Geldiler ve Gördüler.. ANALİZ

HALİL CEMAL

9 Ekim 2020 ‘de Bağdat’da Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi başkanlığında Şengal konusunda bir karara varılması için bir toplantı yapıldı. BM Genel Sekreteri’nin Irak temsilcisi Jeanine Hennis, KDP heyeti ve bazı  Ezidi temsilciler katılarak yönetim, güvenlik, yeniden inşa gibi başlıklar altında “Şengal Yol haritası” üzerinde bazı kararlara ulaşıldı.

12 Ekim 2020 tarihinde de Hewlêr’de Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih’in de yer aldığı bir toplantı gerçekleştirildi. Toplantıya Neçirvan Barzani ve Mesrur Barzani ile birlikte Bölge Başkan yardımcısı  Mustafa Seyid Kadir de katıldı.

Şengal Antlaşmasına karşı başta Şengal halkı ve kurumları olmak üzere Êzidilerin büyük çoğunluğu kendilerine dayatılan ve yeni bir ferman anlamına gelen tüm karar ve uygulamalara Kabul etmeyeceklerini beyan ettiler /ediyorlar. Yani Êzidîler ve dostları bu antlaşmayı DAİŞ’in yapamadığını tamamlamak olarak nitelendirdiler. Şengal’i DAİŞ işgalinden kurtarmak ve Êzidîlere karşı başlatılan soykırıma son vermek için mücadele eden başta PKK olmak üzere tüm KCK bileşenleri ve Kuzeydoğu Suriye güçleri bu antlaşmayı yeni bir soykırım olarak niteleyerek karşı olduklarını açık bir şekilde beyan ettiler. Yine antlaşma kapsamında hedef olarak gösterilen Haşdi Şabi güçleri de bu antlaşmaya karşı olduklarını açık bir şekilde ifade etti.

Faşist AKP/MHP çete hükümeti antlaşmayı desteklediklerini ve uygulamayı görmek istediklerini belirtirken, anlaşmanın bileşenleri olan BM, ABD, Fransa, Almanya  memnuniyetlerini ifade ederek gereklerinin bir an önce yerine getirilmesini istedi. Esas olarak ABD’nin TC ile birlikte ortak dayatması sonucunda ortaya çıkan bu antlaşmanın nasıl hayata geçeceği konusu gündemdeki yerini korurken Hewlêr/Ankara arasında antlaşmanın uygulanması konusu üzerinden görüşme süreci başladı. Faşist AKP/MHP çeteleri ile KDP arasında yapılan görüşmelerde sadece Şengal değil Mexmur, Medya Savunma alanları ve Rojava Kürdistan’a yönelik saldırıların biçimi ve kapsamı gibi konularda ele alınmaya başlandı. İşte bu görüşmelere paralel olarak da Bağdat hükümetinin Şengal antlaşması cercevesinde atmış oldukları adımları “göz boyama” olduğunu ifade eden açıklamalar da KDP çevreleri tarafından dillendirilmeye başladı.

9 Ekim 2020’den 19 Ocak 2021’e kadar geçen süreçte antlaşmanın uygulanmasına ilişkin atılan adımları  yeterli görmeyen faşist AKP/MHP çete iktidarı, Bağdat ve Hewlêr’e bir savaş heyeti gönderdi. Savaş Bakanı Hulusi Akar’ın yanında İşgal güçlerinin sözde komutanı ile MİT başkanı öncülüğünde gerçekleşen bu ziyaret sonrası oldukça hareketli günler yaşandı. Bağdat’ta iktidar ve devlet protokolü ile karşılanan heyet, Hewlêr’de  ise hükümet yetkililerine yerine sadece Barzaniler ile görüştü. Görüşme sonrası Kazımi hükümetinden  istediği desteği alamayan MİT,  Bağdat’ta bombalar patlatıp onlarca insanı katlederek Irak hükümetini tehdit etti.

Bu görüşmeler ile birlikte KDP “Roj” ve “Gulan” güçlerini Medya Savunma alanları etrafında konuşlandırmaya başladı. Mexmur ambargosu sıklaştırıldı ve Mexmurlulara yönelik saldırılar artırıldı. Faşist çete başı Erdoğan ve aveneleri de “bir gece ansızın gelebiliriz” şarkılarını söyleyerek yoğun bir psikolojik savaş sürecini başlattı. Aslında bu şarkılar yaşanan bir yalnızlığın da ifadesi idi. Çünkü faşist güruh KDP ve Kazımi hükümetinin bu şarkı eşliğinde saldırıya öncülük etmesini beklerken kendisi bu görevi icra etmek zorunda kaldığını da itiraf etmiş oluyordu.

Faşist çete başı Erdoğan, 10 Şubat Çarşamba günü bir müjde vereceğinin reklamını bir kaç gün önceden yaptı. Ve o Çarşamba sabaha doğru Güney Kürdistan’da Medya savunma alanları içinde yer alan Gare dağına işgal saldırısı başladı. 10 Şubat 2021 Çarşamba saldırısı ile sonuç alamayan faşist şef 2023 yılında “aya çıkma” müjdesi verdi. Çünkü Garê’yi işgal eden güçler HPG gerillalarının sert direnişi sonucunda önemli oranda imha olmuştu. 40 dan fazla uçak bombardımanı, onlarca SİHA ve helikopter saldırısı eşliğinde indirilen işgalciler bir anda kurtarmalık duruma düşerek ancak 4 günlük bir çaba sonunda “bir gece ansızın“ geldikleri gibi gizlice kaçmak zorunda kaldılar. Bu konuda HPG anlık olarak gelişmeleri kamuoyu ile paylaştı. Kürt ve demokratik kamuoyu faşizmin dezenformasyonuna karşı HPG Basın İrtibat Merkezi tarafından anlık olarak bilgilendirildi.  Yani işgale karşı sadece askeri değil iletişim sahasında da bir direniş yaşandığı için faşist AKP/MHP çeteleri gerçekleri karartamadı.

O nedenle de faşist çete güruhu büyük umut ve hayallerle başlattıkları bu saldırının hüsranla sonuçlanmasını gizlemek için yeni bir yalan furyası başlattı. Garê’nin tümünü işgal etmek isteyen Faşist çetelerin aynı zamanda bu saldırıda özel bir görevi de vardı.

HPG’nin elinde bulunan esirlerin bulunduğu kamp da Garê’de bulunmaktaydı. Ve bu esirler yüzünden Faşist AKP/MHP çetelerinin başı sürekli ağrımaktaydı. O nedenle bu sorunu çözmenin tek yolu  kökten halletmek oluyordu. Yani esirlerin katli. Bu anlamda Hulusi Akar ve çeteleri bu saldırının amacına uygun olarak bir görevi eksik de kalsa başarı ile tamamlamış oldu.  HPG esirlerin bir kısmının kurtarıldığı açıklamasını yaptığı için eksik bir başarı demek gerekiyor. Ne işgal gerçekleştirilebildi ne de esirler tümüyle öldürülebildi. Yani verilecek bir müjde yoktu. O nedenle faşizmin yalana dayalı kara propagandası devreye girdi. Faşizmin borazanlığını yapan yayın organları silahsız sivil vatandaşların katlinden bahsetmeye başladı. Evet ortada bir katliam var. Sorumlusu da saldırı emrini veren ve saldırıyı yönetenlerdir. Yani faşist şef Erdoğan ve Hulusi Akar’dır. HPG, saldırının başladığı ilk günden itibaren esirlerin bulunduğu kamp yoğun saldırı altında diye açıklama yaptı. Esir aileleri “saldırıyı durdurun” diye çağrı yaptı. 

Sonuç olarak AKP/MHP faşizmi iktidar tarihinin en büyük yenilgisini aldı. Alman Nazilerinin propaganda Bakanı Gobbels’in “Yeterince büyük bir yalan söyler ve onu tekrar etmeye devam ederseniz, insanlar sonunda ona inanmaya başlayacaklardır” sözünden yola çıkan Faşist diktatörlük “aya çıkacağız” yalanını yetersiz görerek yenilgisini gizlemek için daha büyük bir yalana sarılarak esirlerin katlini HPG üzerine atmaya çalışmaktadır. Havuz medyası da bu yalanı tekrar tekrar vererek özel savaşın bombardımanı altında toplumu inandırmak istemektedir. Yani düşman askeri saldırı ile alamadığı sonucu basın üzerinden yaratacağı algı üzerinden almak istemektedir. Göbbels’in ruhu havuz medyasında yeniden canlanırken toplumsal bir hafızanın ürünü olan “güneş balçıkla sıvanmaz” ya da “yalancının mumu yatsıya kadar yanar ” özdeyişleri de akıldan çıkarılmamalıdır.

Bu 15 Şubat gününe Kürtler için yeni bir kara haberle girmek isteyen faşist düşman Garê’den Şengal’e doğru başlatmak istediği işgalle ‘Bağdat’a pirince giderken evdeki bulgurdan” olmuştur. Bulguru kaybetmenin sonuçlarının ne anlama geldiğini önümüzdeki günlerde tüm boyutları ile göreceğiz. Bir önceki yazımızda “gelecekleri varsa görecekleri de var” demiştik. Evet geldiler ve gördüler. Ama halk arasında “kuyruk acısı” diye bir deyim de vardır. Faşist içişleri bakanı Soylu bu acıyı çok fazla hissetmiş olacak ki öfke kusmaktadır. Her ne kadar “keskin sirke küpüne zarar” verse de bu gözü kara öfkenin faşizmi daha saldırganlaştırabileceğini de akıldan çıkarmamak gerekir.

 Garê zaferinin sonuçları da göstermiştir ki direnmek için tüm hazırlıklarını önceden tamamlamış umutlu ve inançlı olan güçler düşmanın devasa gücüne rağmen onu yenmeyi başarabilir. Kürt halkı ve gerillaya bu başarma gücü ve inancını kazandıran Önderliğimizin özgürlüğünü mutlaka sağlamak önümüzdeki dönemin temel görevi olmalıdır.

ANHA