​​​​​​​DAİŞ yeniden küresel bir tehdit mi?

Türk devletinin bölgede yarattığı karmaşa, DAİŞ çete örgütünün yeniden hortlayacağına dair sinyaller veriyor.

DAİŞ’in toprak hakimiyetine son verilmesinin ardından birçok çevre bu çete örgütünün tümüyle tasfiye olduğunu söylerken, kimi çevreler ise bu örgütün değişik şekillerde varlığını sürdürebileceği yönlü uyarılar yaptı. Çetebaşı El Bağdadi’nin QSD ve Uluslararası Koalisyon güçleri tarafından İdlib’de düzenlenen bir operasyonla öldürülmesi ise, “tasfiye oldu” tezini savunanlar açısından yeni bir dayanak olarak sunuldu.

Toprak hakimiyetine son verilse de DAİŞ, halen bölgede ve dünyanın değişik yerlerinde saldırılar gerçekleştiriyor. QSD’nin denetimindeki kamplar ve cezaevlerinde binlerce DAİŞ üyesi tutuluyor. Yani DAİŞ bitmedi. Varlığını değişik şekillerde koruyor.

DAİŞ’in küresel bir tehdit olma gerçeği, karşıt mücadelenin küresel çapta geliştirilmesini zorunlu kılıyor.

DAİŞ’in Irak, Suriye ve özellikle de Kuzey ve Doğu Suriye bölgesindeki saldırılarında Türk devletinin açık desteği defalarca ve değişik güçler tarafından somut belgelerle ortaya konuldu.

Ortadoğu, Afrika ve Avrupa’nın değişik ülkelerinde de önceki yıllarda değişik isimler altında örgütlenen ve saldırılar gerçekleştiren DAİŞ’e, Türk devletinin süregelen desteği ve sahiplenmesi bu çete örgütünü dün olduğu gibi bugün de tüm dünya açısından tehlikeli kılmaya devam ediyor.

DAİŞ’İN 2019’DA SURİYE VE IRAK’TAKİ SALDIRILARI

Liderlerinin öldürülmesinin hemen ardından yeni bir çetebaşı seçen DAİŞ’in şu an sözde hilafetinin başında Ebu İbrahim El Qereyşi bulunuyor.

DAİŞ, toprak hakimiyetine son verilen Suriye ve Irak’ın değişik yerlerinde gizliden yeniden örgütlenme ve güç toplama faaliyetlerini sürdürüyor. Öyle ki, zaman zaman gerçekleştirdiği saldırılar tehlikenin büyüklüğüne işaret ediyor. Gücünü büyük oranda yitirmesine ve alan hakimiyetini kaybetmesine rağmen DAİŞ’in yeniden toparlanma ve tehlike oluşturmaya devam eder duruma gelmesinin arkasındaki güç, dün olduğu gibi bugün de yine Türk devleti.

Özellikle 2019 yılında Türk devleti tarafından Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik geliştirilen işgal saldırıları bu örgüte bir can simidi olurken adeta yeniden hortlamalarına neden oldu.

BAXOZ’DAN SONRA 1600 SALDIRI

DAİŞ, Suriye ve Irak’ta gizli üslenmeleriyle varlığını sürdürüyor. Rahat hareket etme olanağı veren çöllerde üslenen DAİŞ çeteleri, bu şekilde yeniden örgütlenebiliyor. Bu nedenle örgütün Derazor, Humus’un doğu kırsalı, Irak’ın Diyala, Anbar ve Musul’un batı kırsalında üslendiği tahmin ediliyor.  

Örgüt mevcut durumda saldırılarını daha çok mayınlama üzerinden geliştirirken, bunun için çöl bölgelerini tercih ediyor. Yine bomba yüklü otomobil ya da motosikletlerle kitlesel terör saldırıları düzenleyen çeteler; aşiret şeyhleri, sivil kurumlar ve yetkilileri ile güvenlik güçlerine yönelik suikast ve saldırılar zaman zaman şehir merkezlerini de hedef almaktan geri durmuyor.

DAİŞ’in iddiasına göre Baxoz’da aldığı yenilginin ardından örgüt bin 600’den fazla saldırı gerçekleştirdi. O saldırılar ve yapıldıkları yerler ise şöyle;

Suriye

-Derazor’un batı, doğu ve kuzey kırsalında 424 saldırı

-Cizre Bölgesi’nde 129 saldırı

-Reqa’da 115 saldırı

-Humus’ta 37 saldırı

-Dera’da 20 saldırı

-Şam’da 3 saldırı.

Irak

-Diyala’da 336 saldırı

-Kerkük’te 133 saldırı

-Musul’da 111 saldırı

-Bağdat’ta 111 saldırı

-Anbar’da 107 saldırı

-Selahaddin’de 54 saldırı

-Babil’de 27 saldırı.

SALDIRILARIN ÇOĞU TÜRKİYE DESTEKLİ

DAİŞ çeteleri, Türkiye ve Katar’dan sağladığı lojistik destekle saldırılarını gerçekleştiriyor. Birleşmiş Milletlerin (BM) Temmuz 2019’da yayınladığı rapora göre DAİŞ, otomobil ve ev ihalelerinden para koparıyor. Bu ihalelerin çoğu ise Türkiye’den. Ayrıca sayısı tam olarak bilinmezse birçok DAİŞ üyesi Türkiye’de gayrı menkullere ve malvarlığına sahip.

Ancak petrol yataklarını kaybeden örgüt, finansmanını; şantaj, haraç, fidye, insan ve silah kaçakçılığından sağlıyor.

TÜRKİYE’NİN SALDIRILARIYLA YENİDEN GÜÇLENDİ

Tüm bunların yanında Demokratik Suriye Güçleri’nin (QSD) kontrolündeki cezaevlerinde yaklaşık 12 bin DAİŞ’li tutuklu bulunurken, Hol ve Roj kamplarında ise toplam 70 bin DAİŞ’li kadın ve çocuğu bulunuyor.

İşgalci Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırıları ile Girê Spî ve Serêkaniyê’yi işgali, DAİŞ hücrelerinin daha rahat hareket etmesine zemin sundu. Daha sonra çoğunluğu yeniden tutuklanıp cezaevlerine konulsa da, saldırıların başladığı ilk günlerde cezaevlerine ulaşan işgalci çeteler içerideki binlerce çete elemanının firar etmesine neden oldu.

DAİŞ’lilerin kaçışını kolaylaştırmak için Türk devletinin askerleri ve çeteleri tarafından DAİŞ’lilerin tutulduğu cezaevlerinin çevresine hava ve topçu saldırıları düzenlendi. Hücre yapılanmaları da işgalci Türk devletinin saldırılarıyla ortaya çıkan uygun atmosferden faydalanarak DAİŞ’li kadın ve erkekleri çocuklarıyla beraber kaçırma fırsatı yakaladı.

Tüm bunlarla beraber DAİŞ, El Kaide ve Türkistan İslam Partisi gibi uluslararası terör örgütü listelerinde bulunan çete grupları, yeni ve farklı isimlerle Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye’deki işgal ve katliamlarına katıldı. ANHA olarak daha önce bu çetelerin isimlerini listeler halinde kamuoyuyla paylaşmıştık.

https://www.hawarnews.com/tr/haber/daislilerden-devsirme-suc-ordusu-smo-1-h20424.html

https://www.hawarnews.com/tr/haber/daislilerden-devsirme-suc-ordusu-smo-2-h20460.html

http://hawarnews.com/tr/haber/smo-icindeki-dais-ve-el-nusra-cetelerini-bir-bir-ifsa-ediyoruz-h22648.html

DAİŞ’İN ORTADOĞU VE AVRUPA ÜZERİNDEKİ TEHDİDİ

DAİŞ’in halen önemli bir tehdit olduğu uluslararası araştırmalarla da ortaya konulmaya devam ediyor. Washington merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nin (CSIS) bu yönlü yaptığı araştırma dikkat çekici olduğu kadar, tehlikenin boyutuna dikkat çekme yönünde oldukça önemli.

Merkezin geçtiğimiz dönemde yayınladığı araştırma raporuna göre, DAİŞ’in Afganistan ve diğer ülkelerde halen aktif. Rapora göre DAİŞ’in üye sayısı 4 bini aşkın ve örgüt, Suriye ve Irak gibi ülkelerde büyük alanları işgal etmeyi planlıyor.

Fransız Le Figaro gazetesinin DAİŞ’in Avrupa üzerindeki oluşturduğu tehdide ilişkin yayınladığı habere göre ise, Suriye ve Irak’tan 2 bin çete üyesinin Avrupa’ya geçebilme imkanına sahip olduğu ve güvenlik durumunun her an tehlike altında olduğu ortaya konuldu.

BM’nin tahminlerine göre Suriye ve Irak’ta 20 ila 30 bin DAİŞ üyesi bulunuyor. ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’a göre ise bu rakam 14 ila 18 bin arasında.

TÜRKİYE’NİN MÜDAHALELERİYLE ORTA VE KUZEY AFRİKA’DA AKTİFLEŞTİ

Orta ve Kuzey Afrika ülkelerinin toplumları, Erdoğan’ın varlığı ve izlediği siyasetin bölgelerinde DAİŞ’in yeni bir formatta canlandırılacağı kaygısını yaşıyor. Bu nedenle Erdoğan’ın 25 Aralık’ta Tunus’a yaptığı ziyaret halkın yoğun protestosuyla karşılaştı. Tunus halkı, ülkelerinin Suriye’den Libya’ya bir terör koridoru olarak kullanılmasına büyük tepki gösterdi.

Türkiye ve Katar’ın kesintisiz desteğiyle DAİŞ, Libya’daki milisler ve El Şeria yanlıları, Misrata’daki milisler ve daha birçok çete grubu 6 yıl içinde silah, güç ve egemenlik sahibi oldu. 

Analistler, Türkiye’nin İdlib’de yaptıklarının aynısını Libya’nın başkenti Trablus’ta da yapmayı planladığı yönünde hemfikir. Türkiye’nin amacı Libya’yı, DAİŞ’leri deniz ve karayoluyla Afrika’ya yaymak için üsse çevirme niyeti de var.

Türkiye, Somali başta olmak üzere birçok Afrika ülkesini askeri, siyasi ve ekonomik olarak kontrol ediyor ve bu bölgelerde DAİŞ artık faal bir halde. Bunlarla birlikte Afrika menşeili birçok örgüt, DAİŞ’e bağlılığını ilan etmiş durumda. Öyle ki Bağdadi’nin öldürülmesi sonrası DAİŞ’e bağlı olan Nijerya’daki bir grup 11 Hristiyan’ı katletmişti.

Independent gazetesi, Afrika’daki terörün yayılmasının arkasında Türkiye’nin olduğunu gösteren bir haber yayınladı. Haberde Türkiye’nin kara ve deniz yoluyla Afrika’ya terörist nakliyatı yaptığı ve Somali’deki El Şebab çeteleriyle Türkiye arasında güçlü ilişkilerin olduğu belirtildi.

Öte yandan ABD’li güvenlik kaynaklarının istihbarat ve hukuki belgeleri de Türkiye ve Katar’ın istihbarat servislerinin Somali’deki El Şebab örgütü başta olmak üzere Somali ve diğer Afrika ülkelerindeki çete örgütlerine finansal destek sunduğuna işaret ediyor. 

SONUÇ

DAİŞ ve Türkiye’nin, Orta ve Kuzey Afrika’daki yayılımına bakıldığında Türk devletinin Osmanlı hayallerini gerçekleştirmek ve işgalini yaymak için bu çete gruplarını piyon olarak kullandığı görülüyor.

Bu amaçla Erdoğan ve onun istihbarat şefleri söz konusu ülkelerde karışıklık yaratarak terörü yaymanın zeminini oluşturuyor. Bunun için de İhvancı siyasi grupların kullanılıyor olması altı çizilmesi gereken bir diğer önemli husus. Değişim isimler altında oluşturulan ihvancı gruplar eliyle bunu gerçekleştirip bir yandan daha geniş bölgelerde askeri etkinlik kuruyor diğer yandan büyük ekonomik rant elde ediyor.

Erdoğan ve AKP hükümetinin bölgede izlediği strateji, büyük güçlerinkinden farklı olmakla beraber BM de bu döngü içinde bir denge yaratmaya çalışıyor. Böylece dünyayı terörle tehdit eden Türk devleti Afrika’da ve diğer bölgelerde daha etkin olarak var olma imkanı bulabiliyor.

Gözlemcilere göre DAİŞ’in tümden tasfiyesi ve güvenliğin tam olarak sağlanabilmesi için teröre destek veren ülkelerin önüne mutlaka geçilmeli ve DAİŞ çetelerinin başka ülkelere gidişleri engellenmeli. Bunun başını ise Türk devleti ve Erdoğan hükümeti çekiyor.

ANHA

 


Diğer Haberler