Etnik soykırımın yeni kılıfı: ‘Güvenli bölge’

Türk devletinin Kuzey ve Doğu Suriye bölgelerine yönelik tehditleri, bölgede yapılmak istenen etnik soykırım mekanizmasının bir parçası. Saldırı tehditlerinin hedefinde ise demokratikleşme ve Suriye halkları var. Katliamlar, göçler ve demografi değiştirme politikaları, bölge halkına yeniden yaşatılmak isteniyor.

Türkiye’de iktidar partisi AKP ve beraberindeki MHP gibi milliyetçi partilerin bütün gayeleri, Misakı Milli’yi Suriye ve Irak’ta nasıl hayata geçirecekleri yönünde. AKP ve beraberindekiler, Suriye’deki halk ayaklanmaları sürecinde çıkarlarını gerçekleştirebilmek için birçok girişimde bulundu. Müslüman Kardeşler (İhvan), askeri ve siyasi örgütlerle bölgeye girmeye çalıştı. El Nusra ve DAİŞ çete örgütlerini, amaçları için bölgeye sürdü. 

Erdoğan ve partisi AKP, Halep’ten Kerkük ve Musul’a kadar olan bölgeyi işgal için Misakı Milli’yi bahane gösteriyor. Bu amaç, partinin kuruluş programında da açıkça belirtiliyor.

Kürt, Ermeni, Süryani, Arap, Bulgar, Yunan ve Laz halklarının bölgelerini katliamlar ve zorla göç ettirmelerle işgal eden Türk devleti, aynı katliamlarını Suriye’de devam ettirmenin peşinde.

Hedef, halkların kimliği ortadan kaldırmak

İnsanlığın beşiği olan Kuzey ve Doğu Suriye bölgesi, kadim halkların bir arada yaşadığı bir coğrafya. Binlerce yıllık toplumsal, kültürel ve tarihsel mirasa sahip bu bölge, birçok yeraltı ve yerüstü zenginliği de içinde barındırıyor.

Suriye’de halk ayaklanmalarının başlamasıyla birlikte Türk devleti, ortaya çıkan gelişmelerin yönünü değiştirmek ve Osmanlı hayallerini gerçekleştirmek için ülkede yaşanan gelişmelere müdahalelerde bulundu. Diğer yandan da doğrudan ve dolaylı yollarla Kuzey ve Doğu Suriye halklarına karşı katliamlar ve insanlık suçları işledi.

Bir halklar mozaiği olan Kuzey ve Doğu Suriye’de her mezhepten Müslüman, Hristiyan, Êzidî inancından Kürt, Arap, Süryani, Ermeni, Asuri, Türkmen, Çerkez, Dürzü, Çeçen halkları bir arada yaşıyor.

Türk devleti ve çetelerinin katliamları

22 Mart 2014’te işgalci Türk devleti; El Nusra, Ensar El İslam ve Ebu Musa El Şişani ve Ebu Müslim El Şişani’nin başını çektiği Kafkas çete gruplarının eliyle Ermenilerin yaşadığı İdlib’deki Kesep kentine saldırdı. Saldırıda 900 Ermeni aile yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalırken, kaçamayan 200 aile de çeteler tarafından rehin alındı.

Olayın ardından Dünya Ermeni Konseyi açıklama yaparak Türkiye’nin müdahalelerine karşı çıkılması çağrısı yapmıştı. 

2012-2015 yılları arasında İdlib’de, Türk devleti destekli DAİŞ, El Nusra, Cund El Aksa ve Türkistan İslam Partisi çetelerinin vahşetinden dolayı 15 bin Hristiyan, göç etmek zorunda kaldı. Ayrıca kentte bulunan 33 kilise ve mezarlık çeteler tarafından yıkıldı.

10 Haziran 2015’te, yine Türk devleti destekli El Nusra (şimdiki adıyla Heyet Tehrir El Şam) çeteleri, İdlib’in Simaq dağı bölgesindeki Qelib El Loz köyündeki Dürzüleri katletti. Aralarında din insanlarının da olduğu 40’tan fazla Dürzü kafaları kesilerek, sokakta ve evlerinde taranarak katledildi. Kanlı saldırıyı gerçekleştiren Abdullah El Tunusi adlı çetebaşı, katliamın ardından Dürzü çocukları kaçırarak zorla askeri eğitimlere koydu.

İşgalci Türk devleti, İdlib’de Dürzü halkından boşalan bölgelere demografik dokuyu değiştirmek amacıyla Çin’den gelen Uygurları yerleştirdi.

2012-2013 yılları arasında 50 bin Şii, İdlib’den çıkarıldı, kalanlari ise Fua ve Kefreya beldelerinde kuşatmaya alındı. Her iki belde üzerindeki kuşatma, Rusya’nın arabuluculuğunda Suriye rejimi ve İran’ın, Türkiye’yle anlaşma yapmasıyla kalktı. Anlaşmaya göre Türkiye, Madeya ve Zedebani beldelerinde sıkışan çetelerini aldı, Fua ve Kefreya beldeleri Şiilerden boşaltıldı.

15 Nisan 2017’de muhacir çeteler, Raşidin bölgesinde bomba yüklü araçla saldırı yaptı. Saldırıda çoğu kadın ve çocuk 130 sivil yaşamını yitirdi, 150 sivil de yaralandı.

Efrîn’deki suçlar

İşgalci Türk ordusu ile DAİŞ ve El Nusra’nın benzeri olan çete grupları, Efrîn’de Êzidîler, Aleviler ve Hristiyanlara yönelik katliamlar yaptı, binlerce insanı yerinden etti.

Efrîn’de Êzidîlere ait 15 kutsal mekan yıkıldı. Bölgedeki 22 köy de askeri üslere, kaçırılan sivillerin işkenceden geçirildiği ve katledildiği alanlara çevrildi. İnsanlık dışı saldırılardan dolayı 25 bin Êzidî, Efrîn’i terk etmek zorunda kaldı.

Öte yandan 250 Hristiyan aile sürgün edildi, evleri ve eşyaları gasp edildi. Hristiyanların dini öğelerine zarar verildi, kilise haçları ve çanları çeteler tarafından kırıldı.

Mabata ve çevresinde yaşayan 15 bin Alevi de Türk devletinin işgal saldırılarından dolayı göç etti. Saldırılarda Alevilere ait 9 kutsal mekan ve mezarlığa zarar verildi.

Türk devletinin saldırı ve işgalleri sonrası İdlib, Ezaz, Cerablus ve Efrîn’de Alevi, Êzidî, Hristiyan ve Dürzü kalmadı. Demografi değiştirme politikası kapsamında Türk devleti, işgal ettiği alanlarda boşalan bölgeler Asya ve Kafkasya’dan getirdiği çete ailelerini yerleştirdi.

Girê Spî

Temmuz 2013’te Girê Spî’ye saldıran El Nusra ve DAİŞ çeteleri, başta Kürtlerin yaşadığı mahalleler olmak üzere kentte katliamlar yaptı. Kentte çetelerin işgalini kabul etmeyen Arap, Ermeni, Kürt ve Türkmen halkları karşı yoğun saldırılar gerçekleşti. Binden fazla Kürt kaçırıldı, kalanlar zorla yerlerinden edildi. Sivillere ait evler de askeri üslere, eğitim kamplarına çevrildi.

Serêkaniyê

Halen Serêkaniyê’nin sokaklarında, işgalci Türk devleti ve El Nusra çetelerinin vahşi saldırılarının izleri bulunuyor. Türk devleti kente yönelik saldırılarda doğrudan yer almasa da çetelere verilen destek ve ortak hazırlanan saldırı planlarına ilişkin birçok belge ele geçirildi.

Suriye krizinden önce Serêkaniyê’de Süryani ve Ermeni 150 aile ve 3 küçük kilise bulunuyordu. Ancak El Nusra, DAİŞ ve Xureba El Şam çetelerinin saldırıları sonucu aileler göç etti, kiliseler yağmalandı. Kentten çıkamayanlar ise çeteler tarafından kaçırıldı.

Êzidîler ise Serêkaniyê’nin 15 köyünde yaşıyordu. Hem işgalci Türk ordusu hem de El Nusra ve Ehrar El Şam çetelerinin saldırılarına maruz kalan Êzidîlerden, Zerdeşt mahallesi ve Esediyê Çava mahallesinde yaşayanlar ‘kafir’ ilan edilip katledildi.

Til Temir’de 35 Asuri köyü yakıldı

23 Şubat 2015’te Til Temir’in Xabur bölgesi, DAİŞ çetelerinin yoğun saldırısına uğradı. 35 Asuri köyünün ateşe verildiği saldırıda 220 Asuri kaçırılarak o dönem DAİŞ işgali altında bulunan Reqa ve Şedade’ye götürüldü.

Tirbespiyê

Birçok inançtan ve halktan insanların bir arada yaşadığı Tirbespiyê, Süryani ve Êzidîlerin yoğun yaşadığı bir ilçe. Ancak çoğu sınır hattında olan Süryani ve Êzidî köyleri, işgalci Türk ordusunun saldırıları yüzünden boşaldı.

İlçenin kuzeyindeki Cerhaye bölgesinde, sınır üzerinde 20’den fazla Êzidî ve Hristiyan köyü bulunuyor. Köylerde kalan halk, Türk askerlerinin saldırısına uğramamak için ana yolları kullanamıyor.

Son yıllarda ilçenin Til Cihan bölgesindeki köylerde, halka yönelik saldırılarda artış oldu. 6 Kasım 2016’da işgalci Türk askerleri, sivillerin yaşadığı köyleri mermi ve havanlarla hedef aldı. Saldırıda maddi hasarın yaşandığı köyde halk, askerlerin saldırılarından dolayı tarlalarını da işleyemiyor.

Öte yandan Dêrik bölgesindeki Süryani, Asuri, Keldani ve Kürt köyleri de sürekli saldırı tehdidi altında. Halk, Türk askerlerinin sürekli gerçekleştirdiği saldırılardan dolayı tarlalarına gidemiyor.

Sonuç

Suriye’nin tüm bileşenlerini kucaklayan Kuzey ve Doğu Suriye, Türk devletinin işgal tehditleri altında. Ancak bölge halkı işgal tehditlerine karşı direnişte ısrarcı.

Yine tüm bu özelliklerinin yanında bölge, halkların birliğiyle Suriye genelindeki iç savaştan korundu. Tüm mezheplerin, kültürlerin ve halkların bir arada yaşadığı demokratik bir sisteme sahip olan Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik olası bir saldırı, insanlık adına felaket olur. Bu felaketin başlıca sorumlusu ise Uluslararası Koalisyon ve dünya kamuoyu olacaktır.

(cj)

ANHA

 


Diğer Haberler