​​​​​​​Kadın özgür olmadan toplum özgür olmaz – Hêvî MIHEMED

Kadınlar haklarını bildiklerinde ve tanıdıklarında devrimin başarısına ulaşma olasılıkları daha da artacak ve bu süreç onlar için tarihi olacak ve tarihe yazılacaktır.

DAİŞ Suriye'ye, Irak'a ve diğer bölgelere gelmeden önce, toplumun alışık olmadığı kadın, erkek topluma başka bir yaşam tablosu gösterdi. DAİŞ’in karanlık zihni, hayatı ve durumu ele geçirdi. Her şey siyah ve karanlıktı. Siyah renk giyilmediği zaman dinin eksik yaşandığı ve dinin yok sayıldığını söylediler. Gelmelerinin amacının dinin yanlış yaşanmasının düzeltilmesi olduğunu iddia ettiler.

DAİŞ döneminde başta kadınların olmak üzere toplumun çektiği acılar hiçbir devirde görülmedi.

Ama bu resimle kendimize sorduk; İran'da kadınlar, hakikatlerinin ve güzelliklerinin örtüldüğü karanlığın gölgesinde nasıl yaşadılar. Sadece evlilik için kullanıldılar, ailenin ve çocukların ihtiyaçlarını karşılıyorlar ve kadınların kültürü veya düşünce ve yönetim düzeyleri hakkında hiçbir şey bilmiyorlar. Çünkü İran devleti kadınları hapsetmiş, tesettürlü tutmuş ve bunu dine ve ahlaka bağlamıştır. İran rejimi, ahlakın, kadınların dışarı çıkmaması, kurulmuş yasa ve geleneklere karşı çıkmaması gerektiği anlamına gelen bu kültürü kadınların zihninde barındırıyor. Bu kanunlar ve yargılarla toplumdaki kadınların hayatları zordu. Ayrıca devlet, her kadın eylemiyle, kadınları İran devletinin yasalarına ve dini uygulamalarına karşı bir günah işlemiş gibi baskılayabileceğini, cezalandırabileceğini ve öldürebileceğini görüyor.

Kadınların siyasi ve ekonomik alanlara katılımı ve iş yerinde örgütlü güçlerinin tezahürü, İran devletinin onları hedef almasına neden oluyor. İran hükümeti, kanunlar ve dini kanunlar çıkararak kadınların gelişimini engellemek için bahaneler üretiyor. Bu nedenle sahadaki kadın sayısının az olduğunu görüyoruz. İslami devlet kurumlarında çalışan kadınların çoğu, politikacıların ve devlet erkeklerinin akrabaları ve destekçileridir.

Kadının ve toplumun durumunun kötüye gittiğini gördüğümüzde, kadınları ve toplumu bu eylemlerden kurtarmak için temel bir çözüm bulmak için çabalamalıyız.

İran'daki olaylar bağlamında Jina Emini'nin katledilmesinin ardından kadınları baskıdan kurtarma umutları ortaya çıktı. Halkın ayaklanması, bir toplumun ölümden uyanışı gibidir.

Bu devrimin en büyük parçası, bir kez daha dünyaya haykıran kadınlardır, sizi Ehil Kehf'in uykusu gibi olan uykunuzdan uyandırdık. Genç Kürt kadını, İran devletinin yıllardır topluma ve kadınlara dayattığı uykudan uyanması için seslendi.

Buradan şunu söyleyebilirim ki Kürt kızının çığlığından kadın erkek çığlığına kadar İran rejimine karşı tek ağızdan ayağa kalktılar ve "Kadın, yaşam, özgürlük (Jin, jiyan, azadi)" sloganını attılar. İran'da kadınların attığı bu slogan, Kürt kadınlarının deneyimlerine ve Rojava Devrimi'ne katılımlarına dayanmaktadır. Rojavalı kadınlar ve tüm dünya için en tehlikeli olan DAİŞ örgütüne karşı mücadele ederek, "Jin, jiyan, azadi" sloganıyla kadın tarihinde atılmamış tarihi adımlar atarak büyük bir başarıya imza attı. Bu başarılar İran'daki kadınlara da örnek oldu.

Son olarak, kadınların önce tarihini, yazılmamış tarihlerini bilmeleri gerektiğini, toplumu doğru bir şekilde yönlendirmek için kadınların kendilerine güvenmeleri gerektiğini söyleyen Önder Abdullah Öcalan'ın kadınlarla ilgili sözlerine dikkat çekmek istiyorum. Çünkü devrimi kazanabilecek kadınları yetiştirmek onun felsefesiyle mümkün olabilir. Ayrıca kadınlar, Kürt kadınlarının tecrübesiyle örgütlenme ve yönetim güçlerini ve yeteneklerini bilmelidir.

(rr)

ANHA