​​​​​​​Faşist sömürgeci TC’nin NATO oyunları – Halil CEMAL

28-30 Haziran 2022 tarihleri arasında İspanya’nın başkenti Madrid’de 32. NATO toplantısı yapıldı. Toplantıda 30 üye ülkenin dışında “Asya-Pasifik Dörtlüsü” olarak tanımlanan Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve Güney Kore ile Ukrayna, Güney Kıbrıs, Gürcistan ve adaylık başvurusunda bulunan İsveç-Finlandiya delegasyonu başta olmak üzere 14 devlet temsil edildi. Toplam 44 devletin temsil edildiği toplantı sonrası, yeni “NATO Stratejik Konsept Belgesi” açıklandı.

NATO'nun son Stratejik Konsept Belgesi 2010'da kabul edilmişti. Bu belgede bugün düşman ilan edilen Rusya ile "gerçek bir stratejik ortaklık" isteği vardı. O belgede "NATO-Rusya iş birliği, ortak bir barış, istikrar ve güvenlik alanı yaratmaya katkıda bulunduğu için stratejik öneme sahiptir" deniliyor ve “konvansiyonel bir saldırı tehdidinin düşük olduğu” belirtiliyordu. Yeni belgede ise Rusya güvenliğe doğrudan ve en büyük tehdit olarak gösterildi. Toplantı esnasında farklı bir toplantı daha yapıldı. Bu da gündemin en popüler ya da gündem saptırma konusu, yani Finlandiya ve İsveç’in NATO üyelik başvurusu ile ilgili olanı idi.

NATO TOPLANTISINDA KÜRT SOYKIRIMI MUHTIRASI

Bu toplantı sonucunda İsveç, Finlandiya ve TC Dışişleri bakanlarının ortak imzasıyla 10 maddelik bir memorandum (muhtıra) yayınlandı. Bu memorandumun ilk iki ve 10. maddesi hariç diğer tüm maddeler gizli ya da açık Kürtlerle ilgilidir.

Daha sonradan bazı İsveç ve Fin yetkililerinin yaptığı farklı açıklamalar bu maddelerde gizli ya da açık ifade edilen Kürt düşmanlığını ortadan kaldırmamaktadır.  O nedenle de bu memorandum ile birlikte İsveç ve Finlandiya, NATO’nun Kürtlere karşı uyguladığı soykırım politikasına uyacağını taahhüt etmiştir. Bu taahhüt sonunda da faşist şef RTE değil NATO'nun kendisi İsveç ve Finlandiya'nın üyelik başvurusunu kabul etmiştir.

ABD VE NATO DÜNYANIN EN ETKİLİ GÜCÜ HALİNE GETİRİLDİ

Diğer ve toplantının esas konusu; ABD ve NATO’nun yeniden dünyanın en etkili gücü haline getirilmesi olmuştur. Toplantı sonrasında ortaya konulan “Stratejik Konsept Belgesi” ile de bu durum ilan edilmiştir. Bu belge ile Rusya ve Çin Stratejik düşman olarak tanımlanmıştır. ABD askeri gücünün Avrupa’daki varlığı önemli oranda artırılırken, savunma ve saldırı sistemlerinin, Rusya’nın defalarca “kırmızı çizgimiz” dediği Avrupa’daki NATO üyesi ülkelerin neredeyse hepsine konuşlandırılması karara bağlanmıştır. Yani bir anlamda NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'in hafta başında açıkladığı gibi, Mukabele Gücü'nde dönüşüm yaparak hızlı müdahaleye hazır durumdaki asker sayısını 40 binden 300 bine çıkarma planı devreye konulmuştur. Bu boyutu ile de toplantıya silah tekelleri damgasını vurmuştur denilebilir. Toplantı, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un 2019'da "beyin ölümü" teşhisi koyduğu NATO, genişleme perspektifi ve baş düşman tespiti ile etkili bir güç olma iddiası ile sona ermiştir. 

ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI’NDA YENİ EVREYE GEÇİLDİ

Toplantıda yer alan “Asya-Pasifik Dörtlüsü” aslında NATO'nun sınırlarının nereye kadar uzandığını da göstermektedir. Bu dörtlü ile Çin kuşatmasındaki ısrar ortaya konulmuştur. Yine NATO üyesi olmayan diğer devletlerin dışında Gürcistan'ın varlığı da Rusya için çalan tehlike çanlarının boyutunu ortaya koymaktadır. Bu toplantı ve sonrası açıklanan belge; Rusya, Çin ve yandaşlarına karşı Atlantik’ten Pasifik’e uzanan bir cephenin ilanı olmuştur. Yani Üçüncü Dünya Savaşı’nda yeni bir evreye girilmiş bulunulmaktadır. O nedenle de NATO sonuç belgesi savaş tamtamlarının ve savaş borusunun şiddetli bir şekilde çalınmasının ifadesi olmaktadır.  NATO ve silah tekellerinin sözcüsü olarak Jens Stoltenberg de güya güvenlik ya da totalirizme karşı demokrasi söylemi ile savaş borusunu çalmaktadır.

NATO toplantısının genel dünya ile ilgili bölümünde bu sonuçlar ortaya çıkarken Kürtlerle ilgili gibi görünen ama esasında faşist TC’nin Ortadoğu halklarına karşı işlediği suçlara devam etmesi mesajı veren boyutu da bizler açısından önemli olmaktadır.

NATO toplantısı tartışmaları İsveç-Finlandiya eksenli olarak başlamadan önce dünya genelinde faşist işgalci TC’nin suçlarına dair gündemler oluşmaktaydı. Savaş suçları, insan hakları ihlalleri, çetelere verilen destek, DAİŞ le olan ilişkiler, insan kaçakçılığı, uyuşturucu ve kara para aklama trafiğindeki rolünün yanı sıra özelinde Kürtlere karşı işlediği suçlar da gündemdeydi. Ukrayna savaşı sonrası Rus sermayesine ev sahipliği yaparak dünya piyasalarında dolaşım kolaylığı sağlaması, S-400’ler gibi konular da diğer uluslararası toplantı ya da raporlarda olduğu gibi NATO toplantısında da gündeme gelebilirdi. Serêkaniyê ve Gire Spî’nin işgalinden sonra başlatılan silah ambargoları, ABD’nin F-35 ve F-16 savaş uçakları konusunda TC’ye karşı uyguladığı ambargo gibi konular toplantının gündemine girebilirdi.

TÜRK DEVLETİNİN SUÇLARINI AKLAMA TOPLANTISI

İşte İsveç ve Finlandiya’nın üyelik konusunun tartışmaları ile bu gündem değişti. Faşist şef RTE’nin eğer bir kazanımından bahsedilecekse bu gündem değişikliğine bağlı olarak özellikle de Kürt soykırımı ve savaş suçları konusunda yeniden onay almasıdır denilebilir.

Bu konu yani faşist TC’nin Kürt politikası 70 yıllık NATO üyeliği boyunca zaten değişmemiştir. Kürtlere ve demokratik muhalefete karşı işlenen suçların tamamı NATO onayı, teşviki ile gerçekleşmiştir. Özel savaş kurumları, Kontra gerilla örgütleri, Gladio gibi oluşumlar zaten NATO patentlidir. Dolmabahçe’de kurulan mutabakat masasının devrilmesi sonrasında başlatılan soykırım saldırıları NATO çerçevesinde ele alınmadığında yanılgılı bir durum ortaya çıkar. Faşist şef RTE İspanya’da gazetecilerin sorularına yanıt verirken daha başbakan olmadan önce ABD başkanlarından Bush ile olan ilişkilerinden bahsetmiştir. Bununla aslında AKP ve Erdoğan ikilisinin bir ABD dolayısıyla da bir NATO projesi olduğunu ortaya koymuştur.

O nedenle bu NATO toplantısı Faşist TC’nin suçlarını aklama toplantısı işlevini görmüştür. Bu toplantıda sadece Kuzey ve Doğu Suriye olarak değil genel olarak Kürtlere ve halklara karşı soykırım saldırılarının pervasızca sürdürülmesinin kararı çıkmıştır. Silah ambargolarının kalkmasının başka bir izahı olamaz.  Bu kararla birlikte gerilla karşısında yenilen faşist ordu ve onun çeteleri yeniden güncellenmiş silahlarla donatılarak etkin savaş gücü haline getirilmek istenmektedir.  Bu boyutu ile NATO toplantısı Kürtler ve onun savunma güçleri karşısında bir zavallı haline düşen faşizme ve onun ordusuna bir el uzatma gereğini duymuştur. Yani NATO toplantısı Paktın doğu sınırlarında küresel güçlerin çıkarlarını koruyan güçlü bir jandarma gücü görmek istemektedir. Bu güç, elbette sadece Kürtlere karşı değil Ruslara ve İran’a karşı da konumlanmış olacaktır.

Yani Kürt düşmanlığında NATO’yu daha da aktifleştirmek isteyen faşist TC, NATO’nun kararları çerçevesinde Rusya’yı baş düşman ilan etmeye ve ona karşı tutum takınmaya zorlanacaktır. Yeni F-16’ların alımı ve mevcut olanların güncellenmesi, Kürtlere karşı verilen desteğin boyutu Rusya karşıtı tutumla bağlantılı olarak gelişeceğe benzemektedir.

NATO bu son toplantısıyla da küresel sermaye ve silah tekellerinin çıkarları çerçevesinde halklar düşmanlığını bir kez daha ilan ederken hem üye ve katılımcı ülkelerin demokratik kamuoyları ve hem de genel olarak dünya demokratik kamuoyunun tepkisi de gösteriyor ki alınan kararların uygulanmasında da ciddi problemler ortaya çıkacaktır. İsveç ve Finlandiya kamuoyu ve muhalif kesimler kararın alınmasının ilk gününden itibaren tepkilerini ortaya koymaya başladılar. Bu tepkiler giderek karar alıcıları daha fazla zorlayacaktır.

KÜRDİSTAN VE ORTADOĞU’DA KAPSAMLI SAVAŞA HAZIRLIKLI OLUNMALI

Alınan kararlarla birlikte düşman ilan edilen güçler, bu durum karşısında kendilerine uygun yeni stratejik taktik kararlara ulaşarak buna denk düşen eylem ve örgütler geliştireceklerdir. Bu da gösteriyor ki, şimdiye kadar lokal olarak süren Üçüncü Dünya Savaşı’nın çeperi daha da genişleyecektir. O nedenle başta Kuzey ve Doğu Suriye olmak üzere tüm Kürdistan ve Ortadoğu’da daha kapsamlı savaşlara hazırlıklı olmak gerekmektedir. Böylesi bir savaşta halkların yeri bellidir. Temel ittifakları da bilinmektedir.

Son iki dünya savaşının ortaya çıkardığı sonuçlar bir küresel felaket olmuştur. Bu üçüncüsünün küresel anlamda sıcak savaşa dönüşmesi dünyanın geleceği açısından geri dönülemez sonuçlara yol açacaktır. O nedenle böylesi bir sonucu engellemek için dünya genelinde barış cephesini güçlendirme mücadelesine katılırken faşist TC’nin olası işgal saldırılarına karşı başta Arap ve Kürtler olmak üzere tüm Kuzey ve Doğu Suriye halkları hazırlıklı olmalıdır.  Unutulmamalı ki kendi öz gücüne güvenen, temel müttefikleriyle bir araya gelen, doğru yerde ve zamanda gerekli ittifakları kuranlar her zaman kazanmışlardır. Zaten ancak bu temelde faşizm yenilir ve özgürlük kazanılır. Bunun imkanları da bugün her zamankinden daha fazladır.

ANHA