Efrîn işgalinin yıldönümünde… savaş suçları, Türkleştirme politikası ve kültürel asimilasyon-3

Türk devletinin Efrîn’i işgal etmesinden bu yana savaş suçları aralıksız sürdürülürken, uzmanlık alanı olan kültürel soykırım politikalarını burada da Kürt varlığını yok etme amacıyla devreye soktu.

Efrîn’in Türk devleti ve çeteleri tarafından işgal edilmesinin ardından işlenen suçlarla ilgili hazırladığımız dosyanın son bölümünde okulların yıkılması, okullarda Türkçe eğitimin zorunlu kılınmasını ve Türk toprağıymış gibi doğrudan Erdoğan’ın talimatıyla Türk üniversite şubelerinin Efrin’de açılmasını değerlendireceğiz.

20 Ocak 2018'de Efrîn Kantonuna düzenlenen saldırıların ilk gününden itibaren Türk devleti kasıtlı olarak okullar da dahil olmak üzere halka hizmet veren tüm stratejik merkezleri hedef aldı. 58 gün süren saldırılarda Türk devleti, 318 okuldan 68 civarında okulu tamamen yıktı. Ayrıca kasıtlı bombardıman nedeniyle birçok okul yüzde 60 oranında hasar gördü.

Türk devleti 18 Mart 2018'den bu yana Efrîn kantonunu işgal altında tuttuğu için kalan okullar da, yıkılan okullardan daha iyi durumda değil. Çünkü sağlam kalan okullar da yurttaşların işkence gördüğü kışla veya hapishanelere dönüştürüldü. Ayrıca okulların isimlerini suçlar ve trajedilerle ilişkilendirmeye çalışıyorlar.

Bu bağlamda Efrîn İnsan Hakları Örgütü, yıkılan 64 okulun Türk devlet istihbarat merkezlerine ve sivillere yönelik işkence mahallerine dönüştürüldüğünü doğruladı.

Bunların arasında: Kulîlkên Efrîn ve Feysel Qedûr isimli okullar, Viyan Amara Enstitüsü ve Bilbil ilçesindeki Ortaokul Türk devlet istihbaratına devredildi. Askeri ve polis üssü olarak kullanılan bazı ortaokul binaları gözaltı merkezine dönüştürüldü.

SOHR'un verilerine göre çetelerin kontrolündeki zindanların isimleri şöyle; Girtîgeha Veguhastinê – Girtîgeha El-Beraa – Girtîgeha Dibistana El-Kerama - Girtîgeha El-Hikma - Girtîgeha Tirindê (Türk istihbaratı tarafından kontrol ediliyor) - Girtîgeha Ezhar a Efrînê - Girtîgeha Dibistana Yekitiya Ereban - Girtîgeha Eşrefiyê - Girtîgeha Mehmûdiyê - Girtîgeha Kolana El-Vêlat - Girtîgeha Dibistana Emîr Xubarî - Girtîgeha Basûta - Girtîgeha Xirêbe - Girtîgeha gundê Şingêlê - Girtîgeha Kefer Cenê- Girtîgeha Meydan Akbez- Girtîgeha Stasyonê (En kötü zindanlardan biri olarak biliniyor)– Girtîgeha Kora - Girtîgeha Şiyê - Girtîgeha Qermitliq.

Bu bağlamda konuşan Avukat Cibraîl Mistefa, Efrîn’de işgalden bu yana sistematik bir şekilde kültürel soykırım politikaları uygulandığını vurguladı. Cibraîl Mistefa, “Efrîn’in işgalinden bu yana Türk ordusu ve çeteleri halka yönelik cinayet, adam kaçırma, tecavüz, nüfus değişikliği, yağma ve daha birçok suç işledi. Yetmedi kültürel soykırım politikalarıyla bu suçları sistematik olarak sürdürdüler. Kültürel soykırım suçları insanlığa karşı işlenen en iğrenç suçlardan biridir” şeklinde konuştu.

Eski Pentagon yetkililerinden Michael Rubin ise, “Türk devleti, bölgenin Suriye'ye bir daha katılmaması için bölgede Türkleştirme politikası izliyor. Bundan sonra önümüzdeki iki yıl boyunca bu bölgenin Türkiye'nin bir parçası haline getirilmesi meselesini tartışmayı kolaylaştırmak hedefleniyor. Türk devletinin işlediği etnik soykırım, temel amacı olan ilhak yolunda sadece ilk adımdır” dedi.

‘ZORUNLU TÜRKÇE EĞİTİM’

Türk devletinin kontrol ettiği okullarda çetelerin çocukları Türkçe eğitim görürken, önünde Türk bayrakları, içeride Atatürk ve Erdoğan fotoğrafları asılı duruyor.

Bölgenin Suriye'den ayrılması için temellerin atılması, Türkleştirme politikalarına yoğunluk verilmesi en tehlikeli adımlar olarak değerlendirilebilir. Bu çerçevede Ankara, işgal altındaki topraklarda Türk materyallerinin öğretildiği üniversiteler ve kolejler açmaya başladı.

Türk Eğitim Bakanlığı ve Gaziantep Üniversitesi’ne bağlı olarak; Ezaz'da Hukuk Fakültesi, Bab’da İktisat Fakültesi ve DAİŞ ile bağlantısı kesinleşen ve 2015 yılında DAİŞ yaralılarını tedavi etmek için Reqa’ya giden Dr. Ghesen Camus gözetiminde Efrîn Eğitim fakültesi açıldı.

Efrîn şehri içindeki kaynaklara göre, Eğitim Bakanlığı ve Gaziantep Üniversitesi tarafından yönetilen Eğitim Fakültesi himayesinde enstitüler, El Kaide ideolojisini ve aşırılığı yaymak amacıyla kuruldu. Bu, avukat ve insan hakları aktivisti Cibraîl Mistefa tarafından da doğrulandı.

Türk işgali, nüfusu Türkçe öğrenmeye zorlamak ve işgal altındaki bölgelerdeki okul ve kurumlarda Türk bayrağını dalgalandırmak istiyor. Ayrıca öğrencilere Türk okul üniforması giymeyi de zorunlu kılıyor. Türk işgali altındaki bölgelerdeki okullarda, Efrîn'in çocuklarına "Yaşasın Erdoğan" sloganı dayatıldı ve Türk bayrakları sallamaya zorlandı.

Avukat Cibraîl Mistefa, “Türk devletinin Efrîn'de işlediği kültürel soykırım suçları, Türkçe ve Arapça dillerinin dayatılması ve Kürtçenin yok edilmesini içeriyor. Kültürel soykırımı yasaklayan yasaların Türk devletine karşı işletilmemesi endişe verici. Uluslararası toplum derhal müdahale etmeli ve bu suçu yasaklayan yasaları işletmelidir” ifadelerini kullandı.

Mistefa, “Kültürel soykırım, kitlesel soykırım yöntemlerinden biri olarak kabul edilmekle birlikte, bu kavram 2007 BM Yerli Halkların Hakları Bildirgesi'nde ele alınmış ve azınlık soykırımı kavramına dahil edilmişti ancak sonradan kaldırıldı” dedi.

 ‘EFRÎN’DE AÇILAN TÜRK KÜLTÜR MERKEZLERİ’            

Kültürel soykırım projelerinin bir başka kolu da bölgeye Osmanlı kültürünü yerleştirmek amacıyla 30 Ocak'ta Efrîn’de Anadolu Kültür Merkezi’nin açılmasıdır.

Türk devleti Türk kültürünü merkezden yaymaya ve Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgeye Türk dilini empoze etmeye çalışıyor. Bu uluslararası kuruluşların sessizliğiyle birlikte bölgenin geleceğini tehdit etmektedir.

Eski Pentagon yetkililerinden Michael Rubin, “1974’ten bu yana tüm Türk liderleri yani Bülent Ecevit’ten tutun da Erdoğan’a dek uluslararası kamuoyundan yükselen seslere kulak asmıyor” ifadelerini kullandı.

Batılı ülkeler de 1974'te Türk devleti Kıbrıs'ı işgal ettiğinde memnuniyetsizliklerini dile getirmelerine rağmen Ankara etnik soykırımı sürdürdü. Batılı diplomatlar ise neredeyse hiç tepki göstermedi. Efrîn için de aynısını yapıyorlar. Batılı devletler, bölgede Kürtlere karşı işlenen kültürel soykırıma öfkelerini ifade etseler de uluslararası kamuoyu büyük ölçüde sessiz.

Rubin, “Avrupalılar konuşmaya gelince insan haklarından bahsetmeden duramazlar fakat kendileri için yalnızca elde ettikleri kâr önemlidir. Türk devletinin suçlarını görmezden gelmek için kolaylıkla rüşvet kabul ettiklerini söylemek yanlış olmayacaktır” şeklinde konuştu.

‘EFRÎN DAİŞ ÇETELERİ İÇİN GÜVENLİ BİR LİMAN HALİNE GELDİ’

Michael Rubin, “James Jeffrey ve Rich Ozin'in görevden ayrılmasıyla, Türk devleti artık ABD Dışişleri Bakanlığı ekibindeki kendi çıkarları için müdahale eden kişilere güvenemeyecek. Fakat ABD'nin Ankara büyükelçiliği halen Türk devletini destekliyor ve propagandasını sürdürüyor. Ancak Joe Biden, Trump, Obama ve Bush'tan farklıdır. Yozlaşmış, istikrarsız ve bir diktatörün yönetimindeki sözde demokratik Türkiye hayalini kabul etmiyor” ifadelerini kullandı.

Michael Rubin,Şu anda üst düzey bir ulusal güvenlik görevlisi olan Brett McGurk, bölgenin dinamiklerini kesinlikle anlıyor. Biden ise, Türk devletinin Suriye'deki eylemlerine ve S-400'ü satın almasına çok karşı çıktı. Libya ve Somali'deki hareketleri nedeniyle ve genel olarak her gittiği yerde huzursuzluk çıkaran Türkiye'ye olan güveni çok düşük. Lakin görünen o ki Türk devleti işgal altındaki bölgeleri DAİŞ için güvenli bir sığınak haline getirmesine rağmen Beyaz Saray, Türk devletini Suriye'den çekilmeye zorlamaya hazır değil” dedi.

(jw/rr)

ANHA


Diğer Haberler