​​​​​​​Kalkan: Bugün de o ilkelere imza atabiliriz

Duran Kalkan: Mevcut KDP ve YNK yöneticileri ulusal demokratik birliği esas alsalar, bütün partilerin kazanacağı bir platform olarak Kürt ulusal demokratik birliğini, onun ifadesi olan Ulusal Kongreyi görseler, çok kısa sürede böyle bir ulusal birlik ve kongre gerçekleşir.

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, Önder Abdullah Öcalan’ın, 21 yıl sonra ilk kez yaptığı telefon görüşmesinde, kardeşi Mehmet Öcalan aracılığıyla paylaştığı mesajlarına dair ANF’ye konuştu.

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan’la yapılan röportajın 2. Bölümü şu şekilde:

Görüşmede “Kürtlerin savaşa ve kana ihtiyacı olmadığını, barışa ve birliğe ihtiyacının olduğunu ve en büyük mesajının da bu olduğunu” söyleyen Önder Abdullah Öcalan, 40 yıldır birliğin sağlanması için mücadele yürütmesine rağmen bu birlik neden sağlanamıyor, birliğin gerçekleşmesi önündeki engeller nelerdir?

Önder Apo, büyük bir ulusal birlik ruhu, bilinci ve örgütlülüğü ortaya çıkartmış durumdadır. Bu temelde dört parça Kürdistan’ı, her kesimden Kürt toplumunu etkileyerek önemli bir birlik düzeyini, bilinçlenme ve örgütlenme anlamını ortaya çıkartmış bulunuyor. Ulusal önderliğin oluşturulup geliştirilmesinde çok yüksek bir düzeyi oluşturmuş bulunuyor. Bunu yarattığı bilinçle, dört parça Kürdistan’da gençlerin ve kadınların birlikte mücadele edip şehit düşen gerçekleriyle; partileşme, gerillalaşma, demokratik uluslaşma düzeyiyle ortaya çıkartmış bulunuyor. Bu gerçeği görmek lazım.

PKK ÖNCÜLÜĞÜNDE YARATILAN ULUSAL BİRLİK DÜZEYİ

Önder Apo’nun önemli bir ulusal önderlik düzeyini yarattığını; ulusal ruh, duygu, bilinci en yüksek düzeye ulaştırdığını; örgüt ve eylem alanında da dört parçadaki Kürt gençliğini, kadınlarını, işçi ve emekçilerini çok ileri düzeyde birleştirdiğini; dört parçada halkın katıldığı büyük bir ulusal özgürlük ve demokrasi hareketi yaratmış olduğunu görmek lazım. Bu açıdan ‘40 yıldır mücadele etmesine rağmen neden ulusal birlik yaratamıyor, geliştiremiyor?’ sözü tam doğru olmuyor. Aslında Önder Apo’nun, PKK öncülüğünün yaratmış olduğu çok önemli bir ulusal birlik düzeyi var. Ruh olarak, duygu olarak, düşünce olarak, örgütlenme ve eylem olarak bu gerçekleşmiştir. PKK’de yaşananlar, PKK gerillasında yaşananlar bunun en somut kanıtıdır. Yine yurt dışında yaşananlar bunun en somut kanıtlarından biridir. Yurt dışındaki dört parçadan Kürtler; yine her aşiretten, mezhepten, lehçeden Kürtler çok ileri düzeyde birlik ruhunu ve yaşamını ortaya çıkartmış durumdadır. Bu gerçekliği görmek ve altını çizmek lazım. Bunun değerini ve anlamını da iyi bilmek gereklidir.

Fakat biz soruyu şöyle anlıyoruz: Ulusal birlik yönünde hiç gelişme yaratılamadı değil de tam bir birlik ve bütünlük oluşturulamadığı, herkesi içine katan bir birlik ortaya çıkartılamadığı, bu neden böyle oldu?’ biçiminde anlıyoruz. Yoksa Önder Apo’nun yarım asra yaklaşan mücadelesinin Kürdistan’da tarihi öneme sahip gelişmeler yarattığı, artık geri döndürülemez bir durumu ortaya çıkartmış olduğu tartışma götürmez bir gerçektir. Bunu görmek, bilmek, kabul etmek lazım ama böyle bir durum, bütün Kürt siyasetini bugün yeterli bir düzeyde bir birliğe ulaştıramamıştır, -ki böyle bir birlik ulusal demokratik kongrede görülüyor.

KONGRE HEP GÜNDEMDEYDİ

Aslında 1980 başından beri Ulusal Demokratik Kongre meselesi gündemdedir. O zaman da tartışılıyordu, daha sonraki süreçlerde de zaman zaman öne çıktı, zaman zaman geri plana düştü ama Kürt siyasetinin her zaman da şu ya da bu biçimde gündeminde oldu. Son 10 yıldır ise çok daha ileri bir düzeyde gündemde olan bir konudur. Bugün de çok ileri bir düzeyde gündemdedir.

Böyle bir birlik neden oluşturulamadı, oluşturulamaz mı? Sorularını cevaplamak lazım. Aslında Önder Apo, 1990’ların sonunda KNK kuruluşuna giderken böyle bir birliği yaratmayı hedefliyordu. Bütün Kürt siyasetini KNK’de birleştirerek dört parça Kürdistan’da özgürlükçü ve demokratik çözümü gerçekleştirecek bir ortak Kürt Özgürlük Hareketi, Kürt demokrasisi yaratmayı planlıyordu. Uluslararası komplo ile buna saldırdılar, bunun önünü almaya, engellemeye çalıştılar. İmralı sistemiyle bu tür düşünceleri ve hedefleri tümden yok etmek de istediler. Önder Apo da buna karşı mücadele etti. Partimiz, halkımız, Önderlik gerçeğini daha iyi anlayarak söz konusu saldırıları boş çıkartan bir mücadeleyi bu geçen süreçte yürüttüler.

ULUSAL KONGRE ETRAFINDA OLMALI

Dikkat edilirse ulusal bilinç, ruh, duyarlılık bakımından dört parça Kürdistan ve yurt dışında çok önemli bir düzey vardır. Bir defa bunu görmek lazım. Yine PKK öncülüğü etrafında oluşmuş çok önemli bir ulusal demokratik birlik söz konusudur. Bunun yanında diğer Kürt partilerinin, örgütlerinin de belli bir gelişimi, farklı anlayışlardaki, çizgilerdeki siyasetlerin, örgütlerin de kendi somutluklarını geliştirmeleri söz konusudur. Burada mevcut olanı aşacak bir birliğin Ulusal Kongre etrafında olması gerekiyor. Biz hareket olarak böyle düşünüyoruz, buna inanıyoruz. Böyle olması için de çalışma yürütüyoruz.

ASLINDA TOPLUM BİRLİK HALİNDEDİR

2013’te çok önemli bir mesafe kat edilmesine rağmen bazı güçler çomak soktular ve boşa çıkardılar. Şimdi de çok büyük bir ihtiyaç olmasına rağmen yine bazı çıkar çevreleri engelliyorlar. Aslında toplum birlik halindedir. Şu an dört parça Kürdistan ve yurt dışındaki Kürtler açısından ulusal ruh, bilinç temelindeki birlik yüzde 95’leri aşan düzeydedir. Bu çok ileri bir düzeydir, çok önemli bir gelişmedir. Zaten her türlü hile, oyun, kışkırtıcı çabaya rağmen yine de iç çatışmaların önlenmesi partilerin, örgütlerin birbiriyle ilişki içerisinde olması aslında toplumda ortaya çıkan bu düzeydeki ulusal duyarlılığa ve birliğe dayanıyor. Onun etkisiyle bu sağlanıyor. Olmayan mevcut parti ve örgütlerin demokratik siyasal birliği yaratmalarıdır. Bu da gerçekten de Ulusal Demokratik Kongrede gerçekleşecek bir durumdur. Bütün partiler, örgütler burada yer almalı, kendisini temsil etmeli, düşüncelerini ortaya koymalıdırlar. Ulusal Kongre çeşitli farklı parti ve örgütlerin birbirlerini geriletici bir mücadele zemini değil de aslında Kürt ulusal birlik ruhunu, bilincini, örgütlülüğünü geliştiren, dolayısıyla bütün partilerin kazanmasına, kendisini geliştirmesine yol açan bir organ olmak durumundadır.

HER TÜRLÜ DEMOKRATİK BİRLİĞE AÇIĞIZ

Ulusal Kongreyi böyle anlıyoruz. Herkese kazandıracak bir platform olarak görüyoruz ve bunun mümkün olduğuna da inanıyoruz. PKK olarak bu temelde de katılmak istiyoruz. Fakat ifade ettik, bunu engelleyen çevreler var, katılmadılar. Toplumda bir duyarlılık oldu, bir gelişme oldu. Partiler ve Kürt siyaseti üzerinde daha fazla baskı uygulanabilir, partilere daha çok sorulabilir. Ulusal birlik siyasetleri nelerdir? Kimler katılıyor, kimler katılmıyor? Birliğe katılmayanlar kimlerdir, neden katılmıyorlar? Bunları sormak lazım. Başta KDP ve YNK olmak üzere diğer bütün Kürt partilerine bunu sormak lazım.

Biz PKK olarak her türlü demokratik birliğe açığız, hazırız. Bunu net bir biçimde ifade ediyoruz, buna göre bir politika izleyeceğimizi taahhütte ediyoruz. Bu konuda hiç kimse kaygılanmasın, öyle aldatıcı, yanıltıcı bir durumumuz kesinlikle yoktur. Bu konuda yüzde 100 samimiyiz. Zaten Önder Apo açıkça ifade etti, en temel mesajının, çağrısının bu olduğunu belirtti. 1990 sonunda temel hedefi böyle bir birliği sağlatmak ve bunu örgütlü hale getirip işletmekti. Komplo zaten buna saldırdı. Şimdi de aynı durumun gerçekleşmesi için çalışıyor, çağrılar yapıyor. Biz bunları çok önemli ve anlamlı buluyoruz, hepsini esas alıyoruz. Fakat dikkat edilirse birleşmeyen partilerdir. Ulusal Kongre de partilerin, örgütlerin katılımıyla olacak. Demek ki mevcut Kürt siyasetinde bir sorun var. Bu siyaseti temsil eden güçlerde, partilerde, gruplarda, örgütlerde, liderlerde sorun var. Birliği kendi çıkarlarına görmüyorlar ya da Kürt birliğini engellemek isteyen, Kürtlerin parçalı durmasından, dolayısıyla zayıf olmasından çıkar sağlayan bazı çevrelerin etkisi altında kalma var. Bunları net ifade edebiliriz. Hiç kimse başka bir neden göstermesin. Hele hele PKK’yi birliği engelleyen bir etkenmiş gibi hiç kimse göstermeye çalışmasın, zaten pratik bunu yalanlar, gerçek durum net ortadadır.

HERKES TUTUMUNU NETLEŞTİRMELİDİR

O halde herkes bizim gibi tutumunu netleştirmelidir, net ortaya koyabilmelidir. Çeşitli çıkar çevrelerinin engelleyici, oyalayıcı durumuna kesinlikle karşı çıkılmalıdır. Engelleyen nedenler nelerdir? Kürt birliğinden, özgürlüğünden, demokrasisinden, Kürt sorununun çözümünden korkan, Ortadoğu’nun demokratikleşmesini istemeyen dış çevreler bunu engelliyorlar. Kürt sorunundan faydalanan, devamından yarar sağlayan çevreler, Kürt sorunun sürmesi için en temel etken olarak Kürt siyasetinin parçalı ve çatışmalı kılmayı görüyorlar ve bunu uygulamaya çalışıyorlar. Bazı partiler ve örgütler de bu çevrelerden etkileniyorlar, çıkar birlikleri var, ilişki ve ittifakları var.

KDP VE YNK DE İSTESE BİR AYDA SAĞLANIR

Şunu söyleyebilirim: Mevcut KDP ve YNK yöneticileri ulusal demokratik birliği esas alsalar, bütün partilerin kazanacağı bir platform olarak Kürt ulusal demokratik birliğini, onun ifadesi olan Ulusal Kongreyi görseler, çok kısa sürede böyle bir ulusal birlik ve kongre gerçekleşir. Önemli olan bu iradeyi gösterebilmektir, kendi partilerinin gelişimini, çıkarını da burada bulmaktır. Yani ‘kazan kazan politikası’ deniliyordu. Kürt Ulusal Kongresini, dolayısıyla ulusal demokratik birliği tüm Kürt partilerine ve örgütlerine kazandıracak bir demokratik platform olarak görüp geliştirebilmek. Bunun için demokratik bir zihniyeti ve siyaseti esas alabilmektir. Bu ortaya çıkarsa bütün engeller yok olur ve bir ayda da en ileri düzeyde bir Kürt Ulusal Demokratik Birliği gerçekleşir.

ULUSAL DEMOKRATİK İTTİFAK PROTOKOLÜ

Rahmetli İdris Barzani ile 1982’de yaptığı görüşmede varılan bir mutabakat/protokolden söz ediliyor. Önder Öcalan, daha önce de bu görüşmeye atıf yapmıştı. 1983’te bu protokolün Mesud Barzani tarafından imzalandığı biliniyor. Aradan 40 yıla yakın bir süre geçti ama protokolün kapsamı neydi, ne kadar bu protokole bağlı kalındı, günümüzde bu protokol nasıl güncellenebilir?

Önder Apo’nun atıf yaptığı 1982 protokolü, 11 maddelik bir Ulusal Demokratik İttifak belgesiydi. Zaten eldedir, basında yayınlandı, şimdi herkes biliyor. Artık herhangi bir gizliliği söz konusu değildir. PKK ile KDP arasında böyle bir ittifakın oluşması, bunun bir protokole dayalı olarak gerçekleşmesi için en çok çalışan kişinin Şehit Mehmet Karasungur yoldaş olduğunu burada ifade etmem gerekiyor. Bu temelde de şahadetinin 37. yıl dönümünde bir kere daha saygı ve minnetle anıyorum. 1981-82 yıllarında partimizin Doğu ve Güney Kürdistan çalışmalarından sorumlu olan arkadaştı. Zaten Hilvan-Siverek direnişlerine komuta etmişti. Partimizin ilk Merkez Komite üyelerindendi. Aynı zamanda Merkez Komite’nin askeri sorumlusuydu. Doğu ve Güney Kürdistan’daki çalışmalar da askeri çalışmalar olduğu için baştan itibaren söz konusu çalışmaların içerisinde yer aldı. Hem Doğu Kürdistanlı hem Güney Kürdistanlı örgütlerin hepsini tanıdı. Hepsinin yöneticileriyle tekrar tekrar görüşmeler yaptı, ilişkiler kurdu. PKK’nin bütün Kürt örgütleriyle söz konusu zeminlerdeki ilişkilerini sağladı. Bunları sözlü ve yazılı çeşitli protokollereler düzeyine de getirdi. Bu ilişkiler içerisinde KDP-PKK ittifakı ortaya çıktı. Bunun gerçekleşmesi için de çok yoğun bir çaba harcadı. Birkaç kez Doğu ve Güney Kürdistan ile Lübnan arasında gidip geldi. Yaptığı görüşmelerden ortaya çıkan sonuçları Önder Apo’ya aktardı. ’82 sonunda protokol somutlaştı. 83’te ise Önder Apo ve KDP Genel Başkanı Mesud Barzani tarafından imzalanarak uygulanmaya kondu. Biz o dönemde hem Kürt hem de Türk diğer örgütlenmelerle de benzer ilişkiler ve protokolleri geliştirdik. Örneğin Türkiye’de ‘Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi’ diye 8 Türk örgütüyle bir ittifak oluşturduk. Ortadoğu’da çeşitli Filistinli ve diğer örgütlenmelerle benzer ilişkilerimiz ve ittifaklarımız oluşmuştu.

BUGÜN DE O İLKELERE İMZA ATABİLİRİZ

PKK-KDP arısındaki ittifak da bu temeldeydi ve önemliydi. Yine YNK yönetimiyle de önemli görüşmeler yapılmıştı, benzer ilişki-ittifak YNK ile de vardı. Dolayısıyla bizim KDP-YNK ile ilişkilerimiz dostça, karşılıklı yarar temelinde, ulusal demokratik birlik anlayışı temelindeydi. Kesinlikle örgütlerin birbirlerine karşı desteklenilmesi ya da ilişkilenilmesi anlamında değildi. Biz hiçbir örgütle ilişkimizi başka bir örgütün aleyhine kesinlikle oluşturmadık ve geliştirmedik. Bunu herkes biliyor.

Söz konusu protokolün içeriğine gelince, biz bugün de o ilkelere imza atabiliriz. Örneğin KDP yönetimi kabul ediyorsa yeniden imzalayabiliriz. O düzeyde ilkeler önemliydi. Tamamen ulusal demokratik çerçevedeydi. Parçaların birliğini, örgütlerin dayanışmasını, Kürtlerin ulusal demokratik gelişimini, birliğini, dört parçadaki Kürt sorununun demokratik temelde nasıl çözüleceğini içeriyordu. 40 yıl önceki bir belge olduğu için belki içeriğindeki bazı kavramlar değişmiş olabilir, çünkü dünya değişti, Kürdistan değişti, Ortadoğu değişti, bu temelde değiştirilmesi gereken yönleri vardır ama bunun dışında anlayış olarak, öz ve içerik olarak Kürt Ulusal Demokratik Birliğinin ve mücadelesinin geliştirilmesi bakımından bugün de reddedeceğimiz hiçbir görüş kesinlikle yoktur.

İMZALAYAN YÖNETİMLER BUGÜN DE GÖREV BAŞINDA

Böyle ilkeli, önemli, anlamlı, içeriği dopdolu olan bir protokoldü. Mesela 9. Maddesi gerçekten de Kürt parti ve örgütleri arasındaki ilişkilerin nasıl olması ve sorunların nasıl çözülmesi gerektiğini çok net bir biçimde ortaya koyuyordu. Hem PKK hem de KDP yönetimleri bunu kabul etmişti ki, bunu kabul eden ve imzalayan yönetimler bugün de görev başında olan yönetimlerdir. O halde sorumluluk duymak lazım. Örneğin ‘PKK-KDP ilişkileri bu temelde yürüyor mu, aralarındaki sorunlar söz konusu protokole ve onun 9. Maddesi’ndeki anlayışa göre çözülüyor mu?’ diye bakmak, sormak lazım. Dikkat edilirse öyle değildir.

İTTİFAK, KDP VE PKK’YE KAZANDIRDI

O ittifak için şunu söyleyebilirim: Öyle bir ittifak PKK’ye ve KDP’ye kazandırdı. 83-84-85 yıllarında her iki parti de önemli gelişme kaydettiler. KDP’de 75’ten sonra çok zayıf bir duruma düşmüştü, zor süreçler yaşamıştı. Yeniden toplanıp Kürdistan’a dönme ve bir pêşmerge hareketi haline gelmesi sürecinde söz konusu ilişkinin, ittifakın KDP’ye önemli güç kattığına, destek verdiğine inanıyorum. PKK’nin de Kuzey Kürdistan’da 12 Eylül faşist askeri rejimine karşı gerilla direnişini geliştirme anlayışı ve hazırlıkları vardı ki, zaten gelişmeler bu temelde 15 Ağustos Atılımı’yla somutluk kazandı. Günümüzde Kürdistan’ı da Ortadoğu’yu da hatta dünyayı da aydınlatan önemli bir gelişme bu temelde ortaya çıktı. Yani her iki parti de bundan kazandı, Kürt toplumu kazandı. Kürt ulusal ruhu, duygusu, bilinci, birliği kazandı. Kürt özgürlüğü ve demokrasi hareketleri önemli kazanımlar elde ettiler.

KDP İLE PKK ARASINDAKİ İTTİFAKI PARÇALADILAR

Ne zaman ki Kürt özgürlük mücadelesi biraz gelişti, Kuzey Kürdistan’da da gerilla devamlılığını kanıtladı, önemli bir mücadele gücü haline geldi, bu temelde bütün Kürdistan’da Kürt Özgürlük Hareketi’nin gelişeceği ve Kürt sorunun çözümünün dayatılacağı anlaşılınca işte Kürt sorununu ortaya çıkartan ve onun varlığından fayda sağlayan güçler o zaman da hemen devreye girdiler ve ilk iş olarak da KDP ile PKK arasındaki söz konusu ilişki ve ittifakı parçalamayı öngördüler. Bunu gerçekleştirdiler de. KDP’yi o zaman da TC ile ilişkiye yönelttiler. NATO içerisinde bazı çevreler bunu yaptı, daha fazlasını ABD vb. güçler bunu yaptı. Böylece PKK’nin mücadele ettiği güçlerle KDP’yi ilişkilendirip PKK-KDP ilişki ve ittifakını parçaladılar. Gerçeklerin bu biçimde görülmesi ve bilinmesi lazım. Kısaca biz o protokolün ruhuna, özüne, içeriğine hala bağlıyız. Onun daha da geliştirilmiş bir düzeyini hareket olarak yaşıyoruz.

O PROTOKOLLER, KONGRE SÖZLEŞMESİYLE YENİLENEBİLİR

Günümüzde bu protokol nasıl güncellenebilir? Çeşitli partiler kendi aralarında ilişkiler kurabilirler fakat dönem artık onu aşmıştır. Bütün partilerin ortak bir demokratik anlayışta birliklerini sağlayacak yeni bir platforma ihtiyaç var. Kürdistan Ulusal Kongresi bunu ifade ediyor ve içeriyor. Artık bir Kürt demokrasisini gerçekleştirme ve tüm parti ve örgütler olarak, tüm Kürt siyaseti olarak böyle bir demokratik siyasi hareket içerisinde yer alma zamanıdır. Dikkat edilirse dönüp dolaşıp sorunun çözümü ulusal demokratik kongrenin gerçekleştirilmesine dayanıyor. Bu çok önemli bir durumdur. Ulusal Kongre, ulus-devlet anlayışıyla, Demokratik Ulus anlayışının bir arada birbirini güçlendirici temelde nasıl var olabileceği, nasıl örgüte ve eyleme dönüştürülebileceği sorunlarını çözebilir, bunun ilkelerini içerebilir. Aynı zamanda bütün Kürt partileri ve örgütleri içinde hareket edecekleri bir ulusal demokratik siyaset çerçevesi, onun ilke ve ölçüsünü ortaya çıkartabilir. Bu da herkesi bağlar.

Aslında 40 yıl önce PKK-KDP, PKK-YNK ilişkileri söz konusu protokollerle gerçekleşmişti. Şimdi o protokolleri Kürdistan Ulusal Kongresi’nin sözleşmesi temelinde yenileyerek yeni bir protokol haline getirebiliriz. Bütün diğer partiler de buna katılabilir. Yine de 11 madde ile yapabiliriz. Daha aza da indirebiliriz. 2013 deneyimi biraz tartışmalı oldu. Aslında daha genel bir ulusal demokratik ilkeler çerçevesinde birleşebiliriz. Dış güçlerin ve çıkar çevrelerin yarattıkları engel aşılabilirse bunun önünde herhangi bir engel yoktur. Böyle bir çıkardan arındırılmış, herkesi güçlendirecek ulusal birlik anlayışını ve ilişkisini geliştirmeye de biz hazırız. Ulusal Kongrenin yolunu açacak ilişkiler, görüşmeler, gerekirse yeni ittifak protokolleri ortaya çıkartabiliriz. Herkes bilmelidir. KDP ve YNK yönetimlerine PKK hakkında ne tür bilgiler veriliyor, onlar neler düşünüyorlar bunları bilemiyoruz. Bu konuda sadece çok olumsuz rol oynayan önemli bir küresel ve bölgesel çevrenin olduğunu biliyoruz. Sonuçta herkes ne yapıyor ne söylüyor, dolayısıyla KDP ve YNK yönetimleri PKK hakkında neler düşünüyorlar, belki bunu tam bilemiyoruz ama biz şunu söyleyebiliriz: Mevcut PKK yönetimi olarak 1982-83’te imzalanan protokolün ruhuna, özüne, ilkelerine bağlıyız. O temelde ve onun güncel olarak ortaya çıkan gelişmelere de dayalı daha da geliştirilmesini ifade eden görüşme, ilişki, ittifaklar oluşturabiliriz. Bu temelde bizden yana bir engel kesinlikle söz konusu değildir. KDP ve YNK yönetimleriyle her düzeyde her türlü konuyu görüşüp tartışan, her türlü sorunu görüşme yöntemiyle demokratik siyasi anlayışa dayalı olarak taraflara kazandırıcı temelde çözmeye hazırız.

 ‘KAZAN KAZAN’ ANLAYIŞINA UYGUN POZİTİF YAKLAŞIM

Biz başta KDP, YNK olmak üzere bütün Kürt partileriyle ilişkilerimizi ‘kazan kazan’ anlayışına uygun olarak ele alıyoruz, kurmak ve yürütmek istiyoruz. İlişki kuran her iki partinin de kazanmasını sağlatacak pozitif bir yaklaşımı esas almayı öngörüyoruz. Yine başka partilerin aleyhine zaten herhangi bir şeyin olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Bu temelde bizden yana herhangi bir sorun yoktur. Bazen etrafta dolaşan bilgilen biçiminde duyduğumuz şeylerin de bir geçerliliği yoktur. İşte ‘PKK filan yeri bitirecek, sadece kendisini düşünüyor, böyle yok etmek istiyor…’ gibi söylemlerin de gerçeklikle herhangi bir alakası yoktur. Eğer böyle sözler söyleniyor ise bunu çıkar çevreleri yapıyorlardır. PKK’den yana böyle bir durum söz konusu değildir, eğer çeşitli Kürt örgütleri onlara dayanarak politika oluşturuyorlarsa bu doğru değildir. Esas güçle görüşüp ona göre politika oluşturmak en doğrusudur.

BİRLİK SORUNUNUN TAM BİR ÇÖZÜME KAVUŞMASI İÇİN

“Kürtler artık bir yerde anlaşıp aralarında bir sorun varsa bunu diyalogla çözmelidirler. Bunu yapacak olanlar da Barzani ile Talabani aileleri ve Kandil’deki arkadaşlardır. Hem Kürt halkının hem de bizim beklentimiz Kürtler arasında artık kanın dökülmemesidir” diyen Önder Abdullah Öcalan, Kürt parti, kurum ve şahsiyetlerini göreve çağırıyor. Sizce seslendiği taraflar bugün nasıl bir pozisyonda ve cevapları nasıl olmalı, bundan sonra ne yapılmalı?

Önder Apo söz konusu telefon konuşmasında hem parti yönetimlerine hem de Kürt kamuoyuna sesleniyor ve çağrılar yapıyor. Demek ki sorunun bu temelde ele alınması gerekiyor. Yani ne sadece söz konusu siyasi partilerin, onun yönetimlerinin yalnız başına çözebileceği bir sorundur ne de sadece kamuoyunun tartışması düzeyinde ele alınacak ve tutulacak bir sorundur. Mevcut durum hem partilerin mevcut yönetimlerini ilgilendiriyor hem de Kürt aydınlarını, sanatçılarını, kadınlarını, gençlerini, yazarlarını, tüm dinamik güçlerini, ulusal demokratik bilinçlenme içerisinde olan herkesi ilgilendiriyor. Ulusal demokratik kamuoyunu ilgilendiriyor. Ancak onlarla çözebilecek bir durum oluyor. Bu iki boyutlu durumu görüp ve anlamamız lazım. Yani yalnız başına partiler ve yönetimler de çözemez, ulusal demokratik kamuoyu da çözemez. Ama bunların her ikisi birden olmadan da birlik sorunu tam bir çözüme kavuşamaz.

SİYASET KURUMU ÇÖZSE TOPLUMSAL ENGEL YOK

İfade ettik, son dönemlerde KNK’nin çabası, Kürt sanatçılarının devreye girmesi, basının olumlu roller oynaması sonucunda Kürt Ulusal Demokratik Birliğini oluşturma yönünde önemli bir gelişme yaşanıyor. Ulusal birlik ruhu, bilinci, iradesi çok güçlüdür, toplumda büyük bir duyarlılık var. Dört parça Kürdistan ve yurt dışındaki Kürtlerde, kadınlarda, gençlerinde, aydın ve sanatçılarında gerçekten de çok yüksek bir duyarlılık var. Bu anlamda çeşitli kurum ve şahsiyetler, toplumsal kesimler, Kürt kamuoyu aslında önemli bir duyarlılık yaşıyor. Kendi içerisinde sorunu çözmüş durumdadır. Siyaset üzerinde de önemli bir baskı oluşturuyor, yönlendirici teşviki var. Bu anlamda ciddi bir etkide de bulunuyor. Bunu rahatlıkla ifade edebiliriz. Aslında siyaset kurumu kendi içerisinde sorunu çözse toplumsal düzeyde hiçbir engel yoktur. Tam tersine büyük bir destek var, teşvik var, katılım ve katkı var. Eğer Kürt siyaseti ulusal demokratik birlik yaratma yönünde adım atsa çeşitli toplumsal kesimler, kamuoyu, kadınlar ve gençler, aydın ve sanatçı çevreler alkışlayacaklar, destek verecekler, büyük bir coşku ve heyecanla katılacaklar, bu çalışmaları selamlayacaklar. Ulusal düzeyde engel olabilecek çok fazla bir güç yoktur. Çeşitli bölgesel ve küresel çıkar çevreleri var, engeller oradan kaynaklanıyor. Bunu çok iyi görüp anlamamız ve bilmemiz gerekiyor.

ZAYIFLIK, EKSİKLİK, YETERSİZLİK VAR

Bu bakımdan Önder Apo’nun kamuoyuna duyarlılık çağrısı önemli ve anlamlıdır. Bu şöyle ifade edilebilir: Önemli bir bilinçlenme, duyarlılık, etkinlik gelişti ama dikkat edilirse sorunu çözmeye, Kürt siyasetini ulusal demokratik platformda yani kongrede birleştirmeye yetmiyor. O halde zayıflık var, eksiklik var, yetersizlik var. Daha fazla mücadele edilmelidir, çalışılmalıdır. Daha çok çaba harcanmalıdır. Daha fazla etkili olunmalı ve mutlaka başarılmalıdır. ‘Belli bir düzeye çıkardık, çaba harcadık ancak bu kadar oluyor, daha ileriye gitmiyor’ denilerek geri çekilme, moralsizliğe düşme, duraksama, vazgeçme olmamalıdır. Önderlik tam tersine daha fazla çaba harcamaya, daha çözücü, etkin, siyaseti birleştirici yol yöntemler bulup uygulamaya Kürt ulusal demokratik kamuoyunu çağırıyor. Biz bir boyutuyla bunu anladık.

KDP, PKK VE YNK YÖNETİMLERİNİ KASTEDİYOR

Diğeri de partilere ve yönetimleredir. Önder Apo’nun belirttikleri öyledir. KDP, YNK ve PKK yönetimlerini kastetmiştir. Aslında ‘Barzani ve Talabani aileleri ve Kandil’ derken kastettiği her üç partinin yönetimidir. Bunun böyle olduğunu net olarak biliyoruz. Önder Apo’nun tanımladığı yönetim düzeyleri Ulusal Kongre düzeyinde bir demokratik birlik yaratmaya yönelseler hiçbir parti içerisinde engelleyici bir tutum gelişmez. Ne PKK’yi, ne KDP’yi ne de YNK’yi engelleyecek ciddi bir muhalefet ortaya çıkmaz. Önder Apo biraz da bu gerçekliğe vurgu yapmış oluyor.

O halde demek ki sorun biraz da partilerin üst yönetimlerinden ve partilerin siyasetini belirleyen kurumlarından, yönetim düzeylerinden kaynaklanıyor. Mevcut parçalılığı yaratan, Ulusal Kongre birliğini önleyen, gerçekleşmesini engelleyen bu düzey oluyor. Önder Apo bunun aşılmasını istiyor, çağrı yapıyor “herkes sorumluluğuna sahip çıksın” diyor. Biz kendi adımıza mesajı aldık ve ona göre de yaklaşım gösterdik. Zaten toplumdan gelen çağrıları da kuşkusuz dikkate almıştık ama diğer yandan Önder Apo’nun ‘ulusal birlik ve sorunları barışçıl, demokratik siyasi yöntemlerle görüşmeler temelinde çözme’ çağrısını çok önemli bulduk, değerli gördük, yaklaşımlarımızı o temelde yeniden ele alıp geliştirmeyi de öngördük. Bunu ifade edebiliriz.

MUHATAPLARIMIZ BİR ADIM ATARSA İKİ ADIM ATARIZ

Mevcut çağrının diğer muhataplar tarafından da bilinmesi için çaba da harcadık. Basın yoluyla, değişik yollarla Önder Apo’nun çağrısının herkese ulaşması çabasını yürüttük. Bu konuda herhangi bir engelin ya da bilgi azlığının olduğunu düşünmüyoruz. Gerisi muhataplarına kalıyor. KDP ve YNK yönetimlerine kalıyor. Her türlü diyaloğu, sorunları demokratik siyaset ile görüşme temelinde çözmeye açık ve hazır olduğumuzu da ifade ettim. Diğer yönetimlerimiz de kişisel düzeyde, kurumsal düzeyde söz konusu açıklamaları yaptılar. Hareketimiz genel olarak anlayışının bu olduğunu kamuoyuna açıkça taahhüt etmiş durumdadır. Biz inanıyoruz ki ilgili muhataplar da benzer tutum gösterirler. Onlar adına bir şey diyemeyiz, bu durumu onlara sormak lazım. KDP ve YNK yönetimine sormak gerekiyor. Nasıl yaklaşacakları konusunda bilgi almak lazım. Onlar kendileri belirleyecek, biz bir şey diyemeyiz ama elbette ki çağrı yapıyoruz, Önder Apo’nun çağrısını biz de yineliyoruz, sorunları demokratik siyasi yöntemlerle çözelim, ulusal demokratik birliği, ittifakı bu temelde geliştirelim, sorunlar o çerçevede çözülsün çağrısını yapıyoruz. Kesinlikle bir iç çatışmadan, Kürtler arası çatışma ve kan dökülmeden yana olmadığımızı ifade ediyoruz. Bunu değişik arkadaşlar ifade ettiler, burada bir kez daha yineliyorum. Tutum belirleyecek olan ilgili partilerin yönetimleridir. Umut ediyor ve inanıyoruz ki olumlu tutum belirleyecekler, gerçeği daha iyi görecekler, çeşitli çıkar çevrelerinin yalan ve oyunlarına aldanmayacaklar, en büyük gücün Kürtlerin birbirine vereceği güç olduğunu, Kürt birliğinin ve demokrasinin gücü olduğunu görecekler, buna yürekten inanacaklar ve buna göre de hareket edecekler. İsteriz ki böyle olsun. İlgili muhataplarımız bu yönlü bir adım atarlarsa bizim iki adım atacağımızı da herkesin bilmesi iyi olur. Bunu da ifade edebiliriz.

Kuşkusuz Önder Apo “artık kan dökülmemeli” diyor, çeşitli toplumsal kesimler bu konuda çağrı yapıyorlar, önemli bir duyarlılık var. Hiç kimse kan dökülmesini istemez, sorunların o temelde çözülmesini istemez. Bunun Kürt varlığı, özgürlüğü ve demokrasisine hiçbir yararı yoktur, tersine zararı var. Kürtler arası kan dökülmesini kesinlikle dış çıkar çevreleri, Kürt sorununu yaratan çevreler tahrik edip geliştiriyorlar, ondan yararlanmaya çalışıyorlar. Öyle bir durum Kürt düşmanlarına, faşist soykırımcı güçlere hizmet ediyor. Bunu da çok iyi biliyoruz. O halde düşmana hizmet edecek, halka, özgürlük ve demokrasiye zarar verecek bir tutum içerisinde olmamalıyız.

DERİNLEŞMEDE YÜZEYSELLİK, YAYILMADA DARLIK

Önder Öcalan, “Rojava’daki partilerin ve kurumların demokratik yapıyı büyütemedikleri” yönünde eleştirel düşüncelerini ifade ediyor. Bu kurum ve partiler nasıl büyütülebilir ya da ne yapılmalıdır?

Başûr gibi Rojavayê Kurdistan da Kürt ulusal demokratik birliğini ve Kürt demokrasisini geliştirmek için önemli ve büyük imkanlara sahip bir alandı. Örnek bir demokratik sistem geliştirilebilirdi. Bütün bölge halkları hatta insanlık için ön açan, öncülük eden, yön veren bir demokratik siyasi yaşam ortaya çıkartılabilirdi. Bunun diğer parçalardaki Kürt özgürlük ve demokrasi çalışmalarına, mücadelelerine olumlu katkısı olacağı gibi, yeni demokratik Suriye’nin geliştirilmesinde de çok önemli bir rolü olabilirdi. Fakat dikkat edilirse bu konularda da sorunlar var, darlık var, çıkarcılık var; dış güçlerin, yine bölgesel güçlerin eli bu alanın içerisindedir. Herkes kendi ekonomik-politik çıkarını dayatıyor, dolayısıyla bu tür gelişmeler bir biçimde engelleniyor. Dar ve zayıf kalıyor. Rojava örneğinde bir darlık var. Örnek bir demokrasi gelişimi temelinde bütün partilerin katıldığı bir Kürt demokrasisi çok daha etkili toplumun tümünü katıcı bir biçimde gelişebilirdi. Bütün siyasi hareketler katılabilirdi, bütün toplumsal kesiler çok daha hareketli olabilirlerdi. Kadınlar, gençler, işçi ve emekçiler birer siyasi parti nasıl rol oynuyor o düzeyde rol oynayacak kadar aktif katılabilir, özgürlük devrimine sahip çıkabilir, demokratik yaşamı inşa edebilirlerdi, büyük bir katılımcı demokrasi hareketi gelişebilirdi.

Yine Rojava’daki gelişmeler demokratik Suriye’nin gelişimine çok büyük bir düzeyde rol oynayabilirdi. Ama bütün bunlarda dikkat edilirse darlık var. Önder Apo daha önce de görüş belirtti. Sadece Rojava ile sınırlı kalınmaması, Suriye’nin her alanına demokratik anlayış ve siyasetin yayılması, demokratik Suriye birliğinin esas alınması, Kuzey-Doğu Suriye’deki gelişmelerin Suriye’nin diğer alanlarına da taşırılması gerektiğini, bunda eksikliklerin olduğunu ifade etti.

Yine sorunlar yaşanıyor, çeşitli görüşmeler oluyor, bunları aşmak için çalışmalar var, bunların hepsi basına da yansıyor ve izliyoruz. Demek ki sorunlar var ki çözüm için bazı çabalar var. Söz konusu çabalar ne kadar çözücü oluyor bunu yeterince belki bilemiyoruz, ama önemli bir alan, büyük bir devrimsel gelişme yaşanıyor. Önder Apo’nun paradigmasının, özgürlük felsefesinin, ideolojik-siyasi çizgisinin esas alındığı belirtiliyor. O halde bu çizginin gerektirdiği demokratik özerkliğin ve Demokratik Konfederalizmin her düzeyde uygulanması, her alana yayılması, her türlü darlığın bu temelde aşılması gerekiyor. Bölgesel darlığın, yerelliğin, partisel darlığın, etnik ulusal darlığın kesinlikle aşılması lazım. Herkesi içine alan, birleştiren demokratik toplum hareketi, demokratik toplum yaşamını ortaya çıkartmak gereklidir. Demokratik özerklik ve Demokratik Konfederalizm bunları sağlatacak bir zihniyeti ve siyasi sistemi ifade ediyor. O halde bunların uygulaması da pratikte söz konusu sonuçları mutlaka ortaya çıkartmalıdır. Rojava’ya dönük değerlendirmelerin bu temelde olduğunu düşünüyoruz. Hem derinleşme hem de yayılma sorunları var. Büyümeyi bu iki boyutta ele almak ve görmek lazım. Derinleşmede yüzeysellik, yayılmada darlık yaşanıyor. Dolayısıyla darlık ve yüzeyselliği Önder Apo’nun eleştirmekte olduğunu düşünüyoruz.

 ‘AZ OLSUN BENİM OLSUN’ YAKLAŞIMI

Genel olarak büyümemek, daha fazla örgütlenmemek ve güç olmamaktan söz ediyor ve eleştiriyor. “Dükkan benim olsun, küçük olsun” darlığını da öyle. Beklentisi nedir, bu durum nasıl aşılır?

Ne yazık ki ‘az olsun benim olsun’ anlayışı ciddi bir durum ve tarihin değişik kesitlerinde birçok alanda ortaya çıkan, devrimsel gelişmelere zarar veren bir durumdur. Böyle bir anlayış, hemen hemen bütün devrim hareketlerinde şu ya da bu düzeyde ortaya çıkıyor ve de yaşanıyor, bu da devrimsel gelişmeye zarar veriyor. Nedenini dar ideolojik kalıplarda, teorik yaklaşımda, politik olamamada, daha geniş bir yönetim gücü haline gelememede, buna göre sistem kurup işletememede görmek lazım. Devrimsel hareketler yoğun bir teorik-ideolojik mücadele sonucunda çoğunlukla devrimci savaşa ya da devrimci direnişe/isyana dayanarak gelişiyor; biraz da büyük cesaret ve fedakarlığa dayalı, acıları çok olan, zorluklar içerisinde geçen mücadele ile kazanılıyor. Bunun ileriye götürülmesinde bazı yanlış anlayışlar ortaya çıkıyor. ‘Biz yaptık, zorluklar içerisinde bu işi yürüttük, zarar gördük, emek harcadık o halde her şey benim olmalı’ gibi bencil, bireyci, biraz da böyle dar yaklaşım içeren anlayış ortaya çıkıyor.

Diğer yandan aşırı teorik-ideolojik kalan, politikaya dönüşemeyen dar, dogmatik, kalıpçı yaklaşımlar ortaya çıkabiliyor. Devrimi büyütmenin, derinleştirmenin ve yaymanın ciddi zorlukları gündeme gelebiliyor. Yeni yaklaşımlar ve çabalar istiyor. Buna göğüs gerememe durumları ortaya çıkabiliyor. Söz konusu durumlar; gelişen devrim hareketinin derinleşmesini, yayılmasını, büyümesini, toplumlara taşırılmasını, bölgeyi ve dünyayı daha güçlü etkiler hale gelmesini engelliyor. ‘Az olsun benim olsun’ yaklaşımı böyle ortaya çıkıyor. Darlığın ve yüzeyselliğin bir sonucu oluyor. ‘Az olsun benim olsun’ değerlendirmesi Rus devrimcilerinin de değerlendirmesidir. Ekim Devriminden sonra uzun süre devrimin önünde engel oluşturan, devrime zarar veren ciddi bir anlayış olarak yaşanmıştır. Bunlara karşı yoğun mücadele edilerek, aşılarak devrimin derinleşmesi ve yayılması sağlanmak durumunda kalınmıştır.

Rojava’da da genel hareketimizin gelişim çerçevesinde de bunlar yaşanıyor. ‘Az olsun, küçük olsun, benim olsun, her şeyi denetleyeyim, her şey binim istediğime göre olsun’ bu bir darlık, bireycilik, biraz da mülkiyetçilik oluyor. Aslında hükmetmeyi ifade ediyor. Özgürlükçü, demokratik bilinç ve yaklaşımı yeterince geliştirememeyi içeriyor.

Önder Apo geçmişte de “büyük düşüncenin büyük örgütlenememesi durumunu yaşıyoruz” demişti. Örgüt ve eylem alanındaki darlığı, yüzeyselliği ciddi bir biçimde eleştirmişti. Devrimin gelişimi önünde en büyük engel olarak bunları görmüştü. Düşüncenin, ideolojik-politik çizginin hedeflerin büyüklüğüne, herkese hitap eden, herkesi içine alan, herkes için yeni bir yaşam öngören gerçekliğine karşın; bunu herkese götürememe, herkesi bu temelde eğitememe, herkesi işin içine çekememe, katamama, herkesi mücadelenin bir parçası haline getirememe durumunun yaşandığını belirtmişti. Bu darlık tehlikeli bir durumdur. Gerçekten de devrimi daraltıyor ve küçültüyor. Aslında tasfiyeci bir yaklaşım olarak görülebilir. Aslında kendisiyle sınırlandırarak devrimin büyümesini, güçlenmesini engellemiş oluyor. Bu dar, geri çekici, sınırlandırıcı, bireyci ve ben merkezci anlayış gerçekten de örgütün ve eylemin gelişmesine, çeşitli toplumsal kesimlerin devrime katılımına ciddi bir biçimde zarar veriyor, engelleyici oluyor, bir tür mülkiyet edinme gibi bir şey oluyor. Bir biçimde katılmış belli bir görev, sorumluluk, yetki almış ve onu daha rahat uygulayabilmek için kendisiyle sınırlandırmayı yaşıyor. Kendiyle başlatan, kendisiyle sınırlandıran, dolayısıyla herkesi katmayı ve devrimi, özgürlük ve demokrasiyi herkesin katılıp geliştirmesi, yaşaması gereken bir zihniyet ve politika durumu olarak göremeyen bireyci, bencil, mülkiyetçi yaklaşımın küçük burjuva bireyci kişiliğinin bir pratik-politik duruşu olarak ortaya çıkıyor. Bu durumu öyle eleştirmemiz lazım. Bir küçük burjuva sınıf eğilimidir. ‘Küçük olsun, benim olsun’ eğilimidir.

‘BÜYÜK OLSUN HEPİMİZİN OLSUN’

Bunun karşısında doğru devrimci eğilim nedir? ‘Büyük olsun hepimizin olsun’ eğilimidir. Derinliğine ve yaygınlığına devrim genişlesin, büyüsün, herkesi katsın hepimizin olsun. Böyle olursa küçük olup benim olandan daha fazlasını büyük olan hepimizin olanın içinden sağlayabiliriz, bundan korkmamak lazım. Bu bir küçük üreticinin, küçük burjuvanın bireyci, mülkiyetçi anlayışın bir sonucu oluyor. Bu anlayışı kesinlikle eleştirip kırmak gerekiyor. Buna karşı ‘büyük olsun hepimizin olsun, herkes katılsın, herkes yer alsın, herkes paylaşsın’ anlayışını geliştirebilmemiz lazım. Bunun da örgüt ve eylemdeki ortaya çıkışı, kesinlikle herkesin devrim hareketine katılmasıdır; herkesin devrime daha etkili katılımının sağlanması, herkesin özgürlük mücadelesi içerisinde yer alması; Demokratik Ulus inşasına katılması, böyle bir devrimci çalışmanın sadece partiyle, parti kadrolarıyla ya da yönetim kadrolarıyla sınırlı tutulmamasıdır.

Gençlik ve kadın kesimlerinin belli bir kısmıyla sınırlı tutulmaması, herkesi katmayı esas almak, herkesin katılıp devrime bir şeyler verebileceğini öngörmek, herkesin katılmasıyla devrimin daha güzel, daha zengin, dolayısıyla daha coşku ve heyecan verici olacağının görülüp böyle bir devrimci anlayış ile pratiği yönelinmesi en doğrusu oluyor. Buna karşı öngörülmesi gereken anlayış budur. Bu anlamda küçük burjuva bireyci, mülkiyetçi, ben merkezci anlayışlara, ruh hallerine, duygu ve düşüncelere, tarz ve üsluba karşı mücadele etmek; onu mutlaka aşmak, büyümeyi ve genelleşmeyi ve herkesin katılımını öngörmek lazım, zaten demokrasinin de esası da budur. Dolayısıyla gerçekten demokratik olmak gereklidir.

(zd)


Diğer Haberler