Dünden bugüne DAİŞ-TC ortaklığı ve güncel duruma bakış

DAİŞ bitti mi yoksa bölge açısından halen bir tehdit olmaya devam mı ediyor? Toprak hakimiyetini yitirmesine rağmen neden tümden ortadan kaldırılamadı? Bundan sonra varlığını ne şekilde sürdürecek? Toprak hakimiyetini yitirdikten sonra gerçekleştirdiği saldırılar DAİŞ’in geleceği açısından bize ne mesaj veriyor? Bundan sonra DAİŞ’e karşı mücadelede nasıl bir strateji izlenmeli?

Bölgenin en sıcak gündemi, elindeki topraklar alınsa da DAİŞ ve türevlerinin yarattıkları tehlike. Öyle ki toprak hakimiyeti sona erdikten sonraki ilk üç ayda DAİŞ’in gerçekleştirdiği saldırılar tehlikenin boyutlarına ışık tutar nitelikte.

O halde DAİŞ’e karşı yeni dönem mücadelesinde neler yapılması gerektiğini ve istatistiklerle gerçekleştirdiği saldırıları ortaya koymadan önce kısaca DAİŞ’in bölgeye son birkaç yıl içinde yaşattığı barbarlığa bir göz atmak, durumunun vahametini daha iyi ortaya koyacaktır. 

Yine kritik soru işaretlerinden bir tanesi de Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Bölgesi’ne karşı yürüttüğü siyaset. Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik işgal ve soykırım tehditlerinin perde arkasında yaşananlar neler? Washington-Ankara-Qamişlo hattında neler yaşanıyor? Türkiye ve Özerk Bölge arasında tartışması devam eden “güvenli bölge” konusunda kim ne istiyor?

Anbar-Musul düşerken

QSD 23 Mart 2019 tarihinde yaptığı açıklamayla, Derazor’da yürütülen operasyonun DAİŞ’in toprak hakimiyetinin son bulmasıyla sonuca ulaştığını açıkladı.

2013’te Irak’ta gerçekleştirdiği saldırılarla ismini duyurmaya başlayan DAİŞ, 12 Mayıs 2014’te bir gecede Musul’u alarak tüm dünyayı şaşkına çevirmişti. Sonraki dönemler bir hayalet gibi girdiği tüm kentlerde korku saçarken, yüz yıllık bölge siyasi haritasını değiştiriyor, Anbar ve Musul’un düşürülmesinden sonra Şengal’de gerçekleştirilen katliamla zulüm trendinde zirve yapılıyordu.  

DAİŞ, Erdoğan’ın “iyi” komşusuydu

Suriye’ye yöneldiğinde ise, DAİŞ artık devletlerin bile baş edemeyeceği bir uluslararası terör örgütüydü. Zira, dünyanın dört bir yanında akın akın selefi cihadistlerin katılımlarının gerçekleştiği, bölgenin bazı devletlerinden daha büyük toprak parçasında hakimiyet kuran ve ele geçirdiği devasa ekonomik güçle artık hakim devletlerin her türlü ilişki kurmaya başladığı bir güç konumuna gelmişti.

Suriye ve Irak devletlerine diz çöktüren DAİŞ, Türkiye ve Katar gibi devletlerden aldığı askeri, eleman ve lojistik güçle Kobanê’yi kuşatmaya aldığında zaferini ilan etmek istiyordu.

Erdoğan’ın “Kobanê düştü düşecek” açıklaması adeta dünyaya “DAİŞ artık meşru komşu devletimizdir” mesajı taşıyordu.

Yeni güç dengeleri

Kobanê yenilgisi DAİŞ açısından sonun başlangıcı olurken, bölgede halkların ortak yeniden varoluşuna da tanıklık ediyordu. 2012 yılında Suriye rejimine karşı mücadeleyle ilanını gerçekleştiren 19 Temmuz Rojava halklar devrimi, 2014 DAİŞ’e karşı büyük direnişle bu topraklarda yeni bir dönemin başladığının da ilanıydı.

Kobanê zaferi her açıdan yeni bir sürecin başlangıcıydı. Kimi devletler tarafından beslenip büyütülen DAİŞ, Nusra, ÖSO gibi çete yapılarının sonu getirilirken, Kürtler öncülüğünde, her türlü işgal, soykırım, sömürgeciliğe karşı halkların ortak irade ve mücadelesine dayalı yeni bir sistem ve yapılanmanın da temeli atılmış oluyordu.

Kobanê’den Derazor’a DAİŞ’in tasfiyesi

Kobanê’de darbe alan DAİŞ çete yapısı Erdoğan’ın gayretine rağmen uluslararası meşruiyet bulamadığı gibi, tüm dünyanın nefretini üzerine çekti. Uluslararası koalisyon güçlerinin desteğini de alan halkların DAİŞ karşıtı mücadelesi işgal altındaki tüm yerlerde bir bir zafere ulaşırken, son darbe Derazor’da vuruldu. Ancak Erdoğan tarafından İdlib’e çekilen Nusra, Cerablustan Bab’a, oradan Efrîn’e kadar işgal edilen yerlerde ise ÖSO çeteleri Türk devletinin desteği ve koruması altında varlığını sürdürmeye devam edeceklerdi. (Binlerce DAİŞ çetesine elbise değiştirilerek bu çete grupları içinde konumlandırılıyordu)

DAİŞ bitti mi can mı çekişiyor?

23 Mart 2019’da Derazor’un Baxoz kasabasında DAİŞ’in toprak hakimiyetine son verilmesi DAİŞ’in bitişi değil, ama can çekişmesi olarak değerlendirildi.

Zira bölgede DAİŞ’e karşı mücadele yürüten ABD ve koalisyon güçlerinin varlığı bu minval üzerinden sürekli gündeme geldi. Hem koalisyonun başını çeken ABD yönetimi içinde hem de koalisyon güçleri arasında ‘DAİŞ BİTTİ-BİTMEDİ, ÇEKİLİYORUZ-KALIYORUZ’ tartışması süregeldi.

DAİŞ, Derazor’da büyük darbe almış, toprak hakimiyeti sona ermiş olsa da bunun DAİŞ’in bitmesi değil de can çekişmesi olarak nitelendirilmesi daha doğru bir tespitti.

Trump: Çekiliyoruz

Asıl konumuza geçecek olursak; QSD ve Koalisyon güçleri DAİŞ’e karşı Derazor’da kıran kırana mücadele yürütürken ABD Başkanı Trump 19 Aralık’ta yaptığı açıklamayla bölgeden çekileceklerini ilan etti. Açıklama dünya basınında geniş yer bulurken, ABD’nin bölge diplomatlarından sert tepkiler gelişti. “Durum kabul edilemez” diyen diplomatlardan Savunma Bakanı James Mattis, ile ABD’nin DAİŞ ile Mücadele Özel Temsilcisi McGurk görevlerinden istifa ettiklerini açıkladılar.

Çekilme kararının uluslararası yankıları

ABD başkanının açıklaması uluslararası basında olduğu gibi, devletler düzeyinde de yankı buldu. Bölge üzerinden hakimiyet kurma ve işgal hedefleri olan Türkiye, Rusya, İran gibi ülkeler açıklamayı, “olumlu” olarak değerlendirirken, başta Fransa olmak üzere koalisyon ortağı bazı devletler, DAİŞ ile mücadelenin bitmediğini, ABD başta olmak üzere koalisyon güçlerinin çekilmemesi gerektiğine işaret eden açıklamalarda bulundular.

Özerk yönetim; DAİŞ bitmedi, Türk devleti ise daha büyük tehlike!

Kuzey Suriye Özerk Yönetimi, üyelerinden Bedran Çiya Kurd, Associated Press haber ajansına verdiği demecinde, " Bize resmi ya da doğrudan bir bilgilendirme yapılmadı. Duyduklarımız, medyaya verilen demeçlerden ibaret" diyordu.

ABD kararının açıklanmasıyla birlikte, koalisyon güçlerinin bölgeden çekilmesinin yaratacağı boşluktan Türk devletinin Kuzey Suriye Özerk Bölgesi’ne saldırı yapabileceği, bunun bölgede yeni kaos yaratacağına dair uyarılar peş peşe gelmeye başladı.

Türk devletinin Minbic’e yönelik işgal hazırlıkları ve zaman zaman Kuzey ve Doğu Suriye Bölgesi’ne gerçekleştirdiği saldırılar, bu kaygıların yersiz olmadığının ispatı niteliğindeydi. 

Trump’ın kararına karşı büyük memnuniyetlerini ortaya koyan açıklamalar ise, Türk devletinin bölgeye dönük emellerini net bir şekilde ortaya koyuyordu.

Yine Rusya, İran ve Suriye’nin tez elden saldırı senaryolarını gündemlerine alması, Koalisyon güçleri ve ABD içinde de durumun yeniden gözden geçirilmesi tartışmalarını gündeme getirdi.

Türk devletinin DAİŞ’i yeniden canlandırma senaryosu

DAİŞ’in, Baxoz’da QSD’den son darbesini yediği günlerde Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan Kuzey Doğu Suriye Özerk Bölgesi’ne dönük tehditlerinin dozajını arttırmıştı. Çünkü DAİŞ eliyle Suriye topraklarını işgal edip, Kürtleri yeniden geleceksiz bırakma emelleri, gelişen direniş karşısında suya düştüğü gibi, yeni Osmanlı hayalleri de toz olup uçmuştu.

Erdoğan’ın bu tehditlerinin Kürt katliamını amaçladığı gerçeğini ABD başkanı Trump, Osaka’da gerçekleştirilen G20 zirvesinde, ironik bir şekilde dillendiriyordu.

DAİŞ bitmedi, tehlike devam ediyor, 2 aylık bilanço: 73 saldırı

Türk devleti ve Erdoğan diktatörlüğü DAİŞ’le istediği hedefe ulaşamadı. DAİŞ toprak hakimiyetini yitirmiş olsa da dünyanın hemfikir olduğu konu, yine de tehlikenin halen bitmediğidir.

Bu yönlü 6-8 Temmuz 2019 tarihleri arasında Qamişlo’nun Amudê ilçesinde gerçekleştirilen DAİŞ konulu Forum’da aynı tespiti yapılarak, DAİŞ karşı mücadelenin aktif olarak yürütülmesi gerektiğinin altı çizildi.

Forum’da DAİŞ’in küresel bir sorun olduğu tespiti bir kez daha yapılırken, hem Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin elindeki çetelerin yargılanmaları için bölgede uluslararası bir mahkemede kurulması hem de DAİŞ’in dış bağlantılarının (devletler düzeyinde) kesilerek tümden tasfiye edilmesi için mücadelenin şart olduğu vurgulandı. Ancak birçok devlet yaptığı açıklamayla kendi vatandaşları olan çeteleri almayacaklarını duyururken, bölgede uluslararası bir mahkemenin kurulması yönünde somut bir adım da atılmış değildir.

Forumda uluslararası mahkeme kurulması durumunda DAİŞ’e destek olan ülkelerin de bu terör örgütüyle ilişkilerinin ortaya çıkması olasılığına dikkat çekilerek, bu ülkelerin kaygıdan dolayı olası bir yargılamaya karşı çıktıkları sıkça dile geldi.

İşin gerçeği mevcut durumda DAİŞ çetelerinin yargılanmasının önündeki en büyük engel olarak da devletlerin bu korku ve kaygılarının olduğunu söylemek abartı olmayacaktır.

Toprak hakimiyetinden hücre yapılanmasına

Büyük darbe alarak toprak hakimiyetini yitiren DAİŞ bir süre saldırı gerçekleştiremezse de, kısa süre sonra bu kez oluşturduğu hücre yapılarıyla askeri ve sivil hedeflere dönük saldırılara başladı. Forumun asıl dikkat çektiği tehlikenin başında da bu geliyordu.

Mart ve Nisan aylarında görece sesi çıkmayan çeteler, Mayıs ayının başlarında birçok yerde yeniden saldırılar gerçekleştirdi.

73 saldırı; 24 ölü 58 yaralı

QSD’nin elindeki istatistiklere göre Mayıs ayından Temmuz ayının ilk günlerine kadar geçen 2 aylık sürede DAİŞ toplam 73 saldırı gerçekleştirdi.

Saldırılar sonucunda yaşamını yitiren ve yaralanan QSD ve iç asayiş güçleriyle sivillerin toplam sayısı:

Askeri-asayiş güçlerinden yaşamını yitiren toplam: 24

Askeri-asayiş yaralı: 51

Sivil yaralı: 7

Bu istatistikler sadece Mayıs-Haziran aylarına dair. Ancak Temmuz ayında da Kuzey ve Doğu Suriye’nin değişik yerlerinde birçok saldırının gerçekleştiğini eklemek gerekir.

Bu iki aylık süre zarfında gerçekleşen saldırılar Kuzey ve Doğu Suriye’nin değişik yerlerinde gerçekleşse de asıl olarak yoğunlaştığı bölge DAİŞ’in son toprak hakimiyetini yitirdiği Derazor’da yoğunlaşıyor. Ancak yine de Heseke, Reqa, Qamişlo’da hem şehir merkezlerinde hem de bağlı yerleşim yerlerinde bu saldırıların gerçekleştiğinin altını özellikle çizmek gerekir.

Nisan-Mayıs: Yakalanan MİT ve çete üyesi: 377

DAİŞ’in yeni saldırı konseptine karşı 25 Mart’tan sonra temizlik operasyonlarını devreye koyan Kuzey ve Doğu Suriye’deki güvenlik güçleri mücadelenin kesintisiz sürdürüleceğini ortaya koyarken, ortaya çıkan istatistikler, fırsat bulmaları durumunda DAİŞ’in bölgede büyük bir kaos yaratabileceğini net bir şekilde gözler önüne seriyordu.

Nisan ve Mayıs ayları boyunca Rojava Kürdistanı ve Suriye’nin kuzey bölgelerinde başta DAİŞ terör yapılanması olmak üzere bölgede huzur ve güvenlik ortamını hedefleyerek zayıflatma amacı güden MİT destekli hücre yapılanmaları da dahil çok sayıda oluşuma yönelik güvenlik operasyonları kesintisiz bir şekilde sürdürüldü. Bu kapsamda bölgedeki Anti-Terör Birlikleri ve Özel Operasyon Timleri tarafından söz konusu gruplar ve hücre yapılanmalarına yönelik gerçekleştirilen operasyonlardan ortaya çıkan istatistikler şöyle:

Çetelere karşı gerçekleştirilen eylem sayısı: 12

Öldürülen terörist sayısı: 10

Düzenlenen operasyonlar: 71

Yakalanan terörist sayısı: 377

Ele geçen mühimmatlar: 5 adet farklı türden silah, 105 mayın, 1 bomba yüklü motorsiklet, 1 bomba yüklü araç, 1 susturuculu tabanca, telefon, bazı belgeler ve işgalci Türk devleti ile Suriye rejimine bağlı gruplara ait 10 mayın.

MİT ve bağlı Fırat Kalkanı teröristlerine yönelik eylemler:

Gerçekleştirilen eylemler 4

Öldürülen MİT mensubu 2, Fırat Kalkanı teröristleri 8

Yaralılar: 2 MİT üyesi 2, Fırat Kalkanı teröristleri 8

MİT destekli grupların önlenen saldırı girişimleri: 6

Sonuç olarak; yapılan tüm tartışmalar ve sahada ortaya çıkan tablonun bize gösterdiği gerçek, DAİŞ’in hem Kuzey ve Doğu Suriye hem de tüm bölge açısından halen çok ciddi bir tehlike oluşturduğudur. Türkiye gibi bu DAİŞ terör örgütüne destek veren güçlerin, DAİŞ’in toprak hakimiyetinin son bulmasıyla bölgeye dönük saldırı tehditlerini yoğunlaştırması göz önüne alındığında, bölgenin halen ciddi bir tehlike altında olduğu da net bir şekilde görülüyor. Dolayısıyla yapılması gereken, hem bölge ve dünya açısından tehlike yaratan bu terör örgütüne karşı küresel çapta mücadelenin aktif olarak yürütülmesi hem de, bir daha bu tür terör örgütlerinin ortaya çıkmaması için Türk devleti gibi devletlerin önünün alınmasıdır.

Yeni Osmanlı planından Misak-ı Milli senaryosuna, TC siyaseti

Türk devleti Suriye iç sorunlarının başından bu yana anti Kürt siyasetini hep devrede tuttu. İlk başlarda ÖSO daha sonra ise DAİŞ ve Nusra çeteleri üzerinden Kürt kazanımlarını engellemeye çalıştı. Bugüne gelindiğinde bir bir tasfiye olan bu çete gruplarının yerine şimdi de halen elinde bulundurduğu çetelerle birlikte ordusunu da harekete geçirmeye çalışıyor.

Yerel seçimler sürecinde AKP-MHP faşist ittifakının gündeme getirdiği “beka” sorunu da asıl olarak Kürtlerin giderek bölgede kalıcı kazanımlar elde etmesiyle gelişti. Bu siyasetin karşılığı olarak 2015 yılında uygulamaya konulan ancak başarısız olan “çöktürme planı” yeniden devreye konulmuş durumda.

Aynı şekilde yeni Osmanlı hayalleri tutmayınca bunun yerine Misak-ı Milli’yi güncelleme siyaseti ikame edilmeye başlandı.

Türk devletinin bölgeye dönük bu siyasetini daha yılın başında Kuzey Suriye’deki tüm bileşenlerin katılımıyla gerçekleştirilen “Özgür Toplum ve Demokratik Suriye’ye Doğru” çalıştayda TEVDEM diplomasi komitesi sorumlusu Aldar Xelîl açık bir şekilde dile getirmiş ve “Erdoğan’ın işgal projesinde tüm Suriye’nin işgalinin olduğunu, Misak-ı Milli’yi canlandırarak Suriye’nin diğer bölgelerini de işgal etmek istediğini hepimiz biliyoruz” diyerek bölgenin tüm halklarına, Türk devletinin bu siyasetine karşı birlik olma çağrısı yapmıştı.

Bugün sınıra binlerce asker ve çetenin yanı sıra büyük bir askeri yığınak Türk devletinin yürüttüğü siyaset Aldar Xelîl’in aylar önce yaptığı bu tespiti doğrular nitelikte.

Güvenli bölge nasıl olacak?

Türk devleti Misak-ı Milli sınırlarına ulaşmaya çalışırken, Kuzey Suriye’nin kendisi açısından dünya kamuoyuna “açık tehdit” olarak lanse etmeye çalışıyor. İşin gerçeği bugüne kadar uluslararası koalisyonun da olduğu bölgeden Türkiye sınırlarına tek bir saldırı gerçekleşmediği gibi, sürekli olarak bölgeye saldırı yapan Türk devletinin top atışlarından şimdiye kadar birçok sivil katledildi.

Türk devletinin işgale zemin hazırlama üzerinden geliştirdiği bu siyaset sürerken, ABD’nin “bölgeden çekiliyoruz” açıklaması tehditlerin dozajını arttırınca “güvenli bölge” tartışmaları gündeme girdi.

Ankara-Eyn İsa görüşmeleri

Aradan geçen süreç Türk devletinin güvenli ya da tampon bölgeden anladığının bölgenin tamamen gönüllü bir şekilde kendi denetimine bırakılması olduğu ortaya çıktı. Bu durumun kesinlikle kabul edilmeyeceği yönünde Özerk Yönetim ve bölgenin savunma güçlerinden yapılan açıklamalarla birlikte, Washington-Ankara-Qamişlo hattında son aylarda yoğun bir diplomasi trafiği yaşandı.

Yapılan görüşmelerden bir konsensüs çıkmayınca sınır hattı yeniden hareketlenmeye başlandı. Mevcut durumda Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi sınırı ile Türkiye sınırı arasında binlerce çetenin yanı sıra büyük bir ordu gücü ağır silahlarla donatılmış olarak işgale hazır olarak bekletiliyor. 22 Temmuz’da Ankara’da ABD heyeti mevzuyu devlet yetkilileriyle masaya yatırırken, eş zamanlı olarak bir ABD heyeti de Eyn İsa’da QSD komutanlığıyla görüşme gerçekleştirdi. Ne var ki Ankara’da yapılan görüşmeden sonra Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu yapılan görüşmeleri “zaman kaybı” ve oyalama olarak değerlendirdi ve yeniden işgal tehditlerini savurdu.

Türk devletinin bu saldırılarını değerlendiren PYD Eş Başkanı Şahoz Hesen ise, Türk devletinin bir dönem DAİŞ’e verdiği rolü artık direkt üstlendiğine dikkat çekerek, “Türkiye DAİŞ eliyle yapamadığını kendisi yapmak istiyor” diyerek, bir saldırı olması durumunda büyük bir direnişle karşılık vereceğini, söyledi. 

Şahoz Hesen’nin 26 Temmuz’da ANHA’ya verdiği bu açıklamaya eş zamanlı olarak Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan da, Kuzey ve Doğu Suriye bölgesine yönelik yaptığı tehdit içerikli konuşmasında, “Görüşmeler ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın biz Fırat'ın doğusundaki terör koridorunu paramparça etmekte kararlıyız.  Ne gerekiyorsa yapacağız. İzin almaya ihtiyacımız yok. Bugün bölgedeki yabancı güçlere güvenerek kabadayılık yapanlar, yarın ya toprağın altına girecek ya da zillete razı olacaktır.”

Erdoğan’ın “terör” olarak nitelendirdiği Kürt halkına karşı dile getirdiği bu tehditlerin ancak faşist zihniyetin bir ürünü olduğunu belirtirken, geniş yorumunu ise sizlere bırakıyoruz.


Diğer Haberler