Dera Zor’da oynanan kirli oyun kimin işi?

Son günlerde Arap aşiret reisleri ardı ardına katlediliyor. Bunun için seçilen yer ise Dera Zor. Dera Zor’da yapılmak istenen ne? Zamanlama ve kullanılan yöntemler açısından bakıldığında durumu nasıl okumak gerekiyor? Bu kirli suikastların arkasında kimler var?

Suriye, hatta Ortadoğu genelinde olduğu kadar Dera Zor’da da hakim toplumsal form aşiretçilik. Bu bölgede Egedad, Cibur, Begara, Şammar gibi sayıları binlerle ifade edilen büyük aşiret organizasyonları mevcut. Sadece Dera Zor’da da değil, bu aşiretlerin bazıları Suriye’nin değişik birçok şehrinde olduğu gibi değişik Arap ülkelerinde de bulunan ve sayıları on binlerle ifade edilen son derece büyük aşiretler.

Bu yapısallık, bir yandan aşiretler arası bir yandan da farklı etnik yapılar arasında çatışma körüklemek suretiyle kendi hakimiyet sahalarını geliştirmek isteyen bölge devletleri açısından son derece önem arz ediyor. Hatta Suriye iç savaşıyla birlikte giderek daha çetrefil bir hal alan ahvalde küresel güçler de bu aşiretler üzerinden planlar yapmaya başladı.

Aşiret yapıları bölge toplumsallığının, kültürel yapısının, geleneğinin bel kemiğini oluşturuyor. Hatta birçok bölge devlet yönetimleri dahi belli aşiretlerin ya da büyük ailelerin yönetiminde bulunuyor.

Dolayısıyla olaya sadece sıradan bir aşiretçilik sorunu ya da formu üzerinden yaklaşmak, durumu anlamayı engelleyecektir. Zira gerçeklik son derece komplikedir. Ve tıpkı din ya da mezhep çatışmaları hatta savaşları gibi bölge tarihini şekillendiren olgu kadar önemlidir. Ve kesinlikle politiktir.

Bu dönemde aşiretler üzerinden yürütülen kirli siyasetin esası, bu yapılar üzerinden etnik milliyetçiliği şahlandırmak suretiyle halklar arası bir çatışmanın geliştirilmek istenmesidir.

Arap halkı millî duyguları olan bir halktır. Aşiretsel yapı toplumsal ilişkileri belirlese de millî duygular son kertede hepsi açısından önem arz etmektedir ve bu da oldukça anlaşılır bir şeydir. Ancak bu, durumu bütünüyle olumsuzlayacak bir özellik değildir. Örneğin aşiret geleneği köklü olan toplumlar arasında kendi dışındaki etnik yapılarla da demokratik bir sistem içerisinde yaşamaya meyillidirler. Eğer dışardan müdahale edilmez, etnik ve kültürel ya da inançsal farklılıklar çelişki kaynağı haline getirtilerek çatıştırılmaz ise bu yapıların bir arada demokratik bir sistemde ve barışçıl temelde yaşaması son derece mümkündür, ki bu Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Sistemi altında 10 yıla yakın süredir net bir şekilde ispatlanmıştır.

O halde Dera Zor’da yaşanan olaylara bu perspektiften bakınca yaşananları nasıl okumak gerekir?

HEDEF QSD VE ÖZERK YÖNETİM

DAİŞ çete organizasyonu Dera Zor’da tasfiye edildiğinde bu, DAİŞ üzerinden bölgede hakimiyet planları kuran güçlere büyük bir darbe olmuştu. Asıl darbe ise bunun, QSD gibi halkların özgür iradesiyle ortaya çıkan bir halklar ordusu eliyle gerçekleşmiş olmasıydı.

Buna karşı, tek aile, tek ulus, tek sınıf ya da zümre hükümranlığına dayalı gerici ulus devlet organizasyonları, halkların ortak mücadelesi sonucu ortaya çıkan demokratik ulus perspektifli QSD ve Özerk Yönetim’i tasfiye etmenin farklı yollarını aramaya koyuldular. Bunun için sistemini ve toprak hakimiyetini kaybetmiş DAİŞ çete grubundan geriye kalanları yer altına çekip hücreler şeklinde yeni saldırı yöntemleri için hazır tuttular.

Bir süre sonra QSD bu hücre yapılarına karşı da etkili operasyonlar gerçekleştirip tasfiye etmeye başlayınca, bu kez yeni saldırı yöntemleriyle Özerk Yönetimi ve QSD’yi içten vurma yönetimini esas aldılar. Bunun için kullanılan en etkili yöntem aşiret reislerini hedef alarak katletme seçildi.

Kuşkusuz aşiret önderlerini hedef almak kadar hangi aşiret önderlerinin hedef alınacağı da son derece önem arz ediyordu. Bunun için 02 Kasım 2018’de Afadla aşiret liderlerinden Beşir Feysel El Huwedi hedef alınarak katledildi. 03 Ağustos 2020’de bu kez Egêdad aşiretinin kanaat önderi Süleyman El-Kessar son olarak da bundan iki gün önce yine Egêdad aşireti şeyhi İbrahim Halil Cedan El Hefel hedef alınması.

Bütün bu saldırıların son derece bilinçli ve hedef, amaç gözetilerek gerçekleştirildikleri ve son derece planlı oldukları aşikardır.

Belli ki bu saldırılarla bir yandan aşiretsel duygular şahlandırılırken diğer yandan, sanki bu saldırıların gelişmesinden Kürtler sorumluymuş gibi bir algı yaratılarak, Arap millî duyguları kışkırtılacak ve Kürt-Arap etnik boğazlaşması yaratılacaktı.

Oysa gerçek olan Kürt-Arap çelişkisi değil, her iki kesim üzerinde de hakimiyet kurmak ve tahakkümü altına almak isteyen güçlerdir. Halklar çatıştırılıp birbirlerine boğazlatılırken, oluşturulacak enkaz üzerinden belli sınıf, zümre ya da kesimlerin iktidarı inşa edilmek istenmektedir.

Uzun süredir Dera Zor’da bu oyun çok ince yöntemlerle kurgulanıyor. Dolayısıyla aslında birbirine karşıt olan güçlerin Özerk Yönetim karşısında bir araya gelerek kurgulayıp sahaya sürdükleri bu kirli tezgâh, gerek Arapların gerekse Kürtlerin ve diğer halkların bilinçli yaklaşımı sonucu boşa çıkarılabilecek bir oyundur.

İktidarcı ve halk düşmanları eliyle beslenip büyütülen ve halklara saldırtılan DAİŞ’in halkları boğazladığı, her gün kılıçlarla kelle uçurduğu, insanları diri diri kuyulara attığı dönemde bu halklar bir araya gelerek, özgürlük saflarında birliklerini kurmayı bildiler. Özerk Yönetim ve savunma gücü olarak QSD, bu ortak mücadele sonucunda ortaya çıktı ve oynanan o kirli oyunu bozdu.

O gün DAİŞ eliyle yapılmak istenen fakat halkların ortak mücadelesi sonucu bozulan oyun, bugün halkların kendi eliyle birbirlerine yaptırılmak istenmektedir. Ancak çeşmenin başında duran kesimler aynıdır.

Son dönemde bölgede daha fazla görülen MİT ve Muhaberat ajanları, Dera Zor’da oynanan oyunun perde arkasına ışık tutmaktadır. Son dönemlerde özellikle Suriye rejiminin istihbarat örgütü aracılığıyla kimi paravan oluşumlar oluşturduğu yönünde ciddi bilgiler ve hatta kanıtlar ortaya çıkıyor. 

Aslında bu paravan yapılar üzerinden oynanan oyun son derece açık ve basittir. Önce para karşılığında ajanlaştırılan şahıslar eliyle katlet, ardından, toplum önderlerine saldırı gerçekleştiriliyor diye propaganda et, ortadan kaybol ve sonuçta tüm suçlarını Özerk Yönetim ve QSD’ye yık. Bu şekilde duygulara hitap et ardından halkların boğazlaşmasını sağla.

Ancak bu oyunun bumerang etkisi yapması bu kirli özel savaş yöntemlerinin boşa çıkarılmasıyla mümkün olacaktır. Aksi komplocu, işgalci ve faşist iktidar güçlerinin kendi geleceklerini halkların kanı üzerine inşa etmesi demek olacaktır ki, bunda yine kaybedecek olan Kürtler, Araplar, Süryaniler, Ermeniler ve bilfiil bölge halkları olacaktır.

ANHA