İnsanlığın katledildiği yer: HALEPÇE

Güney Kürdistan’ın Halepçe kentinde binlerce Kürt’ün katledildiği katliamın üzerinden 32 yıl geçti. Kürt halkının ve tüm dünyanın vicdanına ve hafızasına kazınan kimyasal katliamdan kurtulanlardan bazıları tedavi edilemedi.

Irak’ın başkenti Bağdat’a 240, İran sınırına da 11 km uzaklıkta olan Kürt kenti Halepçe, 14-15 Mart 1988'de dağların kuytusunda sonradan hafızalardan hiç çıkmayacak bir güne gözlerini açıyordu. Tanklarlın gümbürtüsü kenti inletirken birazdan gelecek kimyasal ölümün işaretlerini veriyordu. 

HAVADAN ZEHİR YAĞDI

Bulutlar günün ilk ışıklarında, birazdan kenti saracak kimyasal felaketi hissedercesine gökyüzünü kaplamıştı. Dağların yamacına yaslanmış küçük bir kasaba adeta kuşatma altındaydı. Tank seslerine mitralyöz sesleri eşlik ediyor, sonra sesler birleşerek bir çığlık olup dağlarda yankılanıyordu. Birazdan gökten yağacak ölümden habersiz usulca, ama içinden çığlıklar ata ata yeni bir güne başlıyordu Halepçe. Tanklar iki gün durmadan kenti vurmuş sonrasında koyu bir sessizliğe bürünmüştü herşey. KİMYASALLA GELEN ÖLÜM SESSİZLİĞİ. 

Gün ışımış, güneş yamaçtan zirveye doğru yol alıyordu. Ve saatler 11.30’u gösteriyordu. bir anda göğü çatlatan o gömbürtü sessizliği yırtıp geçti. 50 uçak, 5 saat boyunca 80 bin kişinin yaşadığı kente bomba ve zehirli gazlarla ölüm yağdırmaya başlamıştı.

Ve Halepçe ölümün kollarına terk edilmişti. 

O günden sonra Halepçe durmadan sessiz çığlıklar atar. Çünkü görmez insan evladı kendi soyunun yine kendi soyu tarafından böyle boğazlanmasını, duymaz Halepçeli; sakat, kayıp ama onurlu çocuklarının çığlıklarını.    

Halepçe'ye ölüm zehirli gazlarla havadan gelmişti. Dönemin Irak diktatörü Saddam Hüseyin 15 Mart 1988'de Halepçe'ye elma kokulu kimyasal silahlarla saldırmıştı. Ve o gün tam bir kimyasal soykırım yaşandı. O saldırıdan kurtulanlar saldırıyla Halepçe’nin derin bir sessizliğe gömüldüğünü, yaşama dair hiçbir emarenin bulunmadığını söylüyor.

Saatler içinde, aralarında; kadın, çocuk ve yaşlıların da olduğu 5 bin sivil yaşamını yitirirken, 7 ila 10 bin arasında kişi de yaralandı. Halepçe’ye yapılan bu saldırı, dünya tarihindeki en kirli saldırılardan biri olarak kayıtlara geçti, katledilenlerin fotoğrafları tüm dünyaya yayıldı.

Kentteki eşyalar ve saldırıda yaşamını yitirenlerin cenazeleri üzerinde yapılan araştırmalarda Halepçe katliamında Hardal gazı, Sarin gazı ve Siyanür gazının kullanıldığı ortaya çıktı.

Aradan geçen yıllarda Uluslararası Af Örgütü Halepçe ve Enfal'de katledilen 17 bin kişinin isimlerine ulaştı. Örgüt, internet sitesinde konuya ilişkin yaptığı açıklamada, bu katliamlarda kaybolan yüzlerce kişinin ismine halen ulaşılamadığını da kaydetti. 

‘KOKUNUN KİMYASAL OLDUĞUNU BİLMİYORDUK’

Halepçe katliamının tanıklarından Aziz Mihemed Fetah o anları şöyle anlatıyor:

“Kimyasal saldırı olduğunda Sirwan Nehri’nin kenarındaydık. Hiçbir çıkış yolu yoktu. Bir anda uçaklar kenti bombalamaya başlarken ve zehirli gazların kokusu her yanı sardı. Yanık lastik kokusuydu. O kokunun kimyasala ait olduğunu bilmiyorduk.” Gazın etkisinden dolayı zehirlendiğini belirten Fetah, anlatımına şöyle devam ediyor: “Birkaç kişi geldi ve bizi arabalara bindirip İran sınırının diğer tarafına götürdü. Nerede olduğumuzu sorduğumuzda bize Kirmanşah hastanesinde olduğumuzu söylediler. Oradan da bir arabaya bindik ve Tahran’a götürüldük. 28 gün boyunca tedavi gördük ve bizi kampa götürdüler.”

Bir süre kampta kaldıktan sonra Hewlêr’e bağlı Bihêrka bölgesine götürüldüklerini söyleyen Fetah, burada bir süre naylon çadırlarda kaldıktan sonra Halepçe’ye geri döndüklerini kaydetti.

Felaketten yaralı olarak kurtulan Taban Ali Farinc de yaşadıklarını acının birkaç kelimeyle ifade edilemeyeceğini söylüyor ve “Katliam günü peşmergeler önümüzü kesti. Oradan çıkamadık ve evimize geri döndük. Gökten kimyasal yağdırmaya başladılar ve biz de payımıza düşen acıyı yaşadık” diyor.

YNK VE KDP NE YAPMIŞTI?

Siyasi yorumcular, Kürt partilerinin partisel çıkarları doğrultusunda hareket etmeleri ve düşmanlarının yanında bulunmaları nedeniyle Halepçe gibi katliamlar olacağı konusunda hemfikir. Bazı Kürt çevreleri siyasi çıkarları uğruna Halepçe’yi kurban etti. Gerçekleşmesinden sonra da katliamı siyasi çıkarlarına malzeme etti.

Eylül 1980’de başlayıp Ağustos 1988’e kadar devam eden İran-Irak savaşında Güney ve Rojhılat Kürtlerinin diyarları Irak ve İran ordularının savaş alanına döndü. Güney Kürdistan’da faaliyet yürüten iki Kürt partisi halkı savunmak yerine savaşın tarafı oldu.

KDP Irak’taki Baas rejimini desteklerken YNK ise İran rejiminin safını tuttu. Hal böyle olunca da her iki partinin kontrolündeki Kürt kentleri katliam ve yıkımlara maruz kaldı. Fakat Kürt halkının ve bölgenin tarihindeki en kanlı katliam Halepçe oldu. Gözlemciler, Halepçe’yi Kürt halkına yapılmış fiziki soykırım olarak nitelendirirken Kürt halkı Halepçe’de şehit olan halkını her yıl etkinliklerle anıyor.

KATLİAMLAR TEKRARLANDI

Kürt halkı tarih boyunca ülkelerini işgal eden sömürgeler tarafından birçok katliama maruz kaldı. 1938 Dersim Tertelesi, 1988’deki Halepçe, 2014’de DAİŞ’in Şengal’de Êzidîlere ve Kobanê’de yaptığı katliamlar, işgalci Türk devletinin 2018’de Efrîn’de, 2019’da da Serêkaniyê ve Girê Spî’de yaptığı katliamlar Kürt halkının maruz kaldığı felaketlerin sadece birkaçı.

HALEPÇE KATLİAMININ ARKASINDA KİMLER VAR?

Bazı isimlerin doğrudan yer aldığı Halepçe katliamının arkasında birçok kesim var. Katliamın doğrudan faili Irak’taki Baas rejiminin başı Saddam Hüseyin idi. Saddam Hüseyin, katliamın talimatını Baas partisinin Kuzey yönetimi genel sekreteri ve aynı zamanda amcasının oğlu olan Ali Hasan Macid’e verdi. Katliamın tetikçisi Macid, kamuoyunda ‘Kimyasal Ali’ olarak biliniyor. 

YARGILAMA

Halepçe katliamından 15 yıl sonra ABD’nin Irak’a girmesiyle Saddam Hüseyin Aralık 2003’te yakalandı ve Halepçe dahil bütün katliamlara ilişkin yargılama süreci başladı. Irak’ta kurulan özel mahkeme 21 Ağustos 2006’da Saddam Hüseyin ve kabinesinde yer alan 6 kişi, Enfal katliamlar zincirinden dolayı suçlu bulundu. Aralık 2006’da ise Saddam Hüseyin’in Halepçe katliamına ilişkin yargılamasına başlandı. Yargılamanın devam ettiği süreçte, 30 Aralık 2006’da ise Saddam idam edildi.

23 Haziran 2007’de ‘Kimyasal Ali’ ile birlikte Sultan Haşim Ahmet ve Hüseyin Reşit Muhammed, toplu katliamlardan dolayı idam cezasına çarptırıldı. 26 Ocak 2010’da Kimyasal Ali’nin cezası infaz edildi ve idamında kullanılan ip ise Halepçe belediyesi takdim edildi.

Hollanda medyasına göre, Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi, Halepçe’de kullanılan kimyasal silahları Saddam’a temin eden Frans van Anraat’a 15 yıl hapis cezası vermişti.

SOYKIRIM OLARAK KABULÜ

Halepçe katliamı, 1948’de tanımlanan toplu katliam koşullarına uymasına rağmen dünya devletleri tarafından soykırım yerine katliam olarak kabul edildi. Hollanda Mahkemesi, sonradan Halepçe katliamında Kürtlerin hedef alındığını ve bunun bir soykırım olduğunu belirtmişti.

İsveç Parlamentosu ilk kez 5 Aralık 2012 tarihinde Halepçe’yi “Kürtlere karşı yapılmış bir katliam” olarak tanıdı.

KATLİAMIN ARDINDAN…

Katliamdan 32 yıl sonra bile yarattığı korku tanıkların yüreğinden gitmiş değil. Katliamda kullanılan havadan ağır olma özelliğine sahip hardal gazının doğaya yaptığı etki ise halen devam ediyor. Tanıklara ve gözlemcilere göre Halepçe, günümüzde de kimyasal saldırının etkisini ve acısını taşıyor. Öyle ki kentte yeni doğan bazı çocuklar o gün kullanılan kimyasalların etkisiyle engelli ya da hastalıklı dünyaya geliyor.

Katliamın tanığı Aziz Mihemed Fetah, yaşadıklarını anlatmaya şöyle devam ediyor: “Kimyasal maddelerin etkisinden gözümün görme oranı düştü ve ciğerlerimde birçok hastalık var. On yıl önce eşimin tedavisine başladık ve şimdiye kadar 6 ameliyat geçirildi. Bunları yaparken de kimse bize yardım etmedi. Enfal katliamlarının (Halepçe de dahil) mağdurları olarak Kürdistan bölge hükümetine, ilaç temini ve tedavi masraflarımızın karşılanması için çağrı yapıyoruz. Alanında uzman doktorların biz mağdurlar için hizmet vermesini istiyoruz.”

Fakat Fetah gibi binlerce Halepçe kurbanının çığlığı, KDP yönetimindeki Kürdistan bölge hükümeti tarafından duyulmuyor.

32 YILDIR GÖZLERİ GÖRMÜYOR

Nefes darlığı problemi devam eden Taban Ali Farinc de geçirdiği 6 ameliyata rağmen görme yetisini kaybetti. Farinc, “32 yıldır zorlu ve zahmetli bir yaşam sürüyoruz. Durumumuz kötü. O günden bu yana gözlerim görmüyor ve nefes almada güçlük çekiyorum. 10 yıldır ilaç kullanarak ayakta kalmaya çalışıyorum. Kürdistan hükümeti 3 yıl önce bize yaptığı yardımları kesti. Bu yüzden en büyük talebimiz, sağlık masraflarımızın karşılanması ve kimyasal saldırısının yaralıları için uzman doktorların görevlendirilmesidir” diyor.

O ANLAR AKILLARDAN ÇIKMIYOR

Bazı anlar vardır, dünyanın hafızasına işler. Dünya üzerinde görmeyen kalmamıştır. Halepçe katliamının mağdurlarının yaşadığı felaketteki görüntüler işte tam bu tanımı karşılıyor.

O görüntülerden biri, Lahey’de anıtı yapılan görüntü. Omer Xawir adlı babanın kucağında bebeğiyle beraber yerde yattığı görüntü. Halepçe katliamında bu ve bunun gibi binlerce görüntü insanlığın hafızasında, ‘insanlığın bittiği yer’ olarak kalacaktır.

Her yıl 16 Mart günü saat 11.30’da tüm dünyadaki Kürtler, Halepçe’de şehit olanları anıyor ve saygı duruşunda bulunuyor.

(cj)

ANHA


Diğer Haberler