‘İhvancılar eliyle Osmanlı’yı diriltme projesi başarısız oldu’

Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İhvancılar eliyle Osmanlı devletini yeniden diriltmeyi hedeflediğini söyleyen Huda Rizq, ancak bu projesinin Arap ülkelerinde başarısızlıkla sonuçlandığını ve artık toparlanamayacağını belirtti.

Siyaset sosyolojisi alanında çalışma yürüten ve Kürt sorununa dair araştırmaları olan Dr. Huda Rizq, Türk devletinin Suriye’ye müdahaleleri ile Türk cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Arap devletlerinde sürdürdüğü Osmanlı’yı yeniden diriltme politikalarına ilişkin ANHA’nın sorularını yanıtladı. Erdoğan’ın dünya terör listesinde bulunan Suriye’deki gruplara destek verdiğini belirten Huda, Erdoğan’ın Kuzey ve Doğu Suriye’deki demokratik projenin ülkesini etkilemesinden korktuğunu vurguladı.

Röportaj şöyle:

Osmanlı devleti 400 yıl boyunca Arap ülkelerini yönetti. Arap ülkeleri o dönemler nasıl yönetiliyordu ve Arap halkı için ne yapıldı?

Kimi Arap ülkeleri ve bu ülkelerde bulunan siyasi ve tarihi öncüler, Osmanlı devletine karşı bağımsızlıklarını ilan etmek istedi. Ancak bu girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı. Çünkü Osmanlı devleti Arap ülkelerinin tüm idari kurumlarında egemenliğini kurmuştu. Mısır, Suriye ya da Lübnan ve tüm Arap ülkelerinde durum böyleydi.

Körfez ülkeleri başta olmak üzere kimi devletler Osmanlı’ya karşı ayaklandı ancak Osmanlı devleti askeri anlamda güçlü olduğu ve bölgede menfaatlerini koruyan müritleri bulunduğu için bu girişimler de sonuçsuz kaldı.

Ancak Osmanlı İmparatorluğu’nun batılı devletlerin askeri, teknolojik ve ticari alanlarda yaşadığı gelişmeler karşısında yenilgiye uğradığını belirtebiliriz. İttihat ve Terakki’nin hüküm sürdüğü 1900’lü yıllarda askerler iktidarı ele geçirdi ve kapsamlı bir asimilasyon politikasına başladı. Ulusal değerlerden bahseden herkesi idam ettiler. Bu dönem karanlık bir dönemdi ve Arap ülkelerine büyük zarar verdi.

Osmanlı egemenliği ile dini kullanarak kendisini bölgenin halifesi ilan etmek isteyen Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında bir benzerlik görüyor musunuz?

Türkiye menfaatleri doğrultusunda Libya’ya müdahale ettiği gibi Kızıldeniz üzerinde hakimiyet sağlayabilmek için Afrika ülkelerinde de girişimlerde bulunuyor.

Mısır’da İhvancıların yenilmesi, Türkiye’nin projelerinin kırılmasının dönüm noktası oldu. Suriye için de Türkiye’nin sınırsız destek ve eğitim verdiği muhalif kesim, hiçbir başarı sergileyemedi.

Türkiye’nin desteklediği bu gruplar dünya terör listesinde yer aldı. Bu grupların büyük bir bölümü halen İdlib’de varlık gösteriyor.

Türkiye, Suriye, Libya ve Sudan başta olmak üzere Arap ülkelerinde varlık göstermek istiyor. Türkiye bu politikaları ile ne amaçlıyor?

Türkiye’nin önceki dönem Dışişleri İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ülkesinin bölgede etkili bir güç olabilmesi için eskiden Osmanlı’nın parçası olan Akdeniz’in doğusu ve Kuzey Afrika bölgelerine yöneldi. Bu bölgeler Türkiye’nin toplumsal ve ekonomik dinamikleri için kullanıldı ve tarihi bir temelde var olan ilişkiler yeniden geliştirilmek istendi. Bu ilişkiler Atatürk’ün ilim ve Türk milliyetçiliğine dayalı yaklaşımını yok ediyordu. Bu yüzden Davutoğlu, İslam dini ile modern demokrasi arasında bir çelişkinin bulunmadığı açıklaması yapacaktı. 

Erdoğan, Tunus ile başlayan ve Mısır’da devam eden halk ayaklanmaları ile bu bölgeleri İhvancılara teslim edebileceğini düşündü. Buna göre, bir değişim şarttı ve bu değişim Türkiye’nin sponsorluğunda olacaktı. Türkiye, İhvancıların da desteği ile tekrardan bölgeye dönebilecekti. Aynı şekilde Türkiye, Suriye’ye de müdahale etti. Arap Baharını kullanarak, ABD ve Avrupa Birliği’ne bölgenin istikrarında rol oynayabildiğini kanıtlamak istiyordu.

Erdoğan’ın bu planının işleyeceğine inandığını görüyoruz. Öyle ki bu inanç Libya muhalefetinin İstanbul’da toplantı gerçekleştirilmesine kadar gitti. Libya’daki hareketlenmenin ilk döneminde Erdoğan, NATO’ya tepki gösterdi ancak ilerleyen süreçte politikasını değiştirdi ve muhalefetin destekçisi oldu. O dönem Davutoğlu Libya’ya gitti ve muhalefet ile görüştü. Davutoğlu, Libya’da yönetimin değişmesi ve İhvancıların iktidara gelmesi gerektiğini belirtiyordu. İlk girişimi buydu ve İhvancılar eliyle Mısır ve Suriye’ye daha sonra Tunus’u kontrol etmek istiyordu. Erdoğan İhvancılar ile bölgenin tamamını kontrol etme hayali kuruyordu.

Erdoğan, İsrail ile olan anlaşmalarına rağmen kendisini Filistin başta olmak üzere Arap halkının koruyucusu olarak göstermek istedi. Size göre Erdoğan, Filistin davasını nasıl kullandı? Türkiye ile İsrail arasında gerçekten bir düşmanlık var mıdır?

Şüphesiz ki bölgenin temel gündemi olan Filistin davası, Erdoğan için araç oldu. Erdoğan, Filistin’de Sünni şemsiyesi altında rolüne ağırlık verdi ve tüm İslam alemine eşitlik gücü olduğunu söyleyerek bunu tüm siyasetinde kullandı. Bunu İsrail ile stratejik dostluğu olmasına rağmen yapıyordu. Ancak kendisini Gazze’de İsrail karşıtı güç olarak lanse ediyordu.

Erdoğan, Filistin halkına, kendilerine Arap devletlerinden çok destek verdiğini söylüyordu. Erdoğan ya da AKP, kendisini Filistin davasının en büyük destekçisi olarak görüyordu. Bununla artık Arap devletlerinin çoğunun lideri oluyordu. Kimi devletlerin de bu rolünden vazgeçtiğini de unutmamak gerek. Erdoğan artık kendisini bu devletlerin yerine Filistin davasının İslami lideri olarak görüyordu. Filistin davasının Arap dünyasındaki önemi herkes tarafından biliniyor. Bu yüzden her Müslüman lider, Filistin davasına destek açıklaması yaptığında Filistin davasına destek vermeyen Arap devletleri, İsrail ile işbirliği yapmak ile suçladığını düşünüyor.

Türkiye, Arap Baharı’nda bölgede güçlü bir rol oynaması gerektiğini ve Arap devletlerinin de bu gücünü kabul etmesi gerektiğini düşüyordu. Şüphesiz Erdoğan BM’de meclisteki devletlerin en az 5’inin Müslüman ülkelerden oluşması gerektiğini belirtirken aslında Türkiye’nin Arap dünyasında güçlü olduğunu söylemek istiyordu. Erdoğan, özellikle Arap devletlerin zayıf olduğunu ve demokratik olmadığını düşünüyor. Bu temelde bölgedeki savaşa dahil oldu. Ancak Libya, Mısır ve Suriye’deki projeleri yenilgiye uğradı. Yine Sudan’da rejimin değişmesinin ardından askeri meclis ile özgürlükçü güçler rejimi yeniden kurma çabaları gösteriyor. Geldiğimiz aşamada Erdoğan’ın Sudan’da izleyici ve müdahale eden bir rol oynadığını söyleyebiliriz. Sudan’daki müdahalelerini ve rolünü korumak istiyor ancak açıkça müdahale de edemiyor.

Erdoğan, Arap ülkelerindeki bu projesinde halen ısrar ediyor ve Suriye’nin Cerablus, Efrîn ve diğer bölgelerini ele geçirdi. Bu bölgelerde yollar yapıyor, binalar inşa ediyor ve hegemonyasını kurmak istiyor. Buralarda Türk tarihi ve dili okutuluyor. Bu süreçte Erdoğan’ın Suriye’deki umutlarını halen koruduğunu ve Kürtlerin haklarına ulaşmasından korktuğunu belirtebiliriz. Erdoğan, Suriye’deki Kürtlerin özgürlüğüne ulaşmasının Türkiye’yi de etkileyeceğini biliyor. AKP ve HDP arasında 2015 yılında yaşanılanları biliyoruz. Bu yüzden HDP’yi bölücü olmakla suçluyor ve Suriye’deki varlığını korumaya çalışıyor. Halen İdlib’deki çete gruplarını Rusya ile anlaşması doğrultusunda harekete geçirmeye çalışıyor.

Erdoğan’ın Davos zirvesi ve İsrail’in Türk gemisine müdahalesi sonrası tavrını unutmamak gerekir. Türk vatandaşları Marmara gemisinde İsrail tarafından öldürüldü. Bunun hemen ardından tekrardan İsrail’in Gazze siyasetini eleştirmeye ve terör devleti şeklinde nitelendirmeye başladı. Tüm bunlar Türkiye ve İsrail’in iyi ticari ilişkiler yürüttüğü dönemde oldu.

Arap halkı Osmanlı’nın yeniden diriltilmesi tehlikesine karşı ne yapmalıdır?

Türkiye, halen Osmanlı gibi davranıyor ve bu projesinin başarısız olduğunu görüyorum. Bu yenilgi ve başarısızlık İhvancıların Mısır’da yenilmesi ile oldu. Yine İhvancılar Suriye’de de başarılı olamadı. Libya’da halen İhvancılara destek veriyor ancak çelişkiler de yaşanıyor. Türkiye’nin desteğiyle bir adaya el koymayı amaçladığı ve askeri üs kurmayı planladığı El-Beşîr, elbette yenildi. Ancak geldiğimiz aşamada burada yeni kurulacak hükümet ile Türkiye arasındaki ilişkilerin nasıl olacağını halen bilmiyoruz.

Türkiye’deki iç koşullar ve yaşanılanların Erdoğan’ın bir kez daha aynı maceraya girmesine izin vermeyeceğini görüyorum. Çünkü Ortadoğu’da ve Arap devletleri ile hiçbir sorunu olmamasına rağmen giriştiği bu politika yenilgiyle sonuçlandı.

Türkiye’de artık durumlar eskisi gibi değil, Erdoğan bu projelerinden vazgeçmediği müddetçe de düzelmeyecek. Osmanlı’yı yeniden diriltme projesinin yıkıldığını görüyorum. Bu projenin tekrardan canlanacağını düşünmüyorum çünkü artık vakit ve hükümetler değişti.

(eyl)

ANHA

 

 

 

 

 


Diğer Haberler