İdlib’de sezon karşılaşmaları bitti sıra finalde

İdlib çıkmazında hakim olan ateşkes neye karşılık yapıldı? Rusya, Erdoğan’a dondurmayı sindirme süresi mi verdi? Koalisyon güçleri İdlib’i bombalayarak kime mesaj verdi? Ve daha cevaplanması gereken değişik sorular…

Sindirme amaçlı ‘dondurma’

İdlib çıkmazı her geçen gün yeni manevralar ile basında yerini almaya devam ediyor. Sözler, anlaşmalar, ateşkesler ve bombardımanlı mesajlar havada uçuşurken, sezon karşılaşmaları bitti ve artık İdlib final yolunda. Tabi bu final ile Türkiye’nin Suriye kartı da yanacak gibi. İdlib finali Türkiye’nin dış siyasetinin başarısızlığının sonucuna da işaret ediyor.

Morek’teki 9’ncu gözlem noktasına yapılan saldırılar ile sıkıştığının farkına varan Türk devleti, apar topar Moskova’ya yol aldı. Sıkışmışlığın üzerine dondurma güzel gider. Eyvallah. Dondurma ikramı, öncesinde konuşulan konulara yönelik sindirme amaçlı mıydı sorusu da akıllarda kaldı.

Astana’ya kadar Türkiye’ye süre

Uygulanmayan Soçi mutabakatı her geçen gün kılçık gibi Türk devletinin boğaza batıyor. Türkiye’nin İdlib’deki varlığından rahatsız olan Rusya, Türkiye’ye HTŞ/El-Nusra’yı tasfiye etmeleri yönünde süre vermişe benziyor. Bu süre 16 Eylül’de Türkiye’de yapılması beklenilen 14’ncü Astana toplantısında elini güçlendirme ya da çetelerin İdlib’i boşaltmasına yönelik bir taviz de olabilir. Peki ya Türkiye, Soçi mutabakatında olduğu gibi verilen şartları yerine getirmezse? İşte işlerin rengi o zaman değişebilir.

Suriye rejimi ilerlemede ısrarlı

Rusya, Astana toplantısına kadar elini olabildiğine güçlendirmeye ve oyunu kurallarına göre oynamaya çalışıyor. Gerçekleşmesi beklenen toplantıdan ne çıkacağı ileriki zamanda görülecektir. Fakat dikkat çekilmesi gereken husus, Türk devletinin İdlib’deki gözlem noktalarının giderek göze battığı ve esas bir sorunsala dönüştüğüdür. İşler karmaşık hal aldığında Türkiye gözlem noktalarını farklı yerlerde yapmanın arayışına girebilir. Diğer yandan Suriye rejimi (tabi Rusya’nın desteği ile) karadan İdlib merkeze doğru ilerlemekte ısrar ediyor. Yapılması beklenilen 14’ncü Astana toplantısına kadar rejimin daha çok ilerlemesi muhtemel. Ancak iş İdlib kapılarına dayanır mı? Ya da masaya gitmeden bilek güreşi sahada daha da şiddetlenir mi hep birlikte göreceğiz. 

Türkiye İdlib’de oyun dışı ediliyor

Bir diğer olasılık, Türk devletinin İdlib oyunundan oyun dışı edilmeye çalışılması olabilir. Han Şeyhun’un alınmasıyla beraber Türkiye’ye “Sen artık ayak bağı oluyorsun” ve “HTŞ’yi tasfiye etme zamanın geldi” mesajlarının verilmiş olduğu net bir şekilde ortada.

Koalisyonun İdlib’i vurması da “Ben de varım ve müdahale gücüm ortada” niteliğindedir. “Kriz çözülecekse dahi benim de rolümün görünmesi gerekir” dercesine her defasında sonlara doğru hamlelerini yaparak sahada oyun kurucu olduğunu bu vesileyle göstermeye çalıştı.

İçte ve dışta yürütülen siyaset ile sıkışan Erdoğan ve AKP iktidarı, İdlib’deki başarısızlığını Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik savaş tehditleriyle örtbas etmeye çalışıyor. 

Ortadoğu Uzmanı Hamide Yiğit de İdlib krizine yönelik görüşlerini bizler ile paylaştı.

‘Kapsamlı operasyondan söz etmek mümkün değil’

İdlib’in uzun zamandır köşede bekleyen final savaş sahnesi olarak durduğunu şeklinde değerlendiren Ortadoğu uzmanı Hamide Yiğit, Astana Mutabakatı gereğince Türkiye'ye verilen taahhütler nedeniyle ötelenen bir operasyonun eşiğinde olunduğunu işaret ediyor.

Kapsamlı bir operasyondan söz etmenin mümkün olmadığına dikkat çeken Hamide Yiğit, şu değerlendirmeyi yaptı: “Suriye ordusunun taahhütlerini yerine getirmeyen Türkiye'ye ve ona tavizler veren Rusya'ya bir mesaj verme amacıyla düşük ve orta çaplı operasyonlar düzenliyor.

Bilindiği üzere Eylül 2018'de Türkiye'nin İdlib ile ilgili verdiği taahhütlerin süresi, 2018 sonu itibari ile dolmuştu. Ancak Türkiye taahhütlerini yerine getirmek yerine garantörlüğünü üstlendiği cihatçı grupların alan genişletmelerine fırsatlar yarattı. Hatta bunu yaparken uluslararası düzeyde terör listesinde olan HTŞ alan genişletti. Türkiye garantörlüğü üstlendiğinde HTŞ, %40 oranında İdlib'e hakim iken, şimdi %90 oranında hakim hale geldi. Türkiye'nin taahhütlerinden biri ise şöyleydi; ‘silahlardan arındırılmış bölgede’ gözlem noktaları kurup muhaliflerin Suriye ordusuna saldırmalarını önlemekti. Bir diğeri de; M5 Şam-Halep yolu ile M4 Lazkiye-Halep yolunun ulaşıma açılabilmesi için güvenliği sağlamaktı. Ancak bir yıllık süre içerisinde bu iki uluslararası ticaret yolunun kontrolü tamamen ‘cihatçılara’ geçtiği gibi, Türkiye garantörlüğünde Suriye ordusuna dönük saldırılar da arttı.”

Ve Rusya’nın tavizleri tıkandı

Türkiye'nin taahhütlerini yerine getirmesi için Şam hükümetinin yaptığı uyarıları, Rusya'nın bu süreçte kendi lehine dönüştürdüğü görüldü. Türkiye ile müttefiklik ilişkisini biraz daha derinleştirdi. Ve özellikle S-400'lerin hatırına AKP hükümetine ciddi tavizler verdi.

Hamide Yiğit, Şam hükümetinin İdlib çevresindeki operasyonları, bu tavizlere karşılık olup bir kararlılık mesajı olduğunu, ancak Türkiye'de üst üste gerçekleşen seçimler ve S-400’lerin nakliyatı nedeniyle Rusya'nın AKP'ye verdiği tavizlerin bir yerden itibaren tıkandığına işaret ederek: “O yer de AKP'nin ABD'ye yönelerek, Kürtlere karşı güvenli bölge konusunda ortak harekât merkezi oluşturmasıdır. Bundan sonraki süreçte Rusya, Şam hükümetine destek verdi” dedi.

Beklenmeyen kuşatma hamlesi

Suriye Ordusu 2015'ten bu yana cihatçıların kontrolünde olan ve büyük bir kimyasal provokasyona sahne olan Han Şeyhun'u kuşatma altına aldı. Bu kuşatmayı Hamide Yiğit, Türkiye'nin Rusya'dan beklemediği bir hamlesi olarak değerlendirdi. Türkiye’nin Rusya'ya güvenerek, ‘cihatçılara’ kalkan olan Han Şeyhun sınırları içinde bulunan Morek’teki 9. gözlem noktasını geri çekmemekte ısrar ettiğini vurgulayan Yiğit şunları söyledi: “Şu anda TSK'nın 9. gözlem noktası Suriye Ordusunun kuşatması altında. Ayrıca birçok gözlemcinin ifade ettiğine göre Han Şeyhun bölgesinde çembere alınan -başta ‘Fayleq El Şam’ olmak üzere- ‘cihatçı grupların’, tanklarıyla birlikte TSK gözlem noktalarına sığındıkları görülmüştür. Bu yüzden Türkiye, o nokta için verdiği taahhütlerin aksine hareket eden bir pozisyonda ve tamamen sıkışmış durumdadır.”

‘İdlib’deki eylemler organizeydi’

İdlib’deki sivil ile ‘cihadist grupların’ Türkiye sınırına doğru yol almalarına ilişkin ise Hamide Yiğit’in görüşleri şu şekilde: “Suriye ordusunun ilerleyişi ve AKP hükümetinin kendi gözlem noktasına dahi sahip çıkamayışı, kendilerine kalkan garantisi verilen bir kısım ‘cihatçı grupların’ öfkelerini Türkiye'ye yöneltmesiyle sonuçlandı. Üstelik bunu oldukça organize bir şekilde gerçekleştirdiler.

Türkiye sınırına Atme Kampı ile Babül Hava Sınır Kapısı'na yönelik yoğun bir protesto ve sınırı aşma eylemleri gerçekleştirdiler. Türkiye'ye yönelen bu öfkenin temelinde şu vardı; saldırılara karşı kalkan olma sözü yerine getirmediği gibi, Türkiye Fırat'ın doğusuna yönelerek onları kendi kaderlerine terk etmiş oluyor. Özellikle dikkat çeken şey; Türkiye sınırlarına dayanan ‘cihatçıların’, "Avrupa kapılarını açın" talepleriydi. Burada şu sonucu çıkarmak mümkündür; AKP garantörlüğünde bir çatıda birleştirilen ‘cihatçı grupların’ bir kısmı -Minbic olayında olduğu gibi- AKP'nin kendi programı içerisindeki Kürtlere karşı savaşta artık tekrar gönüllü olmayacaklar. Büyük olasılıkla Türkiye sınırlarına akın edip TSK ve Erdoğan aleyhinde protestolar örgütleyenler, bu gruba dahil olan cihatçılardır. Bütün bu protestolara karşı Türkiye hükümetinin sahadaki gerçekliği gören ve yansıtan bir açıklaması olmadı. Buna karşın İdlib merkezinde hala koşulsuz olarak AKP'nin direktiflerine bağlı kalan gruplara Türkiye ve Erdoğan lehinde mitingler düzenlettirildi. Buradan şu sonuca varmak mümkündür; AKP kendi çıkarları doğrultusunda kurduğu "Ulusal Suriye Ordusu" içindeki fraksiyonları, Suriye politikası yüzünden birbirlerine düşürmeyi başardı. Aslında bu başarısız politikayı görüp protesto edenlere karşı kendisine koşulsuz bağlı olan hizipleri harekete geçirdi ve bu şekilde kutuplaştırmış oldu.”

‘Türkiye’nin felakete dair stratejisi yok’

Günlük manevralarla, stratejisiz stratejilerle Türkiye'nin yanı başında biriken ve garantörlüğü üstlenilen İdlib felaketinin bugünlerde daha çok görünür hale geldiğini aktaran Hamide Yiğit, Türkiye'nin bu felakete dair bir stratejisi olduğunu düşünmediğini belirtti. Günübirlik hamlelerle sorunu ötelemek dışında bir planı olmadığını dikkat çeken Hamide Yiğit değerlendirmesinde: “Fırat'ın doğusunda Kürtlere karşı bir güvenli bölge oluşturma ihtimaline odaklanan Türkiye hükümeti; bu konuda ABD ile el sıkışmanın verdiği güvenle İdlib'i, yerine getirmediği taahhütleri ve başına kalacak olan cihatçı potansiyeli bir şekilde çözebileceğine inanıyor. Bu çok mümkün değil, ama yine de zaman gösterecek” tespitini yaptı.     

Artık finale doğru yol alan İdlib’de, Türkiye’nin ‘Çabalama ile çarık yırtılır’ misali bölgede varlığını sürdürmeye çalışması, son demlerinin hüsranıdır.

ANHA