Besê Erzincan: Devlet yaşatmaz, öldürür; Virüsten birlik ve dayanışma ile kurtulabiliriz

KJK Koordinasyon Üyesi Besê Erzincan, " Köyümüzü, mahallemizi düşünmek ile tüm dünyayı düşünmek arasındaki bağlantıları güçlü kurarak bir yaklaşım sergileyebilmeliyiz.  Hastalıktan korunmak kadar, sivil itaatsizlik eylemlilikleri, örgütlenmeyi geliştirecek yaratıcı yaklaşımları geliştirmeliyiz" dedi.

Dünyayı tehdidi altına alan Koronavirüs (COVİD-19) kriziyle ilgili ANF’ye konuşan KJK Koordinasyon Üyesi Besê Erzincan, “Bu anlamda küresel hegemonik sistemin bu salgın hastalık bahanesi ile toplumun devlete daha fazla muhtaç olacağı, devlete karşı gelemeyeceği, tam aksine devlet ve iktidarların otoritesini yeniden tahsis edilebileceği yeni stratejiler geliştirme yaklaşımı, mantığı içinde olduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla koronavirüs ile birlikte gelen ölümcül- bulaşıcı hastalığın bilinçli hegemonik sistem yaratımı olduğuna dair güçlü verileri algılayabiliyoruz” dedi.

Koronavirüs tüm dünyayı tehdit ediyor. Bu kriz sürecini ve devletlerin rolünü nasıl ele alıyorsunuz?

Kapitalist modernist sistemin 21. yüzyıl ile birlikte derin bir kriz içinde olduğunu sürekli değerlendiriyorduk. Bu krizler geçici değil. Sürekli ve yapısaldır. Küresel hegemonik sistem büyük bir çıkmaz ve tıkanma içindedir. Bilindiği gibi bu koronavirüs olaylarından önce dünyanın her tarafında çeşitli halk ayaklanmaları, devlet ve iktidar güçlerine karşı ciddi bir güvensizlik ve inançsızlık söz konusuydu. Kapitalist modernist sistemin kurumları son iki yüzyıllık tarihine de bakıldığında hiçbir zaman günümüzde olduğu kadar  -BM, AB, mevcut parlamentolar, siyasi partiler vb.- bu denli etkisiz, içi boş bir duruma gelmemişti. Ekolojik krizlerin artık insan yaşamını derinden etkilediği bir dönem içinden de geçmekteydik. Halen de bu sürecin içindeyiz.

Tüm bunlara karşılık başta kadınlar, gençler olmak üzere halkların, alternatif yaşam arayışı ve mücadelesini yükseltmeye çalıştığı bir dönemin içinde olduğumuz da biliniyor.  Küresel hegemonik sistem tüm çıplaklığı ile insanlığın sömürüsünü yürütmek isterken, insanlığın buna karşı çıkışının giderek yükseldiği zamanları da yaşamaktayız.  Başta kadınlar olmak üzere özgürlük ve demokrasi güçlerinin 21. yüzyılı devrimler ve özgürlükler çağı yapma kararlılığı, iddiası ve bunun çalışmalarını yürütme, yükseltme yaklaşımı da biliniyor.

Böylesi bir süreçte ortaya çıkan koronavirüsün yarattığı bulaşıcı ölümcül hastalıkların gündeme girmesi pek tesadüfe benzemiyor. Bu virüsün nasıl ortaya çıktığı, insana nasıl bulaştığı halen aydınlatılamadı, dikkat ederseniz. Çok ciddi bir ölümcül bir hastalık olmasına rağmen başta ABD, Türkiye ve çoğu Avrupa devletleri  başlangıçtan itibaren şimdi de ciddi bir tedbir geliştirmediler.

Tüm yaşanılanlar analiz edildiğinde hegemonik sistemin bu virüsle bilinçli yaygınlaştırdığı bir hastalık olma ihtimali yüksek görünüyor. 21. yüzyılda gelişen demokratik, özgürlükçü, ekolojik eğilimlerin, muhalefetin geriletilmesi, bitirilmesi ölümcül- bulaşıcı hastalıklar yaratılması ile yapılmaya çalışılıyor.

Dolayısıyla mevcut durumda özgürlük paradigmamıza uygun yeni  mücadele biçimlerinin, yöntemlerinin geliştirilmesi, derinleştirilmesi gerektiği açıktır. Zorunludur.

Sizce küresel hegemonik sistem neyi amaçlıyor, neden yayılmasına izin verdi?

Koronavirüsün toplum içinde yayılması ve buna karşı alınan tedbirler nedeniyle devlet ve iktidar güçlerinin bir rahatlama yaşadığı açıktır. Dünyada büyük bir ekonomik kriz çıksa bile, en zenginlerin bundan ne kadar etkileneceği konusunda soru işaretleri var. Etkilenseler de her şeylerini kaybetmektense bir bölümünü kaybedip, sistemi yeniden kendi çıkarları temelinde inşa etmeye çalışacakları aşikardır. Dolayısıyla bu virüsün ortaya çıkması ile birlikte yaşanan gelişmelere bakıldığında asıl olarak demokrasi güçleri hedeflendi, diyebiliriz. Devletler bu virüsün adeta yayılmasını istediler. Başlangıçta olayın ciddiyeti bilinmesine rağmen hiçbir tedbir alınmadı. Toplum tamamen savunmasız bırakıldı. Tam tersine toplumsal muhalefetin, sokak muhalefetinin, ayaklanmalardan kurtulmanın bir aracı olarak görüldü. Tekelci hegemonik zihniyet ekonomik olarak zarar göreceklerini bile bile bu planı geliştirdiler.  Demek ki “az olsun, benim olsun” anlayışının evrensel uygulanışını burada görmekteyiz. “İnsanlar az olsun. Ama benim olsun." Verili sistemin şu ana kadar olan duruşundan anlaşılan ekonomik olarak bedel ödemeye hazır olduğudur. Çünkü zaten zararlarının tümünü yoksulların, emekçilerin, kadınların sırtına yükleyecekler. Küresel hegemonik sistem sahipleri, egemen erkeklik demokrasi- özgürlük eğiliminin, muhalefetin önüne geçemezlerse ilerleyen süreçlerde her şeyin ellerinden gidebileceğini çok iyi bilmekteler. İnsanlık tarihinde ilk kez demokrasi ve özgürlük güçlerinin, hareketlerin alternatif yaşam arayışları, bunu inşa etme istemi bunun somut modelini yaratma çalışmalarının geliştirildiğini gördüler. Demokratik konfederalizim, demokratik ulus ekolojik, kadın özgürlükçü, demokratik paradigma ile gelişme yoluna girmişti. Şehir yaşamları sorgulanıyordu. Köye dönüş, öze dönüş tartışmaları geliştiriliyordu. Koronavirüs ile geliştirilmek istenen hedeflerin genişliğine, derinliğine bakıldığında demek ki insanlık doğru yoldadır. Buna devam etmelidir. Hegemonik sistemin bu nedenle çok ince hesaplar ve planlamalar geliştirdiği anlaşılıyor. Dolayısıyla da egemen sistemin koronavirüsün icadının sebebi anlaşılıyor.

'SALGINI BAHANE YAPIP TOPLUMU MUHTAÇ HALE GETİRECEKLER'

Bu anlamda küresel hegemonik sistemin bu salgın hastalık bahanesi ile toplumun devlete daha fazla muhtaç olacağı, devlete karşı gelemeyeceği, tam aksine devlet ve iktidarların otoritesini yeniden tahsis edilebileceği yeni stratejiler geliştirme yaklaşımı, mantığı içinde olduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla koronavirüs ile birlikte gelen ölümcül- bulaşıcı hastalığın bilinçli hegemonik sistem yaratımı olduğuna dair güçlü verileri algılayabiliyoruz. Kaldı ki bilinçli ya da bilinçsiz, tarihe de bakıldığında salgın hastalıkların, tüm insanlık felaketlerinin kaynağında devletçi, iktidarcı güçlerin uygulamalarının sonucu olduğunu biliyoruz.

Yine Önderimiz Abdullah Öcalan'a karşı uluslararası devlet sistemlerinin, faşist Türk devlet aracılığı ile uyguladığı acımasız, mutlak tecridi uygulayan erkek egemen akıl ile bu koronavirüsü yaratanların aklının bir olduğunu değerlendirebiliriz.  Aynı zihniyet iş başındadır.  Önderliğimiz üzerinde insanlık tarihinin en ağır işkence, tecrit ve izolasyon sistemi uygulanmaktadır. Şimdi İnsanlığın üzerinde uygulanan tecrit, izolasyon, yalnızlaştırma ile ne kadar büyük bir benzerlik var. Önderliğimizin özgürlüğü ile insanlığın kurtuluşu arasında böylesine çarpıcı bir paralelliği görmemek mümkün müdür?

Belki de küresel hegemonik sistem insanlık üzerinde yeni bir deneme yapıyor. İnsanlığın tepkilerine, yaratılan sonuçlara bakacaklar. Durumları değerlendirecekler, yeni başka saldırıların, kendi egemenliklerini yeniden daha derinlikli tahsisinin planlamaları içindedirler.

Çünkü kapitalist sistem şimdi yeniden bir hamle geliştirmek istiyor. Mevcut çöküşünü durdurmak, ömrünü uzatmanın arayışları içindedir. Bunun için her türlü akıl almaz çılgınlığı yapabileceklerini de zaten tarihten biliyoruz.

Unutmayalım ki küresel hegemonik sistemin öncü gücü olan ABD nükleer bombayı kendi çıkarları için gözünü kırpmadan acımasızca kullandı. Nükleer bombaların atılması sonucu 132.000 insan öldü. Koronavirüs ölümleri henüz bu sayıya ulaşmamış bile. Dolayısıyla 1 milyon insan ölse bile bu zenginlerin, hegemonik tekelci sermayenin hiç umurunda değildir.  Belki de bu yaşananlar en çok da Amerika içindeki muhalif, özgürlükçü seslerin susturulması için geliştirilmiştir. Çünkü böyle bir virüse ABD, Türkiye, Fransa, İngiltere, ve birçok iktidarcı gücün, tekellerin ihtiyacı var. Birleşik egemen erkek temsilcilerinin böyle ölüm saçan bir virüse ihtiyaçları var.  Çok gaddar, acımasız, çirkin, soğuk, vicdansız kirli birleşik erkek aklının, zihniyetinin yaratımı ile karşı karşıya olduğumuz kuvvetle muhtemeldir. Bilim ve tekniğin bu kadar geliştiği bir dönemde insanlık neden hızlı bir şekilde bu virüsü yok edecek ilaçlar bulamıyor? Dikkat edilirse virüsün bitirilmesi ve etkisizleştirilmesi üzerine değil de ölümlerin yavaşlatılması üzerine duruluyor.

Dünyada toplumsal muhalefet ve isyanlar böyle bitirilmeye ve hegemonik sistem rahatlatılmaya çalışılıyor. Dünya nüfusu çok fazladır. Böyle doyurulmayan, işsiz kalan insan nüfusu büyük tehlikedir. Dünyada tüm zenginliklere sahip olan yüzde birlik zenginler bunu da değerlendirmekteler. Kendilerine göre tehlikeli, işe yaramaz kesimleri bir biçimde imha ediyorlar. Koronavirüs zenginlerin ve tam sağlıklı insanların ayakta kalacağı şekilde yapılandırılmıştır. Dünyadaki yaşlı insanların hedeflenmesi de düşündürücüdür. Bu virüsle, sadece “ihtiyarlar artık iş gücüne yaramazlar” üzerinden geliştirilmiyor. Aynı zamanda burada insanlığın hafızası, maneviyatı, tecrübeleri yok ediliyor. Yaşlılık bilgelik, deneyim, tecrübe demektir. Hedeflenen, bitirilmek istenen budur. Kapitalist modernist sistemin toplumun hafızasızlaştırılmasına, tarihsiz kılınmasına verdiği stratejik önemi biliyoruz. Tecrübesi, bilgeliği olmayan bir toplum denetime açık bir toplumdur. Kolay biçimlendirilir. Yaşlısı olmayan toplum bir yönüyle denetim altına alınan toplum demektir. Yani gerçekten farklı bir soykırım yöntemi ile bu virüs yaratılmış, buna dair bir planlama olmuştur, diye düşünmekten insan kendisini alıkoyamıyor. Bu salgın hastalık ile birlikte tüm insanlık bir kafes içine konulmaya çalışılıyor.

Kadınlar özelinde tehdit hangi boyutlarda?

İNFAZDA EŞİTLİK SAĞLANMALIDIR

Kadınlar Önderliğimizin de belirttiği gibi ev mekanlarında, kafes içinde bir av olma durumundadır. Erkek kaplanın parçalayacağı bir av durumundadır. Kadınların ev mekanlarına kapatılmasına, egemen erkekliğin vahşi eline bırakılmasına bakarak mevcut insanlık durumunu, trajedileri, katliamları çok net biçimde anlayabiliriz. Kadınlar açısından en tehlikeli mekan olan evler daha doğrusu evlilik kurumu, resmi evlilik olmasa bile evlilik ilişkileri kadın kırımlarının artmasını, doruğa ulaşmasını da beraberinde getirdi. Kadınlar kapatıldıkları bu evlerde büyük bir şiddet ve tecavüz sarmalının içinde kaldılar. Dünya tarihinin en yoğun, sistemli, korkunç kadın kırımı, şiddeti ile karşı karşıyayız. Tarihsel olarak hiçbir zaman kadına karşı bu denli bir erkek şiddet ve tecavüzler geliştirilmemiştir. Kadın muhalefetinin, özgürlük duygularının tam bir katliama uğratılmak istendiği bir dönemden geçmekteyiz. Özgürlüğün temel dinamikleri kadınlar, gençler, çocuklar büyük bir ezilme ile karşı karşıyadır.  Bu anlamda kadınlar birbirlerine sahip çıkmalıdır. Bu konuda sadece kadın kurumları değil, tüm özgürlük ve demokrasi güçleri kendini sorumlu görmelidir. Planlamalar geliştirebilmelidir.

Cezaevlerindeki azılı mahkûmlar bırakıldı. Bunlar bir biçimde yeniden sistemin hizmetine en tehlikeli biçimlerde konuşlanacak. Türkiye'de cezaevlerinde boşalan yerlere yine kendilerine muhaliflik yapanları koyacaklar. Hapishanelere sahip çıkılmalıdır. İnfazda eşitlik sağlanmalıdır.

Kısacası şimdilerde sonuçları çok boyutlu değerlendirilen böylesine zorba, çirkin, zalim, ince bir erkek mantığı ile donatılmış faşist, cinsiyetçi, milliyetçi bir küresel hegemonik sistemin saldırısı altında olduğumuz son derece açıktır. İnsanlık, kadınlar bir anlamı ile şok olmuş durumdadır.

Kadınlara, topluma nasıl görevler düşüyor? Bu süreçten en az zararla çıkmak için toplum ne yapmalıdır?

Buradan hareketle kadınların, halkların tüm özgürlük ve demokrasi güçlerinin elbette hastalıktan korunma, tedbirleri alma üzerine yoğunlaşmak kadar bu yaratılan yeni durumda özgürlük mücadelesi nasıl yürütülecek, küresel hegemonik sisteme karşı nasıl durulacak, alternatif mücadele biçimleri, dayanışmalar, toplumun birlikteliği nasıl geliştirilecek? Bu soruların üzerinde durulması, bunun arayışında olması doğru bir yaklaşımdır. Hepimiz bunun arayışındayız. Bunun üzerinde de daha fazla yoğunlaşıp çıkış noktalarını bulmalıyız. Şok hali atlatılıp mücadele üzerinde yoğunlaşılmalıdır.

Bu insanlığın başına bela olan virüsten birlik ve dayanışma ile ancak aşılabileceği çok aşikardır. Evrensel ve yerel düzlemlerde her ikisi boyutta iç içe gelişecek bir mücadele anlayışı içinde olmalıyız. Köyümüzü, mahallemizi düşünmek ile tüm dünyayı düşünmek arasındaki bağlantıları güçlü kurarak bir yaklaşım sergileyebilmeliyiz.  Hastalıktan korunmak kadar, sivil itaatsizlik eylemlilikleri, örgütlenmeyi geliştirecek yaratıcı yaklaşımları geliştirmeliyiz.  insanlar arasında dayanışmayı güçlendiren, yaşlılara sahip çıkan, birliği geliştiren politikaları üretmeli, uygulamalıyız. Halkımız birbirine, herkese sahip çıkabilmelidir.

Burada öz yönetimin, köye dayalı yaşamın önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Demokratik ulus modeli, meclislerin, komünlerin kurulmasının ne denli hayati olduğu, bunun aciliyeti, doğruluğu anlaşılıyor.  Her köy, her mahalle, her şehir kendi sağlık tedbirlerini almak için uğraşmalı. Birbirini desteklemelidir. Maddi imkanları olanlar dünyanın neresinde olursa olsun birbirini bu zor dönemde desteklemelidir. Kendi sağlığını, güvenliğini devlete asla bırakmamalıdır. Devlet yaşatmaz, öldürür. Bunu bilmek lazım. Devlet bazı şeyleri de yapıyorsa da halkı düşündüğünden değil kendi meşruiyetini, iktidarını sağlamlaştırmak, kendine bağlamak için yapıyor. Dolayısıyla mücadelenin çeşitli yöntemlerini bulmalı, örgütlenmeliyiz. Yoksulluk, parasızlık ciddi bir sorundur. Ama bir yöntem bulup bu zor günleri aşmanın yaklaşımı içinde olmalıyız. Hem sağlığımızı korumalı hem de mücadele yöntemleri üzerinde yoğunlaşmalıyız. Bu zordur, biliniyor. Ancak başka çaresi yoktur. Bunu başarmalıyız.

'ÖZGÜRLÜKÇÜ BASININ ROLÜ TARİHİ'

Diğer yandan örgütlenme için teknik ciddi bir araç olarak zaten kullanılıyor. Alternatif, özgürlükçü basın medya organlarının rolü içinde olduğumuz dönemde tarihidir. Belki de insanlık tarihinde hiç bu denli stratejik bir rol oynayabilecek düzeye gelmemişti. Alternatif basın, diplomasi, örgütlenme biçimleri çok ciddi geliştirilmeli, yaratıcı, inisiyatifli olunmalıdır.  Dünya içinde alternatif basın-medya kuruluşlarının birlikte çalışması, görüş alışverişi, ortak planlamalar çok etkili olacaktır. Herkes bir de olduğu her yerde bir basın-yayın elemanı, örgütleyici, açılımcı, çevresine her türlü yardımı, dayanışmayı sunan bir yaklaşım içinde olursa bu zor günler atlatılabilir. Tekniğin bu kez daha çok insanlığın örgütlendirilmesi, bilinçlendirilmesi yönünde doğru kullanımı çözümleyici, yapıcı, inşa edici bir rol oynayabilir.  Rojava'da özerk yönetim yaşamın tüm boyutlarında örnek bir çalışma, dayanışma içinde çalışmalarını yürütüyor. Ve halkın birbiriyle dayanışması ve örgütlü olması halinde çok kısıtlı imkanlar olsa bile nasıl başarılı olunabileceğini çalışmaları ile gösterebiliyor. Elbet Rojava'daki özerk yönetimin ideolojik, örgütsel, sistemsel biçimlenişi ve yapılanışının toplum yanlısı karakteri ile sıkı bağını kurmak lazımdır.

'DEMOKRASİ GÜÇLERİ STRATEJİLER, TAKTİKLER BELİRLEMELİ'

Demokrasi ve özgürlük güçleri insanlık krizlerinin derinleştiği bu dönemi kendi lehine çevirecek stratejiler, taktiklerle aşmasını bilecektir. Yaşanan bu insanlık bunalımlarından alternatif düşünce biçimini, örgütlenmeleri dayanışmayı geliştirerek aşmayı bilmeliyiz.

Bu temelde halkımız bu virüs karşısında geliştirilen sağlık uyarılarını dikkate almalıdır. Evden dışarı çıkmamalıdır. Devlet bir de koronavirüs yolu ile halkımızı, kadınları katliamdan geçirmek istiyor. Bunu bilerek hareket edelim. Yaşanan sürecin ekonomik, psikolojik, sosyal açılardan birçok zorluğu olabilir. Ancak sabırlı davranılmalıdır. Kürtler, kadınlar tüm demokrasi ve özgürlük güçleri, insanlık bir yandan kendini tecrit altına almalı, sağlık tedbirlerini geliştirmeli, temizlik kurallarına uymalı, çevresi ile dayanışmayı arttırmalıdır. Aile içinde demokratik yaklaşım geliştirilmelidir. Erkeklerin ev yaşamını daha fazla anlayacakları bir dönemdir bu aynı zamanda. Erkek kendi kişiliğinde eşitliği, adaleti, kadın emeğine saygıyı mutlaka geliştirmelidir. Erkek ev içinde devletin temsilini yapmamalıdır. Kendine hakim olmalı. Kendini eğitmeli. Kadına ev işlerinde yardımcı olmalı. Olmuyorsa hiç olmazsa engel olmamalıdır. Mütevazılığı elden hiç bırakmamalıdır. Kadın ve erkeğin ev içinde sevgi ve saygıyı geliştirecek yaklaşım sergilemesi çok önemlidir. Bu geliştirilmeli, bunun çabası içinde olunmalıdır. Yurtseverliğin, demokrat olmanın temel ilkesi kadına yaklaşım, kadına saygıdır.

'ÖNDERLİĞİ DAHA ÇOK ANLAMA SÜRECİ YAPALIM'

Yine tüm bunlarla birlikte Özgürlük Mücadelesini daha güçlü nasıl geliştirilebiliriz? Bunun yol ve yöntemleri üzerine yoğunlaşmalı, kendisini eğitmeli, hazırlamalı, mevcut koşulları da değerlendirerek yapılabileceklerin tümünü yapmalıdır.  Önderliğimizin savunmalarında ortaya koyduğu insanlık krizlerinin çözüm yollarını daha iyi anlayalım. Savunmaları bir kez daha okuyalım. Kavrayalım, uygulayalım. Herkes böyle bir yoğunlaşma, düşünce gücünü kendinde yaratırsa umudunu, inancını, moralini güçlendirirse, başaramayacağımız, aşamayacağımız hiçbir şey söz konusu olmaz. Bu zor günler birliktelik, dayanışma ile aşılır.

(zd)


Diğer Haberler