Bir heykeltıraşın taşlarla serüveni

Amûdê’de çalıştığı mermer atölyesinde sanata yönelen Reşan, hiçbir eğitim almadan bireysel çalışmalarla heykel yapmaya çalıştı. Reşan’ın 70 bin küçük taştan yaptığı Kolezyum minyatürü görenleri hayran bırakıyor.

Qamişlo’nun Amûdê ilçesinde bir evin ağaç ve çiçeklerle kaplı bahçesinin önünden geçerken birer metre aralıklarla sıralanmış ve her biri binlerce taştan yapılma heykeller dikkatimizi çekiyor. İçeri giriyoruz ve orada bu eserleri ortaya çıkaran ellerin sahibi Reşan Mihemed Ali Yusuf ile tanışıyoruz.

Ailesine ait mermer, fayans ve taş atölyesinde yıllarca çalışan 31 yaşındaki Reşan, hiçbir eğitim almadan başladığı heykeltıraşlık hikayesini anlatıyor. “Bu işe çocukluğumda başladım. Başlangıçta bir iş gibiydi fakat zamanla bir sevgiye dönüştü. Kimi süreçlerde yaşam zorlu ve acı veren bir hal aldığında ise heykel benim için yaşam kaynağı oluyor” diyen Reşan, ailesinin babadan oğula varana dek geçimini sağladığı mermer, fayans ve taş atölyesi işletmenin sanatına ön ayak olduğunu belirtiyor.

‘SANAT TOHUMU AİLEMİN RUHUNDA VARDI’

Geçen yıllarda atölyede yapılan işlerin dışında kişisel çalışmalara da merak saldığını ve aradan geçen zamanda değişik sanatsal eserler ortaya çıkarmaya başladığını anlatan Reşan, “Sanat toprakta yeşeren bir tohum gibidir. Bu tohum aile içerisinde babam ve amcamın ruhunda vardı. Tabi atölye işlerini severek yaptıkları kadar bu işe sanatsal bir bakış açısıyla yaklaşma ve sevme durumu vardı. Sanat konusunda amcam bana bu sevgiyi aşıladı ve gereken tüm desteği verdi. Elbette annem büyük güç verdi” diyor.

EVİNİ AKADEMİYE DÖNÜŞTÜRDÜ

Reşan’la konuştukça onun hikayesinde saklı, el değmemişlerine dokunuyoruz adeta. Değişik sebeplerden dolayı ancak liseye kadar okuyabilen Reşan, heykeltıraşlığı da kendi çabasıyla öğrenir. Hiçbir profesyonel eğitim almayan Reşan, sanatsal çalışmalara ilk adımını şöyle anlatıyor:  “2006 yılında ailece kimi zorlu süreçler yaşadık. Onun için okulu bırakmak zorunda kaldım. Şam’a gidip okumak istiyordum, ama koşullar buna müsaade etmedi. Heykeltıraş olmak için kendimi geliştirebileceğim veya eğitebilecek kimse de yoktu. Her şey bireysel çaba ve araştırmalarıma kalıyordu, ben de öyle yaptım. Heykel yapabilmek için evimi bir akademi olarak değerlendirdim. Taş ve mermer atölyemizin olması bir avantajdı. Bunun üzerine evi heykeltıraşlıkla ilgili kitaplarla doldurarak evimi adeta bir üniversiteye dönüştürdüm.”

BİNLERCE TAŞ İLE KOLEZYUM MİNYATÜRÜ YAPTI

Henüz 10-12 yaşlarında iken taş oymacılığı portre ve resimle ilgilenmeye başlayan Reşan, gençlik yıllarında ise zorlu bir işe girişerek İtalya’nın Roma kentinde bulunan Kolezyum’un binlerce küçük taş parçasından oluşan minyatürünü yapmaya karar vermiş.

Üç yıl gibi bir süre çalıştıktan sonra minyatür Kolezyum’u tamamlayan Reşan bu çalışması için ise “Kolezyum’u yaptığım süre benim için yeni bir dönemi ifade ediyordu. Çünkü o dönemde okulu bırakmak bana büyük bir acı veriyordu ve zorlu bir süreçti. Belki yaşadığım o acılar beni Kolezyum’u yapmaya itti. Okulu bıraktığım süreçte yaşadığım büyük acıya karşılık büyük bir iş yapmak ve bu şekilde acımı dindirmek istiyordum” diyor.

HER ŞEY BİR FOTOĞRAFLA BAŞLADI

İtalya’nın başkenti Roma’da inşa edilen ve 1900 yıllık bir tarihi geçmişi ile mimarisiyle bugün bile kendinden söz ettiren Kolezyum’la, Reşan’ın tanışma hikayesi de bir hayli ilginç. İlk kez 2004 yılında gördüğü kolezyum fotoğrafının kendisini bir hayli etkilediğini belirten Reşan, “O fotoğrafa bakarken birey yaptığı işte mükemmelliğe erişebilir ve ya kemale erebilir hissini yaşadım. Kolezyuma bakarken tarihi boyutu olduğu kadar güzelliği, içerisinde yaşanan köleliği ve zorbalığı gördüm. Aynı zamanda tiyatro gibi sanatsal çalışmalarda da kullanılan bir yapıttı. Aslında kolezyum iktidarı ve mitolojiyi anımsattığı kadar özgürlüğü de ifade ediyor” diyor.

‘FİLM VE KİTAPLARDAN ARAŞTIRDIM’

Binlerce taştan oluşan böyle büyük bir eseri nasıl yaptığını sorduğumuzda ise Reşan, “İnternet ve kitaplarla araştırma yaptım. İsmail adında bir arkadaşımı 2005 yılında ziyaret etmiştim. Yanında İngilizce-Arapça bir sözlük vardı öylece alıp bakınırken uzunluğu ve genişliği 2’şer cm olan kolezyumun fotoğrafını gördüm. O dönemler internet imkânları kısıtlıydı. O fotoğrafı gördüğüme çok sevinmiştim. Hemen sözlüğü alıp kırtasiye dükkânına giderek renkli fotokopide resmini büyütüp çıkardım. Fotoğraf ve Gladyatör filmine defalarca bakıp inceleyerek Kolezyumun yapısına baktım. Film üzerinden de onlarca kolezyumun foto ve görsel videosu yanıma aldım. Bunlar benim için büyük materyal haline geldi” cevabını veriyor.

‘TİTİZLİKLE ÇALIŞTIM’

Reşan yapım için gereken taşları atölyelerinde işe yaramayan on binlerce taş parçasından toplar. Üç yıl süren zorlu bir çalışmanın ardından 70 bin taş kullanarak çalışmasını tamamladığında kendisinin dahi yaptığına inanamadığını söyleyen Reşan, kolezyum minyatürünü yapma sürecini şöyle anlatıyor: “Atölyeden döndükten sonra Kolezyum üzerinde çalışıyordum. Ama kimi zaman bir ay bile çalışmamı durdurmak zorunda kalıyordum. Bu şekilde tam 3 yıl bu çalışmayı sürdürdüm. 2009’da tamamladım. Büyük emek ve çaba sonucu kolezyum işte bitmişti. Kolezyum da toplamda 70 bin taş kullandım. Ancak 2008 yılında çalışmanın ortalarında kolezyumun iç kısımlarında bir yanlış yapmıştım. İlk katında 4000 bine yakın taş yerleştirmiştim ve tek bir taşı yerleştirirken hata yapmıştım. Foto, video ve filme defalarca bakınca bir taşın 1 cm geriye yerleştirmiş olmam gerektiğini fark ettim. Tek bir taşı 1 cm kadar yanlış yerleştirdiğim için 4000 bin kadar taşı tekrar söktüm. Belki o taşı öylece bırakmak kimileri için sorun teşkil etmez ama benim için büyük bir problem gibiydi. İnsan yaptığı işte ve kendisine karşı gerçekçi ve ciddi olmak durumundadır. Sanat da gerçeğin ve ciddiyetin kendisi olduğu için doğru yaklaşmam gerektiğine inanıyordum. Söktüğüm taşları düzelttikten sonra yaptığım hatayı düzelterek tarihi bir eserin kusursuz olmasını istiyordum.”

‘SANATSAL ESTETİĞİ VE GÜCÜ SEYİD RIZA’DA GÖRDÜM’

Kolezyum gibi dev bir yapıyı yeniden ürettikten sonra Reşan’ın heykel çalışmaları devam etmiş. Reşan, şimdilerde yaptığı heykellerle tarihe iz bırakmak ve tarihin izini yeniden canlandırmak istiyor. Dersim direnişinin öncüsü Seyid Rıza’nın heykelini yapmaya başlayan Reşan çalışmasını şöyle anlatıyor: “2020 yılında ise yaptığım heykellerde bir insan portresinde tarih kadar güzellik ve yaşamı da arıyorum. İnsan siluetinde güç güzellik ve estetiği arayarak görmek istiyorum. Bu insan portrelerini de yine tarihte buluyorum. Örneğin Dersim isyanının lideri Seyit Rıza gibi. Düşman tarafından Dersim isyanının nasıl bastırıldığını ve halkın katliamlardan geçirildiği biliniyor. Fakat Seyit Rıza’nın heykelini yaparken sadece anlatılanlar ve tarih kitaplarında kronolojik bir dille yazıldığı gibi değil, daha çok psikolojik boyutunu ve gücünü de yansıtmak istiyorum. Bu heykeli yapma isteğim de Seyit Rıza’nın kendisinde gücü, güzelliği ve estetiği görmemdi. Sanatsal güzelliği ve gücü Seyit Rıza gibi yaşı da ilerlemiş bir Kürt liderinde olduğunu gördüm. Bunu, aynı zamanda sanatsal ürünlerimde aradığım güzellik estetik ve gücün forma kavuşması olarak değerlendiriyorum.”

‘SANAT ULUSLARIN HAKİKAT DİLİDİR’

Seyid Rıza’nın heykelini çalışırken aynı soykırım saldırılarının yaşadığı coğrafyada aradan geçen onca zamana rağmen değişmeksizin sürdüğünü dile getiren Reşan, “Seyit Rıza ve öncülük ettiği Dersim isyanı 80 yıl önce uygulanan vahşet sona ermiş değil. Seyit Rıza’nın yaşadıklarını günümüzde Efrîn, Serêkaniyê ve Girê Spi’de bizler de yaşadık ve halen yaşıyoruz” diyerek konuşmalarını şöyle sürdürüyor: “Düşman ilk olarak halkın tarihini hedef alıyor. Kürt halkı yaşadığı zulüm ve baskıdan kurtulması ve aydınlığı bulması kadar tarihini iyi bilmesi gerekiyor. Bu tarihe sahip çıkması gerekiyor. O yüzden halkın tarihini bilmesi ve sahiplenebilmesi için bütün sanatçılar da sanatın rengi ile uyanışa ve hakikati yansıtmaya çalışmalılar. Bu çalışmalarını halkın özgürlüğünü sağlayana dek devam etmeliler. Çünkü sanat bütün ulusların hakikat dilidir.”

ANHA


Diğer Haberler