İşgal ve savaşa sanatla verilen cevap: Lêlûn

Dünyanın her yerinde çeşitli festivaller düzenleniyor ancak binlerce insanın yaşadığı göçmen kampında uluslararası bir festivalin düzenlenmesi sıradan bir olay değildir. Lêlûn Uluslararası Sinema Festivali, sanatla savaşa verilen bir cevap oldu.

Şehba’da bulunan Efrînli göçmenlerin kaldığı Berxwedan ve Serdem Kamplarında ‘Bir gül tek başına gülistan olmaz’ şiarıyla Lêlûn Uluslararası Sinema Festivali düzenlendi. Festivalde çok sayıda uluslararası ve Kürdistani film sahnelendi. Bütün dünyanın dikkatini çeken bu festival, Suriye hükümeti ve Türk devletinin kuşatması altında bulunan küçük bir kara parçasında direnen insanlar tarafından düzenlendi.

Festival, dünyanın farklı yerlerindeki kültür ve fikirleri, yönetmen ve yazarları bir araya getirerek ortak bir etkileşim oluşturdu. 21 Eylül’de başlayan ve bir hafta süren festivalde filmler 7 metre uzunluğunda 5 buçuk metre genişliğindeki dev ekranda seyirciyle buluşturuldu.

LÊLÛN DAĞI EFRÎNLİLERİN GÖÇÜNE ŞAHİTLİK ETTİ

Kürdistani bir dağ olan Lêlûn, tarihi bir yapıya sahip olup Efrîn’in güneydoğusu ve Halep’in kuzeybatısına düşüyor. Lêlûn Dağı, Qitimê ve Kefercenê ovalarından başlayıp, kuzeyde Zerneitê ovasına, batıda Efrîn barajına ve Qibarê, Tirindê, Eyn Darê ve Xezawiyê köylerine kadar uzanır.

İşgalci Türk devletinin 18 Mart 2018’de Efrîn’i işgal etmesinin ardından göç etmek zorunda kalan yüz binlerce Efrînlinin göçüne şahitlik eden Lêlûn dağı, bir direniş simgesi haline geldi. Bu nedenle Lêlûn Uluslararası Sinema Festivali’ni düzenleyenler, Efrînlilerin yaşadığı acıları dünyaya haykırmak için Lêlûn ismini festivale vermeyi uygun buldu.

Sanatla savaşa bir cevap niteliğinde olan Lêlûn, Efrînlilerin, işgalcilere 58 gün boyunca verdiği direnişi anlattı. Festivalde yer alan 58 film, Efrîn’deki 58 günlük direnişi temsil etti.

LÊLÛN KÜLTÜRLERİN ETKİLEŞİMİNİ SAĞLADI

Festivalde 27 Arapça, Kürtçe ve dünyanın farklı dillerinden filmler sahnelendi. Efrîn’e yakın olan Şehba’da düzenlenen festival, Efrîn halkının kültürünü, dilini, yaşadığı acıları dünyaya duyurma fırsatını sundu. Dünyanın farklı yerlerinden gelen filmler, kültürel bir etkileşim de sağladı.

FESTİVALDE DİRENİŞ ÖNE ÇIKTI

Festivalde farklı mesaj içeren çok sayıda film sahneye geldi. Sahnelenen filmlerin tamamına yakınında direniş vurgusu öne çıktı. Festivalin ilk gününde sahneye verilen Kürt yönetmen Ersin Çelik’in yönettiği ‘Ji bo azadiyê’ filmi izleyicide derin etkiler bıraktı. Amed’in Sur ilçesinde 103 gün süren direnişi konu alan film, 2019 yapımı olup büyük ses getirmişti. Iraklı yönetmen Şahram Qadir’in yönettiği ‘Cry of Sky’ filmi ise 1975 yılında Baas rejiminin Başurê Kürdistan’da Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne savaş açmasının ardından yaptığı katliamları konu alıyor. Filmde, katliamın ardından Irak-İran sınırına göç etmek zorunda kalan yüz binlerce insanın dramı anlatılıyor. Tüm zorluklara ve katliamlara rağmen Kürt halkının düşmana boyun eğmediği mesajı veriliyor. Reşo Kasan tarafından yönetilen Engam El Tibul filmi Şêxmeqsud ve Eşrefiyê mahallelerinde Kürt halkının verdiği büyük direnişi izleyiciye anlatmaya çalıştı. Lübnanlı yönetmen Kamil Herib’in yönettiği ‘Çiyayê Sor’ filmi de direnişin öne çıktığı filmlerden oldu.

KÜRDİSTANİ YÖNETMENLER KÜRDİSTAN GERÇEKLİĞİNİ GÖZLER ÖNÜNE SERDİ

Kürdistan’ın dört parçasında bulunan sinema yönetmenleri festivale büyük ilgi gösterdi. Kürt halkının yaşadığı acıları dünyaya haykırmak için çektiği filmleri festivale taşıyan yönetmenler, Kürdistan gerçekliğini gözler önüne serdi. Bakurê Kürdistan’dan yönetmen Selman Deniz, ‘Return (Dönüş)’ filmiyle festivalde yer aldı. Deniz, filmde Eyüp adlı bir genci Ararat Dağı’nda başlayan yolculuğunu anlatıyor. Bu yolculukta halasıyla karşılaşan Eyüp, halasının dilini anlayamayınca geri dönmeye karar verir. Film, Kürdistan’ın dört parçasında yaşayan Kürtlerin yaşadığı zorluklara dikkat çekiyor.

Yönetmen Baroj Akiray Kürt sineması üzerine şu değerlendirmede bulunuyor: “Kürdistan sinemasının gelişerek dünya sinemasıyla yarışabilecek düzeye gelmesi gerekiyor. Kürdistan halkının yaşadığı acılara farklı bir bakış açısı geliştirerek dünyanın dikkatini çekebilmelidir. Kürdistan sinemasının istenen düzeye geleceğine inanıyoruz.”

KADINLARIN KATILIMI FESTİVALE RENK KATTI

Festivalde 11 kadın yönetmen yer aldı. Kadınların yönettiği her film ayrı bir mesaj verdi. Kimi yönetmenler kadın mücadelesini ve toplumun kadına yönelik baskısını konu aldı.

Mısırlı yönetmen Lebîb İzet Xeyr’in yönettiği ‘Above the knee’ kısa filmi Ortadoğu’da kadınların yaşadığı sorunların çözülmesi gerektiği mesajını ele aldı. Filmde, erkek egemen zihniyetin toplumda kadını küçük düşürmesi eleştirildi. Norsal Dogan’ın yönettiği ‘Sah’ filmi, kadınların toplumdaki örf ve adetleri aşabileceğini ve haklarına kavuşabileceğini anlattı. Kadınların da en az erkekler kadar haklarının olduğunu vurgulayan film, izleyicinin dikkatini çekti.

SİYASET VE SANAT BİRBİRİNE ULAŞTI

Yönetmenler filmlerinde çoğunlukla siyasi mesajlar verdi. Venezuelalı yönetmen Alvor Caceres’in yönettiği ‘Water Mission’ filmi bunlardan biriydi. Filmde, dünyanın ileride su için savaşabileceği mesajı verildi. Filmdeki sahnelerde bir anda yaşanan su kesintileri sonrası meydana gelen protesto eylemlerine yer veriliyor. Dünya halklarının bir arada yaşamasının çözümünün su olduğu mesajı verildi.

İZLEYİCİ BÜYÜK İLGİ GÖSTERDİ

Serdem ve Berxwedan Kamplarında düzenlenen festivale Şehba ve Efrîn halkları büyük ilgi gösterdi. Festivali takip eden izleyicilerden Zelûx Henan, “Göçmenlerin kaldığı bir kampta uluslararası bir festivalin düzenlenmiş olması bize gurur verdi. Düşmanlarımıza Efrîn’de 58 gün verdiğimiz direnişi Şehba’da sürdüreceğimizin mesajını verdik. Bütün dünyaya göçmen de olsak, kamplarda da kalsak güçlü irademizle dikkat çekici eserler ortaya çıkarabileceğimiz ispatladık” dedi.

(rr/eyl)

ANHA


Diğer Haberler