Gelecekleri varsa görecekleri de var-ANALİZ

HALİL CEMAL

Faşist TC heyetinin 18 Ocak’ta başlayan Bağdat ve Hewler ziyareti sonrası ortaya çıkan gelişmeler, aynı zamanda ziyaret sorasındaki görüşmelerin içeriği ve tarafların yaklaşımı konusuna da açıklık getiriyor. 

Bağdat ve Hewler'de yapılan görüşmelerin arkasından yapılan açıklamalar,  PKK’nin Güney Kürdistan’daki varlığı, Maxmur kampının durumu ve Şengal’in konumu temel tartışma konusu olduğunu göstermektedir. Aslında sadece Güney Kürdistan değil, Kuzey ve Doğu Suriye ve Kuzey Kürdistan’da yaşanan gelişmeler, faşist AKP-MHP iktidarının temel tehdit olarak Kürt varlığını görmeye devam ettiğini göstermektedir. Ve faşist TC askeri heyetinin Bağdat-Hewler ziyareti de Kürt soykırımındaki ortak arama çabasının bir sonucu olmaktadır.

Görüşme sonrası Bağdat yetkililerinin yaptığı açıklamalar ve 21 Ocak’ta Bağdat’ta 32 kişinin ölümüne neden olan katliam faşist TC heyetinin istediği sonucu alamadığını ortaya koymaktadır.  Hewler’de yapılan görüşmelerin sonrası yapılan açıklamalar da daha ziyade ekonomik ilişkiler üzerinden görüşmelerin yapıldığına işaret etmektedir. Fakat KDP yetkililerinin ve faşist diktatör Erdoğan’ın açıklamalarından da anlaşıldğı kadarıyla daha çok Şengal üzerinde bir planın olduğu ortaya çıkmaktadır.

Faşist heyet Bağdat ve Hewler’e giderken aslında Irak ordusu ve Peşmerge güçlerini Şengal ve Medya savunma alanlarına saldırtmayı planlıyordu. Onlara ‘siz saldırın, biz de size destek olalım’ şeklinde bir dayatmayı esas alıyorlardı. Ama istenilen sonuç ortaya çıkmayınca Bağdat’ta DAİŞ eylemi denilen bir katliam MİT tarafından düzenlendi. Kerkük’te yine MİT tarafından organize edilen Türkmen çeteleri MHP’nin bozkurt işaretini yaparak katliamı kutladı. Ve en son Faşist diktatör Erdoğan “bir gece ansızın gelebiliriz” diyerek olası Şengal saldırısının mesajını verdi. Bu arada KDP basını da “PKK tehdidi yüzünden Şengal halkı köylerine dönemiyor” şeklinde bir haberi servis ederek, asıl tehditi gözlerden saklamaya çalışarak olası bir faşist işgal saldırısına haklılık göstermeye çalıştı.

Bütün bunlar faşist heyetin Bağdat-Hewler görüşmeleri sonrasında gerçekleşirken asında görüşmelerin Kuzey ve Doğu Suriye bağlantısının da olduğunu gösteren haberler gündeme girdi. Doğal olarak işin içinde KDP ve TC görüşmeleri olunca bu müzakerelerden Rojava’yı tehdit eden bir sonucun ortaya çıkması da kaçınılmaz oluyor.

Bütün bu gelişmelerden nasıl bir sonuç ortaya çıkarılabilir?

Faşist AKP/MHP iktidarları ve Yeni Osmanlıcı hükümetler döneminde özellikle de ABD’nin Irak müdahalesi sonrasında başta Irak ve Suriye olmak üzere tüm islam dünyasında MİT bağlantılı örgütlenmeler ve eylemler ortaya çıkmaya başladı. Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde geliştirilen bu örgütlenme ve eylemler sadece İslam dünyasını değil, başta Avrupa olmak üzere tüm dünyayı etkisi altına aldı.  Yani Büyük Orta Doğu Projesi’nin ‘eşbaşkanı’  olan faşist diktatör için bu proje Osmanlı rüyasının gerçekleştirilmesinin kapılarını aralamış oldu.  Bu durumun Irak ve Güney Kürdistan’daki yansımaları bilinmektedir. Libya ve Suriye iç savaşında Faşist iktidar rolünü en üst düzeyde oynarken, bunu Yeni Osmanlı rüyasının sıçrama tahtasına dönüştürdü. Bu temelde Büyük Ortadoğu Projesi için örgütlenip eyleme geçirilen başta DAİŞ olmak üzere ÖSO, El Nusra ve türevleri gibi yapıların kontrolünü MİT önemli oranda ele geçirerek Yeni Osmanlıcılığın hizmetine koştu.

Suriye’de YPG ve giderek QSD askeri güçleri ve Şengal’de HPG ve YBŞ güçlerinin DAİŞ’e vurduğu darbe sonucunda Faşist TC devleti bu araçları kullanamaz duruma geldi. O nedenle Efrin, Gre Spi ve Serêkaniyê işgallerinde olduğu gibi direk kendisi işgalci güç pozisyonuna girdi. Kuzey ve Doğu Suriye ve Şengal’de iradeleri kırılmış çeteleri TSK koruması altında işgal savaşlarına sürdü. Bu durum Kuzey ve Doğu Suriye’de ve başka ülkelerde başarı gibi görülen işgallerin aslında vekalet savaşları döneminin TC’nin yenilgisiyle sona erdiği anlamına geliyordu. Bu dönemin sona ermesi faşist AKP/MHP iktidarının kendi müttefiklerini de zorlaması demek oluyordu.

O nedenle faşist iktidar Karadağ ve Libya örneğinde olduğu gibi uluslararası hukuka göre de meşruiyeti olan güçlerle ilişki halinde bir saldırı/yayılma savaşı yürütmeye başladı. Bu yeni taktiğin Irak ve Suriye’ye yansıması anlamına gelen son Bağdat-Erbil ziyaretinden de aslında bu taktiğin de boşa çıktığı sonucuna varılabilir. Çünkü faşist/işgalci ve Kürt/halk düşmanı AKP/MHP iktidarı Irak’ın yasal güçleri olan Bağdat Hükümeti ve Güney hükümetini öne sürerek Şengal’de ve Güneyin birçok bölgesinde genel bir saldırı süreci başlatmak istedi. Bu olmayınca Faşist şef Erdoğan “bir gece ansızın Şengal’e girebiliriz” demek zorunda kaldı.  KDP basını da Erdoğan’ın bu açıklamayı yapmasını sağlamak için Şengal’deki PKK tehditinin köye dönüşleri engellediği şeklinde haberler yapmaya başladı. Yani faşist AKP/MHP iktidarı bir anlamda da mayın tarlasına sürülen eşek pozisyonuna düştü. Faşist iktidarın medyası savaş naraları atarak eşeğin bir an önce mayın tarlasına girmesini sağlamaya çalıştı.

Ve Rojava Kürdistanına yönelik saldırı hazırlıkları da bu aşamada gündeme geldi.

Şengal ya da Rojava’ya yönelik böylesi bir işgal saldırısı faşist TC ve müttefiki için ne anlama gelebilir?  Faşist TC resmi güçleri öne sürerek kendisine siper olmalarını sağlayarak işgallerini gerçekleştirmek istemektedir. Ama Kuzey ve Doğu Suriye ve Şengal’in de bir meşruiyetinin olduğunu görmemesi gözü kara bir Kürt düşmanlığının göstergesidir. Bu meşruiyet hava saldırıları ya da işgallerde yeterince fark edilmemiş olabilir. Ama şimdi konjonktürel durum hiç de bir yıl öncesine benzememektedir. Kürtler dört parça Kürdistan’da ağır bir saldırı altındadır.  Ama buna rağmen amansız bir direniş içinde demokratik dünya kamuoyu ve siyasal çevrelere ulaşmayı başarmıştır. KDP’nin ve faşist TC’nin ulusal birlik önündeki engellerine rağmen pratikte Kürt halk birliği ve siyasetler arası birlik konsepti oluşmuş bulunmaktadır.

Diğer yandan ABD başkanı Trump’un seçimleri kaybetmesi ile faşist şef Erdoğan önemli bir müttefiğini ya da dostunu kaybetmiş bulunmaktadır.  Önce Beşiri, şimdi Trump ve bir süre sonra Merkel dönemlerinin sona erecek olması AKP/MHP faşizmini de zayıflatacaktır. Türkiye siyasetinde başlayan erken seçim tartışmaları  ve  ortaya çıkan kamuoyu tepkileri, yapılan anketler faşist iktidarın sonunun yaklaştığının birer göstergesidir. Yani “bir gece ansızın” ya da güpegündüz bu hükümetin başına ne geleceği bilinmemektedir. Özcesi yaşanan bu belirsizlikler ortamında Faşist TC bulanık suda balık avlamaya çalışmaktadır.  Kurdun dumanlı havayı sevmesi gibi hareket etmek istemektedir. Fakat ne dünya, ne bölge ve ne de Kürtler kadar tüm bölge halkları eskisi gibi değildir. O nedenle ister Şengal, ister Maxmur ya da İsterse Rojava’nın herhangi bir yeri olsun faşist TC’ nin olası saldırılarına karşı verilecek en iyi yanıt “gelecekleri varsa görecekleri de vardır”  demek olmaktadır. Özgürlüğe susamış bir halkın öz savunma refleksinin ne olduğunu bu işgal saldırılarında açığa çıkarmak Devrimci halk savaşı’nın bir gereği olmaktadır. Kobane ve Efrin direnişleri devrimci halk savaşı ruhunun nasıl olması gerektiğini göstermiştir. Haftanin direnişi ve Şengal halkının inançlı duruşu düşmanı sadece durdurmak değil yenmenin de mümkün olduğunu bizlere göstermektedir. Kuzey ve Doğu Suriye şehitlerine laik olmanın ve onların özlemlerini gerçekleştirmenin sözü olarak “devrimi Koruma ve Özgürlüğü Sağlama zamanıdır” diyeyerek işgale karşı hazırlıklı olmak yurtsever olmanın temel göstergesidir.

ANHA

 

 


Diğer Haberler