Erdal: Suriye rejimi Kürtlere ve YPG'ye teşekkür etmeli

Doktor Bahoz Erdal, Türk devletinin Til Rifat’taki katliamının kasten yapıldığını belirterek “9 Ekim’de Kuzey-Doğu Suriye ve Rojava’ya dönük gerçekleşen saldırının sonucunu belirleyecek olanın halkın direnişi olduğunu belirtti.”

Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanlarından Doktor Bahoz Erdal, Stêrk TV’nin Özel Program’ına konuk oldu. Rosida Mêrdin’in sorularını yanıtlayan Doktor Bahoz Erdal, gündeme dair çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Türk devletinin Til Rifat’taki katliamının kasten yapıldığını belirten Erdal, asıl amacın Kürtleri korkutup kaçırtarak teslim almak olduğunu vurguladı. Kürt halkının mücadelesini daha da yükselterek bunların hesabını soracağını belirten Erdal, 9 Ekim’de Kuzey-Doğu Suriye ve Rojava’ya dönük gerçekleşen saldırının sonucunu belirleyecek olanın halkın direnişi olduğunu kaydetti.

 TİL RİFAT KATLİAMI NE KAZADIR NE DE TESADÜFTÜR

Erdoğan’ın yaptıklarıyla Çiller’i kat be kat aştığını ama akıbetinin Çiller’den beter olacağını kaydeden Erdal’ın röportajından öne çıkanlar şu şekilde:

Türk ordusu  Til Rifat’ta halkımıza ve Efrînli çocuklara yönelik bir katliam gerçekleştirdi. Bu katliamda 10 insanımız şehit düştü ve bunlardan 8’i de çocuktu. Bir yandan şehri bombaladılar, diğer yandan da bir okulu bombalayarak bu katliamı yaptılar.  Til Rifat’taki katliamın bu dönemde gerçekleşmesi ne tesadüfen gerçekleşen bir olaydır ne de bir kazadır. Çünkü  Til Rifat’ın haritası Türk devletinin elindedir, okulların şehrin neresinde olduğunu biliyorlar.

Hakeza keşif uçakları sürekli uçmakta ve yeri gözetlemektedir. Bu yüzden nerenin kime ait olduğunu, okul mu, yerleşim yeri mi olduğunu görmekte ve bilmekteler. Bundan dolayı yaşanan katliam bir kaza gibi değerlendirilemez. Bir tesadüf olarak da görülemez. Bu saldırı kasten ve bilinçli bir şekilde Efrînli çocukları katletmek için yapılmış bir saldırıdır.

ROBOSKİ VE KENDAKOLA KATLİAM NEYSE  TİL RİFAT KATLİAMI DA ODUR

Bu saldırının Roboski Katliamı’ndan hiçbir farkı yoktur. Kendakola katliamından da hiçbir farkı yoktur. Kendakola’da uçaklarla saldırarak çoğu kadın ve çocuk olmak üzere Güney Kürdistanlı onlarca insanımızı şehit ettiler. Hakeza Roboski’de gerçekleştirdikleri katliamla Kürt halkının 34 evladını şehit ettiler. Bugün de  Til Rifat’ta aynı şeyi yapıyorlar. Her üç saldırı da Kürt çocuklarına karşı yapıldı. Her saldırı Kürdistan'ın farklı bir parçasında yapıldı. Fakat bu saldırıların hepsini gerçekleştiren güç bir tanedir: O da Türk devletidir.

Türk devletinin gerçeğinin ne olduğu, AKP-MHP iktidarının Kürt halkına bakışının, yaklaşımının ne olduğu bu katliamlardan açıkça anlaşılmaktadır.  Til Rifat’taki saldırı bir katliamdır ve bilinçli yapılmıştır. Bu katliamla halkımıza mesaj vermek, halkımızın gözünü korkutmak, halkımızı kaçırtmak ve iradesini zayıflatmak istiyorlar. Türk devletinin elinden gelseydi sadece 8 çocuğu öldürmekle kalmazdı.

Gelen tepkilerden dolayı tüm dünyanın gözleri önünde Ermenilere yaptıkları gibi bir soykırım yapamıyorlar. Yoksa onların Rojava’da yapmak istediği, amaçladığı topyekün bir katliamdır. Rojava adına ortada hiçbir şeyin kalmasını istemiyorlar. Orada sadece bir Arap Kemeri oluşturmak istemiyorlar, İhvan-ı Müslim’in, DAİŞ kemeri oluşturmak ve Kürtler adına hiçbir şeyin kalmamasını istiyorlar.

MÜCADELEMİZİ YÜKSELTEREK KATLİAMLARIN HESABINI SORACAĞIZ

Katliamlarla katledilen tüm Kürt çocuklarını ve  Til Rifat katliamındaki tüm şehitleri saygıyla anıyoruz. Kürdistan özgürlük gerillasının ilk günden şimdiye kadar yürüttüğü mücadelenin esası halkımıza uygulanan katliamların hesabını sormaktır. Tüm katliamların ve en son  Til Rifat’ta gerçekleştirilen katliamın hesabını mücadelemizi yükseltip daha da güçlendirerek soracağız.

Faşist Türk devleti belki masum ve günahsız Kürtleri öldürebilir ama Kürt halkının özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini asla durduramayacaktır. Bilakis özgürlük davası daha da büyüyecektir. Türk devleti halkımızın mücadelesi karşısında daraldıkça, çaresiz kaldıkça böylesi vahşi ve insanlık dışı yöntemlere, katliamlara başvurmuştur. Bu katliam diğer yandan Türk devletinin çaresizliğinin itirafıdır, halkımızın direnişi ve mücadelesi karşısındaki acizliğinin ve çaresizliğinin göstergesidir.

ROJAVA'DA SONUCU BELİRLEYECEK OLAN HALKIMIZIN MÜCADELESİDİR

Son süreçte Rojava Kürdistanı’na dönük işgal saldırısı gerçekleşti. Oradaki halkımız bu saldırı karşısında iki aydır direniyor. Türk devleti ve güdümündeki çeteler Serêkaniyê ve Girê Spi’ye girdiler. Fakat bu bir süreçtir. Bu saldırıyı genel süreçten ayrı ele alarak değerlendirirsek eksik kalır. Çünkü Ortadoğu’nun genelinde bir savaş süreci var. Bölge halklarının huzurlu, onurlu ve özgür bir gelecek yaratmak için verdiği mücadele var.

Diğer yandan sömürgeci devletlerin ve uluslararası güçlerin bölge üzerindeki hesapları var. Bu çerçevede yürüyen bir savaş süreci var. Rojava’ya dönük gerçekleşen saldırı da bu savaş sürecinin bir parçasıdır. Türk devleti ve güdümündeki çeteler bu bölgelere girdiler ama orada ne kadar kalabilecekleri, bunun kısa ve uzun vadeli sonuçlarının ne olacağını belirleyecek olan halkımızın mücadelesidir.

İŞGAL SALDIRISI ÖZ SAVUNMANIN NE KADAR GEREKLİ OLDUĞUNU GÖSTERDİ

Gelinen aşamada Türk devleti kendini çok başarılı sayıyor ama hiç de başarılı değildirler. Serêkaniyê ve Gırê Spi’ye girmiş olmaları onların başarılı olduğu anlamına gelmez. Yaptıkları bir işgaldir. Bu saldırının işgalcilere mal olan faturası ağırdı. Halkımızın direnişi ve sergilediği fedakarlık tüm dünyaya büyük bir etkide bulundu.

Kürt halkının ve Rojava’nın tüm dünyanın gündemine girmesine vesile oldu. Kürt halkının varlık ve özgürlük mücadelesi uluslararası bir dava haline geldi. Rojava halkımızın özgürlük davasının meşruluğunu tüm dünyaya kabul ettirdi. Aynı zamanda Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye halklarının öz savunma gücüne ne kadar ihtiyacı olduğunu, direnmesi gerektiğini herkese gösterdi ve bunun meşruiyetini oluşturdu.

BÖLGEDE KISA VADEDE ÇÖZÜM VE BARIŞ MÜMKÜN DEĞİL

Rojava’daki halkımız Kürdü, Arabı ve Asuri-Süryanisiyle anladı ki, bölgedeki savaş kısa süreli değildir ve sadece Suriye’nin durumuyla bağlantılı da değildir. Irak'la, diğer yerlerle ve tüm bölgeyle alakalıdır. Bu savaş süreci daha da sürecektir ve kısa vadeli bir barış, çözüm ve sükünet mümkün değildir. Olsa bile uzun süreli değildir.

Kuzey-Doğu Suriye’deki halkımız büyük fedakarlıklar yaptı. Evleri, köyleri ve şehirleri hem El Nusra hem de DAİŞ tarafından kaç kez yakıldı ve yıkıldı. Şimdi de sömürgeci Türk devleti tarafından aynısı yapılmaktadır. Ama halkımız bunlardan gerekli tecrübeyi aldı. Bu yüzden herkes direnişe ve savaşa hazır olmalı. Eğer onurumuzla huzurlu bir şekilde yaşamak istiyorsak direnişe ve savaşa hazır olmalıyız. Çünkü bölgede bir savaş durumu var, bu savaş kendisini herkese dayatmaktadır.

Eğer direnişe ve savaşa hazır olmazsak onurlu ve huzurlu bir yaşamı elde edemeyiz. Maalesef bu direniş ve savaş sürecinde yıkım var, ölüm var. Karşımızdaki düşmanın adı her ne kadar Türk devleti olsa da özünde DAİŞ’tir, DAİŞ zihniyetidir ve DAİŞ yöntemlerini tatbik etmektedir. Rojava halkımızın ve tüm Suriye halkının bu insanlık dışı vahşi zihniyet karşısındaki direnişinin bundan sonra çok daha güçlü yürüyeceğine inanıyoruz. Türk devletinin düşmanlık üzerine kurulu soykırım siyasetinin faturasının bedeli ağır olacaktır.

SURİYE'DE KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜM YERİ ŞAM'DIR

Öncelikle belirtmek isterim ki; Suriye’de ve Rojava’da Kürt meselesinin çözüm yeri Şam’dır. Suriye’nin Kürt ve demokrasi sorunu Suriye sınırları içinde ve Şam yönetimiyle çözülebilir. Çözümün adresi Şam’dır. Bu hem Rojava’daki halkımız hem de Suriye’deki tüm halklar için böyledir. Suriye hükümeti için çözüm yolu da Kürt halkıyla doğru bir diyalogdan geçmektedir. Suriye hükümeti Kürt fobisini aşmalıdır. Kürtlerin ayrılıkçı olduğu, Suriye’yi parçalamak istedikleri, dış güçlere bağlı oldukları biçiminde geliştirilen propagandalar doğru değildir, gerçek dışıdır.

Hem devrim öncesindeki hem de devrim sürecindeki pratik somut olarak ispatlamıştır ki, Rojava Kürtleri Suriye’yi parçalamaya dönük herhangi bir girişimde bulunmamışlardır. Rojava ve Kuzey-Doğu Suriye özerk yönetimi Arap halkı ve bölgedeki tüm halklarla Reqa’dan Dêrezor’a kadar bir ittifak oluşturmuşken, bir ittifaktan da öte ortak bir yaşam yaratıp bunu geliştirmenin çabası içerisindeyken nasıl oluyor da ayrılıkçı oluyorlar?

Eğer Kürtler Rojava'da ayrılıkçı, bölücü olsalardı Arap halkıyla bu kadar birliktelik, ortaklık geliştirmezlerdi. Reqa’yla, Dêrezor’la uğraşmazlardı. Sadece kendi bulundukları yerleri değil, tüm Suriye’yi korumaya çalışmazlardı. Bu hakikat ayan beyan ortadayken Suriye rejimi Kürt fobisini artık bir kenara bırakmalıdır.

REJİM USLUBUNU DEĞİŞTİRMEZSE ERDOĞAN'IN AJANDASINA HİZMET EDER

Bir de Suriye rejimi Rojava’daki Kürt halkını ve onun özerk yönetimini düşmanı olarak görmemeli, onlara düşman muamelesi yapmamalı, sanki uluslararası güçlere angajeymiş gibi bakmamalı. Çünkü bu hem doğru değildir, gerçeklikle alakası yoktur hem sorunu çözmez, hem de doğuracağı sonuçlar rejim için iyi olmaz.

Eğer rejim bu dille, bu üslupla Kürtlere yaklaşırsa Erdoğan’ın ajandasına hizmet etmiş olur. Erdoğan Suriye rejimini Kürtlere karşı kışkırtmak istiyor. Suriye hükümeti ile Kürtler arasında çelişkileri derinleştirmek istiyor. Kürtleri ayrılıkçı, bölücü gibi göstermek ve böylece Suriye rejimini Kürtlerden korkar hale getirmek istiyor. Bu, Erdoğan’ın konseptidir. Eğer Beşar Esad Kürtlere bu temelde yaklaşır ve bu üslupla konuşursa Erdoğan’ın ajandasına hizmet etmiş olur.

ROJAVA HALKININ TUTUMU OLMASAYDI ŞİMDİ REJİM DE OLMAZDI

Erdoğan’ın ajandası nedir? Suriye’yi işgal etmektir. Bu yüzden diyoruz ki, her şeyden Kürtlerin ve Şam merkezi hükümetinin ilişkilerinin yeniden düzeltilmesi gerekiyor. Ve bu köklü bir şekilde olmalıdır. İçinde kandırma olmamalıdır. Bu ilişkilerin derinlikli bir şekilde ele alınması gerekiyor. Yoksa ne Suriye’de istikrar olur ne de rejim kendini ayakta tutabilir.

Suriye rejimi unutmasın ki, eğer YPG kurulmamış olsaydı, Rojava halkının ve özerk yönetimin yürüttüğü siyaset olmasaydı şimdi ortada rejim diye bir şey kalmazdı. Hatta Türk devleti ve Türk devletine bağlı olan ayrılıkçı çeteler bu konuda Kürt halkını suçlamakta, “siz olmasaydınız, rejimi yıkmıştık” demektedirler. Eğer Kürtler Efrîn’de, Halep’te çetelere ve Türk devletine yardım etmiş olsaydı rejim Halep’te kalabilir miydi? Halep gitseydi Suriye rejimi ayakta kalabilir miydi? Cizire’de de durum aynen böyle değil midir?

SURİYE REJİME KÜRTLERE VE YPG'YE TEŞEKKÜR ETMELİ

Kürtlerin sergilediği tavır ve aldıkları tutum bugün Suriye’nin Türk devletinin ve çetelerinin eline geçmemesinin en büyük sebebidir. Şam rejimi bunun için YPG’ye, Kürt halkına teşekkür etmelidir. Onlar olmasaydı şimdi ortada Suriye’nin toprak bütünlüğü diye bir şey kalmazdı, Türk devleti her bir yeri işgal edip Türkiye’ye bağlardı. İskenderun'u nasıl ilhak etti? İskenderun’da yaptığını şimdi de Cerablus’ta, Efrîn’de yapmaktadır.

Şam yönetimi Kürtlerin son 7 yıldaki tutumunu doğru okumalı, bu temelde Kürtlerle yeni ve köklü bir ilişki geliştirmelidir. Eğer bu ilişki Kürtlerin ve haklarının kabulü temelinde gerçekleşirse bu Suriye’nin ve hatta rejimin geleceğini garanti altına alır. Ama Kürt düşmanlığı devam ederse, Rojava’daki Kürtlerin tasfiye edildiğini varsayarsak sonra sıra Şam’a gelecektir. Bu nedenle Şam yönetimi geleceği düşünerek meselelere bakmalı, Arap şovenizmi gözlüğünden bakmamalı ve Kürt fobisinden kurtulmalıdır. Eğer böyle olursa Suriye’nin geleceği için yeni bir sayfanın açılmasına vesile olur.

İŞGAL SALDIRISI KÜRTLERİ RUHSAL ANLAMDA BİRLEŞTİRDİ

Türk devletinin Serêkaniyê ve Girê Spi’ye dönük gerçekleştirdikleri saldırı bir yandan Kürt halkının ulusal birliğinin güçlenmesine hizmet etti. Erdoğan her ne kadar Kürtleri parçalamak ve birbirine düşürmek istese de yaptığı bu saldırı Kürtleri birleştirdi. Bu bir gerçektir. Ruhsal anlamda, duygusal anlamda tüm Kürtleri yekvücut haline getirdi ve bu saldırı karşısında hepsi ayağa kalktı. Kürdistan’ın dört parçasında, yurt dışında ve dünyanın birçok yerinde böyle oldu.

Güney Kürdistan halkı saldırının ilk gününden şimdiye kadar gerçekten de çok güçlü ulusal ve Kürdistani bir tutum sergiledi. Güney Kürdistanlı gençler direnişe gidip katıldı, halkın her kesiminden insanlar katıldı, aydınlardan tutalım basın ve medyaya kadar hepsi olumlu rol oynadı. Hakeza Doğu Kürdistan’da da halkımız direnişi sahiplendi. Kuzey Kürdistan'daki halkımız üzerinde ne kadar büyük bir zulüm ve terör yürütülüyor olsa da Kuzey’deki halkımızın yüreğinin Rojava Kürdistanı ile birlikte olduğunu Kobanê’deki tutumundan biliyoruz. Kuzey Kürdistan’da da direnişi sahiplenme eylemleri oldu.

KÜRTLERİN ULUSAL BİRLİĞİ EN HAYATİ GEREKLİLİKTİR

Kürtler her yerde aynı sloganları haykırdı, aynı duyguları yaşadı. Herkes gördü ve anladı ki, bu saldırı sadece Serêkaniyê’ye dönük değildir, tüm Kürtlere dönüktür. Her Kürt insanı bunu hissetti ve anladı. Bu çok önemlidir. Kürt medyasının tümü ilk defa tek ses oldu. Aydınlar, sanatçılar, Kürt toplumundaki tüm kesimler çok güçlü bir Kürdistani tutum sergilediler. Kürt halkının her yerde sergilediği bu tutum neyi ifade etti?

Kürt halkının ulusal birliğinin halkımızın geleceği için en hayati gereklilik olduğunu hepimize gösterdi. Bu gerekliliği en başat gündem haline getirdi. Kürtler birbirine daha çok yakınlaştı. Bu çok iyi ve olumlu bir gelişmedir. İnsanlarımız artık Hewlêr’de, Süleymaniye’de, Mahabad’da Serêkaniyê’nin acısını yüreğinde hissediyor. Amed’de, Avrupa’da Kobanê’nin acısı hissediliyor. Bu şekilde ulusal bir ruh gelişti.

KÜRTLERİN BİRLİK OLMAYIŞI HERKESE KAYBETTİRDİ

Ama halkımız diğer yandan diyor ki, "Ey Kürt güçleri, siyasi iradeyi temsil eden Kürt güçleri sizler de Kürtlerin ve Kürdistan’ın geleceği için bazı prensiplerde ortaklaşıp birleşmelisiniz" demektedir. Bu, halkımızın isteğidir ve bizlere verdiği mesaj budur. Kürdistan’ın dört parçasındaki siyasi güçler bu sürece az çok katıldılar. Bazıları çok aktif, bazıları da biraz geriden dahil oldular. Ama burada görmemiz gereken en önemli şey nedir? Türk devletinin bu işgal saldırısı ne sadece bir bölgeye dönüktür ne sadece bir parçaya dönüktür ne de sadece bir güce dönüktür. Tüm Kürtlere yapılan bir saldırıdır.

Şu anda Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler 1. Dünya Savaşı’nda yaşananlara benzemektedir. O zaman neler oldu? Güney Kürdistan’da Mahmud Berzenci ayaklanması oldu, Doğu Kürdistan’da Simko ayaklanması oldu, Kuzey Kürdistan’da Şêx Said ayaklanması ve diğer ayaklanmalar oldu, Rojava Kürdistanı’nda da Fransa’ya karşı direniş oldu. Ama bunların hepsi birbirinden kopuk şekilde gelişti, birbirleriyle ilişki ve ittifak geliştirmediler ve hatta bazıları birbirine karşıttı. Peki sonuçta ne oldu? Hepsi tek tek kaybetti.

TÜRK DEVLETİ TAVİZLERLE LOZAN'I İMZALATTI

O dönemde önce Sevr anlaşması vardı. Her ne kadar yeterli olmasa da en azından Kürtlere bağımsızlık hakkı tanıyordu, Kürtlerin adı geçiyordu. Ama ondan 3 yıl sonra Lozan anlaşması yapıldı. Peki Lozan neydi? Kürtlerin yok sayılmasıydı. O 3 yıl içerisinde niye Sevr’den Lozan’a gelindi? Çünkü o zaman Kürt hareketleri zayıftı, her hareket bir diğeriyle uğraşmıyor, ilişkilenmiyor, “onların ateşinde yanmayayım” diyerek uzak durup sadece kendini düşünüyordu.

Diğer yandan da Türk şovenizmi çok aktif çalışıyordu, herkese tavizler veriyordu. Amerika’ya, o dönemin Rusya’sı olan Sovyetlere, Avrupa devletlerine tavizler vererek Kürtleri yok sayan Lozan anlaşmasının imzalanmasını sağladı. Şimdi içinden geçtiğimiz süreç tamamen o zamanki gibi değildir. Kürt hareketleri şimdi daha güçlüdür.

Son birkaç yılda Kürtler DAİŞ’e karşı yürüttükleri mücadeleyle epey öne çıktılar. Askeri, siyasi, toplumsal ve diplomatik anlamda birçok fırsat ve imkan doğdu. Kürtler için Sevr’den daha büyük imkanlar açığa çıktı. Ama şimdi de Türk şovenizmi ve diğer sömürgeci güçler günümüzde Lozan’dan daha beter bir Lozan’ın gelişmesi için yoğun çabalıyorlar. Şu anda bunun mücadelesi ve savaşı veriliyor.

LOZAN'I GÜNCELLEMEK SOYKIRIMI TAMAMLAMA KONSEPTİDİR

Bu süreçler birbirinden ayrı değildir. Son 7 yıllık süreçte Güney Kürdistan’da, Rojava Kürdistanı’nda, Kuzey Kürdistan’da ve dünyanın her yerinde Kürtler güç sahibi oldular ve dünyanın gündemine girdiler. İşte buna karşı geliştirilen bir konsept vardır. Bu konseptin amacı nedir? Kürtlerin her yerde zayıflatılması ve adım adım tasfiye edilmesidir. Bu kimin planıdır? Sömürgecilerin planıdır. Peki buna kim öncülük ediyor? Soykırımcı Türk devleti. Nasıl ki Sevr’den Lozan’a gelinmesine sebep olan Türk şovenizmi olduysa şimdi de yine aynı amacı güden Türk şovenizmiyle karşı karşıyayız.

Türk devleti önce nereye saldırdı? Kerkük’e, sonra Şengal’e, sonra Efrîn’e, şimdi de Serêkaniyê’ye saldırdı. Kuzey Kürdistan’da Kürt halkına ve Kürt siyasetine saldırılar geliştiriyor ve soykırım operasyonları yapıyor. Bu saldırıların hiçbiri diğerinden ayrı değildir ve hepsi de bir konsept temelinde geliştirilmektedir. Türk devletinin sömürge siyasetinin sonucu olan Kürdü soykırım konseptidir. Lozan’ın 100. yılını doldurmasına birkaç yıl kaldı. Türk devleti yeni yüz yılda bu sefer Kürdistan’ın diğer parçalarını da alarak Kürtlere ait hiçbir şeyin kalmaması için her yerde vahşice saldırıyor.

TÜM KÜRTLERİN GELECEĞİ ORTAKTIR: YA ÖZGÜRLEŞİRİZ YA DA KAYBEDERİZ

Tüm Kürtlerin, Kürdistan’ın dört parçasının ve tüm Kürt güçlerini bekleyen ortak bir gelecek var. Bu ortak gelecek nedir? Ya tüm Kürtler özgürleşecek, her parça kendi özgünlüğünde özgürlüğüne ulaşacak ya da Kürtlerin başına yeni bir Lozan belası musallat olacaktır. Bazı Kürtlere Sevr’in olması, bazı Kürtlere de Lozan’ın olması mümkün değildir. Bir parça için Sevr’in geçerli olması, bir parça için Lozan’ın geçerli olması; bir parçanın varlığının tanınması, bağımsız olması diğer parçanın ise inkar edilmesi gibi bir şey söz konusu değildir.

Böyle bir şeyin gerçekleşmesi, varlık bulması mümkün değildir. Eğer birileri böyle olacağını düşünüyorsa bunun imkansız olduğunu bilmelidirler. Özellikle son 3 yıldaki gelişmelere bakarsak Kürdistan’ın tüm parçalarının her birinin bu tablonun bir parçası olduğu görülür. Bu yüzden şimdiki koşullar ve Kürt halkının gelişen ulusal tutumu tüm Kürt güçlerinden bazı Kürdistani ulusal prensipler temelinde bir araya gelmesini talep etmekte, bunu arzulamakta ve aynı zamanda dayatmaktadır.

YENİ LOZANLAR İSTEMİYORSAK BİRLİK OLMALIYIZ

Eğer yeni bir Lozan’ın gerçekleşmesini istemiyorsak o zaman bunu kesinlikle başarmak zorundayız. Belki Kürt güçleri her şeyde tam ortaklaşamazlar. Ama bilmeliyiz ki, müşterek yanlarımız ayrıksı yanlarımızdan kat be kat fazladır. Dünya alem diyalog yöntemiyle sorunları çözüyor. Biz de müşterek yanlarımızla birliği sağlayalım ve ayrıksı yanlarımızı da diyalogla halledelim. Dünyada birbirine düşman olan güçlerin bile yürüttüğü yöntem budur. Peki biz niye böyle yapmayalım?

Rojava’ya dönük gerçekleşen saldırı, halkımızın sergilediği direniş ve gelişen Kürdistani tutum halkımızın ulusal birliğini gerçekleştirmesini münasip kılan bir ortam yarattı. Hareketimiz her zaman buna hazırdır. Artık herkes bu hakikati görmelidir. Burada birilerinin kazanacağı, birilerinin kaybedeceği bir şey yoktur. Kazanırsak tüm Kürtler kazanır, yoksa herkes birlikte kaybeder. Halkımızın mesajını bu şekilde anlarsak somut ve güçlü gelişmelerin yaşanacağına inanıyoruz.

ROJAVA DEVRİMİ KÜRTLERİ DÜNYANIN GÜNDEMİNE TAŞIDI

Son iki ayda yaşanan sürece bakılırsa, Rojava devriminin tüm parçalar üzerinde nasıl bir etki yarattığı ve nasıl sonuçlara yol açtığı anlaşılır. Kürtler bu iki ay içerisinde dünyanın gündemine girdiği kadar, iki yüz yıllık tarihinde dünya kamuoyunun gündemine girmemişti. İşte bu, Rojava devriminin önemini ve etkisini ortaya koymaktadır. Devrimin bu kadar sahiplenilmesinin tüm Kürtlere ve hatta bu devrime karşıtlık yapanlara bile faydası oldu.

Rojava devriminin etkisi ruh, duygu ve siyasi anlamda parçaların sınırını çoktan aştı. 1980’li yıllarda Filistin davası dünyanın gündemindeydi. Filistin davasına büyük sempati gelişmişti. Şimdi ise Rojava devrimi şahsında ilk kez Kürtler dünyanın gündemine giriyor ve Kürtlerin özgürlük mücadelesi uluslararası anlamda bu kadar meşruiyet kazanıyor.

Şimdi en önemli şeylerden biri de verilen mücadelenin meşruiyetidir. Çünkü uluslararası anlamda mücadele tanındı mı o dava artık kazanılmıştır denilebilir. Bunun yanında mücadelenin zorlukları, sancısı, var ve kan da dökülüyor. Bu doğrudur. Ama en önemli ve en zor olanı verilen mücadelenin meşruluğunu kanıtlamaktır.

PKK'NİN TÜM KÜRDİSTAN VE ORTADOĞU'DA BÜYÜK BİR ETKİSİ VAR

Bunun için bugün tüm parçalarda halkımız Rojava Kürdistan’ı için ayağa kalkıyorsa, Rojava’da kazanılacak zaferin tüm Kürdistan’ın zaferi olduğunun bilincinde oldukları içindir. Bunun yanında Rojava’nın zayıflaması da her bir Kürt’ün zayıf olması anlamına gelir. Bunu sadece biz söylemiyoruz. Bunu artık her Kürt söylüyor, hissediyor ve görüyor. Bunun için de nerede bir Kürt varsa, bulunduğu yerde Rojava’daki bu işgal saldırılarına karşı tepki göstermiş ve tavır almıştır.

Bununla birlikte işgalci güçler nasıl ki Kürdistan’ı parçalara bölmüş, işgal ve soykırım saldırıları yürütmüşse, bu faşist saldırının da tüm Kürtleri bir araya getirip ulusal birliğini oluşturacağına inanıyoruz. Kuşkusuz PKK Kürdistani ve geniş bir harekettir. PKK’nin tüm Kürdistan üzerinde felsefi, kültürel, toplumsal ve siyasi bir etkisi var. Hatta PKK Ortadoğu genelinde büyük bir etkiye sahiptir.

Bu bir hakikattir. Fakat Türk sömürgeciliği yaptığı tüm soykırım ve işgal saldırılarını haklı göstermek için bunu bir bahane olarak öne sürmeye çalışıyor. Ama herkes de biliyor ki bu doğru değildir. Bir kere her şeyden önce Rojava’dan Türk devletine karşı herhangi bir saldırı gerçekleşmemiştir.

ERDOĞAN GÜNEY KÜRDİSTAN'DAKİ STATÜYE DE KARŞIDIR

Erdoğan “biz Irak’ın kuzeyinde hata yaptık, Kuzey Suriye’de aynı hatayı tekrarlamayacağız” dedi. Ve bunu son 6 yıl içerisinde sadece bir kere değil, birçok defa dillendirdi. Peki Irak’ın kuzeyinde ne olmuştu? Oradaki federalizmi kabul etmişlerdi. Şimdi Erdoğan’ın bu söyleminin PKK ile herhangi bir alakası var mı? Hayır! Yani bu söylemiyle açık bir şekilde “ben Kürtler için var olan siyasi statüyü kabul etmiyorum” diyor. Hem de bunu herkesin karşısında açıkça söylüyor. Bu sözler Erdoğan ve Türk devletinin siyasetinin özünü açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Madem Türk devletinin Kürtlerle değil de sadece PKK ile sorunu var, o zaman Kuzey’de Kürtlerin haklarını kabul etsin ve PKK’nin meşruiyetini elinden alsın. Yine Rojava’da Kürtlerin haklarını kabul etsin. Demek ki öyle söyledikleri gibi değildir. Türk devleti sadece PKK’ye değil, Kürt halkının tüm kazanımlarına karşıdır. İşgalci Türk devletinin bahaneleri hiçbir zaman bitmez, bu bahane bitse yarın başka bir şey uyduracaktır. Çünkü Kürtlere yaklaşımları konusunda niyetlerini açık bir şekilde ortaya koyuyorlar.

“Türk devletinin ayakta kalabilmesi için Kürtlerin herhangi bir statüye kavuşmaması ve yok edilmesi” gerektiğini açıkça ve yüksek sesle söylüyorlar. Bu saldırıların hepsini bunun için yapıyorlar. Eğer Kürtlerle bir sorunları yoksa o halde niye PKK’ye bu kadar saldırıyorlar? Çünkü PKK Kürt halkının varlık ve özgürlük mücadelesinin öncülüğünü yapıyor. Bu yüzden PKK’ye bu kadar saldırıyorlar. Bu açık bir şekilde ortadadır. Bu anlamda halkımız bu gerçeği görmüştür ve Erdoğan’ın hakikatini anlamıştır. Özel savaş rejiminin bu yalanlarının hiçbir inandırıcılığının olmadığını artık herkes çok iyi biliyor.

GERİLLA KENDİNİ GÖRÜNMEZ KILDIĞI İÇİN DÜŞMAN PANİK VE TELAŞ İÇİNDE

Türk devleti Kuzey’de sadece gerillaya karşı değil, halkımızın tümüne karşı topyekün bir saldırı içindedir. Fakat gerilla cephesinde gerilla artık kendini değiştirdi, yeni dönem tarz ve taktiklerini geliştirerek uygulamaya koydu. Türk devleti bu anlamda ofsayta düştü. Bu yüzden o kadar daralmış ve öfkelenmiştir. Çünkü her yerde gerillayı arıyor ama gerilla kendini görünmez kıldığı için bulamıyor.

Bundan dolayı düşman büyük bir panik ve telaş içindedir. Düşman gerillanın 2013-14 yıllarında olduğu gibi cadde kenarlarında olmasını, her gün köylerde olmasını, görüntü vermesini istiyor ki o da istihbarat bilgisi alıp gerillaya darbe vurabilsin. Ama Kürdistan özgürlük gerillası artık tarzını değiştirmiştir. Onun için düşman gerillanın yerini tespit edemiyor.

Gerillanın bu yeni tarzı düşman planlarını bozup boşa çıkarıyor, adeta alt üst ediyor. Bunun için görüyorsunuz, özel savaş medyası aracılığıyla her gün bağırıp çağırıp “neredeler görünmüyorlar” gibi şeyler söylüyorlar. Çıldırmış gibiler. Aslında bu durum onların ne kadar çaresiz olduklarını gösteriyor. Çünkü gerilla artık yeni bir tarza geçmiş ve izini kaybettirmiştir.

ERDOĞAN'IN SONU ÇİLLER'DEN BETER OLACAK

Düşman halkımıza karşı tam bir soykırım siyasetiyle saldırıyorlar. Erdoğan ve AKP-MHP’nin şu anda yaptıkları Çiller dönemini kat be kat aşmıştır. Belediye eş başkanlarını tutukluyor, belediyeleri gasp ediyor, her gün o kadar insanı zindana koyuyor. Peki bunun sonu nereye varacak? Bu kadar insanlık dışı saldırıyla daha ne kadar iktidarda kalabilecekler? AKP-MHP rejiminin yürüttüğü bu siyasetinin akıbeti ne olacak?

Çiller de Erdoğan gibi düşündü ve “Kürtler sadece şiddetten anlıyor, ben de ancak bu şekilde onları teslim alabilirim” dedi. İşte bu zihniyetin ürünü olarak 4.000 Kürt köyünü yaktı, yıktı. Binlerce insanı faili meçhul adı altında katletti. Halkımız üzerinde tarihte eşi benzeri olmayan işkence, zulüm ve katliamlar yürüttü. Tüm bununla Kürtleri teslim alabileceğini, Kürt halkını iradesiz kılabileceğini zannetti.

Peki bu kadar vahşice uygulanan soykırım siyasetinin sonucu ne oldu? Kürt halkı daha da iradeleşti ve özgürlük devrimini daha çok sahiplendi. Bu tarihi gerçekler ışığında şimdiki duruma baktığımızda AKP-MHP’nin yürüttüğü bu faşizan ve soykırımcı siyasetin sonunun da Çiller gibi olacağı açıktır. Hatta Çiller’in başına ne geldiyse Erdoğan ve yanındakilerin başına daha kötüsü gelecektir, ondan beter olacaktır.

KÜRT HALKINI ASLA TESLİM ALMAZLAR

Halkımıza ve hareketimize dönük yürütülen inkarcı ve soykırımcı siyaset halkımızı ve hareketimizi asla zayıflatmamıştır, bilakis daha da güçlendirmiştir. Türk devleti bir Kürt’ü tutuklayıp işkenceden geçirdiğinde o insanımızın ve tüm halkımızın Türk devletine karşı olan kini ve öfkesi daha da artıyor, devrime ve gerillaya olan bağlılığı daha da güçleniyor. Bunun için Türk devleti ne halkımız üzerinde yürüttüğü bu siyasetle sonuç alabilir ne de gerillaya dönük saldırısıyla herhangi bir sonuç alabilir.

Halkımız çok zorlu süreçlerden geçmiş, bahsettiğimiz vahşetleri yakından görmüş ve bunların asıl kirli yüzünün ne olduğunu iyi bilmektedir. Tutuklamayla, işkenceyle Kürt halkını iradesizleştiremezler. Belki birkaç hain ajan kişiler çıkabilir ama Kürt halkını asla teslim alamazlar.

HİÇ KİMSE DEVRİME İHANET ETMESİN, AJANLIĞI KABULLENMESİN

Bu münasebetle bir kez daha şunu belirtmek istiyorum: Belki bazı aşiret önderleri, korucu başları, Kuzey Kürdistan’daki bazı çevreler var olan zulümden, baskıdan dolayı kendilerini mecbur görüp AKP’ye yakınlaşabilirler. Ama biz onlara diyoruz ki; devrime ihanet etmeyin, ajan olmayın, kontra olmayın, gerillayı ihbar etmeyin ve halkınızı ihbar etmeyin. Bu terör devleti, bu özel savaş hükümeti kesinlikle sizi sevmiyor. Sizi sadece kendisi için kullanıp yarın da harcamak istiyor. Geçen 36 yıllık savaş süreci bunun somut ispatıdır. Kuzey Kürdistan’daki halkımız için bunu söyleyebilirim.

Güney Kürdistan halkımız için de şunları belirtebilirim: Güney Kürdistan üzerinde de büyük bir tehlike var. Nedir bu tehlike? Türk istihbaratı kendini halkımızın içinde örgütlemeye çalışıyor. Şu ana kadar PKK’ye karşı gerçekleştirdiğini söylediği saldırılar aslında Güney Kürdistan’daki güçler için bir mesajdır.

Bu yüzden Güney Kürdistan’daki halkımızdan hiç kimse bu ajanlık faaliyetlerine alet olmamalıdır. Çünkü bu devlet tüm Kürtlerin düşmanıdır. Türk devleti nezdinde her kim olursa olsun Kürt Kürt’tür ve o da düşmandır. Nerede bir Kürt varsa, Türk devleti her zaman ona saldırır. Bu yüzden halkımız her zamankinden daha fazla duyarlı ve uyanık olmalı, Türk devletinin geliştirmek istediği ajan faaliyetlerini zamanında gerillaya bildirmeli ve bu şekilde gerillaya yardımcı olmalıdır.


Diğer Haberler