DAİŞ’in yenilgisi Kürtlere saldırmasıyla başladı

Aziz Köylüoğlu

DAİŞ, insanlığın varlığı üzerinde büyük bir tehlikeydi. Oluşturduğu tehlikeden dolayı insanlığı temsil eden herkes, DAİŞ’e karşı savaşanların yanında yer aldı. Bu savaş, karanlığa karşı aydınlığın direniş savaşıydı. İnsanlığı temsil edenler nasıl ki DAİŞ’e karşı savaşanların yanında yer aldıysa karanlıkları temsil edenler de DAİŞ’in yanında yerini aldı. Kimi ülkeler de DAİŞ’e karşı savaşı, kendi içinde bir ‘DAİŞ temizleme’ fırsatı olarak değerlendirdi. Özellikle Avrupa ülkeleri, Irak ve Suriye’de yürütülen bu savaşı, kendilerini radikallerden kurtarmak için bir olanak olarak gördü. Bundan ötürü DAİŞ’e karşı savaşmak isteyenlerin Suriye’ye geçiş yollarını açtı ve herhangi bir engel çıkarmadı. Yalnızca Avrupa değil, Asya ülkeleri ve Rusya da aynı şekilde hareket etti.

DAİŞ, Irak ve Suriye’deki işgal alanlarını genişletmesini birçok bölgesel ve küresel güç iyi bir gelişme olarak gördü. Çünkü onlara göre Suriye’de Esad, Irak’ta Nuri El-Maliki egemenliği yıkılacaktı. Türkiye ve Katar gibi ülkeler de Ortadoğu’ya yeniden dizayn verme çerçevesini Müslüman Kardeşler terörüyle yürütmeye çalışıyordu. Türkiye’nin zaten en başından beri hayali, Osmanlı imparatorluğunu yeniden inşa etmekti.

Birçok kişi DAİŞ’i, 2014’te kurulmuş bir grup olarak görüyor. Ancak gerçek böyle değil. DAİŞ, 2003 yılında El Kaide liderlerinden Ebu Musab El-Zerkavi tarafından kuruldu. 2003 yılının Eylül ayında Tevhit ve Cihat Cemaati olarak örgütlendi.

El-Zerkavi’nin öldürülmesinin ardından 13 Ekim 2006’da Mücahit Şura Meclisi tarafından ‘Irak İslam Devleti’ ilan edildi ve Ebu Ömer El-Bağdadi de örgütün emiri olarak açıklandı. Irak İslam Devleti’nin (Bir süre sonra Irak Şam İslam Devleti-DAİŞ olarak edilen) lideri Ebu Ömer El-Bağdadi ile savaş bakanı Ebu Eyyub El-Mısri’nin, Irak’ta Nisan 2010’da beraber öldürülmesi sonrası, Ebubekir El-Bağdadi örgütün başına geçti. O zamanlar kimsenin pek fazla tanımadığı bu kişi, bir süre ABD güçleri tarafından cezaevinde tutulmuştu.

DAİŞ’e destek kararı Ürdün’de alındı

1 Haziran 2014’te Ürdün’ün başkenti Amman’da bir toplantı gerçekleşti. Bu toplantıda Katar, Türkiye ve birçok ülkenin temsilcisi ile Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) temsilcileri katılmış, bu güçler kendi çıkarları doğrultusunda Suriye ve Irak’a müdahalede bulunmak için DAİŞ’in iki ülkeye yönelik saldırılarının planı hazırlanmıştı. 

ABD karşıtlığı üzerinden DAİŞ kuruldu

DAİŞ, Irak’ta Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı savaş ilan etmişti. Bahsi geçen savaşta birçok ülke doğrudan ya da dolaylı DAİŞ’e destek verdi. Bu ülkeler birçok alanda birbirlerine karşıt olsalar da ABD karşıtlığı konusunda ortaklardı. İki tarafın ABD’de karşıtlığı mevcuttu. Biri, bir taraftan Irak’ta Kürt devleti kurduğu, diğer taraftan da Şii egemenliğini güçlendirdiği için Türkiye. Diğer taraflar ise Suriye ve İran’dı. İran, ABD’nin Ortadoğu’da varlığını düşmanlık olarak gördü, görüyor. İran, Suriye aracılığıyla DAİŞ’e bağlı gruplara büyük destek verdi. Öte yandan yüzlerce Sünni Arap Suriye’den Irak’a geçerek ABD’ye karşı savaştı. 

Suriye, İran ve Türkiye DAİŞ’i büyüttü

Suriye, İran ve Türkiye’nin ABD’nin Irak’taki varlığına karşıtlık temelinde oluşan ittifakı, DAİŞ’in gelişim zeminini güçlendirdi. Aslında DAİŞ, biraz da Suriye, İran ve Türkiye ittifakının ürünü. Söz konusu ABD karşıtlığı, Amerikan askerlerinin Irak’tan geri çekilmesiyle büyük bir boşluğa girdi. İran, Sünni grupların güçlenmesini istemezken, Türkiye bu grupların hareketliliğini güçlendirme peşindeydi. ABD karşıtlığı temelinde oluşan İran, Suriye ve Türkiye ittifakı, üç ülke arasında bir çatışmaya dönüşmüştü.

DAİŞ’in işbirlikçileri birbiriyle çatıştı

ABD’nin Irak’taki varlığı bittiğinde, en azından görülmeyecek hale geldiğinde artık DAİŞ ve benzeri gruplar İran ve Suriye için bir baş ağrısı olmuştu. Türk devleti bu durumu kendisi için bir fırsat olarak gördü. Türk devleti, Musul’daki başkonsolosluğu üzerinden DAİŞ’in Irak’ta süratlenmesini sağladı. Musul işgali ve iç çatışmaların ardından bu ilişkinin deşifre olmaması için Türkiye, Musul’daki konsolosluk çalışanlarını devreye soktu.

Türk devleti DAİŞ’i ilk olarak İran etkisinin fazla bulunduğu Irak’a sürdü. Sonrasında ise Sünni Arap devletlerinin desteğini alarak Suriye’ye yönlendirdi. Ancak Türk devletinin asıl amacı, DAİŞ’i Kürt bölgelerine saldırtmaktı.

Kürtlere yönelik saldırısıyla DAİŞ stratejik yanlışlık yaptı

Şam’a ve Bağdat’a yönelen DAİŞ, Irak ve Suriye rejimlerine yönelik saldırılarını bir anda durdurup Kürt bölgelerine saldırdı. DAİŞ artık Türk devletinin isteği ve amacına göre hareket ediyor ve bir tek şeyi hedefliyordu. Böylece stratejik olarak en büyük hatayı yapmıştı. Özellikle DAİŞ’in Kobanê’de uğradığı kırım, bazı DAİŞ’li çetebaşları tarafından itiraf konusu olmuştu.

Türk devleti DAİŞ vasıtasıyla bir taşta birden çok kuş vurmak istedi. DAİŞ, Türk devletinin yapmak isteyip de uluslararası hukuktan dolayı yapamadıklarını yapıyordu. Diğer bir deyişle Türk devletinin temsileyitini yapıyordu. Türk devleti Kürdistan Federal Bölgesi’ni kendisini için, sürekli ortadan kaldırılması gereken bir eksiklik olarak gördü. Yine Rojava’daki Kürtlerin kazanımlarını kendisi için yeni bir tehlike olarak görüyor ve ortadan kaldırılmasını istiyordu. Başından beri DAİŞ, Türk devletine adına Kürtlere karşı savaştı.

DAİŞ, Müslüman Kardeşler’in bir parçasıydı

Türkiye, Osmanlı imparatorluğunu yeniden hayata geçirmek için uğruna Mısır’dan Irak’a kadar olan alanı DAİŞ aracılığıyla işgal etmek istiyordu. Buradan da görülüyor ki DAİŞ, Müslüman Kardeşler hareketinin bir devamıydı. Erdoğan’ın başını çektiği Türk devleti, Müslüman Kardeşler’in başkanlığını yaptığı gibi DAİŞ’in de başkanlığını yaptı.

DAİŞ, Türkiye adına dünyaya saldırdı

Türk devleti, DAİŞ aracılığıyla sadece Ortadoğu’yu değil tüm dünyayı korkutmak istedi. DAİŞ’in Avrupa, ABD ve hatta Rusya’da gerçekleştirdiği saldırılarla bu etkiyi sağlamak istedi. Astana görüşmeleri çerçevesinde Rusya ve Türkiye’nin birlikte hareket etmesiyle beraber DAİŞ’in Rusya’ya karşı eylemleri de durdu.

Son olarak DAİŞ bugün Derazor’da yeniliyor. Bu yenilgi yalnızca DAİŞ’in değil, en başta Türk devletinin yenilgisidir.

 (cj)

ANHA