Erdoğan kana ve işgale doymuyor - ANALİZ

Erdoğan faşizmi kuzey ve doğu Suriye’yi işgal tehditlerini sürdürüyor. ABD ile görüşmeler belli bir noktaya geldiği halde tehditleri bırakmıyorlar. Güvenli bölge benim denetimim altında olacak, diyor. Asıl güvenliğe ihtiyacı olanlar kuzey Suriye halkıdır. Bu bölgeleri tehdit eden güç Türkiye’dir. Orduyu sınıra yığıp kuzey Suriye’yi temizleyeceğim, halkları yok edeceğim diyen kendileridir. Büyük bir orduya, tanklara ve uçaklara sahip olanlar onlardır. Buna rağmen yavuz hırsız misali kendisi gerçekleri tersyüz ederek tehlike altında olan kendisiymiş gibi propaganda yapmaktadır.

İdlib’e operasyon olmasın, insani trajedi olur, insanlar göç eder diye dünyayı yalana boğan Türkiye kuzey Suriye’ye saldıracağım deyip duruyor. Sanki kuzey Suriye’de insanlar yaşamıyor. Burada ölümler ve göçler olmayacak! Açık ki, Türk faşistlerinin derdi halklar ve insanların acıları değildir. İdlib’de El Nusra gibi çetelerin güvenliğini sağlamakla meşgul. Rusya, Türkler verdiği sözleri yerine getirmiyor diye tutum belirliyor. Türkiye ise herkesin terörist dediği bu güçleri koruma ve kollamakla meşgul.

Türkiye’nin Suriye üzerinde herhangi bir hakkı yok. Açık işgalci durumda. Buna rağmen sanki kendi topraklarıymış gibi üzerinde pazarlık yapıyor ve işgal ettiği bölgeler dışında kuzey Suriye’yi de işgal edeceğim, diyor. Zorbalık kavramı ancak bu kadar anlam bulabilir. Düpedüz zorbalık yapıyorlar. Erdoğan, Türkiye’de açık bir faşist sistem inşa ediyor. Karşısında muhalefet yapacak güç bırakmamaya çalışıyor. Dize getiremediği ve teslim alamadığı tek güç Kürt halkının ve gerillanın direnişidir. Erdoğan açıktan hem Ortadoğu hem de dünya için büyük bir tehlike haline gelmiş durumda İçerde faşizmi örgütlerken Ortadoğu’da ise egemenlik kurmak peşinde. Irak ve Suriye zayıf durumda. İran ise kuşatma altında. Kendisini koruma ve ittifaklarını ayakta tutmakla meşgul. Dolayısıyla Ortadoğu’da Türkiye’yi durduracak bir devlet de yok. Yeri geldiğinde NATO üyeliğini kullanıyor. NATO ve ABD’nin desteğini tam alamadığı konularda da Rusya’ya yanaşıyor. Büyük devletler arasındaki çelişkilerden de sonuna kadar yararlanıyor.

Erdoğan faşizmi bütün dünya için açık bir tehlike durumunda. Dünyanın gözü önünde DAİŞ’le ittifak yaptı. Binlerce DAİŞ’li Türkiye sınırlarından istediği gibi girip çıktı. Türkiye onlara her türlü tedavi olanağı sağladı. Silah ve cephane vb tedarik etti. Aynı şeyi El Nusra için de yaptı ve yapmaya devam ediyor. İhvanı İslamcıları etrafında topladı. ÖSO adı altında bütün çeteleri silahlandırıp eli altında tutuyor. Ortadoğu’daki bütün devletler ve rejimlere karşı bu güçleri kullanmak için zaman kolluyor. Ayın şey dünya için de geçerli. Avrupa’da birçok katliam ve saldırı meydana geldi. Rusya dahil birçok devlete saldırı için Türkiye’nin elinde kullanacağı silahlı çeteler var.

Türkiye ayrıca Misak-ı Milli’yi diriltmeye ve bu bölgeleri güç kullanarak topraklarına katmaya çalışıyor. Sıkıştıklarında herhangi bir devletin topraklarında gözümüz yok, diyor ama Lozan’ı da beğenmiyor ve eleştiriyorlar. Halbuki Lozan Türk devletinin kuruluş senedi veya anlaşmasıdır. Burada niyetlerini belli ediyorlar, Misak-ı Millîye gönderme yapıyorlar. Buna göre Halep’ten Kerkük ve Musul’a kadar olan bölgeler Türkiye’ye ait olmalıdır. Erdoğan mevcut konjonktürü bu amaçları için uygun görüyor. Sonuç almaya, en azından kopardığını koparmaya çalışıyor.

Erdoğan faşist, soykırımcı ve işgalci bir zihniyete sahip ve o gelenekten geliyor. Uzun yıllar gerçek yüzünü gizlemeye çalıştı. Bu konuda başarılı olduğu da söylenebilir. Ancak şimdi maskesi düşmüş gerçek yüzü ortaya çıkmıştır. 21. Yüzyılda Kürtleri tarihten silmek, soykırımı tamamlamak istiyor. Efrin bunun en açık örneğidir. Orayı işgal etmekle yetinmedi, etnik temizlik yaptı. Aynısını Kürdistan’ın bütün parçalarına dayatmaktadır. Suriye’de buna ek olarak Kürtleri ve Arapları karşı karşıya getirerek birbirleriyle savaştırmaya çalışıyor. Şimdiye kadar Araplar ve Kürtler bu oyuna gelmediler. Kuzey ve doğu Suriye’de birlikte hareket ettiler, ortak yönetimler oluşturdular. Örnek bir demokrasi modeli ortaya çıkardılar. Bu yüzden Erdoğan adeta kudurmaktadır. ABD ile güvenlikli bölge üzerine görüşmeler yaptığı ve anlaşmaya çalıştığı ortamda bile tehditlerini sürdürüyor.

Türkiye herkesin bildiği gibi ABD veya Rusya’nın onayı olmadan Suriye’ye giremez. Kalması da yine bu devletlerin onayına bağlıdır. Bu devletler ne kadar demokratik değerlere sahip çıkar veya Türk işgalciliğine itiraz eder bilinmez. Esas olarak çıkarlarını önde tutarlar. Türkiye işgalci bir güçtür ve Suriye’nin mahvolmasında büyük pay sahibidir. İnsanlık suçları işlemiştir.

Türkiye’nin işgalci ve yayılmacı emellerini kursağında bırakacak olan yine Suriye halklarıdır. Ayrıca Ortadoğu’daki demokratik güçler ve aydınlar da büyük bir rol oynayabilirler. Türk faşizmine ve işgalciliğine halkların örgütlü mücadelesiyle karşılık vermek gerekir. Bölge halkları birleşip direnirse dünya halklarından da büyük bir destek alacakları kesindir.

Kaynak: Ronahî Gazetesi