İmralı: Tecrit ve Soykırım Siyaseti-1 - Dilgeş ARYEN

Bursa’ya bağlı İmralı Adası, Marmara Denizi’ndeki 25 adadan biridir. 10 kilometrelik büyüklüğü ile Marmara'nın en büyük dört adasından biridir. İnsanlığın İmralı'ya ilk yerleşimi 7’nci yüzyıldan sonradır. 1923'te Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından sonra ada halkı Yunanistan'a sürüldü.

1924'ten 1925'e kadar boş kalan İmralı adası firarilerin devletten kaçtığı yer olarak biliniyordu. İmralı’da 1935 yılında cezaevi inşa edildi. 1940'lara gelindiğinde İmralı artık büyük bir üretim merkezi haline geldi. Türkiye'nin her yerinde, İmralı Cezaevi Atölyelerinde yapılan yatak örtüleri, masa örtüleri, mendiller ve battaniyeler imal edilip satıldı.

İmralı’da kalitesiyle dikkat çeken ürünler Türkiye’nin yakın tarihine kadar etkileyici rol oynadı. 1960 darbesinden sonra eski Başbakan Adnan Menderes ile dönemin bakanları Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan İmralı'ya getirilerek idam edildi. Ünlü yönetmen Yılmaz Güney, ressam İbrahim Balaban ve Rum Ressam Angulos Stafonodis de İmralı cezaevinde tutuldu.

4 Şubat 1999'da İmralı adasında bir gelişme yaşandı. İmralı adası boşaltıldı ve tutuklular başka cezaevlerine gönderildi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan 15 Şubat 1999'dan beri gözaltında tutulduğu İmralı Adası, 17 Şubat 1999'da askeri alan statüsünde girilmez bölge ilan edildi. Ada “tek kişilik cezaevi” oldu. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 'Tabut' dediği adada 'Tecrit' statüsünde özel bir rejim kuruldu.

İLK AVUKATLARA IRKÇI SALDIRI

Kürt halkı ve özgürlük hareketi Öcalan etrafında toplandı ve bu komplocuların oyunlarını yıktı. Türkiye ve Bakûr Kürdistan'ın birçok ilinden onlarca avukat Öcalan'ı savunmak için girişimlerde bulundu. Öcalan ailesi tarafından atanan 16 avukat, 22 Şubat 1999'da Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne başvurarak duruşmaya katıldı. Yurt içi ve yurt dışındaki direniş eylemlerinin sonunda, Türk devleti geri adım attı. Avukatlar 25 Şubat 1999'da İmralı’yı ziyaret etti. Türk faşizminin ırkçılığının arttığı o dönemlerde bir grup hukukçu Mudanya'ya oradan da İmralı'ya gitmek isteyince ırkçı gruplar avukatlara saldırdı.

Avukatlar saldırılar altında İmralı'ya giderek Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın yeni dönem stratejisini ve barış mesajlarını dünyaya duyurdu. Türk metropollerinde de yürüyüş ve gösteriler düzenlendi. 13 Mart 1999'da İstanbul'un Kadıköy ilçesindeki Mavi çarşıya gerçekleştirilen eylem sonrası çıkan yangında 13 kişi hayatını kaybetmişti. Kürt Halk Önderi, 17 Mart 1999'da avukatlarıyla görüşerek şiddete son verilmesi çağrısında bulundu.

HUKUKUN TRAJİKOMİK TİYATYROSU

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sorunları çözme ve şiddeti sona erdirme yaklaşımları; yeni paradigmasının ilk evresinde kamuoyuna seslendi. İkinci evrede Kürt Özgürlük Hareketi’ne mektup yazdı. Önder Öcalan, 31 Mayıs-29 Haziran 1999 tarihleri arasında PKK Başkanlık Divanı'na dört mektup gönderdi. Öcalan, Türk devlet yetkilileriyle yaptığı görüşmeleri özgürlük hareketiyle paylaştı. Öcalan, siyasi çözüm arayışlarına dair bir mektubunda şöyle yazmıştı:

"Kültürel özerkliği kapsamlı devlet güvencesi ve Kürtlerin devletin temel unsuru olduğu özgüllüğü ile bütünleştirmeyi ortaya koydum. Bu ölçütlerde model oluşturulmasını yanlış bulmadım. Siyasi partiler ve seçim kanunu ile demokratik yerel yönetimin siyasi çözüme önemli katkılar sağlayabileceğini de savundum. Diğer maddelerle birlikte yasal güvenceler, işler ve diğer konular gündeme gelse de bunun silahlı çatışmanın devamı anlamına gelmediğini ve sürecin siyasi çerçevede barışçıl şekilde ilerleyebileceğini açıkça belirttim.  En azından devlet pozisyonunu netleştirene kadar aktif savunma, uygulama ve eğitime dayalı ateşkes pozisyonumuzun doğru pozisyon olduğunu söylüyorum.”

Bu arada Kürt halkı ve Kürdistan direnişi ilk kez Önderi olmadan Newroz'a girdi. Türk devletinin baskı, zulüm ve yasaklarına rağmen Bakûr Kürdistan'da ve Türkiye metropolünde yüz binlerce insan komployu kınayarak, Önder Öcalan’ın serbest bırakılmasını talep etti. Newroz'dan sonraki günlerde Kürt Halk Önderi 8 maddelik bir çözüm bildirisi yazdı. Yeni dönemin stratejisini bu bildiriyle kısaca açıklamıştır:

"1 Eylül 1998 ateşkes süreci her yerde devam etmeli. Silahlı çatışmaya kalıcı bir son verilmeli. Devlet af ilan ediyor. Buna karşılık PKK kendini demokratik bir sistem içinde yasallaşmaya hazırlamalı. Türkiye’nin ilgili tüm güçleri, uluslararası insan hakları ve barış örgütleri sürece dahil edilmelidir.”

Öcalan'ın Kürt Özgürlük hareketine gönderdiği mektupların ardından PKK Başkanlık Konseyi 6 Mayıs 1999'da yanıt verdi. Konsey, kamuoyunda herhangi bir şüphe veya tereddüt yaratmadan, partinin önderine sadık olduğunu ve yeni zaman stratejisine her şekilde bağlı kalacağını kamuoyuna deklere etti.

'İMRALI TİYATROSUNDA İLK PERDE'

Newroz'u takip eden günlerde İmralı’daki rejimin bağlı olduğu Başbakanlık Kriz Merkezi Yönetimi, Kürt Halk Önderi'nin ‘İmralı Tiyatrosu' olarak tanımlayacağı duruşma için 24 Mart 1999'da adım attı. Yasaya göre davanın Amed'de olması gerekiyordu ancak Ankara 2’nci Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından davanın İmralı’da görülmesi kararı alındı.

İnsan hakları örgütlerinin uyarılarını dikkate almayan Türk devleti, 31 Mayıs 1999'da “yargılama” başlattı. Mahkeme heyeti idam kararını 29 Haziran 1999'da açıkladı. Bu tarih elbette tesadüf değildi. 74 yıl önce, 29 Haziran 1925'te bir başka Kürt lider olan Şeyh Said idam edildi. Ama ne dünya 1925 dünyasıydı, ne de Kürtler eski Kürtlerdi.

İMRALI KARANLIĞINDA BARIŞA ATILAN İLK ADIM

Hareketli geçen 1999 yılının yaz ayları, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan İmralı karanlığında tarihin akışını değiştirecek ilk barış girişimi kollarını sıvadı.

Önder Abdullah Öcalan barış planını ilk olarak, 5 Temmuz 1999'da avukatlarla yapılan ilk toplantıda açıkladı. Önder Öcalan, tıkanan sürecin düzeltilmesi ve barışın ilk adımları için gerilla güçlerinin Türkiye'nin resmi sınırlarını terk etmesini istedi. Başûrê Kürdistan'a çekilmesi ve ardından devletin tavır almasını beklemesi gerekecekti.

Öcalan, liderliğini üstlendiği PKK Başkanlık Konseyi'ne 7 Temmuz 1999’da gönderdiği iki sayfalık mektupta, "Ateşkes öncesi ilk adım" olarak nitelendirdiği geri çekilme planına ilişkin düşüncelerini iletti.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan benzer şekilde Türk devletini de barış ortamına hazırlanmaya çağırdı.

2 AĞUSTOS 1999 ÇAĞRISI

Ancak Türk devletinin bu yaklaşımlarına rağmen Abdullah Öcalan barış yolunda ciddi adımların atılmasından yanaydı. 2 Ağustos 1999'da avukatlarıyla yaptığı görüşmede, hazırladığı yol haritasının okunmasını istedi. Aynı gün avukatlar İstanbul'da bir basın toplantısı düzenlemeye karar verdi. Avukatların kamuoyuyla paylaştığı tarihi açıklamanın özeti şöyleydi:

"Türkiye'de çatışma ve şiddet ortamı insan hakları ve demokratik gelişmelerin önünde bir engeldir. Bunda ağırlıklı olarak Kürt sorunundan kaynaklanan şiddet kilit rol oynuyor. İnsanların bu çıkmazdan uzaklaşıp sorunu çözmenin bir yolunu bulması, şiddeti bitirmesi gerekiyor. Bu nedenle PKK'yi 1 Eylül 1998'den itibaren tek taraflı ateşkes sürecini sürdürmeye, 1 Eylül 1999'dan itibaren silahlı mücadeleye son vermeye ve barış için güçlerini sınır dışına çekmeye çağırıyorum. Bu şekilde demokratik bir çözüm yoluyla bir diyalog ve uzlaşma aşamasının gelişeceğine inanıyorum. Tüm devlet ve toplumların ilgili kurum ve yetkililerini bu barış ve kardeşlik sürecine karşı daha bilinçli ve destekleyici olmaya, ulusal ve uluslararası hükümet ve kurumları güzellikle yardımlarda bulunmaya davet ediyorum.''

Kürt Özgürlük Hareketi, Kürt Halk Önderi'nin çağrısına kısa sürede yanıt verdi. PKK başta olmak üzere hareketin tüm bileşenleri, "Önderliğimizin çağrısını yerine getireceğiz" açıklamalarıyla kararlarını duyurdu.

SALDIRILARLA KARŞI KARŞIYA ÇEKİLME SÜRECİ

Öte yandan Türk ordusu Bakurê Kurdistan'ın birçok stratejik noktasında saldırı, pusu ve operasyonlar gerçekleştirdi. Türk devleti, Kürt Halk Önderi'nin ilk barış planına karşı tasfiye planını tercih etti. Şehadete rağmen çekilme süreci sonbahar sonuna kadar devam etti. Kapsamlı bir geri çekilme olmadı, küçük gerilla grupları sahada kaldı.

Abdullah, Öcalan, durumun önemi ve ciddiyetini göstermek için gerilla cephesinden barış gruplarının gönderilmesini istedi. 1 Ekim 1999'da 8 kişilik bir grup Şemzinan’dan Türk devletinin resmi sınırlarına geçti. O gerilla grubu tarihe ‘Birinci Barış ve Demokratik Çözüm Grubu’ olarak geçti. İkinci grup da 29 Ekim 1999'da Avrupa'dan geldi. Kürt Halk Önderi bu tarihi andan itibaren umutluydu. Ancak barış için gelen grubun üyeleri tutuklanarak cezaevine atıldı.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın kaçırılıp, korsan bir şekilde İmralı’ya götürülme sürecinin baş aktörlerinden biri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) olacaktı. Öcalan'ın davası 21 Kasım 2000'de Elîsabeth Palm’ın başkanlığında Strasbourg'daki AİHM binasında başladı. Bu, dava tarihte en ağır ve yüzyıllık dava olarak görüldü.

Bu arada, başta Avrupa olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki Kürtler, Öcalan için ayaktaydı ve günlerce protesto eylemleri düzenledi.

ANKARA'DA 7 BUÇUK SAATLİK TOPLANTI

1999 sonbaharında hükümetin koalisyon liderleri Bülent Ecevit, Mesut Yılmaz ve Devlet Bahçeli, Ankara sokaklarında alevlenen infaz tartışmasına son vermek için 12 Ocak 2000'de bir araya geldi. Türk siyasi tarihine geçen ve yedi buçuk saat süren "idam toplantısı" şeklinde gerçekleşen görüşmenin ardından Türk hükümeti, "Öcalan'la ilgili AİHM’in aldığı önlemleri ve kararları uygulayacağız" dedi. Ankara rejimi; "Bu karar PKK ve destekçileri tarafından Türkiye'nin çıkarları aleyhine kullanılmayacaktır. Kullanılırsa hukuki süreç kısalacak ve infaz sürecine geçilecek” dedi. 

Türk devleti yaptığı açıklamada, "İdam aşamasını malikê bırakacağız" dedi. Kürt Özgürlük Hareketi, yeni yıl arifesinde kongre sürecindeydi. Kürt Halk Önderi'nin başlattığı barış süreci doğrultusunda PKK, Ocak 1999'da Kürdistan dağlarında sonuçlanan 7’nci Kongre ile mekanizma ve paradigmasını değiştirdiğini duyurdu. En büyük değişiklik askeri cephede gerçekleşti; 1986'dan beri savaşan ARGK'nin yerine Halk Savunma Güçleri (HPG) kuruldu. Bu tarihi değişiklik, 7 maddelik Barış Projesi'nin yanı sıra, "HPG Önder Apo'nun fedai ordusudur" sloganıyla duyuruldu.

15 AĞUSTOS

"Öcalan'a özgürlük" adlı büyük bir kampanya da başlatıldı ve Türkiye ile Bakurê Kurdistan'da legal siyasete ağırlık verilecekti. 2000 yazında Kürt Halk Önderi sivil siyaset için seferberlik başlattı. 15 Ağustos 2000'de Türk savaş uçakları Başûrê Kurdistan'daki gerilla bölgelerini bombaladı. Türk devletinin yanı sıra YNK güçleri de gerilla sığınaklarına saldırdı. Seçilen tarih elbette tesadüf değildi, silahlı mücadelenin yıl dönümü olan 15 Ağustos’ta PKK hareketine bir mesaj vermek istediler.

15 ŞUBAT KOMPLOSUNUN 2’NCİ YIL DÖNÜMÜ

Kürdistan'da da kitleler, 15 Şubat 1999 komplosunun 2’nci yıldönümü olan 15 Şubat 2000’de Öcalan’ın serbest bırakılması için yürüdü. İmralı'daki tecride karşı duyulan öfke, Kürtlerin sokağa dökülmesine neden oldu.

Kürt Özgürlük Hareketi, 10 Aralık 2001'de "Önderliğin sahiplenmesi ve güvenliği” kampanyasını başlattı. Bu kampanya, Kürt direnişinin ilk aşaması olacak ve 21’inci yüzyılın çeyreği boyunca devam edecekti. AİHM de 12 Mart 2003’te tarihi kararını açıklayacaktı.

AĞIR İNFAZ REJİMİ

Türk devleti, AİHM’i de yok sayarak, 1 Haziran 2005'te yürürlüğe koyduğu "Öcalan Yasaları" olarak da bilinen değişiklikleri yaptı. 5237 Sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu'nun ''Ağırlaştırılmış Hapis Cezası'' başlıklı düzenlemesinde, “Ölene kadar tek kişilik odada tutulacak ve 22-23 saat tek kişi olarak tutulacaktır” denildi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, İmralı sistemi ve ölüm koridoru hakkında savunmasında şunları söyledi: “Tek bir hücrede dış dünyadan kopuk bir yaşam, bir insanın canlı canlı tabutun içine konulduğu yaşama benziyor, ben ona tabutta yaşam dedim. Zaten tabut gibi olan bu hücrede nefes alamıyorum.

Bir mahkûm idam edildiğinde, son nefesini vermeden önceki çırpınışından üç dakika sonra ölüyor, burada bana uygulanmak istenen yöntem ile bu üç dakikalık ölüm süreci zamana yayılarak gerçekleştirilmek isteniyor."

ANHA


Diğer Haberler