ENKS Çavuşoğlu ile yapılan görüşmeyi halka açıklayacak mı?

ENKS üyelerinin Mevlüt Çavuşoğlu’yla Ankara’da gerçekleştirdikleri görüşme bir tesadüf müdür? Yeminli Kürt düşmanı TC temsilcileriyle yapılan bu görüşme sonrası Rojava yönetiminin tutumu ne olacak? ENKS’ye bağlı partilere “bürolarınızı açabilirsiniz” izni gözden geçirilecek mi? Bölge yönetiminin buna hakkı olup olmadığı bu görüşmenin ardından en çok sorulacak soru olacaktır.

Türk devleti 100 yıldır Kürtlere soykırım uyguluyor. Şeyh Sait’ten Seyit Rıza’ya, Ağrı’dan Zilan’a, PKK’ye varana dek Kürt halkının özgürlüğü için gelişen tüm serhıldanlar kanla bastırıldı, milyonlarca insan yerlerinden tehcir edildi, Kürdistan baştan başa Kürtsüzleştirilerek teslim alınmaya çalışıldı.

Yüz yıllık Kürt soykırım siyaseti ve uygulamaları Türk devletinin, Ermeni soykırımının mimarı İttihat ve Terakki’den devralarak bugüne dek uygulaya geldiği “biricik” siyaseti oldu.

Her türlü zor ve şiddet aygıtı kullanılarak Kürtler imha ve asimilasyona tabi tutuldu. Bir halk, içten parçalanıp çatıştırılmak suretiyle teslim alınmak istendi.

Sadece son 40 yıllık Kürt özgürlük mücadelesinin tarihi incelendiğinde dahi, Türk ulus devletinin Kürt imhasında kullandığı bu yöntemlerin Kürt uluslaşması ve dolayısıyla özgürleşmesinin önündeki en büyük engel olduğu rahatlıkla görülebilir.

Son 18 yıllık tek parti dönemi ve faşist şefi Erdoğan’ın öncülüğünde geliştirilen Kürt soykırım saldırıları yüz yıllık soykırım deneyimlerinin toplamı olarak Kürdistan’ın dört parçasına taşırılmış durumda.

Şengal’den Maxmur’a, Şeladizê’ye, Kerkük’e ve oradan Efrîn’e, Serêkaniyê’ye varana dek Kürt soykırımını tamamlamak, 3. Dünya Savaşı’nın yaşandığı bu kritik eşikte TC’nin en temel stratejisi oldu, olmaya devam ediyor.

TC ve Erdoğan hükümetinin izlediği imha ve inkar siyaseti doğrultusunda bölgeye uygulanan işgal, Rojava Devrimi’nin başından bu yana hiç durmadı. Öyle ki, önceleri DAİŞ/Nusra eliyle gerçekleştirdiği bu işgal ve soykırım saldırından sonuç alamayınca, küresel güçleri de arkasına alarak on binlerce asker ve her türlü askeri tekniği kullanarak sahaya kendisi indi.

15 Mart 2011’de başlayan halk hareketliliğinin krize ve iç savaşa dönüşmesinin ardından, Türk devleti başta olmak üzere bölgesel ve küresel güçlerin Suriye’ye müdahalesi başladı. Rejim karşıtlığıyla ortaya çıkan muhalif çizgi Türk devleti tarafından rayından saptırılıp, birer çete organizasyonuna dönüştürülürken, Kuzey ve Doğu Suriye halkları rejime ve muhalefete alternatif olarak halkların ortak ve özgür yaşamını esas alan üçüncü yol stratejisini geliştirdi.

Ne var ki, Suriye’ye müdahale kapsamında Türk Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) denetiminde Türk devletinin sınırları yabancı uyruklu çeteler için Suriye’ye geçişler için en güvenli yol haline getirildi. Sadece Google aramalarında dahi Türk devleti ile DAİŞ-El Nusra gibi çete örgütlerinin organik ilişkisini ortaya koyan binlerce belge bulmak mümkün.

Suriye’deki çıkarları bir yana, ontolojik yapısını Kürtlerin imhası üzerine kuran Türk devleti yüzlerce katliam gerçekleştirerek Efrîn, Girê Spî ve Serêkaniyê’yi işgal etti. Türk devleti, çeteleriyle birlikte halen Til Temir, Şehba ve Eyn İsa hattında işgal saldırılarını sürdürüyor.

Tüm bu gerçekler yaşanırken, Kürtlerin tarihin bu kritik eşiğinde birliğini sağlayarak, soykırım kıskacından kurtulmasının şartları son derece olgunlaşmıştı. Rojava Devrimi bunun en somut örneği olarak ortaya çıkmıştı.

Ancak koşullar ve kazanımlar Kürt halkının bölge halklarıyla birlikte yeni bir özgürlük alanı yaratmasına olanak sunarken, böl-parçala-yönet siyaseti yeniden devreye giriyordu.

TC çeteleriyle yapamadığını Kürtleri içten bölerek ve çatıştırarak kazanımların kalıcı olmasının önüne geçmeyi ve soykırım kıskacını daraltarak Kürtleri bir kez daha geleceksiz bırakmayı hedefliyordu. Bu kez, Kürtlerin ulusal değerleri adına hareket ederek, Ankara sokaklarında takım elbiselerle tur atıp devrime karşıtlığını yapan oluşum “Suriye Kürtleri Ulusal Meclisi” adını almış ENKS idi.

Rojava Devrimi’nin büyük direnişlerle kazanımlar elde ettiği bir dönemde, 2012’de Güney Kürdistan’da 15 partinin bileşimiyle kurulan ENKS, şimdi 4 partiden ibaret. İsmini aldığı Kürt halkının davasına sahip çıkmayan ENKS, şimdiye kadar bölge halklarının çıkarı için de gözle görülür bir adım atmadı. Tersine 2012’de Rojava’da inşa edilen Kürt Yüksek Konseyi’ni ve 2016’da ulusal birlik için sergilenen tüm siyasi çabaları boşa çıkardı.

Kürt ulusal birliği adına yapılan tüm girişimlerden kaçan ENKS, Türk devletinin çetelerini bir araya getirdiği ve adı da ‘Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’ olan yapıya, koşa koşa katıldı. Bununla da kalmayıp, bu koalisyonun Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılarında yer almakta hiçbir beis görmedi.

Kuzey ve Doğu Suriye’deki Kürtler, bir umut; gerçeğine ve halkının hizmetine döner diye, ulusal birlik için ENKS’ye şans tanıdı. 2019’da Kuzey ve Doğu Suriye’de, Avrupa’da, Kuzey Kürdistan’da atılan adımlar ve son olarak QSD Genel Komutanlığı tarafından yapılan açıklamalarla ulusal birliğe katkıda bulunması için ENKS’ye çağrılar yapıldı.

Bu temelde Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, iyi niyet gereği yasal düzenleme yaparak, ENKS’nin, yasal gerekliliklerini yerine getirmediği için kapatılan bürolarını yeniden açmasına olanak tanıdı; ENKS’ye yönelik suçlamaları kaldırdı. Kararın ardından ENKS’ye bağlı partiler de Cizre ve Fırat bölgelerinde kimi yerlerde bürolarını açtı.

Tüm bunların ardından Kürt halkı ENKS’nin Kürt partileri ve siyasi güçleriyle aynı masada oturacağını beklerken, Ankara’da beklenmedik bir görüşme gerçekleşti. Bu adeta ‘Can çıkar huy çıkmaz’ sözünü yeniden ve yeniden anımsatan cinsten bir görüşmeydi.

ENKS temsilcilerinden oluşan bir heyet 19 Şubat günü Ankara’da Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’yla görüştü. Görüşmenin ardından kameralara verilen pozlar, görüşmenin içeriğine ilişkin her şeyi ortaya koyuyordu. Çavuşoğlu da bulunmaz bir nimet gibi bu fotoğraf karelerini Twitter hesabından yayınladı.

Ancak dikkat çekici olan sadece o fotoğraf karesi değildi. Asıl dikkat çekici olan, Kürtlerin varlığını kendi bekaları için hayati tehlike olarak gören TC’nin temsilcisi Çavuşoğlu’nun ENKS’yi “Suriye Kürtlerinin meşru temsilcisi” olarak görmesi ve PKK ile PYD’ye karşı kendilerinden medet dilemesiydi.

Çavuşoğlu’nun bu açıklamasından sonra belki de en çok sorulan soru, “varlığı yok sayılan, gayri meşru görülen bir halkın meşru temsilcileri nasıl olunur” sorusu idi. Öyle ya, Türk devlet tezinde Kürtler Türk, Kürtçe ise bilinmeyen bir dildi. O halde ENKS temsilcileri nasıl oluyor da olmayan bir halkın “meşru temsilcileri” oluveriyordu? 

Ne ENKS üyeleriyle Çavuşoğlu’nun görüşmesi ne de Çavuşoğlu’nun bu görüşmeden sonra yaptığı açıklamada kullandığı dil bir tesadüf değil elbette. “En iyi Kürdün ölü Kürt olduğu” Türk resmi ideolojisi gereği, Kürdün varlığına karşı kullanılacak ve Kürt katliamına gidecek her yol, yöntem ve aracı kullanmak mubahtı.

O halde bu tarihsel gerçekler ve Türk resmî ideolojisinden süzülmüş Çavuşoğlu açıklamasına bakarak ENKS temsilcilerinin Kürt halkına o görüşmeye neden gidildiği, gizli görüşmelerde neler konuşulduğu, Türk devletinin kendilerinden beklentilerinin ne olduğu, Rojava’da büro açarak nasıl bir siyaset yürütecekleri, Kürt halkının özgür geleceği için nasıl bir ulusal strateji izleyeceklerine ilişkin açık ve net bir açıklama zorunlulukları yok mudur?

Binlerce genç kız ve erkeğini özgürlüğü için toprağa vermiş bir halkın bunu talep etme hakkı yok mudur?

Ulusal değerlerden söz eden bir oluşumun böyle bir görüşmeye giderken diğer Kürt siyasi güçlerine bu gidişlerine ilişkin bilgilendirme yapma, döndükten sonra yapılan görüşmenin tüm detaylarını aktarma zorunlulukları yok mudur?

Bu “meşru temsilciler” döndükten sonra Çavuşoğlu’nun kendileri için yaptıkları bu tanımlamayı göğüslerini gere gere Kürt halkıyla paylaşıyorlarsa halka hesap verme, açık, aleni siyaset yürütme zorunlulukları yok mudur?

Eğer bunu yapmayacaklarsa söz konusu “Kürt halkının meşru temsilcileri” sıfatını hak ederler mi?

Bu sıfatı halktan mı yoksa TC’den mi almaları gerekir?

ENKS temsilcileri belli ki bu ve daha onlarca sorunun muhatabı olarak halka cevap vermek, soru işaretlerini gidermek ve daha da ötesi bundan sonra yürütecekleri siyasetle gerçekten Kürt halkının özgür geleceğine dair gerçek bir yolun yolcusu olmak istiyorlarsa ve gerçekten de kendi halkının içinde kalarak her türlü soykırım ve işgale karşı durmak istiyorlarsa bu soruları cevaplamak zorundadırlar. Eğer bu yapılmayacaksa Kürt halkının değil, Çavuşoğlu’nun ve TC’nin "meşru temsilcileri" olarak tarih sayfalarına adlarını yazdırmaktan kurtulamayacaklardır.

En önemlisi de bu görüşmenin perde arkası halka açıklanmaz ise, bu durumda “Özerk Yönetim ENKS’ye bağlı partilerin büro açmasına izin veren kararını yeniden gözden geçirme hakkı doğmaz mı? 

(cj)

ANHA


Diğer Haberler