​​​​​​​Bir savaşçının dünyası

Savaşçıların dünyasına girebilmek için onların yaşamlarının bir parçası haline gelmek gerekir.

Ben de bunu yapabilmek için, bu aralar silah seslerinin hiç dinmediği Til Temir cephesinde hareket halinde olan bir grup savaşçının arasına karışıyorum.

Onlar gecenin en koyusundan, uykunun en derininden kalkıp hareket ediyorlar. Kah şehirde, kah köylerde, arazide nöbetteler, hareketteler sürekli olarak.

Heyecan, yorgunluk, uykusuzluk, soğuk, çamur, karanlık, tehlike her bir duygu var yaşamlarında. Sıradan bir yaşamın çok uzağında, hareketli, canlı bir yaşam. Macerayla, serüvenlerle, tehlikelerle dolu bir yaşam, bir yolculuk.

Onlarla bu yolculuğa çıkmadan, onların sırlarını, duygularını, bilemezsiniz. Yaşamlarına karışıp, duygularını okumanın ise tarifi imkansızdır. Bu, en sevdiğiniz bir kitabı okurken, o kitabın içindeki kahramanla yolculuk etmek gibidir.

Bir kitabı okuyarak, bir filmi izleyerek anlayabilirsiniz. Ama bir savaşçıyı dışarıdan, üstündeki üniformadan, elindeki silahla tanımlayamazsınız. Bundan çok ötesidir savaşçı olmak.

Ve insan, bütün duyguların en yoğun halini yaşayan; yaşamı ve ölümü bir savaşçıyı tanımlama oranında tanımlayabilir. 

Onlarla beraber bir yolculuğa, bir operasyona çıkarken, bir gece yarısı herkes uyurken, tüm şehir yatağında sessizce yatarken, yani şehir derin bir sessizliğe gömülürken, onlar sırtlarındaki ağır yükleriyle, gecenin, hele ki ocak ayının insanın içine işleyen soğuklarına aldırmadan sürekli ayakta ve hareket halindeler. Bazen araçla bir şehir, caddeleriyle, sokaklarıyla kontrol edilirken, onlar arazide saatlerce yürüyüş halindeler.

Herkesin birinin bir işinin, sorumluluğunun, rolünün olduğunu, kendilerinin de bu halkın güvenliğinden sorumlu olduklarını belirtiyorlar sohbet aralarında. Bu sorumlulukla, bu bilinçle ayakta, harekette olduklarını belirtiyorlar.

Nerde bir tehlike varsa ordalar. Belli bir yerleri, barınakları, durakları yoktur onların. Gizemli, birer gerilla taktiğiyle şehirde, köylerde, cephe gerisinde, cephe ilerisinde her yerdeler onlar. Birkaç gündür takip etmeye çalışıyorum, ulaşmaya çalışıyorum, ayak uydurmaya çalışıyorum tempolarına, ama yine de hep durmadan kendimi hep arkalarında sürüklenirken buluyorum.

Gecenin deliksiz uyku saatinde olmak gerekirken; sessiz sakin bir arazide pusuda saatlerce beklerken, içimize işliyor soğuk, sıcak bir çay, bir sigara içmek var o saatlerde. En lezzetlisinden bir çorba yapmak, ateşin üzerinden indirmeden kaşıklamak vs.. vs..

Başka bir grubun mevzilendiği bir eve uğruyoruz. Sağdan soldan kablolarla, tellerle bir ocak kurulmuş çay içiyoruz. Sonra sıcak bir çorba.

Her yer onların evi. Bazen terkedilmiş bir evde. Bazen bir çalılıkta, bazen bir ağaçlığın içinde, çünkü yoktur onların belirgin bir adresleri.

Tehlikeli sulardan geçiyoruz, soğuklarla, düşmanla savaşılıyor. Tehlike, yorgunluk, irade, güç, sınama yaşamın günlük rutinleri. Engellerle dolu bir yaşam. Gülen yüzlerle, ölümün kıyısında ve de çemberinde bir yaşam ve yoğun bir yaşam her yönüyle. Günlük yaşamda boşluk yok. Her anı değerlendirilmiş, planlanmış bir yaşam.

Ve beraber attığın her adımda yeni bir şeyler öğreniyorsun onlardan.

Ve en çok yüzünüze çarpan gerçek şu ki; dışarıda birbirine benzeyen, giyimleriyle, herkesi bir tek kişi gibi görürken, yakından baktıkça her birinin ayrı bir renk olduğu, ayrı bir dünya olduğunu görüyorsun. Her biri ülkenin farklı bir bölgesinden, kentinden, köyünden kopmuş gelmiş. Yaşları, dilleri farklı, kadın, erkek genç delikanlılar.                                                                                 

Oysa ömrünün en canlı, dinamik, kıpır kıpır günlerini büyük bir davaya adayarak her biri erken büyüyor.

Reqalı bir Arap savaşçı var. Takılarak, “Senin ne işin var burada?” diye soruyorum. “Bu sadece Kürtlerin savaşı değil ki, hepimizin ve burada zulüm var ondan buradayız” diyor.

Sözleri de, yaşamları ve eylemleri gibi net, keskin ve büyük. 

Çok zor bir mücadele sahibi onlar. Felsefik, tarihi, askeri tartışmalar yapıyorlar. Bu konularda şarkılar, hikayeler, anılar bitmek bilmiyor. Bir hazine, bir derya misali her biri. Her günleri birer anı, birer olay.

Bu hareketlilik askeri konularda bir uzmanlaşma ihtiyacı doğuruyor sürekli olarak. Ve gelişme fırsatı veriyor aynı zamanda. Kendi formülleriyle geliştirdiği, adına “kahve” dedikleri iki kat daha güçlendirilmiş bir el bombası geliştirmiş içlerinden birisi. “Düşmanımıza kahve ısmarlıyoruz gördüğün gibi” esprisini yapıyorlar.

Yaşama sorumludurlar. Her biri bir görev edinmiş kendisine. Her birinin sorumlu olduğu bir takım işler. Hiçbiri, tek bir kişi, görevsiz, işsiz güçsüz değil. Yaşamdan askerliğe, eğitim, yaşam, lojistik, cephane her türlü işin görev paylaşımı yapılmış, koordineli, ahenkli bir şekilde çalışıyorlar.

Onların yaşamı bu, bildik, tanıdık günlük hayatlardan farkları bu.

Günlerce, aylarca, yıllarca, ömrünü adamışlar bu yaşam şekline, tarzına. Ömrünü bu yolda, bu yürüyüşte veren nice arkadaşları var...

Bu yaşamı kutsal olarak görüyor ve inanıyorlar. Bu yolda herkesin yürümesinin güç bir iş, olduğunu belirtiyorlar. Devrimci bir yaşam olarak tanımlıyorlar kendi yaşamlarını. Zor ama uğruna bedel vermeye değer olduğunu belirtiyorlar.

Bıktırıcı, yıldırıcı bir duygu, söz, şikayet bulamıyorsunuz. Aksine sürekli bir heyecan, bi moral, bir coşku…

Bu hareketlilik, bu akış hali onların motivasyon gücü. Durağan bir yaşamdan şikayetçi olanları gördüm, dinledim. Ama bu dalgalı yaşam akışından şikayetçi görmedim.

Bir futbol maçına gider gibi sloganlarla, zılgıtlarla ölümün üstüne gidiyorlar. Her gün ölüm ve yaşam maçlarını veriyorlar.

Askeri bir kuvvet, doğallığında bir çok sansüre uğruyor kameram güvenlik nedeniyle.

Kısıtlı olarak çekebiliyorum. Onlar başta uyarılarını yapıyorlar. Ve bende anlaşılır olduğunu belirtiyorum.

Açmam gereken yerde açıyorum kameramı, Kapatmam gereken yerde kapatıyorum.

ANHA


Diğer Haberler