Bir gelenek olarak; Acı kahve

Gelenekler toplumlar için çağlar boyu yaşatıla gelen ve onlarla özdeşleşerek derin sosyolojik anlamlar içerir. Günlük yaşamın temel içeceklerinden olan kahve de kimileri için sadece ikram edilen bir içecek iken, kimi toplumlar da ise, tarihsel bir kültür ve geleneğin yaşatılması anlamı taşır.

Toplumlar, topluluklar tarihsel akış içerisinde kendilerine has kültürel geleneklerini yaşatarak, onu özgünlüklerini korumanın aracı haline getirerek varlıklarını sürdürürler. Dolayısıyla gelenekler toplumlar için öz ve biçimin ortaklaşması kadar, birer yaşam şekli olurlar.

Ortadoğu’da yaşayan toplulukların önemli bir kesimini temsil eden Arap ve Kürtler de kültürel geleneklerini ritüeller şeklinde günümüze kadar sürdürmüştür. Bu kültürel geleneklerden biri de misafirlere özel olarak ikram edilen acı kahvedir.

Acı kahve Arapça dilinde Mırra olarak adlandırılır. ‘Mırra’ veya acı kahvenin özellikle Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşayan Kürt ve Arap toplumlarında her bir ritüelinin; isminden tutalım öğütülmesi, kahve tanelerinin kavurulması ve cezvede pişirilmesinin ardından ikram edilme usullerine kadar farklı bir anlam taşıyor.

İlçe olarak Kürt, Arap, Ermeni ve Türkmen topluluklarının ortak bir yaşamı ören Girê Spî’de kapısını çaldığımız her bir evde yorgunluğumuzu almak için içtiğimiz bir bardak suyun ardından acı kahve ikramıyla karşılaştık. Her evin mutfak dolabında yerini alan acı kahve, yapılış biçiminden içilişine kadar farklı manalar içerir.

Kahve pişirme ve ikram etme geleneği çok eski zamanlardan süre gelen bir gelenektir. Ayrıca kahvenin pişirildiği cezvenin bakırdan tercih edilir. Bakır; ateşe dayanıklı olduğundan kahvenin yanmasını engeller.

Acı kahvenin öğütüldüğü kap ise ceviz ağacından yapılır. Birçok farklı ağaç türünden yapılsa da, ceviz ağacı dayanıklılığı ve çürümeye karşı mukavemetiyle daha çok tercih edilir.

Neden acı kahve deniliyor?

Neden acı kahve veya ‘Mırra’ denildiğine ilişkin cevabına ulaşmaya çalıştığımız soruya, ilçe halkı, “Gerçekliği ve sabır kadar acı verici” olduğunu belirtiyor. Ayrıca sabır, gerçeklik veya hakikatin kendisi de insana acı veriyor elbette. Birey büyük bir sorunla karşı karşıya kalınca veya başında bela varsa, bu durumlar karşısında sabretmeyi diliyor. Sabretmek zorunda kalması da kişiye acı veriyor. O yüzden, damakta acı tadını bırakan kahvenin yaşamın kendisinden kopuk olmadığı, böylesi ilginç bir benzerliğinin olduğu kanısı hakim.

Melodi gibi öğütülür kahve

Acı kahvenin ikram edildiği topluluk içerisinde masallar anlatılıp şiirler söylenir. Kahvenin pişirilmesinde ve öğütülmesinde gizemli bir mutluluk vardır. Kahve öğütülürken, oluşan atmosfer bir iş yapmaktan ziyade değişik enstrümanları eşliğinde yükselen bir müziği dinler gibi olursunuz. Her hareket sanki bir türkünün ritmine eşlik eder gibidir.

Kahvenin iyi olan yönleri neler?

Acı kahve, aynı zamanda halk içerisinde toplumsallığı ve komünal bir yaşamı yaratan bir ortam oluşturur. Günün değişik saatlerinde cezvelerde ateşe konulsa da acı kahve, yine de şafakla birlikte ateşte pişerken buram buram yükselen kokusu evin tüm odalarına yayılır. Günün ikinci kahvesi ise ikindi vakitlerinde ‘medafa’ dedikleri misafir odalarında içilir.

Kahveci neden özellikle ‘sağır ve dilsiz’ olmalı?

Misafirlere acı kahve ikram eden kişinin konuşmadan ikramı yapması da geleneğin bir parçasıdır. Arapça, ‘Medafa’ olarak adlandırılan odalarda toplanan kişilerin arasında tartışılan hassas ve hayati konuları duymuyor ve konuşmuyor gibi hareket edilir. Bu aynı zamanda saygının da bir işaretidir.

Acı kahve yani ‘Mırra’ fincana sadece bir yudum doldurulur ve içilir. O da sadece damağa acı tadını vermesi ve insanın duygu ve hislerini harekete geçirmesi içindir.

Cezvede pişen kahveyi önce ev sahibi içer

Acı kahvenin içilmesine ilişkin de gelenek haline gelen kurallar mevcuttur. Örneğin, evine gelen misafir için pişirilen kahvenin ilk fincanını ev sahibi içer. Bu, misafire verilen bir güvencedir. Daha sonra misafir, ikram edilen acı kahveyi içtikten sonra asla fincanı yere bırakmamalı ve elindeki fincanı 2 defa sağa-sola salladıktan sonra kahve fincanını uzatan kişinin eline vermelidir. Eve gelen misafir kahveyi içtikten sonra fincanı yere bırakırsa ev sahibiyle küskünlük yaşanır. Bu durumda kendisini affettirmek için de ahaliyi kendi evine davet edip koyun kesmesi gerekir.

Fırat Bölgesi’ne bağlı Girê Spî Kantonu’ndaki Henada Aşireti’nin kanaat önderi Şex İbrahim El İsa, atalarının en temel kültürel öğesi ve geleneklerinden biri olan acı kahve ‘Mırra’yı evlerine misafir olarak gelen kimselere ‘Medafa’larda ikram ettiklerini söylüyor.

Evindeki misafir odasının başköşesine kahve cezveleriyle kültürel ve tarihsel bir hava katan İbrahim El İsa; “Babam ve dedemden bana miras kalan ve 100 yılı aşkın bir ömrü olan kahve cezvelerimiz var ve halen de bu cezvelerde ‘Mırra’ pişirerek misafirlerime ikram ediyorum” sözleriyle yüzlerce yıllık bir kültüre sahip çıktığına işaret ediyor.

Düğün ve taziyelerde mırra ikramı

Acı kahvenin hayatın gerçekliklerine benzeyen yönlerini anlatan El İsa, insanların mutlu ve özel günü olan düğünlerde ya da acılarını paylaştıkları taziyelerde ‘Mırra’nın ikram ediliş ritüelini ise şöyle anlatıyor:

“Mutluluğun veya acının paylaşıldığı günlerde ziyarete gelen kişiler ev sahibi tarafından karşılandıktan sonra, ilk olarak ‘Hoş geldin’ anlamına gelen acı kahvenin ikramı yapılır. Bu, kahvenin ikramıyla misafirlerin gelişinden mutlu olunduğu ve onlara değer verildiği gösterilir. Misafir, ikram edilen kahveden bir fincanın dışında içmek istemiyorsa, fincanını sallayarak bunu ifade eder. Kahve fincanını sallamadığı müddetçe cezvedeki kahve bitene kadar, fincan aynı kişi için doldurulup ikram edilmeye devam edilir. Misafirlere acı kahveyi ikram eden kişi sol eliyle cezveyi tutup sağ eliyle fincanı tutar. Kahve ikram edildiği esnada da misafir ikram edilen kahve fincanını sağ eliyle almalıdır.”

Eve gelen misafir, neden kahve içmeden önce bir bardak su içer ve kahveden sonra su içilirse bu ne anlama gelir?

El İsa kahvenin içme usullerine ilişkin sorduğumuz bu soruyu da şöyle yanıtlıyor:

“Bilindiği üzere gelen misafire, hem yol yorgunluğunu alması hem de sonrasında içeceği kahvenin tadını alabilmesi için ilk olarak su ikram edilir. İkram edilen kahveyi içtikten sonra su içilirse eğer, bu, ev sahibine, içtiği kahveyi beğenmediğini, kahvenin güzel olmadığını gösteren bir davranıştır. Yani damağındaki kahve tadının gitmesi için su içtiğini gösterir.”

Kahvenin taşıdığı anlamlar

Ortadoğu kültüründe dayanışma ve yardımlaşma, toplumu birbirine bağlayan en temel öğelerdir. Bir kanaat önderinden yardım talep etmenin de çeşitli yöntemleri vardır. Aşiret şeyhinin kefiyesine düğüm atmak nasıl ki bir yardım talebinin istenme şekli ise, kahve içme şeklinden de evine gidilen kanaat önderinden yardım talebi iletilebilir.

El İsa, kahve ile yapılan yardım isteme ritüelini ise şöyle anlatıyor:

“İkram edilen kahve, misafir tarafından alınıp içilmeden, fincan yere bırakılır ise, o zaman ev sahibinden bir talebi olduğu anlamına gelir. Ev sahibi misafire kahvesini içmesini söyler, fakat misafir de kendisinden bir talebinin olduğunu ve kahveyi içmeyeceğini ve talebinin söyledikten sonra yerine getirileceğinin umudunu taşıdığını belirtir. Ev sahibi de kendisine güveniyor ise emin bir şekilde misafire, ‘Sana ikram ettiğim kahveyi iç ve talebin her ne olursa olsun olmuş bil’ der.”

Eve gelen misafir ev sahibine veya aşiret şeyhine talebini söyledikten ve gerçekleşeceğinin sözünü aldıktan sonra kahveyi içerse ve bu talep yerine getirilmezse aşiret veya topluluk açısından büyük bir ayıp olarak karşılanır. Ev sahibi veya şeyh, kabile ve aşireti içerisinde küçük düşer. Bunun için de misafirine söz veren ev sahibi, bütün gücü ve var olan tüm imkânlarını kullanarak bu talebi yerine getirmek zorundadır. Bu hem onun için bir onur meselesi hem de binlerce yıllık bir kültürün yaşatılışı için taşıdığı sorumluluğun gereğidir.

ANHA


Diğer Haberler