İdlib ve Keseb’de Türk devleti ve çetelerinin savaş suçları-1

Durzi, Hristiyan, Alevi, İsmaili, Kürt, Arap halklarının bir arada yaşadığı, Osmanlı’dan bu yana Türkler ve onlara bağlı çetelerin zulmüne uğramış iki yerleşim yeri İdlib ve Keseb.  Bu iki kentte yaşayan inanç toplumları ve halklar katliama uğratılıyor, zorla göçertilerek bölge asimilasyon ve işgal politikalarının hedefi haline getiriliyor. Katliam, inanç merkezleri yıkma, zorla Müslümanlaştırma, işte Türk devletinin çeteler eliyle bölgede işlediği savaş suçları.

Keseb, Suriye’nin kuzeybatısında sahil şeridinde Akre Dağı eteklerinde yer alan, doğal güzelliği, uygarlıkları ve kadim tarihi ile bilinen bir kent. Ermeni-Hristiyan halkların dokusunun hakim olduğu kent, tarih boyunca Türk devletinin katliamlarına maruz kalmış  ve hala soykırım politikalarının hedefinden yer alıyor.

1915’de binlerce Ermeni’yi katlettiler

Keseb’in tarihine bir göz atarsak, Osmanlı’nın kentte ilk katliamı Nisan 1909 yılına denk geliyor. Kent merkezi yakıldı ve 161’den fazla Ermeni yaşamını yitirdi. 1915 Ermeni Soykırımı döneminde Osmanlı ordusu kentin 5 gün içinde boşaltılması talimatını verdi. Halk buna karşı çıkarak direniş başlattı, direnişin kırılması ardından 5 binden fazla Ermeni katledildi. Kalanlar isen Ürdün ve Lübnan’a sürgün edildi. Katliamdan kurtulan ve sürgünden kurtulanlar ise 1920’de yine bir saldırıya maruz bırakıldı ve bu dönemde kentte onlarca Ermeni yine katliama uğratıldı.

Osmanlı ve devamında Türk devletinin her dönem hedefi olan Ermeniler, 1938’de İskenderun Sancağı (Hatay) Suriye’den koparılınca Hatay’dan kaçarak, Keseb’e göç etmek zorunda kaldı. İnsanlar canını kurtardı ama geride kalan Ermenilerin malları ve mülkleri ise Türk devleti tarafından talan edildi.

Keseb yine Türk devletinin hedefinde

Yaşatılan katliamlar hafızasında hala taze olan Keseb, 22 Mart 2014’de bu kez Türk devleti destekli El Nusra, Ensar İslam ve Ebu Musa El Şişani ile Ebu Muslim El Şişani komutasındaki Qoqaz’dan çeteler tarafından yeniden saldırıya maruz kaldı. “Enfal savaşı” adını verilen kanlı saldırıya Türk istihbaratı da ağır silahlar ve hava desteğiyle katıldı.

Saldırıların yaşandığı günlerde; Franse 24 televizyon kanalı, Türk ordusuyla çete gruplarının koordineli bir şekilde saldırı gerçekleştirdiğine ve Suriye rejimi uçaklarının Türk devleti tarafından engellendiğine dair bir haber yayınladı. O dönem, Suriye rejimine ait bit uçak, Türk devleti tarafından vuruldu.

Saldırı sonucunda yaklaşık 900 Ermeni aile Keseb’den göç etmek zorunda kaldı. Çeteler kaçamayan yüzlerce Ermeni’yi tutukladı, evlere, kiliselere büyük zarar verdi. Dünya Ermeni Cemaati Keseb’e ilişkin yaptığı açıklamada, uluslararası topluma Türk devletinin yaptıklarına karşı Ermenileri korumaları çağrısı yaptı.

İdlib’de 15 bin Hristiyan kayıp

İdlib’de, Cisir El Şiğur’da, El Cidida, El Xesaniya, El Yakubiye, El Qiniya ve El Heloz bölgelerinde Hristiyan nüfusu 2010 sayımlarına göre 15 bine yakındı.

Hristiyanlardan sonra İdlib’de Durziler üçüncü büyük nüfusu oluşturuyor. Durziler özellikle Harim yakınlarındaki Simaq Dağı çevresindeki Qelb Loza, Kfer Kibla, Benabil, Bişendlinti, Maris, Hellah, Tiltifa, Koko, Bilendilya ve Kefer Maris gibi köylerde yaşıyorlar ve bölgede 10 bin civarında bir nüfusu olduduğu tahmin ediliyor.

2012 yılında Hristiyanlar Türk devleti destekli ÖSO çeteleri tarafından hedef alınmaya başladı. Binlerce Hristiyan Suriye’nin diğer kentlerine ve Lübnan’a göç etti. 2013 yılında DAİŞ çeteleri Cisur El Şiğur’u işgal ettiğinde kiliseleri, inanç merkezlerini ve mezarlıkları yıktı. Bölgedeki tüm Hristiyanlar göç etmek zorunda kaldı. 2014 yılı sonlarında El Nusra çetelerinin bölgeyi işgali ile Hristiyanların maruz kaldığı zulüm en üst seviyeye ulaştı. Türk devleti destekli çete grupları, Hristiyanlara katliam uyguladı.

İdlib’den göç edenler, Türk devleti destekli terörist grupların savaş suçlarını bir bir anlattı. Kafa kesme, çok sayıda kadının kaçırılması, din insanları rahip ve rahibelerin kaçırılması görgü tanıklarının anlattığı Türk devleti destekli teröristlerin suçlarından bazıları. İnsan hakları örgütleri sağlıklı veri oluşturamadığı için savaş suçlarının istatistikleri tutulamıyor ve kaç insanın kaçırıldığı hala bilinmiyor.

Terörist gruplar ayrıca, El Qiniya ve El Xesaniye’de 33 kiliseyi, El Qiniya’da Meryem Ana ve Gower Geoss heykellerini yıktı. Kasım 2013’te Türk devletine bağlı terörist gruplar El Xesaniye köyünde Rum Ortodoks Kilisesi’ni toplu mezara çevirdi. 2015’te Cind El Eqsa grubu Meryem Ana Kilisesi’ni yıktı. Ayrıca Qeleb Loza köyündeki tarihi kilise de çeteler tarafından ahır olarak kullanıldı.

Diğer yandan açık bir şekilde Türk devletinden destek alan Heyet Tehrir El Şam (El Nusra) İdlib’de Hristiyanların tüm mal varlıklarına el konulması; Hristiyanlara ait mal varlıklarını elinde bulunduranların cezalandırılacağı, bunları teslim etmeleri ya da her ay vergi vermeleri yönünde karar çıkardı.

Simag Dağı: Durzilere ya katliam ya asimilasyon dayatılıyor

Suriye devriminin başından beri sömürgeci politikalarını hayata geçirmek için her türlü yöntemi deneyen Türk devleti, Uygurluları, El Nusra, İslami Türkistan gibi gruplara koyarak bölgeye yerleştirmeyi hedef edindi. Türk devletinin bu politikasından en büyük zararı görenler ise İdlib’deki Durziler oldu. 10 Haziran 2015’te El Nusra çeteleri Simag Dağı yakınlarındaki Qeleb Loza köyünde Durzilere büyük bir katliam uyguladı. Abdulrahman El Tunusi adlı çetenin yönettiği saldırıda 40’tan fazla Durzi katledildi, Durzi çocuklar askeri ve dini eğitimlere götürüldü.

Diğer yandan El Nusra çeteleri Simag Dağı çevresindeki köylerdeki kadınlarla evlenip onları zorla Müslümanlaştırmak istedi. Ancak bölgedeki Durzilerin karşı çıkması üzerine çeteler bölgede katliam gerçekleştirdi, tüm mezarlıkları yıktı. Suriye’nin diğer kentlerine ve Lübnan’a göç eden Durzilere göre, çeteler ‘Durzilerin öldürülmesi helaldir’ diyerek çok sayıda kişiyi katletti.

DAİŞ çeteleri de Durzilere ‘ya katliam ya asimilasyon’ tehdidinde bulundu. Suudi Arabistanlı Said El Xamidi adlı DAİŞ çetebaşı, Simag Dağı’ndaki Durzilere Müslümanlaşmamaları durumunda öldürülecekleri tehdidinde bulundu. İdlib’deki Durziler bu katliamlar ve tehditlerin ardından bölgede kalamadı, mal varlıklarına el konuldu. Türkleştirme politikaları doğrultusunda da El Nusra içindeki Uygurlar ve Özbekler aileleriyle birlikte bölgeye yerleştirildi.

50 bin Alevi zorla yerinden edildi

İdlib’de Cisir El Şiğur, El Foa, Kefereya bölgelerinde nüfusları 50 bin civarında olan Aleviler de selefi grupların hedefinde oldu. Nisan 2015’te Türk devleti destekli El Nusra ve Türkistan İslami çeteleri, Cisir El Şiğur’un İştibrak köyünü işgal etti. Çeteler direnen onlarca Alevi’yi katletti, onlarca kadın ve çocuğu kaçırarak rejime karşı pazarlık kozu olarak kullandı.

Mart 2015’te Suriye rejimi ve Ulusal Savunma adlı grubun denetiminde olan El Foa ve Kefereya bölgeleri çeteler tarafından ablukaya alındı. Bu abluka Ocak 2017’ye kadar devam etti. Rusya’nın arabuluculuğuyla Türk devleti, Suriye rejimi ve İran’ın uzlaşması sonucu Kefereya ve El Foa bölgeleri Midaya ve Zebedani bölgeleri karşılığında tahliye edildi. 15 Nisan 2017’de çeteler tahliye edilen Alevilerin bulunduğu bir konvoyu El Raşidin’de hedef aldı ve 130 sivil yaşamını yitirdi, çoğu kadın ve çocuk 150 kişi de yaralandı.

İdlib dünyanın her yerinden selefi grupların toplandığı bir bölgeye dönüştü. Bölgede ‘gözlem noktaları’ kuran Türk devleti de Heyet Tehrir El Şam (El Nusra), Ehrar El Şam gibi tüm dünyanın terör listesine giren gruplar yoluyla bölgeye yönelik emperyalist asimilasyoncu ve katliamcı siyasetini hayata geçirmeye çalışıyor.

AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, Heyet Tehrir El Şam’ı meşrulaştırmak için “Hukumet El Enqaz” (Kurtuluş Hükümeti) kurmaya çalışıyor. Erdoğan bu şekilde de İdlib’in esas sakinleri olan Durzi, Hristiyan, Alevi, İsmaili, Kürt, Arap toplumlarının yerine de dünyanın her yerinden gelen bu teröristleri yerleştirmeyi hedefliyor.

Bunu da Suriye rejimi ve Rusya ile uzlaşarak gerçekleştirmenin yolunu arıyor.

ANHA


Diğer Haberler