Gazeteci Kenan Kırkaya: HDP’ye yönelik saldırılar Şark Islahat Planına dayanıyor

HDP’ye yönelik saldırıların sebebinin tekçiliği ve diktatörlüğü savunan iktidarın HDP’yi tehdit olarak görmesinden kaynaklandığını belirten Gazeteci Kenan Kırkaya “Bu saldırılar Kürt düşmanlığından besleniyor ve kökeni ta Şark Islahat Planına kadar dayanıyor” dedi.

18 Mart 2021 Perşembe günü Türk Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının başvurusuyla Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde kapatma davası açılmıştı. Siyasi soykırım operasyonu kapsamında HDP’ye yönelik saldırılar her geçen gün artmaya devam ediyor.

Bu denli saldırıların siyasi ve kültürel yönlü olduğu değerlendirilirken, özgürlükçü halk kesimine hitap eden HDP tutuklamaların, gözaltı ve gaspların iradelerini kıramayacaklarını, halktan aldıkları destekle kanıtlamış durumda.

Konuya ilişin sorularımızı yanıtlayan Gazeteci Kenan Kırkaya, AKP faşizminin Önder Abdullah Öcalan’a yönelik ağırlaştırılmış tecrit, HDP’ye yönelik ırkçı saldırılar ve İstanbul Sözleşmesi’nin feshinin politik bir adım olduğunu kaydederek, “Birincisi bu saldırılar Kürt düşmanlığından besleniyor ve kökeni ta Şark Islahat Planına kadar dayanıyor. Murat edilen Kürt hareketini tümüyle tasfiye edilmesidir. Bunu siyaseten başaramadıkları için meseleyi karakola, mahkemeye havale ediyorlar. Bugün Türkiye’de siyasi herhangi bir davanın görüldüğü bir duruşma salonuna gidin, iddia edildiğinin aksine orada kriminal bir mesele değil, Kürt sorunun kendisi, Kürtlerin dil, kimlik haklarının tartışıldığını görürsünüz” tespitinde bulundu.

Bütün baskılara rağmen 2021 yılı Newroz’unun kitlesel bir şekilde kutlanmasını da değerlendiren Kırkaya, “Eğer Newroz’a katılım pandemi ve başka sebeplerden dolayı düşük olsaydı, “bitirdik, başardık” korosu harekete geçecek ve bunun propagandasını yapacaktı. Ancak Newroz meydanları bir kez daha yanıldıklarını gösterdi. Yani aslında Newroz “Kürtleri bitirdiğini” düşünen akıl için büyük bir hayal kırıklığı ve hüsrana dönüştü” diye belirtti.

Önder Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin Türk faşist devlet tarafından mutlaklaşmasına ve son dönemlerde Önder Öcalan hakkında çıkan iddialara ilişkin konuşan Gazeteci Kenan Kırkaya sözlerine şunları ekledi: “İktidar 2013-2015 tarihleri arasında Öcalan’ın toplumu demokrasiye doğru yönlendirme gücünü gördü ve bundan korktu. Öcalan konuştukça devrede oldukça zemin kaybettiğine tanıklık etti. Tecrit tam da bu yüzden devreye girdi. Yani Öcalan konuştukça küçülen iktidar Öcalan’ı susturarak palazlanacağını hesapladı.”

Sorularımızı yanıtlayan Gazeteci Kenan Kırkaya ile söyleşinin devamı şu şekilde:

OPERASYON VE SALDIRILAR SİYASİDİR

HDP’ye yönelik tutuklama ve gözaltıların hukuki boyutunu değerlendirebilir misiniz?

Sorunuz fazla naif. Çünkü saldırıların hiçbirinin hukuki bir boyutu, alt yapısı ve gerekçesi yok. Bu operasyon ve saldırıların tamamı siyasidir. Hukuk ve yargı dedikleri iktidar sahiplerinin acıktıklarında yedikleri puttur. Sistemi meşrulaştırma, topluma hakim kılma aparatlarıdır. Yargı, Türkiye’de siyasi iktidar ve devlet elitleri tarafından her zaman siyasi gücü tahkim etmenin, muhalefeti sindirmenin ve baskı altına almanın aracı olarak kullanıldı. Ama hiç bu kadar ele ayağa düşürülmemişti, hiç bu kadar açık bir şekilde aparata dönüştürülmemişti.

Söz konusu siyasi saldırıların pek çok sebebi var kuşkusuz. Birincisi bu saldırılar Kürt düşmanlığından besleniyor ve kökeni ta Şark Islahat Planına kadar dayanıyor. Murat edilen Kürt hareketini tümüyle tasfiye edilmesidir. Bunu siyaseten başaramadıkları için meseleyi karakola, mahkemeye havale ediyorlar. Bugün Türkiye’de siyasi herhangi bir davanın görüldüğü bir duruşma salonuna gidin, iddia edildiğinin aksine orada kriminal bir mesele değil, Kürt sorunun kendisi, Kürtlerin dil, kimlik haklarının tartışıldığını görürsünüz. Dolayısıyla Türkiye’deki mahkeme salonları Kürt sorunun tartışıldığı arenalar haline dönüşmüştür. İkincisi Kürt hareketi ve dinamiği Türkiye’de demokrasinin hem turnusolü hem de temelini oluşturmaktadır. Yani HDP demokrasi, barış ve özgürlüğü temsil ettiği için tekçiliği, diktatörlüğü savunan iktidar tarafından tehdit olarak görülüyor. O yüzden HDP hedeftedir.

Üçüncüsü HDP’ye saldırarak iktidar toplumun diğer kesimlerine, “bana itiraz etmeyin, biat edin, biat etmeyenin hali budur” diyerek mesaj veriliyor. Kayyım meselesinde biz bunu açık bir şekilde gördük. Milliyetçilik zehriyle toplumun uyuşturulan bir kesimi Kürtlere ve onları temsil eden değerlere yönelik saldırıları alkışladığı ya da en iyi ihtimalle sessiz kaldığı için Kürtlere saldırmak iktidarlar açısından daha kolay hale geliyor. Fakat bu saldırılar günün sonunda dönüp dolaşıp bütün toplumu hedef alıyor.

GERGERLİOĞLU ABDEST ALDIĞI SIRADA DARP EDİLDİ

Dokunulmazlığı kaldırılan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu polisler tarafından darp edildi. Sizce Sayın Gergerlioğlu neden hedef alındı?

Nedeni çok açık. Gergerlioğlu, meclise girdiği günden beri hem HDP’li kimliğiyle hem de İnsan Hakları Savunucusu kimliği ile gadre uğrayan kim varsa hepsinin sözcülüğünü yaptı. Çıplak aramayı, hak ihlallerini, kaçırmaları gündeme taşıdı. Mazlumun, mağdurun yanında yer aldı. Üstelik bunu Türk kimliği ile yaptı, HDP içinde yer alan bir mütedeyyin, bir dindar olarak yaptı. Dindarlığı siyasal araç haline getiren iktidarın gerçek yüzünü teşhir etti. Başörtülü kadınların karakollarda çıplak aramaya maruz kaldığını gündeme taşıdı. Zaten o yüzden kendisini “dindar ve mütedeyyin” olarak lanse eden iktidar tarafından sabah namazı kılmasına izin verilmeyerek, abdest aldığı sırada, 90’lı yılların görüntülerini aratmayacak şekilde gözaltına alındı. Üstelik darp edilerek. Bununla aynı zamanda Kürtlerle ve HDP ile ortak hareket eden vicdan sahibi Türklere, farklı kimliklere de gözdağı verilmek istendi.

Türkiye koşullarında ekonomik kriz yaşanırken sosyal medya hesaplarında AKP-MHP milletvekillerinin uygunsuz harcama görüntüleri yansıyor. Sizce bu durumun toplumdaki yansıması nasıldır?

Durum ortada. Bunca açlık ve yoksulluk varken, bu görüntülerden rahatsız olmamak sadece psikolojik bir rahatsızlıkla ifade edilebilir. Üstelik bunların hiçbiri ilk kez yaşanmıyor; daha önce de yolsuzluk, haksız kazanç ve eşitsizliğe ilişkin çok sayıda görüntü yansıdı kamuoyuna. Toplumda elbette bütün bu yaşananlara ilişkin ciddi bir tepki var. Fakat toplum öylesine zapturapt altına alınmış ki tepkisini dile getiremiyor. İnsanlar çaresizlikten intihar ediyor, bedenini ateşe veriyor. Bütün bunlar Türkiye’de yaşanıyor ve aslında bundan daha büyük tepki olamaz. Fakat iktidar eline geçirdiği güçle, medya kuruluşlarıyla bir şekilde bu algıyı manipüle etmeyi, tepkiyi farklı yönlere yönlendirmeyi de başarıyor. Kürt halkına, diline ve kültürüne yönelen lümpen milliyetçiliğin nedenlerinden biri de toplumdaki asıl tepkinin manipülasyonla farklı kanallara yönlendirilmesinden kaynaklanıyor.

NEWROZ İKTİDARI YANILTTI

Yıllardır Kürtlerin Bakure Kurdistan ve Türkiye bölgelerinde Newroz Bayramı’nı kutlamasına çeşitli bahanelerle engeller çıkaran AKP, bu yıl tüm merkezlerde kutlamalara izin verdi. Sizce bunun altında yatan siyasi hesap nedir? Ve nitekim Newroz sonrasında da kutlamalara katılan onlarca kişi gözaltına alındı. Bu durumu nasıl değerlendirmek gerekir?

Bunun birkaç nedeni vardı. Yıllardır uyguladığı şiddet ve saldırı politikası sonrasında iktidar bir şekilde Kürt toplumunun reflekslerini ölçmek istedi. Ankara’da bir kesim “bitirdik, başardık” masallarıyla Kürtlerin gerçekten hak, özgürlük taleplerinden vazgeçtiğine, vazgeçebileceğine inanmaya başladı. Kendi yalanlarını gerçek sanmaya başladılar. Eğer Newroz’a katılım pandemi ve başka sebeplerden dolayı düşük olsaydı, “bitirdik, başardık” korosu harekete geçecek ve bunun propagandasını yapacaktı. Ancak Newroz meydanları bir kez daha yanıldıklarını gösterdi. Yani aslında Newroz “Kürtleri bitirdiğini” düşünen akıl için büyük bir hayalkırıklığı ve hüsrana dönüştü.

İkincisi, insanlar alanlara çıksa bile daha “makul ve kabul edilebilir” bir ölçüye çekilebileceği yanılsamasını yaşıyordu iktidarın bir kesimi. Mesela Newroz’dan hemen önce Öcalan ile ilgili yeniden dolaşıma sokulan tehlikeli söylentiler de bunun göstergesiydi. Yani eğer Newroz’da daha “liberal” bir görüntü ortaya çıkmış olsaydı, Kürtlere sahte muhataplar ve siyasi kimlikler dayatılacaktı. Zaten bir süredir “yeni Kürt partilerini kurma” arayışlarını da gizlemiyorlar. Ancak Kürtler bu konuda da kendi değerlerinden vazgeçmediğini aynı çizgide olduğunu sadece iktidara değil bütün dünyaya gösterdi.

SALDIRILAR BİRBİRİYLE BAĞLANTILI

HDP’nin kapatılma davası, İstanbul Sözleşmesi’nin feshi ve Önder Öcalan hakkında çıkan iddialar birbiriyle bağlantılı mıdır? Bu gelişmeleri nasıl değerlendirmek gerekir?

Elbette hepsi birbiriyle bağlantılıdır ve hepsinin üst üste gelmesi de tesadüfi değildir. Birincisi tecrit ve Öcalan’a yönelik saldırı, İmralı’yı susturma girişimi otoriter bir yönetim kurma arayışıyla ilgilidir. İktidar 2013-2015 tarihleri arasında Öcalan’ın toplumu demokrasiye doğru yönlendirme gücünü gördü ve bundan korktu. Öcalan konuştukça devrede oldukça zemin kaybettiğine tanıklık etti. Tecrit tam da bu yüzden devreye girdi. Yani Öcalan konuştukça küçülen iktidar Öcalan’ı susturarak palazlanacağını hesapladı. Şimdi bu demokratik arayışın pratik siyasi aracı olan HDP’yi kapatmak istiyorlar. HDP’yi susturarak önlerindeki en büyük engelden kurtulacaklarını sanıyorlar. Sonrası malum. Boğaziçi Üniversitesine kayyım, İstanbul, Ankara gibi kaybettikleri belediyelerde yetki gaspı, kadınlara yönelik topyekun saldırı. Yani iktidar açısından da toplum açısından da mesele bir bütündür. İstanbul Sözleşmesini savunmanın yolu Kayyımlara karşı çıkmaktan, emeğin hakkını savunmanın yolu İmralı tecride karşı ses yükseltmekten geçiyor. Biri olmadan bir diğerinin olması mümkün değil.

ANHA


Diğer Haberler