Efrîn işgalinin yıldönümünde… savaş suçları, Türkleştirme politikası ve kültürel asimilasyon-1

Barış ve zeytin kenti Efrîn’in Türk devleti tarafından işgal edilmesinin üzerinden üç yıl geçti. Kürtlere yönelik cinayet, tehcir, adam kaçırma, demografik değişim, çetelerin ve Türkmenlerin yerleştirilmesi hatta tarihi yerlerin yıkılması ve kültürel soykırım gibi suçlar 3 yıldır durmaksızın devam ediyor.

TÜRK DEVLETİ EFRÎN’DE İNSANLIĞA KARŞI SUÇLAR İŞLİYOR

Türk devleti ve çeteleri, hava sahasını kendilerine açan Rusya'nın onayı ile 18 Mart 2018'de Efrîn şehrini işgal etti. Türk işgalinin 58 gün boyunca yaptığı katliamlara, savaş suçlarına, insanlığa karşı işlediği suçlara ise uluslararası toplum sessiz kaldı.

3 bölümden oluşan bu dosyada Efrîn'e yönelik saldırıların başlangıcından bugüne işgalci Türk devleti ve çetelerinin Türkleştirme politikaları, çetelerin ve Türkmenlerin Efrîn’e yerleştirilmesiyle yapılan demografik değişim ve kültürel soykırım suçlarına yer vereceğiz.

İŞGAL, RUSYA İLE ANLAŞMANIN SONUCUDUR

İşgalci Türk devleti, 20 Ocak 2018'de Efrîn’e saldırı başlattı. Her türlü gelişmiş NATO silahlarını ve yasaklı silahları kullandı. Türk işgal saldırıları sonucunda 869 sivil öldürüldü (saldırılarda 257, geri kalanı işgalden sonra şehit oldu), bin 433 sivil de yaralandı. Bu yaralılardan 742'si saldırılarda, 691’i ise 3 yıldır devam eden işgalde yaralandı.

Efrîn’e yönelik barbarca saldırılar nedeniyle 300 binden fazla kişi Efrîn’den Şehba bölgesine ve bölgedeki diğer kamplara göç etmek zorunda kaldı.

Saldırıların tüm vahşetine rağmen YPG / YPJ savaşçıları ve Efrîn halkı, NATO’nun ikinci büyük gücüne karşı 58 gün boyunca kahramanca bir direniş sergiledi. Bu mücadeleye de “Çağın Direnişi” adı verildi.

İngiltere'den akademisyen ve araştırmacı Dr. Diween Hawezy, Rusya'nın Suriye hava sahasının Türk savaş uçaklarına açmakla kilit rol oynadığını söylüyor.

Dr. Diween Hawezy, “Rusya, hem Türk devletinin saldırı düzenlemesine izin verdi hem de saldırı günü güçlerini Efrîn’den geri çekti. Rusya, Kürtleri topraklarını Esad’a teslim etmedi diye cezalandırmak istedi” şeklinde konuştu.

Hawezy, Türk devleti ve Rusya’nın amacının Kürtlerin kantonlar ile coğrafyalarını birleştirmesini ve siyasi bağımsızlık kazanmasını engellemek olduğunun altını çizdi.

Hawezy, “S-400 sistemi dolayısıyla Batılı devletlerden uzaklaşan Türkiye ile Rusya yakınlaştı ve bu durum Türk devleti ve Rusya’yı Efrîn’de birlikte hareket etmeye yönlendirdi. Rusya için Rusya'nın dış politikasında Türk devletiyle ilişkiler Kürtlerden daha önemli bir yer tutuyor” ifadelerini kullandı.

Türk devleti çetelerinin Esad'a yönelik oluşturduğu tehdidi azaltarak işe başladığına dikkat çeken Hawezy, “Ayrıca Suriye Ulusal Ordusu kontrolündeki geniş arazileri Şam hükümetine devretti. Bugün ulusal ordunun çoğunluğu Esad'a karşı nadiren savaşan militanlardan oluşuyor, çünkü Türkiye onları kontrol ediyor” dedi.

Hawezy, “Kürtleri Türk devletine karşı bir şantaj aracı olarak kullanan Rusya, Türk devletinin tehditlerini de Kürtlerin Esad’a taviz vermesi için Kürtlere karşı kullanıyor” dedi.

İŞGALDEN SONRA GÖÇLER VE DEMOGRAFİK DEĞİŞİM

Türk devleti ve çeteleri, Efrîn’i işgal ettikten sonra da sivillere yönelik suçlarını sürdürdü. Efrîn’den yüz binlerce insan göç ettirildi ve yerlerine Türkmenler, Xûta sakinleri ve Suriye'nin diğer bölgelerinden Şam hükümetine teslim olanlar getirildi. Elbette bu bölgelerin teslimi, Astana görüşmelerinde alınan Rus-Türk anlaşma kararlarına uygun olarak gerçekleşti. Ankara'nın desteğiyle yağma yapan çeteler, Efrîn Kantonundan Şehba’ya göç ettirilen Efrîn sakinlerinin evlerine el koydu. Kalan Kürtler ise yine aynı yöntemle göç ettirildi, talan edilen evlerine de yabancılar yerleştirildi.

Efrîn’deki durumu izleyen bazı kaynaklar ANHA’ya, Efrîn halkının göç ettirilmesinin ardından Suriye'nin farklı bölgelerinden 400 bin Türkmen ve ulusal ordu çetesinin Efrîn’e yerleştirildiğini söyledi. Göç ettirmelerin devam etmesi yoluyla Türk devleti ve çeteleri, bölgenin demografik yapısını sistematik olarak tamamen değiştiriyor.

Türk devletinin işgalinden önce nüfusun yüzde 90’ı Kürt olan Efrîn’de, işgalden sonra ise nüfusun sadece yüzde 20’sini Kürtler oluşturuyor. Efrîn İnsan Hakları Örgütü, bunu “Rusya-Türkiye anlaşmasıyla uygulanan bu göç politikası, Suriye’deki krizden bu yana (2011) Suriye’deki en büyük demografik değişim faaliyetlerinden biri” olarak nitelendirdi.

Efrîn İnsan Hakları Örgütü sözcüsü Îbrahîm Şêxo, İşgalci Türk devletinin bölgenin demografik yapısını değiştirmek için izlediği politika hakkında şunları söyledi:“Efrîn’deki zorunlu göç, yabancıların yeniden yerleştirilmesi ve demografik değişim siyaseti Türkiye siyaseti bağlamında gerçekleşiyor. Türk devleti çeteleri arasında çıkan çatışmalar nedeniyle Efrîn’deki güvenlik daha da karmaşık hale geldi. Araba ve mayın patlamaları da var. Siviller bu eylemlerin kurbanı oluyor. Cerabilus, Ezaz, Bab, İdlib ve Efrîn gibi Türk işgali altındaki tüm alanlarda benzer hak ihlalleri yaşanıyor.”

Akademisyen ve araştırmacı Dr. Diween Hawezy, 2017'den bu yana yaklaşık yarım milyon Kürdün Türk devletinin uygulamaları nedeniyle göç ettirildiğine dikkat çekti. Hawezy, “Maalesef uluslararası toplumun Kürtlerin içinde bulunduğu kötü durum konusundaki sessizliği devam ediyor. Uluslararası kamuoyu Efrîn’deki durumu göz ardı edilemeyecek seviyeye gelene dek görmezden geldi. Devletsiz bir halk, Kürtler. Uluslararası aktörler de Kürt meselesini kendi sorunları olarak görmüyorlar” ifadelerini kullandı.

İŞKENCE ETMEK, ÖLDÜRMEK, İNSAN KAÇIRMA

İşgalci Türk devleti ve çeteleri, Efrîn’deki Kürtlerin kalan yüzde 20'sine yönelik suçlarını sürdürdü. Efrîn İnsan Hakları Örgütü cinayetleri, işkenceyi, fidye taleplerini, yağma, imha, kamu ve özel mülkiyete el konulmasını, bölgedeki demografik değişikliği ve tamamen Türkleştirilmesini belgeledi.

Örgütün ANHA'ya verdiği son rakamlara göre, işgalin başlangıcından bu yana 7 bin 457 sivil kaçırıldı. Bu sayının yaklaşık bin kişisi kadınlardan oluşuyor. Kaçırılan insanlardan bazıları büyük fidyelerle serbest kalırken 3 bin 500 kişinin akibeti ise bilinmiyor.

Yine bu verilere göre Efrîn’de aralarında 18 yaş altı kadınların da bulunduğu 400 kadın, Türk devlet çeteleri tarafından cinsel şiddete ve zorla evlendirmeye maruz kaldı.

Birleşmiş Milletler Komitesi 15 Eylül 2020’de bir raporunda Efrîn’de işlenen savaş suçlarını dile getirdi. Raporda şu sözlere yer verildi:  “Suriye Ulusal Ordusu adam kaçırma, taciz, işkence ve tecavüz gibi savaş suçları işlemiştir. Aynı bölgede onlarca sivil, el bombaları ve roket güdümlü bombalarla öldürüldü ve yaralandı. Bazı erkekler, kadınlar ve çocuklar da kalabalık pazarlarda hayatını kaybetti. Suriye Ulusal Ordusu özel mülkiyete ve sivil toprağa el koydu ve yağmaladı. Sadece bireysel istismar değil, toplum, çevre ve kültüre karşı suçlar da işlendi. Havadan çekilen görüntüler UNESCO Dünya Miras Alanları’nın yıkım ve yağma düzeyini açıkca ortaya çıkarıyor.”

Efrîn İnsan Hakları Örgütü sözcüsü Îbrahîm Şêxo, “İşgalci Türk ordusu ve çetelerinin Efrîn’deki ihlalleri ve uygulamaları, Birleşmiş Milletler Komitesi’nin raporunda da belgelendi. Efrîn’de yapılanların savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar olduğu çok nettir” dedi.

Dr. Diween Hawezy, “Türkiye temsilcileri ve ajanları Kürt halkına zulmediyor. Türk devletinin gözetiminde kargaşa çıkarılan ortamda korku yaydılar. Efrîn’deki koşulların kabul edilebilir olduğunu söyleyen sözde Suriye geçici hükümetinin yetkisi yok. Oysa Efrîn’deki gruplar buna dayanarak cezalandırılmadan istedikleri her şeyi yapıyorlar. Hatta çoğu kez de kendi aralarında dalaşıyorlar” ifadelerini kullandı.

Dr. Hawezy, BM’nin 1 Mart 2021'de Efrîn’deki gözaltı merkezleri ve hapishanelerin haritasını yayınladığına işaret ederek şunları söyledi: “Özyönetim ile bağlantı iddiaları nedeniyle insanlar kayıp. Binlerce Kürt fidye için kaçırıldı veya çeteler tarafından gözaltına alındı. Bu belgelenmiştir. Çete grupları sivilleri tehdit ediyor, fidye ödemeyenler Türk devletine teslim ediliyor ve asılsız suçlamalarla alıkonuluyor.”

Dr. Hawezy, “YPJ’nin Efrîn’de kurulmasından ve kadınların güçlenmesinin merkezi olarak görüldüğü için Efrîn’in kadınlarına özellikle zulmedildi. Kadınlar, erkeklerle işbirliği içinde bölgeye liderlik etti ve bölge ekonomisinin güçlenmesine katkıda bulundu. Bunların hepsi yok edildi. Fakat artık kadınlar Efrîn’de öldürülme veya kaçırılma korkusuyla evlerinden çıkamıyor, kaybedilme korkusuyla medyaya dahi konuşamıyorlar” şeklinde konuştu.

Bu durumun kadınlar dışında Efrîn’de yaşayan Kürtlerin imhası için de geçerli olduğunu vurgulayan Hawezy, Türk devletinin yerel meclislere yerleştirdiği, Kürt Ulusal Konseyi üyelerinin bir kısmının kaçırıldığını, öldürüldüğünü bir kısmının ise kaybettirildiğini söyledi.

Dr. Hawezy, “Horo Osman buna bir örnektir. Türk devleti onu Efrîn belediye meclisine atadı. 2 Ekim 2019'da TRT kanalına verdiği bir röportajda yer aldı ve birkaç ay sonra ortadan kayboldu. ENKS kaynaklarına göre, Suriye Ulusal Ordusu'na bağlı askeri polis tarafından gözaltına alındı” dedi.

Dr. Hawezy, “AKP'ye bağlı SETA örgütü, askeri polis ile Türk devleti arasındaki işbirliğine ve Suriyeli Kürtlerin Türk hukukuna ve uluslararası hukuka aykırı olarak gözaltına alınması ve tutuklanmasına dair defalarca övgüde bulundu. Türk devletinin Efrîn’de Kürtlere yönelik bu hukukdışı uygulamaları ve zulmü ile ilgili bilgilerin medyaya yansımasının ardından bir dizi ENKS üyesinin de kayıp olduğu görülüyor” şeklinde konuştu.

HIRSIZLIK, TALAN VE DOĞA TAHRİBATI…

Türk devleti ve çetelerinin Efrîn'i işgalinin ilk gününde Türk ordusunun gözleri önünde çetelerin soygun ve yağma görüntüleri her yere yayıldı. Çalınan eşyalar ise Ezaz, Cerablus, Bab gibi Türk işgali altındaki diğer bölgelere götürülerek burada satıldı.

Hırsızlık ve yağmalama dışında, içinde 18 milyon zeytin ağacı bulunan ve yılda 270 bin ton zeytin üreten Efrîn'in doğası da, Türk ordusu ve çetelerinin teröründen kaçmadı. ANHA'nın Efrîn İnsan Hakları Örgütü'nden elde ettiği verilere göre, İşgalci Türk ordusu ve çeteleri, Efrîn işgalinden bu yana 315 bin 600 zeytin ve diğer ağaçları kesildi. 20 binden fazla zeytin ağacını ise kökünden söküp yağlarını da sattılar.

Türk devlet çeteleri de 15 bin ağacı yaktı ve Suriye'nin resmi verilerine göre çeteler, tarım için ayrılan 33 bin hektar arazinin 12 bin hektarını yaktı.

Îbrahîm Şêxo, “Ben, Efrîn’de yaşamaya devam eden birisi olarak şu an ki durumu ‘cehennem’ olarak tanımlayabilirim. Durum çok kötü, gıda fiyatları çok yüksek, özellikle çetelerin adam kaçırmaları, fidyeleri, hırsızlıkları ve Efrînlilerin mallarına el koyması insanları canından bezdirdi. Efrîn’de yaşanan ihlaller insanlığa karşı suçtur” ifadelerini kullandı.

Türk devletinin Efrîn'de etnik soykırım yaptığını belirten Dr. Diween Hawezy, “Efrîn halkının gerçek nüfusunun büyük bir kısmını yerinden etti ve anavatanlarına dönmelerini engelledi. Ayrıca zeytin gibi geçim kaynaklarına el koyarak, bunları uluslararası pazarlarda sattılar. Türk devleti Efrîn'de Kürt ruhunu yok etmek ve bölgeyi Türkleştirmek için çeşitli operasyonlar yürütüyor” dedi. Hawezy, “Türkiye içindeki Kürtlere de aynısını yaptı. Okullarda Kürtçe yerine Türkçe zorunlu kılındı. Kürt mezarlıkları tahrip edildi. Türk devleti, Kürt bölgelerinin demografik yapısını yok etmek için de bölgeye yabancıları getirdi” şeklinde konuştu.

BARIŞIN KENTİ TERÖR YUVASINA DÖNDÜ

İşgalci Türk devleti, uluslararası normların büyük bir ihlali olarak, Efrîn şehrini bir terör merkezi haline getirdi. Suriye'den Ortadoğu ve Afrika ülkelerine Türkiye’nin devletinin çıkarları için savaşmak üzere çeteler gönderme noktasına dönüştürdü.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), 31 Kasım 2019'da Türk devlet çetelerinin, Libya'da savaşa gitmek isteyenlerin isimlerini kaydetmek için Efrîn’de kendilerine bağlı 4 merkez açtığını duyurdu.

İç Güvenlik Güçleri’nin eski binasında El Hemzat çetelerinin kontrolünde bir merkez açıldı. Eski yerel yönetim binasında da Cebhe Şamiyê çetelerinin kontrolünde bir merkez açıldı. Liwa Mutasim çeteleri de Qibarê köyünde bir merkez oluşturdu. Lîwa Şemal çetelerinin kontrolünde de Mehmûdiyê mahallesinde bir merkez açıldı. Eylül 2020’de Ermenistan-Azerbaycan arasında Dağlık Karabağ’da yaşanan savaşa çete taşıyan Türk devleti bu merkezleri gençleri silahlandırmak için kullandı.

Dr. Diween Hawezy buna ilişkin olarak, “İsrail ve BAE merkezli JİSS ve TRENDS akademileri tarafından yapılan yeni bir araştırmaya göre Türk devleti Libya ve Karabağ’da çeteleri vekaleten kullanıyor. Suriye Milli Ordusu Türkiye’den payını almaktadır. Aynı zamanda Türk devletinin bayrağından da faydalanarak yarı resmi ihvan ordusu özelliği kazanmaktadır” diyor.

Türk devletinin eğittiği silahlı grupların Suriye’ye komşu devletlere tehdit oluşturan düşüncelere sahip olduğunu vurgulayan Hawezy, “Türk devleti bu çeteleri savaşlarda kullanarak uluslararası alanda sorumluluktan kaçabilir. Suriyeli mültecileri de bu amaçla kullanıyor. Onları çeteleştirip savaş alanına götürmeye çalışıyor. Bu, Türkiye’deki koruculuk sistemine de benziyor. Bazı Kürtleri silahlandırarak diğer Kürtlere karşı savaştırdığı gibi Suriyeliler için de aynı şeyi yapıyor” yorumunda bulundu.

İbrahim Şêxo da Efrîn’de Özerk Yönetim’in bulunduğu sırada Efrîn’de huzur ve güvenin hakim olduğunu ancak 2018’de işgalden sonra bu durumun tersine döndüğünü ve Efrîn’in demografik yapısının değişmeye başladığına dikkat çekti. Türk devletinin Efrîn’den Kürtleri göç ettirerek yerine Türkmen ve Arap aileleri yerleştirdiğini dile getiren Şêxo, bunun amacının Efrîn’i Suriye’den koparmak olduğunu vurguladı.

‘TÜRK DEVLETİ VE ÇETELERİ YARGILANMALIDIR’

Diween Hawezy, uluslararası kamuoyunun çetelerin kullanılmasına sadece Libya’da karşı çıktığına dikkat çekerek, “ABD, Türkiye’ye çeteleri vekil olarak savaştırmaması için daha fazla baskı yapmalıdır. ABD’nin terör listesinde yer alan Cebhet El Nusra çeteleri Heyet Tahrir Şam çetelerine katıldı. Türk devleti İdlib’de Heyet Tahrir Şam çeteleri ile birlikte hareket ediyor. Bu suçun hesabının sorulması gerekiyor” şeklinde konuştu.

Efrîn İnsan Hakları Örgütü Sözcüsü İbrahim Şêxo da konuşmasının sonunda Efrîn’den Türk devleti ve çetelerinin çıkarılması çağrısında bulunarak, Türk devletinin Suriye’nin tamamından çıkarılması gerektiğinin altını çizdi.

(jw/hb)

ANHA


Diğer Haberler