İmralı: Tecrit ve soykırım siyaseti-3 - Dilgeş ARYEN

Kürdistan devrimi 2013’ten sonra yeni bir aşamaya girdi. Kürt Halk Önderi’nin öncü rolü ile bir süreç yaşandı. 5 Nisan 2015’ten sonra yeni bir işkence ve tecrid süreci başladı.

Devlet görevlileri yıllar sonra İmralı kapılarına geri döneceği günlerde, Paris’te 3 Kürt devrimci kadını katletmekle kalmayacak aynı zaman Medya Savunma Alanları’na dönük ağır bir hava saldırısı da düzenleyecekti. HPG Askeri Konseyi Üyesi Ertem Karabulut’un da içinde olduğu 10 gerilla 31 Aralık 2012’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinde Türk ordususunun düzenlediği hava saldırısında şehit oldu.

Halk Savunma Merkezi Karargâh Komutanı Murat Karayılan 17 Mart 2014’te, Stêrk TV’de özel bir programda kamuoyuna yaptığı bir konuşmada, Kürt Halk Önderi hapisten çıkmayana kadar silah bırakmayacaklarını söyleyerek şöyle devam ettti: “Süreç tamamen bitmedi, tek taraflı yürüyor. Başkan Apo ve biz yürütüyoruz. Süreç tıkanmış ancak sonuna kadar tek taraflı yürümez. Seçimlerden 1-2 hafta sonra adım atılmazsa herkes sürecin bittiğini bilsin.”

28 Şubat 2015’te Dolmabahçe Sarayı’nda Türk devlet yetkilileri ve İmralı heyeti tarafından 10 maddelik mutabakat metni kamuoyuna açıklandı.

10 maddelik mutabakat metninde demokratikleşme adına kapsamlı bir plan vardı. Aynı gün Erdoğan şöyle konuştu: “Bu çağrıyı dört gözle bekliyorduk.” Ardından şöyle konuştu: “Biri çıkmış Dolmabahçe mutabakatından bahsediyor. Böyle bir mutabakat yoktur. Bu iktidar terör örgütleriyle mutabakata varmaz.”

11 Mart 2015’te KCK Eş Başkanları Cemil Bayık ve Besê Hozat İMC TV’ye şöyle konuştu: “PKK’nin silah bırakacağına dönük açıklamalar seçim propagandasıdır. Ancak Önder Apo’nun hazır bulunduğu bir kongrede silah bırakma kararı verilir.”

21 Mart 2015’te Amed Newroz kutlamasında Kürt Halk Önderi’nin şu mesajı okundu: “Deklerasyon ve mutabakata varılması nedeniyle PKK’nin Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı 40 yıla yakın mücadelesini sona erdirmek ve yeni yüzyılın ruhuna uygun yeni siyasi ve toplumsal strateji ve taktikler belirlemek için bir kongre toplamasını gerekli ve tarihi buluyorum. Yakın gelecekte mutabakat yöntemlerinde uzlaşacağımızı umut ediyorum. Milletvekili ve Gözlem Heyeti’nden oluşan Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu’nun gerçekleşmesiyle kongreyi başarılı kılacağımızı umuyoruz.”

DÜNYANIN GÖZÜNÜ KAPATTIĞI İŞKENCE

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı Leyla Güven tarihi bir adım atacaktı. 7 Kasım 2018’de tutuklu yargılandığı davada Kürt siyasetçi Leyla Güven, “Sayın Öcalan üzerindeki tecrid sadece bir kişiye değil, aynı zamanda bir halka uygulanan tecrittir. Tecrit insanlığa karşı suçtur. Ben de bu halkın bir parçasıyım, onun için Sayın Öcalan üzerindeki tecridi kınamak için süresiz ve dönüşümsüz açlık grevine başlatıyorum” diyerek Kürt halkının mücadele tarihindeki yerini almak için açlık grevine başladı.

O dönem Kürt Özgürük Hareketi de “Tecride son verelim, faşizmi yıkalım, Kürdistanı özgürleştirelim” adıyla yeni bir hamle başlattı. Leyla Güven’in açıklaması “başlangıç” anlamına geldiği için Kürt siyasetçiler, aktivistler ve yurtseverler açlık grevlerine başladı. 21 Kasım 2018’de Nasir Yağız Erbil’de başladı. Ardından Türkiye ve Kürdistan’da siyasi tutuklular, 17 Aralık 2018’de ise Fransa’nın Strasbourg kentinde 14 Kürt siyasetçi süresiz dönüşümsüz açlık grevine bedenlerini yatırdı.

Kürt halkının direnişi 2 Mayıs 2019’da İmralı tecridini kıracaktı. 8 yıldır Kürt Halk Önderini göremeyen avukatlar o gün görüşme gerçekleştirdi. İmralı’dan 7 maddeden oluşan demokrasi deklerasyonu ile geri döndüler. Bu görüşme 6 Mayıs’ta kamuoyuna açıklandı. Deklerasyon İmralı’da tutuklu Veysi Aktaş, Ömer Hayrî Konar ve Hamili Yıldırım ile birlikte kamuoyuna yazılıdı. İstanbul’da yapılan basın açıklamasıyla kamuoyuyla paylaşıldı.

Deklerasyon, Türkiye ve bölgede süren savaşa karşı demokratik çözüm yöntemlerini sunuyordu. Aynı zamanda Kürt Halk Önderi’nin çözüm gücünü ve etkisini bir kez daha göstermiş oldu. Avukatlar 22 Mayıs’ta bir kez daha İmralı’ya gitti.

200 güne ulaşan açlık grevi ve ölüm orucu eylemleri, Önder Öcalan’ın 26 Mayıs 2019’daki  çağrısı üzerine sonlandırıldı.

İMRALI’DAKİ YANGINI ‘SİYASİ NEDENLERLE’ ÇIKARDILAR

7 Ağustos görüşmesinden sonra Kürt Halk Önderi’nden bir süre haber alınamadı. Türk devletinin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 27 Şubat 2020’de şaşırtıcı bir açıklama yaptı. Bir televizyon programında o zamana kadar kimsenin bilmediği bir olayı kamuoyuyla paylaştı. Soylu, İmralı’da yangın çıktığını ve yangının kontrol altına alındığını söyledi. O açıklamanın ardından KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık, 9 Mart 2020’de katıldığı Stêrk TV özel programında yangına ilişkin şu açıklamayı yaptı:

“Önder Apo’ya yaklaşımları her yönüyle politiktir, Önder Apo’ya yaklaşım hukuki bir yaklaşım değildir. İmralı’daki yangın siyasi sebeplerden kaynaklı çıkarılmıştır. Tesadüfi değildir. Herkes İmralı’nın 24 saat gözetildiğini biliyor. Süleyman Soylu bunu niye açıkladı? Acaba Önder Apo’nun, PKK’nin ya da Kürt halkının tutumunu mu denemek istiyor? Biz bunu hala bilmiyoruz. Ancak politik bir hesap var. Bu nedenle yangını çıkardılar ardından televizyonda yangın çıktığını açıkladılar.”

Soylu’nun açıklamasından sonra Kürt Halk Önderi’nin hayatıyla ilgili korkuya kapılan Kürtler direnmeye başladı. Bu mücadelenin sonucunda Türk devleti 3 Mart 2020’de ailenin İmralı’ya gitmesine izin verdi. Asrın Hukuk Bürosu, ailelerin Önder Abdullah Öcalan, Ömer Hayri Konar ve Veysi Aktaş ile görüşmesinden bir gün sonra açıklama yaptı.

 Müvekillerinin genel durumunun iyi olduğunu ve yangının kendilerini etkilemediğini aktardılar.

2020’DE TELEFONLA GÖRÜŞMENİN BAŞLAMASI VE SON BULMASI…

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 21 yıl aradan sonra ilk defa 27 Nisan 2020’de ailesiyle telefonla görüştü. 20-25 dakika süren konuşmaya ilişkin olarak Mehmet Öcalan şu bilgileri paylaştı: “Başkan sağlık durumunun şuan iyi olduğunu söyledi. ‘Ancak gelecekte nasıl olacağını bilmiyorum’ dedi. Başûrê Kurdistan’daki duruma ilişkin Kürtleri, Kürtlerin eliyle öldürme politikası Kürtlere bir şey kazandırmaz. Türkiye halkı da bu politikalardan faydalanamaz. KDP de YNK de hiçbir Kürt hareketi de ‘savaşacağız bu bedele karşı onlar da bize devlet verecekler’ dememeli. Bu kabul de edilmez, gerçekleşmez de. Ulusal birlik esas olmalıdır.”

Korona Virüs’ün yayılması nedeniyle korku ve endişenin yayılması sonucu telefon yoluyla görüşme izni verilmişti. 10 Ekim 2020’de telefon yoluyla görüşmelerin son bulacağı ajanslara duyuruldu. Türk devleti, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş’a 6 aylık telefonla görüşme yasağı verildiğini açıkladı.

‘ŞİMDİ ÖZGÜRLÜK ZAMANIDIR’ HAMLESİ

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, son yıllardaki mutlak tecrit, beyaz işkence ve dış dünyayla tamamıyla koparılma işkencesiyle birlikte, bilim, siyaset ve felsefe üzerinde kendisini derinleştirmiş ve demokrasi, aydınlanma, ekolojik denge, kadın, kültür, meşru savunma ve sivil alanları değerlendiren analiz ve ürünler yazdı. Çözüm önerilerini 'Demokratik Medeniyet', 'Demokratik Medeniyet ve Demokratik Ekolojik Toplum' ve 'Demokratik Konfederalizm' modeli gibi Kürdistan, Türkiye ve bölge için tarihi öneme sahip bir paradigma olarak sundu.

Kaosun her geçen gün derinleştiği Ortadoğu’nun ve sosyo-ekonomik kriz altında boğulan faşist Türk devletine karşı direnen Kürdistan’ın Önder Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüne ve düşüncelerine ihtiyacı var. Bu nedenle KCK Yürütme Konseyi 10 Eylül 2020’de yaptığı açıklamayla ‘Tecride, faşizme ve işgale yeter, şimdi özgürlük zamanıdır” şiarıyla yeni bir hamle başlattı. KCK böyle bir hamleye neden ihtiyaç duyulduğuna ilişkin şunları söyledi:

“Ortadoğu’daki demokrasi güçleri ve Kürtlerin önünde böyle bir fırsat var. Kürtler ve demokrasi güçleri, büyük bir zafer ile Ortadoğu’nun bu kaosu ve inşa sürecinde çıkacaktır. Yürütme konseyimiz ve kilit konumdaki önemli kurum ve kuruluşlarımızın temsilcileri böyle bir süreçte toplandı. Başarı fırsatlarını ve tehlikleri geniş bir şekilde değerlendirerek önemli kararlar aldı. Bu kararlar kapsmında tehlikeleri bertaraf etmek, Kürdistan’ın dört parçasında Kürdistan dışında Kürtlerin yaşadığı yerlerde özgür ve demokratik bir yaşamı yaratmak için ‘Tecride, faşizme ve işgale yeter, şimdi özgürlük zamanıdır’ şiarıyla 12 Eylül’de devrimci demokratik hamleyi başlatıyoruz. Bu hamlenin amacı İmralı’daki ağır tecride dayalı işkenci sistemi, işgali yayan, içerde ve dışarıda Kürt halkına karşı özel savaş ve psikolojik harekete dönüşen AKP-MHP-Ergenekon iktidarını devirmektir.”

2022 YILINDA YENİ YASAK

“Şimdi Özgürlük Zamanıdır” hamlesinin dünyada ses getirmesinin ardından İmralı’da “incommunicada” mutlak tecrid daha da ilerletildi. Asrın Hukuk Bürosu avukatları, 22 Kasım 2021’de Önder Abdullah Öcalan ve tutuklu Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş ile hızlıca görüşmek için Bursa İnfaz Mahkemesi’ne başvuruda bulundu. Önder Abdullah Öcalan’a 2 görüşme yasağı verildiği ortaya çıktı. İmralı Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu’nun 18 Ağustos 2021 tarihli kararına göre, 3 aylık ziyaretçi yasağı verilmişti.

3 Şubat 2022’de ailenin yaptığı başvuruda, İmralı Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu’nun, Önder Apo’ya aile ile görüşmesine 3 aylık disiplin yasağı verdiği belirtildi. Bu başvuruların reddedilmesiyle birlikte 2018’den beri aile görüş yasağına verilen 10’uncu yasak oldu.

Aile yasaklarına ek olarak son iki yıl içinde avukatların görüşme başvurularıda birçok defa yasaklandı. Bursa İnfaz Mahkemesi, 12 Ekim’de mahkeme tarafından Kürt halk Önderi ile 6 aylık görüş yasağına ilişkin avukatların başvurusunu reddetti. Önder Abdullah Öcalan’dan bir yıldır herhangi bir haber alınmamasına rağmen avukatların 29 Nisan’da Bursa İnfaz Hakimliği’ne yaptığı başvuru mahkeme heyeti tarafından gerekçesiz reddedildi. Daha sonra avukatların görüşme başvurusunun reddedilmesinin gerekeçesinin 13 Nisan’da 6 aylık bir görüşme yasağının getirilmesi gerekçesiyle reddedildiği ortaya çıktı. Bugün İmralı’da yaşananlar mutlak tecrittir. Aile ve özel hayata saygı, adil yargılanma ve savunma hakkı, etkili çözüm hakkı ile iletişim hakkı tamamıyla ihlal ediliyor.

15 ŞUBAT 1999’A KADAR SADECE SİNÜZİT RAHATSIZLIĞI VARDI

15 Şubat 1999’da Önder Abdullah Öcalan’ın sadece sinuzit rahatsızlığı vardı. Ancak İmralı’daki işkece, tecrit ve izolasyon sonucunda farenjit, alerjik rinit ve astım gibi birçok hastalık görülmeye başlandı. İmralı Cezaevi, Kürt halkı ve Önderi için “zamana yayılan yavaş bir ölüm” olarak planlanmış durumda. Ancak hesapları tutmayacaktı. Kürt halkı 1999 kışından beri Önderi’nin sağlığı ve özgürlüğü için direnecekti.

İmralı: Tecrit ve soykırım siyaseti-2 - Dilgeş ARYEN

ANHA


Diğer Haberler