Erdoğan’nın amacı Rojava’yı Kürtsüzleştirmek

Türk devleti Kuzey Doğu Suriye saldırı tehditlerine devam ediyor. ‘Sınır Güvenliği’ mutabakatı kapsamında geliştirilen tehditlerin amacı ise, kalıcı işgali tüm bölgede gerçekleştirmek. Erdoğan’ın TOKİ konutları üzerinden geliştirdiği propagandanın doğru okuması bu şekildedir.

23 Mart’ta QSD tarafından DAİŞ’in toprak hakimiyetine son verilmesi ve yeni saldırı taktikleriyle bölgede katliamlar gerçekleştirmesi ile Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bölgeye yönelik işgal tehditleri at başı gelişti.

Bir diğer önemli husus ise, DAİŞ çete üyelerinin kurulması tartışmaları devam eden uluslararası bir mahkemede yargılanması hususudur. Erdoğan böylesi bir mahkemeyi engellemek için tüm gücünü seferber etmiş durumdadır. Zira, DAİŞ çete üyelerinin uluslararası bir mahkemede yargılanması; DAİŞ’i yaratan, besleyen ve destek veren ülkelerin tam olarak ifşa edilmesi anlamına gelir ki, bun da en fazla DAİŞ’le organik bağı ifşa olacak olan da Türk devleti ve Erdoğan-bahçeli faşist blokudur.

Erdoğan’ın taktiği: Tansiyonu yükselt, istediğini yap

Erdoğan’ın işgal saldırılarına gerçekçe olarak propaganda ettiği argümanların anlamsızlığını ortaya koyan ise oluşturulan Sınır Güvenliği Mekanizması oldu. Ancak dikkat edilirse mekanizma kurulmasına rağmen Erdoğan tehditlerini bırakmak yerine giderek daha üst bir aşamaya taşıyor. Burada temel taktik tansiyonu sürekli yüksek tutmak. 18 Eylül’de yaptığı, “İki hafta içinde buradan bir sonuç çıkmazsa kendi hareket planlarımızı devreye sokacağız” açıklaması tam da bu tansiyonu yüksek tutma siyasetinin sonucudur. 

Şantajların amacı işgal alanlarını genişletmek

Türk devleti, oluşturulan Sınır Güvenliği Mekanizması mutabakatına göre karara bağlanan 5 km’lik alanda ortak devriye gerçekleştirme ve güveliği sağlama maddesini kalıcı işgaline aykırı gördüğünden bu alanı 30 km’ye çıkarmayı dayatmaktadır.

Bunun somut göstergesi ise, Erdoğan’ın, BM Genel Kurul oturumunda yaptığı konuşma sırasında işgal haritasını göstermesidir. BM oturumunda bir yandan İsrail’in Filistin’de yarattığı harita değişikliği üzerinden İsrail’i suçlamaya çalışırken, kendi işgal planlarını gösteren Kuzey ve Doğu Suriye haritasını göstermesi ise, ipliğini pazara çıkaran cinstendi. Tabi Erdoğan bir yandan da, Trump ile yapacağı ikili görüşme öncesi ABD ve batılı güçler üzerinden baskı oluşturmayı hedefliyordu.

Erdoğan-Bahçeli faşist blokunun asıl derdinin sınırda güvenliği sağlamak olmadığı artık tüm dünya tarafından net olarak bilinmektedir. Sınır güvenliği için 30 km dayatması tüm Kuzey ve Doğu Suriye’nin işgal planıdır. Türk devleti küresel güçlerden izin kopardığı anda Efrin, Cerablus-Bab hattında gerçekleştirdiği işgali bu alanda da gerçekleştirmeye çalışacaktır. Böylesi bir tehlike kesinlikle mevcuttur.

Sınır Güvenliği kisvesindeki işgal planının adı: TOKİ

Erdoğan’ın işgal planını açıklarken, “Biz TOKİ olarak bu işin içerisine gireriz. Ama bu konuda koalisyon güçleri maddi destekleri de bize verirlerse bu insanların güvenliğini de korumak kaydıyla güvenli bölgeyi halletmiş oluruz. Benim planlamam şöyleydi, 500’er metrelik bahçesi olan, içinde iki kat zemin iki artı bir gibi konutlar yapılabilir. Etrafında da bahçesi olur, onlar için yeni bir hayat başlayabilir" söylemi bölgede gerçekleştirmek istediği soykırım ve demografik değişim planını tüm yönleriyle ortaya koymaktadır.

Söz konusu mültecilerin yerleştirilmek istendiği bölgeler zaten milyonlarca insanın yaşadığı alanlardır. Türkiye’de bulunan mültecilerin bu alanlara zorla yerleştirilmesi, tıpkı Efrin’de olduğu gibi yeni bir göç ve demografik değişim anlamına gelmektedir.

Aslında Erdoğan’ın kurmak istediği bölgeye “TOKİ çete bölgeleri” demek belki de daha doğru bir tanımlama olacaktır. Erdoğan, bu planını uygulayarak misak-ı milli sınırlarına varmayı ve yeni Osmanlı hayallerini gerçekleştirmeyi hedefliyor. Bu hayallerini ise Kürt katliamı ve Rojava’nın demografik değişimden geçirilerek Kürtlük adına her şeyin tasfiyesi üzerinden gerçekleştirmek istemektedir.

Diğer yandan çetelerin yeniden örgütlenmesi sadece Kuzey Doğu Suriye için değil, dünya için büyük bir tehlikedir. Türk devletinin ‘TOKİ planlarını’ gerçekleştirmesi, tüm dünyayı terör bataklığına sürüklemek anlamanı gelecektir.

Türkiye’nin ‘Sınır Güvenliği’ adı altında ne yapmak istediğini Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dış İlişkilerden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Hişyar Özsoy ile Demokratik Birlik Partisi (PYD) Sözcüsü Salih Müslim’e sorduk.

‘Kürtlerin otonom-özerk bir yapılanmaya gitmesi engellenmek isteniyor’

Türk devletinin ilk günden beri sınır güvenliği diye bir derdinin olmadığını belirten Hişyar Özsoy, Pratik anlamda sınırın diğer tarafından Türkiye’ye doğru silahlar sıkılması gibi bir tehdidin olmadığına dikkat çekti. Özsoy böyle bir kaygının gereksiz olduğunu, Rojava Özerk Yönetimi’nin sorunların diyalogla çözülmesini istediği açıklamalarını hatırlatarak şunları söyledi: “Türkiye Cumhuriyeti devletine şu anda hakim olan, kesinlikle Kürt karşıtı mantığın bir tek derdi var, Suriye’nin Kuzeyinde Kürtlerin otonom-özerk bir yapılanmaya gitmesi engellemek. Tehdit olarak görülen, Rojava’dan Türkiye’ye sıkılacak kuşunlar değil, Rojava’da bir otonom-özerk ya da federal bir Kürt bölgesinin kurulabilme ihtimalini öldürmeye çalışıyor.”

Efrîn-Kobanê bağlantısı kesildi, sırada Kobanê-Cizre mi var?

Türkiye’nin Kürtleri statüsüz bırakma girişimlerini mülteci politikasıyla beslemeye çalıştığını aktaran Özsoy, şunları belirtti: “Suriye’nin değişik yerlerinden Türkiye’ye gelmek durumunda kalan Sünni Arapları, Rojava’da kimi bölgelere yerleştirmek istiyor. Bir anlamda Hafız Esad’ın 1960’larda uyguladığı Arap Kemeri gibi. Bunun devamını şu an Erdoğan geliştirmek istiyor. En nihayetinde Kürtlerin sınır boyunca coğrafik olarak sürekli olan bir alana hakimiyet kurmasını istemiyor. Efrîn ile Kobanê bağlantısını daha önce bir takım işgal girişimleriyle kopardılar. Şimdi de Kobanê-Qamışlo arasındaki bağlantıyı koparmaya çalışıyorlar. Bu etnik mühendislik anlamına geliyor ve bir savaş suçudur. Bu coğrafyaları Kürtsüzleştirmekle beraber Araplaştırmaya yönelik bir politika izlenilmektedir. Bu yönde baskıları artırmaktadır ve Avrupa’nın sessizliğini satın alma ihtimali de var.”

‘Olası saldırı Türkiye’ye ciddi yaptırımlar getirir’

S-400’lerin satın alınmasıyla ABD-Türkiye ilişkileri son derece gergin bir durumda. ABD Kongresi, Türkiye’ye yaptırım uygulaması için Trump’a yoğun baskı uyguluyor. Şimdiye kadar bu baskılara direnmeye çalışan Trump, Erdoğan ile G-20 zirvesinde yaptığı görüşme S-400 meselesinde “Konuşularak bir yolun bulunacağını” söylemişti.

Özsoy, S-400’leri alıp ABD Kongresinin tüm şimşeklerini üzerine çeken Erdoğan’ın, yaptırımlara ilişkin tartışmalar devam ederken, ABD’ye rağmen Rojava’ya saldırırsa büyük bir hesap hatası yapmış olacağı uyarısı yaptı.

Özsoy, geçtiğimiz günlerde HDP heyeti olarak ABD’de birtakım temaslarda bulunduklarını hatırlatarak şunları söyledi: “ABD’li siyasetçiler, senatörler, bakanlık ve meclis üyeleri, temsilciler; bu konuda ne düşünüyorlar diye bir takım görüşmeler yaptık. Ortaya çıkan tabloya göre Erdoğan’ın Trump dışında başka bir dayanağı yok. Şayet Rojava’ya bir saldırı olursa Trump kongrenin baskılarına dayanamayıp Türkiye’ye ciddi yaptırımlar uygulayacaktır. Muhtemelen bir hafta içerisinde, Erdoğan Türkiye’ye döndükten sonra gidişatın ne yöne olacağını görme şansımız olacaktır.”

‘Türkiye’nin ‘Çökertme Planı’ hala canlı’

PYD Sözcüsü Salih Müslim de Türkiye’nin, 2010 yılından itibaren Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da gerçekleşen değişim-dönüşüm sürecinde, Kürtlerin yok edilmesi ve Suriye sorunu üzerine özel planları olduğunu aktardı. Müslim, Erdoğan’ın imha etmek istediği Kürtlerin bir realite olarak demokrasinin öncüleri olduğunu söyledi ve “Bu süre zarfında sadece Türkiye planlarını değiştirmedi. Hala Kürtlerin yok edilmesini ve Kürt bölgelerinde demografi değişimini amaçlıyor. Suriye politikasının iflas etmesi üzerine Türkiye şu an şantajlara başvurmuş durumda.

Suriye ve Ortadoğu’da yaşanan değişimleri tüm dünya kabul ediyor. Ancak geriye sadece Türk devleti kalıyor. Ve şu anda, 2010 yılında önlerine koydukları; Kürtlerin, Süryanilerin, Ermenilerin ve demokratik sistemin yok edilmesine ilişkin çökertme planını gerçekleştirmek istiyor. Kürdistan’ın her bölgesinde bu planı gerçekleştirme çabasında. Kuzey Kürdistan’da yaptıkları DAİŞ’in burada yaptıklarından ve Efrin’de şu an yaptıklarından az değil.”

2012’deki ‘Güvenli bölge’ planı

2012 yılında Güvenli Bölge planları zaten yapılmıştı. Bunun için de Türk devleti, Rojava’daki halkların Türkiye’ye göç etmeleri için kamplar açtı. Bu göçmenleri kullanarak demografi değişimi planlarını devreye sokmayı hedefledi. Hedefleri şöyle, “Önce yıkacağız sonra da Avrupa’dan aldığımız para ile TOKİ kuracağız ve tümden demografiyi değiştireceğiz.” Fakat DAİŞ çeteleri karşısında büyük bedeller ödeyerek özgürlüğüne kavuşan halkların direnişteki kararlılığı, bu planlara geçit vermeyecektir.

ANHA