Demirtaş: Siyasi rehineler tahliye talep etmezler

HDP'nin önceki dönem Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın duruşması görüldü. Demirtaş, “Siyasi rehineler tahliye talep etmezler. Ben de tahliyemi talep etmiyorum” derken, mahkeme heyeti 1’e karşı 2 oyla tutukluluğunun devamına karar verdi.

Halkların Demokratik Partisi'nin (HDP) rehin tutulan eski Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın, 142 yıl hapis cezası istemiyle yargılandığı ana davanın duruşmasının ikinci oturumu Ankara Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görüldü. Demirtaş, tutuklu bulunduğu Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nden SEGBİS’le duruşmaya katıldı. Duruşmayı HDP milletvekilleri Mahmut Toğrul, Hüseyin Kaçmaz, İmam Taşçıer ve Nusrettin Maçin takip etti.

‘Cemaat Binali Yıldırım’ı çok seviyordu’

Demirtaş'ın savunmasında öne çıkan bölümler şöyle:

(...) Hem hukukun üstünlüğüne güveniyorduk hem de Cemaatin devletin bürokrasisinde adım adım yerleşmeye çalıştığını görüyorduk. Ve bunu da yüksek sesle ifade ediyorduk. Sahada bazı valiler, emniyet müdürleri ya da başka yerlerdeki, mesela Parlamento’da Cemaat’e yakın olduğu bilinen şahısların bana karşı tutumlarından da tepkili olduklarını anlayabiliyordum. O dönemde Cemaat bizi sevmiyordu. Ama kimi seviyordu? Mesela Binali Yıldırım’ı çok seviyordu. Hakkımda iftira atan Binali Yıldırım’ı. Benim ‘masum insanların ölümüne sebebiyet vermekten tutuklu’ olduğumu söyleyecek kadar şirazesinden çıkmış olan Binali Yıldırım’ı. Yargı süreci devam eden biri hakkında kameraların karşısına geçip iftira atan siyasetçileri çok seviyordu Cemaat.

Bana ‘masum insanların ölümüne sebebiyet vermiş kişi’ diyen Binali Yıldırım’a söylüyorum. Dosyamda ne tür deliller olduğunun da bir kez daha bilinmesini istiyorum. Bunu da Cemaatin savcıları koymadı. Bugün AKP’nin savcıları koydu. Türkiye kamuoyunun, altını çizerek belirtiyorum, kamuoyunun bunun bilmesini istiyorum. Bugün bile AKP’nin bazı kesimlerinin benden rahatsız olmalarının nedeni, Cemaate yönelik yıllardır sürdürdüğüm eleştirilerdir.

'Namertlik’

AİHM tarafından zaten vereceğiniz bütün kararların siyasi olduğu tescillendi. Önümüzdeki Eylül ayında da yapılacak duruşma sonrası muhtemelen birkaç ay içerisinde de çok daha ağır bir yaptırım ile mahkemenizin daha ilk günden beri aldığı bütün kararların nasıl vahim bir raddeye vardığını tartışacağız, göreceğiz. Anlatmak istediğim mevzu şu; bunları konuşuyor olmamız savunma hakkının ihlal edilmediği anlamına gelmiyor. Çünkü yargılama dışarıda yapılıyor. Dün canlı yayında onlarca mikrofonun önünde bütün Türkiye’nin dikkatle izlediği bir İstanbul seçiminin adayı, AKP’nin adayı benimle ilgili hüküm kurdu ve ben cevap veremiyorum. Dışarıda olsam cevabımı verirdim, savunmanın parçası budur. Dışarıda olsam aleyhime bu kadar algı yaratılmasına izin vermezdim, hepsini tek tek teşhir ederim. Düşünün ki benimle ilgili dün 'katil, masum insanların ölümünün müsebbibi' diye açık açık yargısal sürecime müdahale edecek açıklamalar yapan şahıs, Başbakanlık yaptı bu ülkede, Meclis Başkanlığı yaptı. Benim de üyesi olduğum parlamentonun başkanlığını yaptı bu adam. Sıradan insanlar bunu söyleyebilir. Benimle ilgili her türlü eleştiriyi yapabilir, yurttaşlar, seçmenler yapabilir. Yargısal sürecim ile ilgi gazeteciler yorum yapabilir. Analistler yorum, değerlendirmeler yapabilir. Ama devleti yöneten iktidar mensupları yapamaz. Çünkü bu doğrudan yürütme erkinin yargı üzerindeki aleni baskısı, yönlendirmesi olur. Yapılan budur. Ve bu yaptıkları namertçedir. Dürüstlük değil bu.

Binali Bey’in gelip buruda duruşmamı izlemesini isterdim, Meclis Başkanlığımızı yaptı. Gelseydi bir duruşmamızı izleseydi baksaydı, neden suçlanıyorum, ne ile yargılanıyorum? Kürdistan dediğim için yargılanıyorum şu anda. Tesadüf ki bak bugün bu fezlekeden yargılanıyorum. Hakkımdaki suçlamalar gerçekten suçsa Binali Bey, ikimizin aynı sanık sandalyesinde oturmamız lazım. Senin geçen hafta oy uğruna Diyarbakır’da kullandığın Kürdistan kavramını ben 7 yıl öncesinde kullandığım için yargılanıyorum. Terörist diye yargılanıyorum. Terör propagandası yaptım diye yargılanıyorum. Bunları kamuoyunun gözünden kaçırıyorsunuz, doğru. Öbür taraftan da kaçırdıklarınızın haddi hesabı yok, mal varlıklarınızın haddi hesabı yok.

Yurttaşlarımız için, toplumun geneli için, her bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşının iyiliği için, bir şey isteyebileceğimiz hiç akıllarına gelmiyor. Çünkü onların kafası siyasette paylaşmak üzerinedir, rantı paylaşmak. Biri bir yere destek veriyorsa demek ki ekonomik çıkarı var, nakdi bir çıkarı var diye düşünüyorlar. Kafa başka türlü çalışmıyor. Bakın yaptığı açıklamada HDP olarak biz de payımızı isteriz diyor. Dervişin fikri neyse zikri de odur işte.

'Şeref duyuyoruz’

AKP’ye destek vermedik diye, bin yıl ceza verdirmek için uğraşacaksanız. Şeref duyuyoruz, bu bizim şeref madalyamız. Arkamızdan kimse bize soyguncu, yalancı, talancı, hırsız demesin. Milletin, devletin kasasını soydu demesin. Yeter ki bizim arkamızdan kimse bunlar haysiyetsiz, ilkesiz demesin. Biz bedel ödedik ödemeye devam edeceğiz.

'Kürdistan bizim anavatanımız’

Kürdistan bir coğrafyadır, bir coğrafya ismidir, tarihsel bir coğrafya ismidir. Ve biz Kürtlerin anavatanıdır. Bizim ana dilimiz, yemeğimiz, müziğimiz, ağıtlarımız, mezarlarımız, dualarımız, dini inançlarımız, ibadetlerimiz, türbelerimiz, ağaçlarımız, derelerimiz, bizi biz yapan hatıralarımızla, benliğimizle; bizi biz yapan coğrafyamız orasıdır. Kürdistan’dır.

‘Siyasi rehineyim’

Ben hukuk ve kanun çerçevesinde tutuklu olsaydım tahliyemi talep ederdim. Ama ben bir siyasi rehineyim. Siyasi rehineler tahliye talep etmezler. Ben de tahliyemi talep etmiyorum, sözü avukatlarıma bırakıyorum.”

Avukatların değerlendirmelerinden sonra mahkeme heyeti, Demirtaş’ın tutukluluk halinin devamına karar vererek, duruşmayı 16-17 Temmuz tarihine erteledi.

ANHA


Diğer Haberler