Efrin bir yıldır işgal ve soykırım altında

Efrîn’in işgali üzerinden bir yıl geçti. Türk devletinin, Efrin’lilere yönelik katliam ve soykırım uygulamaları uluslararası insan hakları raporlarına büyük puntolarla yansıdı. Efrin’de yaşananların bir insanlığa yönelik suçlar içinde görülmesine karşın, Türk devletine yönelik ciddi bir tepki gösterilmiş değil.

ŞERVÎN MİSTEFA- CAFER CAFO/ERFÎN

İşgalci Türk devleti ve çeteleri, 18 Mart 2018 günü Suriye’nin en güvenli, huzurlu şehri Efrîn’i işgal etti. Türk ordusu, binlerce El Kaide/DAİŞ çetesinin desteğiyle halkların özgürce yaşadığı Efrin’e soykırım saldırılarını başlattı. Bu saldırılarda uluslararası güçlerin desteğini arkasına aldı. Vahşi saldırılarda en gelişmiş teknolojiye sahip savaş uçakları ve toplar kullandı. Uluslararası toplum ise bu vahşi saldırılar altında sivillerin katledilişini sadece izlemekle yetindi. İşgale ve katliama karşı Efrîn halkı, 58 gün ve adı ‘Çağın Direnişi’ ile binlerce yıldır yaşadıkları topraklarına tutunmak istediler.

İşgalin ilk gününden beri Efrîn halkına, özellikle Kürtlere yönelik insanlık dışı uygulamalar ve savaş suçları aralıksız devam etti, ediyor. Yetkili kurumlar ise hazırladıkları raporlar ve belgelerle bölgede yaşanan insanlık suçlarını kayda aldı.

Katliamlar, göç ve demografi değişimi

İşgal saldırılarında ve devamında yüzbinlerce Efrînli, binyıllardır yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kaldı.

Birçok kuruluş, yaşanan göçler hakkında rapor hazırladı. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin (SOHR) verilerine göre, 18 Mart 2018 günü 350 bin sivil Efrîn’den çıkmak zorunda kaldı. İşgalden bu yana geçen süre içinde ise binlerce aile, işgalcilerin zulmünden dolayı topraklarını terk ediyor, yerlerine ise Guta, Deraa, İdlib ve benzeri bölgelerden getirilen kişiler yerleştiriliyor. Sadece saldırı esnasında değil, işgalden sonra da bölgeden zorunlu göçler devam etti.  

Net olmayan verilere göre şu an Efrîn’de bulunan Kürtlerin oranı yüzde 20’ye düşmüş durumda. Bu oranın daha düşük olma ihtimaliyle birlikte rakamlar açık bir şekilde gösteriyor ki, Suriye krizinden bu yana Efrîn’de en büyük demografi değişiminin yaşandığını gösteriyor. Tabi bu ‘başarı’ da Türkiye, Rusya’nın ortaklığıyla gerçekleşti.

Ajansımızın ulaştığı bilgilere göre ise Guta ve Deraalı 1139 aile, Efrîn’in Cindirês, Mabata ve Bilbilê ilçelerine yerleştirildi.

Türk devleti Efrînlilerin kimliklerini Türkçe kimliklerle değiştirdi, yerleşim yerleri ve meydanların isimlerini Türkçeleştirdi. Kentte her kurum ve okul binasına Türk bayrakları astı. Newroz Meydanı’nın ismi selahaddin meydanı, Wetenî Meydanı’nın isim ise 18 Mart meydanı olarak değiştirildi. Efrîn’in sembol meydanlarından Demirci Kawa Meydanı’nın ismi ise işgal harekatının ismi olan ‘zeytin dalı’ ile değiştirildi. Efrîn’deki köylere, mahallelere işgali sembol eden Osmanlı ve Türk isimleri verildi. Her yere Erdoğan posterleri ve Türk bayrakları asıldı. Okullarda Kürtçe eğitim yasaklanırken, Türkçe zorunlu dil haline getirildi. Çocukların önlüklerine Türk bayrağı arması takıldı.

Halkların kutsal mekanlarını da hedef alan işgalciler, 22 köyle birlikte Êzidîlere ait kutsal yerleri ve türbeleri de harabeye çevirdi. 

Türkiye’de yaklaşan yerel seçimler öncesi, AKP’nin oylarını arttırmak için çok sayıda kişiye Türk kimliği ve seçmen belgesi verildi.

Sivil kaçırılmaları ve katliamlar

İşgal saldırılarının ilk gününden bu yana Efrînli sivillere yönelik katliamlar ve kaçırma vakaları sürüyor. SOHR verilerine göre bir yıl içinde 2600 sivil kaçırıldı. Bunların bine yakınının akıbeti bilinmiyor.

Efrîn’i korumak için Suriye Hukukçular Platformu’nun verilerine göre ise kentte bir yıl içinde 3 bin kaçırılma vakası yaşandı. Birçoğu ise ailelerinden fidye alınmak için kaçırıldı.

Kadınlar kaçırılıyor, tecavüze uğruyor

Kadın rengiyle tanınan Efrîn’de işgalin ardından Türk ordusu ve çeteleri kadınlara siyah çarşaf giyinmeyi, sokağa çıkmamayı dayattı. Çok sayıda tecavüz, kaçırılma olayı belgelendi.

Efrîn Êzidî Birliği Eşbaşkanı Sûad Hiso, kadınların dışarı çıkamaz hale geldiğini ve zorla Müslümanlaştırıldığını belirterek, yaşananların DAİŞ çetelerinin Şengal’e saldırılarına benzetti.

Efrîn’i korumak için Suriye Hukukçular Platformu Üyesi Evîn Hec Elî, raporlara göre 55 kadının işgalciler tarafından tecavüze uğradığını, 50 kadının kaçırıldığını ve akıbetlerinin bilinmediğini söyledi. Evîn, “Bu olaylar platform tarafından belgelenenlerdir, ancak belgelenemeyen çok fazla olay daha var” diye ekledi.

İşgalci Türk ordusu ve çetelerinin Efrîn’deki gayri ahlaki ve insanlık dışı uygulamalarını kabul etmeyip Efrîn’den çıkmaya çalışan kadınlar da katledildi. Huda Murad ve arkadaşları bu şekilde katledildi. Yine Lovin Xelil Nuri adlı genç kadının Efrîn kent meydanında katledildiği anın görüntüleri sosyal medyada yayınlandı.

Yağmalama, hırsızlık

Türk devleti tarafından işgal edilen Efrîn, işgalin ilk günlerinde büyük bir yağma furyası yaşandı. Çetelerin kentteki dükkan ve iş yerlerini nasıl yağmaladığı birçok görüntü, fotoğraflarla uluslararası basın yayın kuruluşlarıyla belgelenmişti. Bir yıllık işgal süresince talan ve yıkım Efrin’de devam etti.

İşgalci Türk devleti ve çeteleri, evlerini terk etmek zorunda kalan Efrînli sivillerin evlerine el koydu ve kendileri yerleşti. Okullar cezaevi ve karakol olarak kullanıldı.

En büyük gasp ve hırsızlık olayı ise zeytin hasadında yaşandı. Yaklaşık 18 milyon zeytin ağacının bulunduğu ve yıllık zeytinyağı üretiminin 270 bin ton olduğu bölgede yıl içinde elde edilen zeytin ürünlerine el koyan işgalciler, Cindirês ilçesinin Hemamê köyündeki sınır üzerinden tonlarca zeytin ve zeytinyağını Türkiye’ye geçirdi. Efrin zeytini ve yağları Türk devleti tarafından Avrupa pazarlarına sunuldu. 

İşgalciler, çok sayıda zeytin tarlasını, ormanlık alanları ve buğday tarlalarını ateşe verdi.

İşgalciler, bazı şirketler aracılığıyla Efrîn zeytinyağını İspanya’ya sattı. Türk tarım bakanlığı Efrîn’de 50 bin ton zeytinyağına el koyduğunu açıkladı. Çeteler ise çaldığı ve gasp ettiği 75 ton zeytinyağını Suriye iç pazarında sattı. Bu bilgiler dünya çapında birçok basın kuruluşunun hazırladığı haber ve raporlarda belgelendi. O haberlere göre, Türkiye 130 milyon dolarlık zeytinyağı gasp etti.

Tarihi eserler Türk müzelerine kaçırıldı

İşgalci Türk devleti ve çeteleri, UNESCO dünya mirası listesinde yer alan, Eyndara, Nebî Hûrî, Roma antik tiyatrosu, Mişmiş kilisesi ve Marmaron mezarı gibi birçok tarihi mekanı bombaladı. Yıkımın ardından işgalciler, bu mekanlarda kazılar yaparak tarihi parçaları çaldı ve tarihi eser kaçakçıları aracılığıyla Türkiye’ye gönderdi.

Efrîn Kantonu Tarihi Eserler ve Turizm Komitesi Eşbaşkanı Esmehan Ehmed, Efrîn’de 75’e yakın tarihi mekan olduğunu, Türk askerleri ve çetelerinin bu mekanlarda kazılar yaparak antik eşya aradığını söyledi.  

Suriye Müzeler Müdürü Mehmûd Mihemed Elî, medyaya verdiği demeçlerde Türk askerleri ve bazı Türk şirket sahiplerinin MİT aracılığıyla Suriye’deki tarihi mekanları gezdiğini, Efrîn’den 16 bin adet tarihi parçayı çaldığını söylemişti. Elî, çalınan antik parçaların Türkiye’de müzelere götürüldüğünü de eklemişti.

Tarihi eser kaçakçılığının yanı sıra işgalciler, para eden ne varsa çalmayı sürdürüyor. İşgalciler, Şera-Raco ilçeleri arasında bulunan demiryolunun demirlerini sökerek Ezaz’daki tüccarlara sattı.

Bölgede ajanlaştırma faaliyetlerinde artış var

ANHA olarak, İşgalci Türk devleti tarafından kurulan sözde bölge meclisleri adı altında ajan örgütlenmelerine ilişkin dosyalar hazırlamıştık. Türk devleti tarafından meclis olarak örgütlenen bu ajan yapılanmalar, bölge halkının kişisel bilgilerini işgalcilere iletiyor.

İşgalcilere ve ajanlara karşı eylemler

Diğer yandan Zeytin Gazabı Eylem Odası da ajanlık yapanlar başta olmak üzere sivillere yönelik katliamlarda rol oynamış kişileri takibe aldığını ve cezalandırdığını açıklamıştı. Zeytin Gazabı Eylem Odası’nın bugüne kadar yayınladığı açıklamalarda işgalci Türk ordusu, çeteleri ve ajanlarına yönelik 220 eylem gerçekleştirildi.

Halk işgalcilere karşı ayaklandı

Kuzey ve Doğu Suriye kentlerinde işgalci Türk devleti ve çetelerinin insanlık dışı uygulamalarına karşı birçok eylem düzenlendi. Eylemlerde halk, işgalci Türk devletinin Suriye topraklarından çıkmasını, uluslararası güçlerin Türkiye’ye desteğini çekmesini ve işlediği savaş suçlarını ifşa etmesini istedi.

Rojava Stratejik Araştırmalar Merkezi, 2 Aralık 2018’de ‘Efrîn’de Etnik Soykırım ve Demografi Değişimi’ başlığında çalıştay düzenlemiş, 3 gün süren çalıştayda işgalci Türk devleti ve çetelerinin sivillere yönelik etnik soykırım, zorla göç ettirme, demografi değiştirme, kaçırma ve yağmalama uygulamaları yoğun bir şekilde değerlendirilmişti.

Suriye Uluslararası Araştırmalar Komitesi, Türk devletinin işgali ardından hazırladığı Efrîn raporunda, kentte yaşanan katliam, kaçırılma, hırsızlık, talan olaylarını çarpıcı bir şekilde belgeledi. Raporun sonucunda, Efrîn’de güven ve huzur ortamının bulunmadığı vurgusu yapıldı.

Yüzlerce olay gün yüzüne çıkmadı

İşgalcilerin Efrîn’deki insanlık dışı uygulamalarının ifşa edilenleri kan donduran cinste iken daha yüzlerce olay gün yüzüne çıkmadı. 18 Mart 2018’den bu yana hiçbir hukuk kuruluşu ve insani çalışma yapan örgüt kentte araştırma yapmasına izin verilmedi.

İşgalcilerin zulmünden kaçarak Şehba’ya yerleşen siviller, kentte büyük insanlık suçlarının işlendiğini belirtiyor. İşgal altındaki Efrîn’den çıkan bir sivilin söyledi, “Efrîn artık büyük bir zindan” sözü, yaşananları özetler nitelikte.

Efrîn’i korumak için Suriye Hukukçular Platformu Üyesi Evîn Hemo, Türkiye’nin Efrîn’deki uygulamalarının yüzde 90’ının gizli kaldığını, Türk devletinin bölgede ilgili kurumların araştırma yapmasına izin vermediğini söyledi. Evîn Hemo, bağımsız bir komitenin Efrîn’de araştırma yapabilmesi için uluslararası topluma çağrıda bulundu.

(cj)

ANHA


Diğer Haberler