Devletçi uygarlığın toplumsallığa karşı saldırı silahı olarak özel savaş

Devletçi uygarlığın özel bazı kurumlarına ait ve bazı zamanlarda uygulanan özel bir uygulaması gibi ele alınan özel savaş, aslında devletin toplumsallığa karşı geliştirdiği temel saldırı aracıdır.  Yani Özel Savaş İnsanın toplumsallığına ve onun doğayla uyumuna karşı geliştirilen saldırı araç ve yöntemlerinin tümünü kapsamaktadır.

Özel savaş kapsamına giren araç ve yöntemlerin kullanılması belli bir zamanla sınırlı değildir. Özel savaş kent, devlet ve sınıf ilişkilerinin ortaya çıkışından günümüze kadar süren uygarlık tarihinin tümünde insanlığa ve onun doğayla ilişkisine karşı, açık ya da gizli olsun sistematik olarak kullanılmıştır. Bu nedenle şu ya da bu devlet, sınıf, hanedan, kişi farkı gözetilmeksizin egemenlikçi devletçi sistem tarihini aynı zamanda özel savaş tarihi olarak ele alabiliriz. Yani iktidarla bağlantılı onu korumak ya da ele geçirmek adına atılan her adım, bunun için geliştirilen her araç, düşünce, taktik ya da strateji aynı zamanda özel savaşın da konusu olmaktadır. 

Elbette bu durum Özel savaş konusunun anlaşılmasını daha da kolaylaştıran kategorileştirmenin gereksiz olduğu anlamına gelmez. Örneğin Özel savaş açılımlarında yer alan “Gayri nizami harp”, “İstikrar harekâtı”, “Psikolojik savaş unsurları” gibi belirlemeler zaten sınıflı devletçi toplumların genel iktidarı büyütme yöntemleri içinde şu ya da bu şekilde yer almıştır. Kısacası Özel savaş, kurnaz erkeğin analitik zekâsına paralel olarak sistematikleşerek bugüne kadar gelmiştir. Bu anlamda özel savaş kuralsız, yoğunlaştırılmış ve ölçüsüz bir savaş olarak erkek egemenlikçi sistem tarafından geliştirilen bir stratejidir. Bu, tarihsel gelişim seyri içinde her dönemin karakterine uygun olarak yeni ad ve yöntemlerle zenginleşerek günümüze gelen özel savaşı, “Korono Salgını” felaketini yaşadığımız bugünlerde bu felaket bağlamında da ele almak bir zorunluluk haline gelmiştir.

O zaman Özel savaşı kategorilere ayırmadan bütünlüklü olarak tarihsel gelişimi içinde ele alarak günümüze nasıl geldiğine kısaca bakalım.

DÜNDEN BUGÜNE ÖZEL SAVAŞ

İnsanlık tarihinin gelişim seyri içinde genellikle erkeğe mahsus olarak ortaya çıkan avcılık sadece fiziksel bir eylem değildir. Av en elverişli alet ister. Bunun için tasarım ve hayal gücü gerekir. Kurnazlık ister. İstismar gerekir. Plan ve düzenleme ister. Kısacası bugün analitik zekanın gelişmesinin gerekleri olan her şey avcılığın konusu olmuştur. Diğer yandan avcılık başlangıçta beslenme ihtiyacından ortaya çıkmış olsa da farklı biçimlerde de ele alınmaya başlanmıştır. İhtiyaç fazlasını pazarda satarak kar yapmak ya da zevk için av yapmak gibi… Böyle olunca da avcılık bir soykırım faaaliyetine de dönüşmektedir. Av yakalamak için sadece oklar mızraklar, tuzaklar kullanılmamıştır. Aynı zamanda avlanacak hayvanların hemcinsleri de eğitilerek ya da evcilleştirilerek avcının suç ortağı haline getirilmiştir.

Öyle ki süreç içinde evcilleştirilen hayvanlar da artık avcıların işbirlikçileri haline gelerek avcıya avlanmasında yardımcı olmaya başlamıştır. Bu avlanma anında bazen avcıya bile gerek kalmamıştır. Bu süreç insan topluluklarında da benzeri özellikler taşıyarak ilerlemiştir. Kurnaz erkek, avcılıktan edindiği tecrübeleri önce kadına karşı kullanarak onu toplulukların eşit-özgür bireyi ve öncüsü olmaktan çıkarmıştır.

İLK EZİLEN SINIF OLARAK, KADIN

Ataerkil sistem böyle ikame edilerek devletçi toplumun temelleri yavaş yavaş atılmaya başlanmıştır. İlk ezilen sınıf ve ezilen ulusun ortaya çıkması anlamına gelen bu durumun, yani kadının köleliğinin gelişmesinde bilinçli ya da bilinçsiz olsun giderek kadın da rol almaya başlamıştır. Avcı erkek artık yeni bir av seremonisi oluşturmaktadır. Önce kadından başlayan bu yeni av süreci tüm toplumu kapsayarak bugüne gelmiştir.

İktidar katlanarak büyüdükçe, kent devletlerinden krallıklara oradan da imparatorluklara doğru evirildikçe avcılık da gelişerek kapitalist modernitenin temel işlevi haline gelmiştir. Bu yeni avcılığın temel zihniyet yapısı da liberalizm olmuştur. Doğal olarak da Liberalizm kendi mezhebi haline getirdiği yani ehlileştirdiği paradigmaları da bu suça ortak etmiştir. İşte bu nedenle de iktidarcı devletçi uygarlık tarihi aynı zamanda kendisinden zarar görenlerin de bu suça ortak olma tarihi anlamına gelmektedir. Ki, bugün Özel savaş diye ele aldığımız konu sadece egemenleri değil, onun daha yetkin hale gelmesinde rol oynayan her paradigma, çevre, sınıf ya da örgütlenmeleri de kapsamaktadır. O nedenle Reber Abdullah Öcalan iktidar ve devlet çözümlemesi üzerinde ısrarla durmaktadır. Eğer Devletçi uygarlık ve onun etkilerinden tümüyle kurtulmak isteniyorsa ve doğal olarak da bugün Özel savaş dediğimiz saldırıların sonuçsuz kalması sağlanacaksa Reber Abdullah Öcalan’ın bu çözümlemelerinin gereği mutlaka yerine getirilmelidir. Yani devlet ve iktidar karşıtlığını toplumsallaşmanın esası olarak görmek gerekir. Çünkü ekolojik, demokratik-kadın özgürlükçü paradigma aynı zamanda, Özel savaş strateji ve taktiklerine karşı da en etkili/sonuç alıcı düşünce sistematiğini oluşturmaktadır.

DEVLETÇİ UYGARLIKTA ÖZEL SAVAŞ

Bir yandan siber savaşların, öte yandan ticaret savaşlarının ve biyolojik savaşların sıcak savaşla iç içe geçtiği günümüzde devletçi uygarlık sistemi ve onun özel uygulamalarını daha derinlikli ele alarak ona göre çözümler geliştirmek de kaçınılmaz olmaktadır.

Bazı dinsel akımlarda “tanrının cephaneliğindeki en tehlikeli silah korkudur” Ve buna bağlı olarak da “bütün canlılar ölür ama sadece insan ölümden korkar” denilmektedir. Bu her iki belirleme aynı zamanda devletçi uygarlığın ve özel savaşın temel argümanı olarak kullanılagelmiştir. Birilerini ya da bazılarını korkunç işkenceler, toplu kıyımlar eşliğinde.

Öldürürken bu öldürme anının herkes tarafından görülmesini ya da duyulmasını sağlamak hatta mümkünse gelecek nesillerin de belleğine kazımak özel savaşın temel yöntemidir. Bu bir boyutu ile de psikolojik savaşın kapsamı içine girmektedir.

Diğer yandan ahlakın yerine ikame edilen ve iktidarların yürütülmesinde koyduğu kurallarla kolaylık sağlayan hukukun ihlali üzerine de toplumlara karşı savaş yürütmek egemenlikçi devletçi uygarlıkların temel işlevi olmuştur. Bugün adına gayri nizami harp, kontrgerilla denilen saldırı yöntemi de kendi hukuku ya da yasalarının ihlali üzerinden geliştirilerek bugüne gelmiştir. Komplo, entrika, manipülasyon, istismar gibi uygulamalarla bu saldırı yöntemi zenginleştirilmiştir. İletişimdeki gelişmeye bağlı olarak algı operasyonları Özel savaşn nerdeyse esası haline gelmiştir.

Diğer yandan Sümer rahiplerinden bu yana devlet sadece baskı ve zulüm aracı olmamıştır. Aynı zamanda devlet egemenlik alanlarında toplumları razı edecek onların rıza göstermelerini sağlayacak eğitmenler, eğitsel araçlar da geliştirmiştir. Bu temelde mitolojilerden felsefeye, dinsel öğretilerden pozitivist yaklaşımlara kadar hepsi devletçi sistemlerin rıza ve manipülasyon araçları olmuştur.

Bütün bunlar işkenceden rıza imalatı ve manipülasyon araçlarına kadar tüm algı oluşturma faaliyetleri özel savaşın temel konuları içinde yer almaktadır.

2. paylaşım savaşı sonrası adına soğuk savaş denilen süreçle birlikte merkezi uygarlık güçleri ve onların çevresinde yer alan devletçi yapılar özel savaş konusunu geliştirdikleri derin devlet yapıları ile bütünleştirmiştir. NATO bu yapıların esas merkezi olurken başta CİA ve MOSSAD olmak üzere istihbarat örgütleri özel savaş merkezleri olarak işlev görmüştür. Ordular özel örgütlenmeler üzerinden darbe mekanikleri içinde halklara ve toplumsallığa karşı direkt saldırı gücü haline getirilmiştir.

İletişim ve ulaşım araçlarında ortaya çıkan gelişmelere bağlı olarak NANO teknolojinin yaşamın her alanında kullanılır hale getirilmesi ile birlikte insan yaşamı adeta anlık kontrol edilir olmuştur. Bu gelişmelere bağlı olarak da bugün Özel savaş konusuna farklı anlamlar yüklenmeye başlanmıştır.

GERESİMOV DOKTRİNİ, YENİ TİP ÖZEL SAVAŞ YA DA MELEZ SAVAŞ

Bu konuda Rusya’da Genelkurmay Başkanlığı görevinde bulunmuş olan Orgeneral Valery Geresimov tarafından oluşturulduğu için“Geresimov Doktrini” veya  “Hibrit” ya da “Melez Savaş” adıyla anılan belirlemeler de önemli bir gelişme olmaktadır. Bu doktrine göre düzenli bir silahlı kuvvetin ve askeri doktrinin karşısında düzensiz birliklerin ve bu düzensiz nizama ait doktrinin karşı karşıya gelmesine “melez savaş” denmektedir. Buradaki düzensiz gücün aynı anda sahip olduğu bütün kuvvetlerini (ordu, silahlı kuvvetler, milis güçler, ajanlar, siber saldırı teknolojisi, PR faaliyetleri, propaganda, diplomasi, sosyal medya ve diğer teknolojik ve iletişimsel kabiliyetler) harekete geçirmesi olarak tarif edilebilir.

“Geresimov doktrininde/tanımda, savaşların doğası ve yapısının değiştiğini, dışardan bir müdahaleyle elde edilecek kazancın daha fazlasının, “içerdeki” muhalifler eliyle de kazanılabileceğini belirtmiştir. Geremisov’a göre melez savaş, siyah ve beyaz; yani savaş ve barış ayrımında gri tarafta bulunmakta, ayrıca bu gri kısım artık sadece askeri değil; sivil ve medyatik alanları da içine almış bulunmaktadır…”

Melez savaş tanımlarında ortak görüş, bu stratejinin kaos teorisi üzerinde kendisini var etmesidir. Buna göre  “‘yapılandırılmış’ kaotik dinamiklerin hakimiyetinin gerçekleşmesine ve spesifik dış politika sonuçlarına ulaşabilmek adına silahlanmaya/silahlı müdahale sisteminin oluşmasına dayanmaktadır. Melez savaş, bu noktada hem bir savaş yöntemi hem de bir ‘silah’ olarak, vekâlet savaşında etkinlik ve hedefi istikrarsızlaştırmak olarak ortaya çıkmaktadır.”

Bu ortak görüş aslında Bosna/Hersek’ de, Ukrayna’ da, Gürcistan’da, Irak ve Libya örneklerinde olduğu gibi bugün Kürdistan’da yaşananların temelinde neler olduğunu da göstermektedir. Bu ülkelerin hepsinin ortak özelliği de Faşist TC’nin burada yürütülen savaşlara müdahil olmasıdır. Özellikle Faşist/sömürgeci TC’nin AKP/MHP iktidarları döneminde sadece Kürdistan değil, tüm bölgede uyguladığı politikalar da bu yeni tip özel savaş konusunda oldukça aktif rol üslenmiş olduğunu da ortaya koymaktadır.

Yine bugün Suriye’de yaşanan kaos, küresel ve bölgesel güçlerin yapılandırdığı kaotik dinamiklerin hakimiyet kurması üzerine geliştirilmiştir. Bu nedenle de adına vekalet savaşları denilmektedir.

Yani günümüz özel savaşlarının yeni bir temel özelliği de vekalet savaş unsurlarının temel bir güç olarak devreye sokulmasıdır. Bu savaş unsurları bir boyutu ile etnik diğer bir boyutu ile de inanç eksenlidir. Bunlardan bağımsız olarak istenmeyen güçlere karşı alternatif dinamikler de geliştirilmek istenmektedir. DAİŞ, El Kaideci, İhvancı güçler, İran ve Türkiye merkezli kapitalist sistemin atıkları bu “yapılandırılmış kaotik güçler” içinde yer almaktadır. Bu şekilde yürütülen savaşlar gerçek düşmanı belirsizleştirirken, aynı zamanda gerçek paylaşım güçleri için oldukça ucuza gelen bir savaş biçimi olmaktadır. O nedenle ABD Başkanı Trump sürekli olarak kendileri için masrafsız bir savaşı gündeme getirmektedir.

BİR ÖZEL SAVAŞ ARACI OLARAK MEDYA VE ÖZEL ORGANİZASYONLAR

Diğer yandan tarihin hiçbir döneminde görülmediği kadar iletişim araçları özel savaş unsuları içinde yer almaktadır. Kürdistan’ın tüm parçalarında ve neredeyse bölgenin tamamında topyekûn bir çökertme saldırısını başlatmadan önce AKP-MHP faşist iktidarının iletişim araçlarını kontrol altına alması, ordu, polis, istihbarat başta olmak üzere diğer silahlı güçlerini özelleştirmesi Faşist diktatör Erdoğan’ın sürece oldukça hazırlıklı girdiğini göstermektedir. Yani bahsedilen “Hibrit ya da melez savaş”ların en donanımlı uygulayıcısı olarak AKP-MHP faşist iktidarları küresel güçler tarafından bir kobay gibi kullanılarak halkların üzerine saldırtılmaktadır.

ÖZEL SAVAŞ ARGÜMANI OLARAK BİYOLOJİK SAVAŞ YA DA SALGIN HASTALIKLAR

Yine gelinen aşamada oldukça kapsamlı ele alınması gereken Özel savaş araçlarının içinde geçmişte de çok sık ama gizli kullanılan biyolojik silahların Korona felaketinde de görüldüğü gibi çok açık bir şekilde kullanılmasıdır. Bu konuda oldukça farklı tartışmalar yürütülmektedir. Fakat 3. Dünya savaşının ekonomik ya da ticaret savaşlarının yeni bir evresi olarak biyolojik savaşların da devreye sokulduğu ağırlıklı bir görüş olmaktadır. O nedenle Reel de olsa sosyalizm’in varlığı nedeniyle bu tür saldırı yöntemlerini açıkça kullanamayan merkezi uygarlık güçleri bugün “köpeksiz köyde değneksiz gezer” gibi çok pervasız bir saldırı süreci içine girmiştir. Halklara ve kazanımlarına yönelik geliştirilen bu sınırsız saldırı ortamından Faşist AKP hükümeti Kürtlerin soykırımını gerçekleştirmek için yararlanmaktadır. Adeta Korona felaketi’nin tanrının bir lütfu olarak gören faşist Erdoğan diktatörlüğü Kürt düşmanlığında hiçbir sınır tanımamaktadır. Kendi yasalarını, devletlerarası hukuku ve insan hakları evrensel kurallarını ihlal etmekte beis görmemektedir. Bu yönüyle de faşist TC tam bir özel savaş ya da son dile gelen biçimiyle başta Kürtler olmak üzere tüm bölge halklarına karşı “Hibrit savaş” yürütmektedir.

BARBAR FAŞİST ÖZEL SAVAŞ REJİMİNE KARŞI HALKLARIN BİRLİĞİ

Bu işgal/ilhak temelinde gelişen soykırım saldırılarında sadece kendisi ordusunu değil El Kaideci, DAİŞ’çi ya da İhvancı güçlerin yanı sıra İşbirlikçi Kürtleri de çok etkin olarak kullanmaktadır. Dini en etkin silah gibi kullanmanın yolu olarak “camileri kışla, minareleri mızrak, kubbeleri kalkan” haline getirmiştir. Şu anda faşist AKP/MHP iktidarı döneminde din tarihte görülmediği ölçüde, Muaviye dönemini de aşacak biçimde silaha dönüştürülmüştür.

Dünyanın genelinde ve özel olarak bölgemizde yaşanan 3. Dünya savaşının paradigması olarak Neo-liberalizm insanlığa karşı çok acımasız bir savaş açmış bulunmaktadır. Merkezi uygarlık güçleri ve onun çevresinde yer alan güçler özellikle reel sosyalizmin çökmesi sonrası devletleri adeta birer özel savaş şirketine dönüştürmüştür. Toplumsal yaşamın olmazsa olmazı olan eğitim, sağlık, sanat gibi, beslenme ve neslini devam ettirme konuları endüstriyalizmin kar malzemesi yapılarak özel savaşın bir parçası haline getirilmiştir. Adına gösteri ve tüketim toplumu da denilen kapitalist modernite kendisini tümüyle özelleştirerek toplumsallığa karşı bir saldırı merkezine dönüşmüştür. İşte Faşist TC’ de bu merkezlerin bölgedeki ileri karakolu olarak Kürt soykırımında sınır tanımaz bir saldırı içinde Korona felaketini bile bu soykırıma hizmet eder hale getirmek isterken, Türkiye toplumlarını da bu saldırı konseptine suç ortağı yapmak istemektedir. O nedenle bu kapsamlı özel savaşa karşı Halkların birliği ve Kürtlerin birliği temelinde demokratik ulus mücadelesi temel çıkış yolu olmaktadır. Bölge halkları için baş düşman haline gelen bu faşist özel savaş rejimine karşı demokratik konfederalizm projesi temel kurtuluş projesidir.

Bu nedenle tarihin tanıdığı en kirli ve barbar faşist özel savaş rejimine karşı Kürtlerin ve halkların baharı zamanı sloganıyla tarihin yeniden yazımına öncülük etmedeki ısrar insan olmadaki ısrar anlamına gelmektedir.

ÖZEL SAVAŞ GÜÇLERİNİN HEDEFİNDEKİ BÖLGE: KUZEY VE DOĞU SURİYE

Bu temelde Kuzeydoğu Suriye’de başta faşist TC olmak üzere diğer güçlerin de yürütmüş olduğu Özel savaşa yakından bakmak devrimimizin geleceği açısından son derece önemli ve hatta hayati olmaktadır.

Suriye’nin geneli gibi Kuzeydoğu Suriye de bir halklar ve inançlar mozaiğidir. Yani özel savaşın istismar edeceği bir zemin bulunmaktadır. Önder APO’nun demokratik ulus ve demokratik özerklik projesi bu istismar zeminini tümden kurutmayı amaçlamaktadır. Kuzeydoğu Suriye Özerk yönetimi de bu zemini kurutma üzerinde ısrarla durmktadır. Fakat başta faşist TC ve onun istihbarat örgütü MİT olmak üzere bölgesel ve küresel güçler başta Arap/Kürt çelişkisi olmak üzere her türden inanç ve halklar düşmanlığını derinleştirerek bir çatışma ortamı yaratmak istemektedir. Bunun için de başta Arap ve Kürtler olmak üzere halklar arasına düşmanlık tohumları ekerek güvensizlik yaymayı esas almaktadırlar. Bu özel savaş yöntemini boşa çıkarmanın tek yolu da halkların birliğindeki ısrar olmaktadır. O nedenle Kuzeydoğu Suriyeli her yurttaş yaşamın her alanında haklar arası birliği öne çıkarmak ve gereğini yapmakla yükümlüdür. Aksi durumda Suriye’nin ve ortadoğunun en istikrarlı bu bölgesi olan Kuzeydoğu Suriye’nin geleceği tehlikeye girecektir.

Diğer yandan başta işgalci faşist TC olmak üzere bazı güçler ve onların istihbarat örgütleri Kürtler arasında bir çatışma zemini yaratmak için her türlü özel savaş yöntemini kullanmaktadırlar. Kürt düşmanı olmalaına ve Kürtlerin varlığını yok etmek için her türlü yol ve yöntemi kullanmalarına rağmen sanki sadece bazı Kürtleri hedef aldıklarını söylemektedirler. Bu temelde direnen ve özgürlükten yana olan Kürtleri düşman ilan ederlerken, Kuzeydoğu Suriye devrimine hiç katkısı olmayan hatta devrim düşmanlığı yapan işbirlikçi Kürtleri iyi ve dost Kürt ilan etmektedirler.

Bugün Kuzeydoğu Suriye’de bu politika çok açık bir şekilde yürütlmektedir. Neredeyse bu işbilikçi kesim işgalcileri değil direnenleri suçlamakta bir beis görmemektedir. Güney Kürdistanlı bazı güçlerden aldıkları destek üzerinden devrim için canlarını verenleri suçlamak bu güçlerin temel silahı olmaktadır.

HEDEF DİRENEN KÜRTLER

O nedenle Kuzeydoğu Suriye Özerk yönetiminin ısrarla üzerinde durduğu Kürtler arası birlik çalışması bu özel savaş politikasını bozacak tek yöntem olmaktadır. O nedenle Tüm kuzey doğu Suriye yurtdaşları baçta olmak üzere Kürtler bu konuda gerekli duyarlılığı göstermelidir. Bu Kürtleri çatıştırarak bu toprakları işgal etme ve Kürtleri soykırımdan geçirme politikası ancak Kürtler arası birliğin sağlanmasından geçmektedir. Elbette bu birlik ancak işbirlikçiliğin reddi ve işgale karşı direniş temelinde yükselebilir ancak. Aksi durumda sadece birlik olsun niyeti ile hareket etmek özgürlük değerlerinde aşınma ve umjtsuzluğu beraberinde getirir ki bu da gaflet anlamına gelir.

ÖNCE DEVRİMİN ÖNCÜLERİ KADINLAR VURULUYOR

Kuzeydoğu Suriye devrimi bir kadın devrimidir. Kadın özgürlüğünün bölgedeki gerçekleşen tek kalesi bu coğrafyadır. Ve Kürtler tarihin başlangıcında olduğu gibi bugün de kadın eksenli bir yaşam biçimini tercih etmektedir. Bu durum başta faşist TC olmak üzere tüm erkek egemenlikçi sistemlerin tepkisine neden olmaktadır. O nedenle kadın özgürlüğündeki ilerlemenin önüne geçilmek istenmketdir. En son Faşist TC’nin bakanlarının da kadın devrimini hedef gösteren açıklamaları olmuştur. Bu açıklamalardan sonra Kuzey’de, Güney’de ve Kuzeydoğu Suriye’de kadınlara yönelik saldırılar artmaya başlamıştır.

ÖZEL SAVAŞ SALDIRILARI ÖRGÜTLÜ KADIN VE GENÇLİĞİN MÜCADELESİYLE YENİLEBİLİR

Fuhuşun geliştirilmesi, Kürt kadınlarına devlet görevlileri tarafından tecavüz edilmesi ve işgal bölgelerinde kadınlara yönelik her türlü saldırı hızla çoğalmaktadır. Kadın savunmasız bırakılarak bu topraklarda yeniden köle haline getirilerek devrimimiz tehdit edilmektdir Faşist AKP/MHP iktidarı ve çeteleri bu kadın özgürlük düşmanı politilar ile sonuca gideceğini sanmaktadır. O nedenle de en son Kobani örneğinde olduğu gibi biliçli olarak kadınlar hedeflenerek katledilmektedir.

Kuzey ve Doğu Suriye Devrimi aynı zamanda bir gençlik devrimidir. Faşist TC ve benzeri güçler gençliğin bu devrimci dinamiğini yozlaştırmak için uyuşturucu başta olmak üzere her türlü araç ve yöntemi denemektedir. Gençliğin devrime sahip çıkmasını ona öncülük yapmasını kendisi için de tehlike olarak gördüğü için gençlik üzerinde tüm özel savaş yöntemlerini denemektedir.

Kadın ve gençliğin öncülük rolü Kuzey ve Doğu Suriye için bir teminattır. O nedenle özgür kadın ve devrimci gençliğin örgütlülüğü ve her türden işgale karşı direnişçi duruşu Kuzey ve Doğu Suriye kadın ve gençliğinin temel görevi olmaktadır. Özel savaşın yıkıcı etkileri ancak özgür kadın ve gençlik örgütlülüğü ile aşılabilir.

ÖZEL SAVAŞIN TOPLUMA KARŞI ÖLDÜRÜCÜ SİLAHI OLARAK İŞBİRLİKÇİLİK

Özel savaş bu temel değerlere saldırırken esas olarak da devrimin gerçekleşmesinde ve bugüne gelmesinde öncü rolü oynayan PYD/YPG gibi güçleri ve kadrolarını hedef almaktadır. Yaklaşık 11 bini özgür bir ülke için canını vermiş 25 bine yakını yaralanmış bu öncüler ordusu Özel savaşın hedefi haline getirilmektedir. Faşist TC istihbaratının geliştirdiği öncüleri karalama politikasına işbirlikçi Kürtler de her türlü desteği sunmaktadır. Tehlike faşist işgalci güçler değil de canlarıyla kanlarıyla özgürlük ağacını yeşertenler gibi gösterilmektedir. Eğer bir devrim ya da gelişme öncülerinden yoksun kalırsa düşman ve işbirlikçileri istedikleri gibi at oynatabilir. O nedenle şehitlerimiz ve özgürlük için bedel ödeyenler hedef gösterilmektedir. Bunun için de yalana dayalı propagandalar yapılmaktadır. Bu özel savaş politikası ve işbirlikçilerini tanımak, anlamak her zamankinden daha fazla önem taşımaktadır. Ülkesi ve halkı için tek bir adım atmayanların devrimi faşizme peşkeş çekmek istediklerini görmeli ve buna karşı çıkmalıyız. Yurtseverlik de, devrimcilik de yurttaş olmanın gereklerini yerine getirmek ya da değerlere sahip çıkmak da bu halk için canını ortaya koyan öncüleri sahiplenmekten geçmektedir. Öncülere bu denli acımasız saldırnların dün ne yaptıklarını ve bugün nasıl yaşadıklarını gözler önüne sererek bu duruşlarını değiştirmeye teşfik etmeliyiz.

ÖZEL SAVAŞ OYUNU OLARAK; ÖLDÜRME, UYUŞTURUCU, FUHUŞ, YALAN VE KARALAMA

Bütün bunların dışında faşist TC Kuzeydoğu Suriye haklarının yaşamını tehdit eden tüm yollara başvurmaktadır. Suların kesilmesi, ambargo ve yardımcı olmak isteyenlerin engellenmesi özel savaşın temel yöntemlerinden birisi olmaktadır. Bunlara bağlı olarak önemli oranda bitirilen DAİŞ’in yeniden hortlatılması da özel savaşın bir yöntemi olmaktadır. Yalana dayalı her türden propaganda medya üzerinden yayılırken her türden askeri saldırı ile yıldırma ve inançsızlaştırma geliştirilmek istenmektedir. Vurgun, karaborsacılık, fırsatlardan yararlanarak halkın mallarına mülklerine el koyma çabaları da özel savaştan ve faşist TC’nin istihbarat örgütlerinden bağımsız değildir. Coğrafyamızda halkın özyönetime ve öncülere karşı inançsızlığını geliştiren, halklar arasında, aşiretler arasında gerginlik ve çatışma zemini yaratan her durumun arkasında mutlaka faşist TC ve onun istihbaratı bulunmaktadır. Tarikatların kullanılmasında, bazı seçkin insanların katledilmesinin arkasında mutlaka MİT ve diğer istihbarat örgütleri bulunmaktadır. Özel savaş bazı eylemleri ile halkta kafa karışıklığı yaratmayı da amaçlar. Böylesi durumlarda sadece kendi basını değil muhalif hatta özgür basını da kullanmayı hedefler. O nedenle yaşanan her olumsuzluğun arkasında mutlaka özel savaş politikalarının aranması bizler için kaçınılmaz bir görev olmaktadır. Unutulmamalı ki bizler özgürlük değerlerinin savunucusu bir basınız. Yani Özgür basın geleneğinin kuzeydoğu Suriye’deki uzantısıyız. O nedenle hakikatin açığa çıkarılmasında sömürgeciliğe ve faşizme karşı tutum almak bulunduğumuz yerin netleşmesi açısında önemlidir.

Özel savaş ancak bu şekilde boşa çıkarılır. Özgürlük değerleri ancak böyle korunur. İnsanca yaşam ancak bu şekide inşaa edilir. Özgür yaşamın inşaa çalışmaları da ancak bu şeklde tüm halkın omuzları üzerinde yükselir.

ANHA


Diğer Haberler