Erdoğan ve Sri Lanka modeli

ZEKİ AKIL

2014 yılının Ekim ayı MGK toplantısında ‘’Çöktürme Planı’’ onaylandı. Bu plan 24 Temmuz 2015 saldırısıyla uygulanmaya başladı. Bu planın aslı Sri Lanka modelidir. Türkiye, Sri Lanka’nın Tamil gerillalarını tasfiyesini ve katliamlar eşliğinde bölgelerini temizlemelerini kendisi için model olarak aldı. Dünyanın bir biçimde göz yumması ve sessiz kalması karşısında epey umutlandı. Ancak katliamlar dünya kamuoyuna kısmen de olsa yansıdı ve teşhire yol açtı. Bu açıdan Türkiye saldırı ve Kürtleri yok etme konseptine Sri Lanka Modeli yerine ‘’Çöktürme Planı’’ adını verdi.

‘’Çöktürme Planı’’yla Sri Lanka modeli içerik olarak aynıdır. Nitekim Türkiye’nin uygulamaları onu yansıtıyor. 2014-15’ten beri hazırlıkları ve savaşı Erdoğan-Bahçeli- Ergenekon ittifakı yürüttü. Erdoğan sıkıştığında Kürtlerle sorunu olmadığını, teröre karşı savaştığını söylüyor. Aynı söylemi Sri Lanka’da bulabilirsiniz. Zaten bu sözlerin hiçbir inandırıcılığı yok. Şimdi Efrin’de Kürtlerin silahlı bir gücü yok. Ama Kürtleri Efrin’den süren Türk işgalcileri dönmelerine izin vermiyor. Aynı Şey Grê Spi ve Serekaniyé için de geçerlidir. Sürülenlerin yerine oralı olmayan başka güçleri getirip yerleştiriyorlar. Kalan Kürtleri de çeteleri üzerine salarak kaçırtıyorlar. Bu bölgelerdeki halkın bütün mal varlıklarına el konuyor. Talan, tecavüz, işkence yaşamın bir parçası olarak uygulanıyor. Halka rahat yüzü verilmiyor, terörize edilerek etnik temizlik uygulanıyor.

Türk devleti aynı şeyleri Sur, Nusaybin, Cizre gibi yerleşim bölgelerinde de uyguladı. Mahalleler yerle bir edildi ve halkın yerlerine dönmesine izin verilmedi. Bu plan ekseninde Rojava’ya dönük saldırıları ve tehditleri devam ediyor. Şimdi de Erdoğan, Şengal’e saldıracağını yüksek sesle dile getiriyor. Aynı kavramları Efrin vb için de kullanmıştı. ‘’Bir gece ansızın gelebiliriz’’ imha ve işgalin parolasına döndürüldü. Halbuki bu sözler güzel bir şarkının sözleridir. Faşist Erdoğan ve şürekası yaşamın bütün renklerine ve güzelliklerine düşmanlaşmışlar. ‘’Taş üstünde taş, omuz üstünde baş kalmayacak’’ söylemlerini destur yapmışlar. Faşizme biat etmeyen ve onlardan olmayan herkes ve her şey yok edilmeli, ortalık kana bulanmalıdır.

Şengal 3 Ağustos 2014’te DAİŞ’in saldırısına uğradı. Irak hükümeti onları korumadı. Oranın güvenliğini üzerine alan KDP de onları DAİŞ’in eline bıraktı. KDP yönetiminin orada binlerce peşmergesi vardı. Savaşma yerine halkın terk etmeleri için emir verildi. DAİŞ ciddi bir engelle karşılaşmadan Ezidilere saldırdı. Katliamlar eşliğinde binlerce kadın kaçırıldı. Pazarlarda satılanlar oldu. PKK zor koşullarda gerilla güçlerini göndererek DAİŞ’e müdahale etti. Yüz binden fazla Ezidiyi Rojava’ya aktardı. Katliamları durdurdu ve bölgeyi tuttu.

Dönemin Irak başbakanı gerilla güçlerine teşekkürlerini bildirdi. Aynı şekilde sayın Mesut Barzani de gerillaları ziyaret ederek teşekkürlerini sundu.

Bütün bunlar dünyanın gözü önünde yaşandı. Ancak KDP yetkilileri Ezidileri katliamın kucağına atanlar hakkında hiçbir soruşturma açmadı. Hiçbir hesap vermedi. Yine gerilla güçlerinin yardımlarıyla bir biçimde Şengal'e döndüler. Çünkü halk onları istemiyordu. Ne zaman ki, gerilla güçleri Ezidileri eğitip kendilerini savunur hale getirdi o zaman KDP kıvranmaya başladı. Hele Ezidiler, kendi güvenliğimizi kendimiz sağlayacağız, özerk yaşamak, kendimizi yönetmek istiyoruz, dediklerinde KDP karşıt tutum almaya başladı. Ezidxan’ın özerkliğinden o kadar nefret eder oldular ki, sonunda zırhlı birliklerini gönderip bir grup gerillayı şehit ettiler. Kürt kamuoyu olayı kabullenmeyince geri çekildiler ama karşıt faaliyetlerinden hiç vazgeçmediler.

KDP’ye çözüm için çok makul öneriler sunuldu. Özerk meclis ve sizin taraftarlar ile YBŞ ve size bağlı silahlı güçler birleşsin. Şengal özerkliğini korusun ama Başur hükümetine de bağlı olsun. Irak’la da ilişkilerini sürdürsün, denildi. YNK ve diğer Kürt partiler de katılsın, bütün Kürtler Ezidilere sahip çıksın önerisi yapıldı. Ama KDP Nuh dedi peygamber demedi. Şengal’in eskisi gibi emirlerinde olmasını dayattılar. Sonunda Türkler ve ABD ile anlaşarak, Ezidileri dışlayarak Irak’la bir anlaşma yaptılar. Amaç Ezidxan’ın özerkliğinin ortadan kaldırılmasıydı. KDP anlaşmayı yaptı ama uygulaması kolay olmadı. Ezidiler bilinçlenmiş ve direniyorlardı. Irak’ın Şengal diye bir sorunu yoktu. Ezidiler Irak için bir tehdit değildi ayrıca Irak anayasası da böyle bir konuma karşı değildi. Irak’ı bu işe zorlayan esas olarak KDP ve Türkiye oldu.

Irak anlaşma gereği binlerce askerini Şengal’e gönderdi. Ancak Ezidilerle çatışmak da istemiyordu. İşin kötü tarafı ulus devlet geleneği Irak’ı da bu işe yatkın hale getiriyordu. Ulus devlet, karakteri gereği demokrasiyi ve özgürlükleri yutan bir kara delik özelliğinde. Irak’ın da ayağına gelmiş bir merkezileşme fırsatı vardı. Onlar da bu fırsatı kaçırmak istemediler. Ama Türklerle KDP’nin istediği gibi Ezidilerle de çatışmak istemiyordu. İşi zamana yayıp ince yöntemlerle sonuca gitmek istiyordu. KDP buna bile tahammül göstermedi. Mesrur Barzani basının karşısına geçerek PKK’nin Şengal’i terk etmediğini söyleyerek Irak’a anlaşmayı uygulama çağrısı yaptı.

Türk devleti de Sri Lanka modelini beş yılı aşan bir sürede tam sonuca götüremedi. Güney Kürdistan’da onlarca askeri üs kurdu. Günü birlik istediği bölgeleri uçaklarla vurdu. KDP’yi kıskaca aldı. KDP gerilla güçlerinin olduğu alanlara güç yığdı. Açık ki, savaşta yerel işbirlikçi bir güç olmadan Türk devletinin sonuç alması çok zor. Bunun için KDP’yi dahil etmek istiyor. Bu da yetmiyor. Irak hükümetini de Kürt soykırımına ortak etmek için uğraşıyor. Kazmı’yi Ankara’ya götürdüler ardından Hulusi Akar ve genelkurmay başkanı Bağdat ve Hewlér’e ziyaretler yaptı. Güney’deki ziyaret sadece adı Barzani olanlarla sınırlı kaldı.

KDP gerilla alanlarına güç yığdığı gibi bir süreden beri Rojava sınırına da güç yığıyor. Mevziler yapıyor. Sanki karşında aynı halkın çocukları değil de düşman bir güç varmış gibi. Tüm bu gelişmeler ardından Erdoğan açıkça Şengal’i dillendirerek ‘’bir gece ansız gelebiliriz’’ dedi. Şengal Türkiye sınırında değil. Oradan Türkiye’ye yapılmış bir saldırı yok. Tersine Türkiye defalarca Şengal’i uçaklarla bombalamış ve cinayetler işlemiş. Irak Şengal’e binlerce asker yığmışken Türkiye Şengal’i nasıl işgal edecek? Bu Irak’ın öyle kolay sindireceği bir durum olmaz. Çünkü Irak da yekpare değil. Birçok çevre Türklerin Başika ve Irak’taki varlığından rahatsız. Irak iş birliği yapmadan Türkler binlerce Irak askerinin olduğu bir yere nasıl operasyon yapar? Bu operasyonu KDP ister. Onlar için özerklik olmasın da ne olursa olsun. Ayrıca Başur’la Rojava’nın birbirinden koparılmasını KDP de istiyor. Öyle olmasa buna itiraz eder. Bugüne kadar basına yansımış bir itirazları görülmedi.

Türkiye Şengal’i ancak Irak’ın göz yumması ve ABD’nin onayıyla vurabilir. Biden yeni işbaşı yaptı. Çavuşoğlu ABD’yle birinci gündemlerinin YPG olduğunu söyledi. Böylece sorunların başına Kürtleri koyarak ABD’yle diğer konulardaki çelişkilerin çözümünün buradan geçtiğini söylemiş oluyorlar. Ayrıca bazı girişimlerle Biden’ın tutumunu anlamaya çalışacaklar. Nasıl olsa kimse Kürtler yüzünden Türkiye ile savaşmaz! Üzerinden en ucuz ve kolay deneme yapılacak konu Kürtlerdir. Erdoğan kendisi Şengal’e saldırmasa da Irak’a bunu yaptırmaya çalışıyor. Siz yapmasanız ben yaparım, diyerek onları harekete geçirmeye çalışıyor.

Erdoğan için Kürt koridorunun dağıtılması stratejik bir konudur. Efrin’den Şengal ve Xınéré’ye kadar olan bölgede Kürtlerin dağıtılması ve Türkiye’nin güvenceye alınması gerekir. Sınırlarında meskun Kürtleri artık istememektedir. Heftanin işgali ve saldırıları da istenen sonucu vermedi. Türk ordusu geniş alanlara dağılıyor. Bu alanları tutmak ayrı bir sorun. Gerilla direniyor. Ayrıca savaş uzuyor. Kürt coğrafyası dağlık ve oldukça geniş. Sri Lanka modeli istedikleri gibi uygulanamıyor. Onun için Kürtleri ve coğrafyalarını bölerek, birbirinden kopararak parça parça düşürüp sonuca gitmek istiyor. Anlaşıldığı kadarıyla baharda Güney’de gerillaya karşı büyük bir saldırı planlıyorlar. Bunun için stratejik önemi olan Şengal’i devreden çıkarmak istiyorlar. Ayrıca Rojava ve Başur arasındaki sınırı da tutarak Rojava’yı Başur’dan kopararak gerilla alanlarını da içeride kuşatıp parça parça imha etmeyi önlerine koymuşlar.

Türkiye bütün planlarını aksatmadan uyguluyor. Savaş hazırlıklarını koordineli biçimde sürdürüyor. Buna uygun yoğun bir psikolojik savaş yürütüyor. Diplomatik çalışmalarına hız vermiş durumda. Rojava dahil her yerde hava saldırıları düzenliyor. Sabotajlar, cinayetler ve suikastlara ara verilmiyor. Türk devleti Kürtler için tam bir yıkım ve ölüm makinası rolünü oynamaya devam ediyor. Ayrıca Türk devleti bütün DAİŞ, El Nusra ve diğer silahlı çeteleri etrafına toplayarak dünya için de açık bir tehlike haline gelmiş durumda. Erdoğan gibi faşist ve soykırımcı güçlere karşı halkların birleşmesi ve direnmesi dışından başka yol da yoktur. İşgale ve soykırıma karşı durmak son derece meşru ve var olmanın yegane koşuludur. Bu soykırımcılara ve planlarına karşı bütün güçler saflarını bilerek ve doğru seçerek belirlemelidirler.

ANHA


Diğer Haberler