması gerektiğini söylüyor. Kardeşliğin esas alınması gerektiğini vurguluyor. Farklı düşünceler olabilir, onların ret ve yasaklanmaması gerekiyor. Sorunların çözümü için birçok halk, kurum ve örgüt ile ittifakların oluşturulması gerektiğini vurguluyor.

Kürdistan merkezli Ortadoğu'da yaşanan III. Dünya Savaşı’nda, sizin de belirttiğini üzere var olan stratejiler tıkanıklığı yaşıyor. Sahada söz konusu strateji ve arkasındaki güçlerin durumu nedir?

Ortadoğu'da şu an Amerika ve Rusya bulunuyor. Birçok Avrupa devletinin varlığı da mevcut, ancak esasen Ortadoğu'da siyaset yürüten güçler Amerika ve Rusya’dır. Onlarda çıkarları çerçevesinde siyaset yürütüyor. Onların yanında da Ortadoğu devletleri bulunuyor. Onlar da iktidarlarını sürdürmek için çabalıyor. Demokrasi/halkın katılımı, onlar için önem arz etmiyor. Var olan imkanların halk ile paylaşımını benimsemiyor. Esas aldıkları tek şey iktidarını korumak, sürdürmek. Bundan dolayı halklara zulmediyor. Hem dıştan müdahale eden güçler hem de Ortadoğu'daki iktidarlar çıkarları doğrultusunda hareket ediyor. Bir taraf kendi çıkarını esas alırsa bu durum siyasi, toplumsal ve ekonomik sorunların devam edeceği anlamına geliyor. Bugün Ortadoğu'da bu kadar siyasi, toplumsal, ekonomik ve askeri sorun ve çatışmalar yaşanıyorsa sebebi budur. Sorunları yaratan, sorunları çözemez, çünkü sorunu çözme gibi bir amaçları yok. Çünkü sorun yaratarak çıkar sağlama derdindeler. Bölge halkını ve kardeşliği düşünen, Ortadoğu'da demokrasi ve özgürlüğü yaratmaya çalışan; bunun için de siyasi, toplumsal, ekonomik ve askeri sorunları çözerek barışı getirmeye çalışan tek güç Önder Apo'dur. Önder Apo, Ortadoğu halklarına ve insanlığa bir paradigma sundu; demokratik düşünceyi, demokratik ulus fikrini ve sistemini oluşturdu. Önder Apo bölge halkları tarafından benimseniyor, çünkü Önder Apo'da çözümü buluyor. Düşünce, plan, strateji ve talep sahibidir. Ne bölge devletlerinin ne de dıştan müdahale eden güçlerin çözüme dair plan ve stratejiye sahipler. Sadece çıkarlarını düşünüyor. Ancak Önder Apo halklara kardeşçe ve beraberce yaşamın nasıl olması gerektiği, zulümden kurtuluş yolunu ve özgür demokratik yaşamın yol yöntemini halklara sunuyor. Bundan dolayı halk, Önder Apo'nun etrafında toplanarak önderleri olarak görüyor. Kürtler kendisini ulusal önderlik olarak görürken, bölge halkları da önderleri olarak görüyor. Bu Önder Apo'nun mücadelesi ile gelişti. Ortadoğu'daki sorunlar ancak Önder Apo'nun paradigması ile çözüme kavuşur. Bunun dışında çözüm mümkün değil. Zaten başka hiçbir gücün çözüme dönük program ve stratejisi bulunmuyor.

Amerika-Rusya, Amerika-İran arasındaki durum devam ediyor. Türk devleti de her iki taraftan tavizler koparıyor, ancak esasen Kürt soykırımına yöneliyor. Bu durumdan güç alarak çıkarları doğrultusunda yürüyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türk devletinin bu siyaseti yeni bir durum değil, önceden de bu siyaseti yürütüyordu, şimdi de yürütüyor. Devletlerin çelişkilerinden faydalanarak siyaset yürütmeye çalışıyor. Hiçbir zaman Türkiye halkı ve diğer halkların yararına siyaset yürütmedi, devlet için siyaset yürüttü. Devlet de ulus devlettir, faşist ve soykırımcıdır. Çünkü tek ulus, tek din ve tek ülke yaratmaya çalışıyor. Bunu her gün dile getiriyor. Diğer tüm ulus ve dinleri ortadan kaldırıyor. Yürüttükleri siyaset bu. Devletler arasındaki çelişkilerden yararlanarak soykırım siyaseti yürütüyor. İşte Ermeni halkını katliamdan geçirdi. Asuri-Süryani, Çerkez, Alevi, Êzidî, Kürt hepsini katliamdan geçirdi. Bu katliamlar o siyaset temelinde yapıldı. Aynı siyaseti bugün Rojava'da da yürütüyor. İşte Rusya-Amerika arasındaki çelişkilerden yararlanarak Suriye’ye, Rojava’ya giriyor, Kürtlerin ülkesini, Arapların ülkesini işgal ediyor. Oradan Kürtleri çıkarmaya çalışıyor, demografi yapısını değiştirmek istiyor. Yani Türkiye'de ne yaptıysa aynı siyaseti orada da yürütüyor. Bunu, herkesin gözü önünde yapıyor. Türk devleti bu siyaseti ile ahlaksız, kirli bir siyaset yürütüyor. Bunun sorumluluğu sadece Türk devletine ait değildir. Türkiye’yi zayıf gören, çıkarları için Türkiye'den birçok şeyi almak isteyenler, Türkiye’ye gözünü kapatıyor, hatta bazı imkanları da sağlıyor ve böylece Türkiye bu siyaseti yürütüyor. Bundan dolayı bu çirkin, kirli soykırım siyasetinden Türkiye devletine yardım edenler de sorumludur. Sadece Türkiye'nin sorumlu görülmesi doğru değildir. Eğer o devletler bu siyaseti yürütmezse Türkiye bundan yararlanarak soykırımı gerçekleştiremez. Halkımız bu siyasete karşı çıkıyor ve bu gerçekliğin farkına varan diğer halklar da buna karşı çıkıyor. Ancak mühim olan Kürt ve demokrasi güçlerinin bu devletin gerçeğini iyi kavraması gerekiyor. Bu devlet, devletlerin çelişkisinden yararlanarak halklara soykırım uyguluyor. Bunun iyi anlaşılması gerekiyor, anlaşıldığı oranda buna karşı çıkabilir. Eğer şu an tam karşı koyulmuyorsa bunun anlaşılmadığı gerçeğinden kaynaklanıyor. Doğru olan budur.

Destek sağlayan uluslararası güçlerden bahsettiniz. Söz konusu devletler, adalet ve demokrasiden bahsediyor, ancak Türkiye devletine silah, para ve diplomatik destek sağlıyor. Bundan sonuç alabilirler mi?

Bu devletler büyük silahlara sahip olabilir; parası, askeri gücü, tekniği olabilir. Bunları kullanıyor olabilirler. Halkları kandırmak, onlara karşı çıkmamak ve kendisi için mücadele etmesini engellemek için psikolojik özel savaşı yürütüyorlar. Fakat bu fayda sağlamıyor. Yani ne para ne silah ne teknik halkların özgürlüğünü engeller. Bugün Ortadoğu’da büyük güçler; tekniği, silahı, parası olan güçler, sonuç alamıyor. Ortadoğu halkları gittikçe daha çok uyanıyor, özgürlük demokrasi için mücadele ediyor. Bundan sonra da bu mücadeleyi geliştirecekler. Yani bunu engelleyemezler.

Devam edecek…

(zd)


Diğer Haberler