Kalkan: Mücadele ettiğiniz kadar var olabilirsiniz

Duran Kalkan: Önder Apo’nun görüşlerinin dışarıya çıkmaması, kamuoyuna ulaşmaması için her türlü tedbir alınıyor, tam bir mutlak tecrit uygulanıyor, sistem buna göre kurulmuştur.

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, Önder Abdullah Öcalan’ın, 21 yıl sonra ilk kez yaptığı telefon görüşmesinde, kardeşi Mehmet Öcalan aracılığıyla paylaştığı mesajlarına dair ANF’ye konuştu.

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan’la yapılan röportajın 1. Bölümü şu şekilde:

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 28 Nisan’da kardeşi Mehmet Öcalan’la ilk defa telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Telefonla görüştürülme hakkı neden engelleniyordu, şimdi neden böyle bir görüşmeye izin verildi, sadece koronavirüs salgını dönemiyle açıklanabilir mi?

İmralı işkence ve tecrit sisteminin 22. yılında 28 Nisan günü Önder Abdullah Öcalan ile kardeşinin bir telefon görüşmesi yapması sağlandı. İmralı’daki diğer tutsak yoldaşlarla da yakınları benzer biçimde telefonla görüştürüldü. Bu durum, 22 yıllık İmralı tecrit ve işkence sisteminde ilk defa gerçekleşiyor. Artık bu sistemin kurucuları ve yürütücüleri de genel kamuoyu da İmralı’da telefon görüşmesi yapılmış olduğunu söyleyebilir. Söz konusu görüşme böyle bir şeyi söylemeyi imkan dahilinde kılmıştır.

REHİNE POLİTİKASI YÜRÜTÜLÜYOR

‘Telefon ile görüşme hakkı neden engelleniyordu?’ biçiminde sorulduğunda, öncelikle şunu ifade etmemiz gerekiyor: İmralı’da herhangi bir hak ve hukuk yoktur. Bu, sadece bizim bir söylemimiz ya da iddiamız değildir, somut durum böyledir. İmralı işkence ve tecrit sisteminin nasıl işlediğine dair kamuoyu, avukatları, hiç kimse fazla bir şey bilmemektedir. Her şey günlük olarak ve anı anına yönetilmektedir. Dolayısıyla ne yapılacağına ve ne zaman yapılacağına sadece bu sistemi yürütenler karar vermektedir. Dolayısıyla da nelerin olabileceğini onlar bilmektedirler. Bu açıdan telefon ile görüşme hakkı ve hukuku yoktu ki engelleniyor olsun. Bir de sadece İmralı’da telefon ile konuşup konuşmama hakkı yok değildir, hiçbir hak ve hukuk yoktur. Normal görüşmeler de yoktur, yazışmalar yoktur, aile görüşü yoktur. Her şey, yönetimin karar ve uygulaması temelinde gerçekleşmektedir. Her şey günlük politikaya göre şekillenmektedir. İmralı’da hak, hukuk aranmamalıdır. Orada bir rehine politikası yürütülmektedir. Her şeyden önce bu gerçeği bilmek gerekiyor. Orada özel bir rehine sistemi var, tümüyle rehine politikasının amaçları doğrultusunda oluşturulmuştur. Özel bir sistemdir. Fiziki ve psikolojik işkenceye dayalı bir sistemdir. İşleyiş bu çerçevede olmaktadır.

İmralı’da her şey politika ve savaştır. Yoksa hak, hukuk, adalet gibi kavramların herhangi bir işlerliği yoktur. Nitekim aile görüşmeleri de yapılamamaktadır, politikanın gereklerine ve çıkarlarına göre zaman zaman yaptırılmaktadır. Avukat görüşmesi için de aynı durum geçerlidir. Geçen süreçte sekiz yıl boyunca hiçbir avukat görüşünün yaptırtılmadığını biliyoruz. Benzer şeyler oradaki yaşam için de geçerlidir. Mektuplaşma, haberleşme, yetkisi olan çevrelerin gidip görüşmeler yapmışı açısından da geçerlidir. Önce bu tespiti yapmamız gerekiyor.

MUTLAK TECRİDE GÖRE KURULAN SİSTEM

‘Şimdiye kadar avukat görüşmeleri neden engelleniyordu?’ Bunu kısa da olsa ifade ettik, çıkarları onu gerektiriyordu. ‘Telefon görüşü neden engelleniyordu?’ onu da ifade ettik. Yani rehine politikasının gerekleri bunu öngörüyordu, onun için engelleniyordu. Zaten Önder Apo’nun görüşlerinin dışarıya çıkmaması, kamuoyuna ulaşmaması için her türlü tedbir alınıyor, tam bir mutlak tecrit uygulanıyor, sistem buna göre kurulmuştur.

ASKERİ-SİYASİ MÜCADELE SONUCUDUR

Belli ki Önder Apo’nun düşüncelerinden korkuluyor. Böylelikle Önder Apo’nun düşüncelerinin ne sözlü ne de yazılı dışarı çıkmasına izin verilmek isteniyor. Avukat-aile görüşmesi de böyledir. Doğrudan görüş de bu temelde olmaktadır. Telefon görüşmesi açısından da aynı şey söylenebilir. Peki neden şimdi 22. yılın ilk çeyreğinde böyle bir görüşme yaptırıldı? Bunu tamamen politik-askeri gelişmeler temelinde değerlendirmek gereklidir. Kuşkusuz koronavirüs saldırısıyla çok fazla bir bağı yoktur. Belki onunla bağı, ailenin gidip doğrudan görüşmesi yerine telefon ile konuşma yönteminin seçilmesi biçiminde vardır, sadece böyle bir bağ kurulabilir. Onun dışında koronavirüs saldırısıyla herhangi bir bağı yoktur. Yöntem olarak öyle bir bağ aranabilir. İçerik olarak ise böyle bir görüştürmenin tamamen siyasi-askeri duruma bağlı olduğu ve gelişen mücadele sonucunda gerçekleştiği açıktır.

Söz konusu telefon görüşmesinin koronavirüs saldırısı altında da özellikle gerilla güçlerinin dağda, ovada, şehirde geliştirdiği faşist sömürgeci-soykırımcı zihniyet ve siyasete sarsıcı darbeler vuran kahramanca eylemlerle bağlantılıdır. Kamuoyunun duyarlılığıyla bağlantılıdır. Önemli bir kamuoyu rahatsızlığı ortaya çıkmıştır, açıklamalar olmuştur, tepkiler gelişmiştir. Özellikle gerillanın kahramanlık eylemleri gelişmiştir. Bunları biraz hafifletebilmek, daha fazla gelişmelerinin önünü almak için yönetim söz konusu telefon görüşmesini yaptırtmak zorunda kalmıştır. Yani isteyerek yaptırılmış bir görüşme değildir, halkın ve gerillanın yürüttüğü mücadelenin sonucunda mecbur kalınarak yaptırtılan bir görüşme olmuştur. Görüşme yaptırılmamış, yaptırtılmak zorunda kalınmıştır. Bu gerçekliği iyi görüp ve bilmemiz gereklidir.

Demek ki, İmralı’da da genel olarak Türkiye’de de AKP-MHP faşizmine karşı mücadele edildiği oranda özgürlük ve demokrasi olabilmektedir. ‘Demokrasi ne kadar var, özgürlük ne kadar var?’ denildiğinde hemen şu cevabı verebiliriz: Özgürlük ve demokrasi mücadelesi, yürütüldüğü kadar var, faşizme karşı direnildiği kadar bir demokrasiden ve özgürlükten söz edilebilir. İmralı tecridi de ancak böyle bir anti faşist direnişle kırılabilmektedir.

‘MÜCADELE ETTİĞİNİZ KADAR VAR OLABİLİRSİNİZ’

2019’da büyük açlık grevi direnişi etrafında gelişen eylemlilik kırdı. Mayıs ayında birkaç avukat ve aile görüşmesi oldu. Onun da bir yıldönümünü yaşıyoruz. Önder Apo o görüşmelerde de önemli mesajlar verdi. Şimdi de gelişen gerilla mücadelesinin ve toplumsal tepkinin sonucu olarak, onların daha fazla gelişmesinden duyulan kurkuyla böyle bir görüşme yaptırtılmıştır. Yani İmralı’da her şey politik ve askeridir. Tamamen politika ve askerliğin gereklerine göre olmaktadır. Dolayısıyla hak, hukuk denen şeyler de ancak mücadele edilerek kullanılabilmektedir. Her şey mücadele ile kazanılabilmektedir. Demek ki faşist-soykırımcı güçler de bize şunu söylemiş oluyorlar: Mücadele ettiğiniz kadar var olabilirsiniz, mücadele ettiğiniz kadar hak sahibi olabilirsiniz. Mücadele ettiğiniz oranda kazanabilirsiniz, bizim bu gerçeği Hareket ve halk olarak bu vesile ile daha ili görmemiz ve anlamamız ve bunun gereklerine göre de davranmamız lazımdır.

DÖRT DÖRTLÜK SOYKIRIM POLİTİKASI UYGULANIYOR

Güney Kürdistan’da son yaşanan gelişmeleri değerlendiren Kürt Halk Önderi, “Kürdü Kürde kırdırma politikası var, bundan Kürtlerin hiçbir kazanımı olmayacak” diyor. Bu politika kimin, tarihsel arka planıyla birlikte bugün neden devreye konulduğunu anlatabilir misiniz?

Kürt sorununu ortaya çıkartan ve ondan fayda sağlayan güçler, bu sorunu sürdürebilmek için çeşitli politikalar geliştiriyor, çok ağır bir baskı ve saldırı yürütüyor. Her türlü hakarete dayalı bir psikolojik savaş yürütüyorlar. Her türlü katliamı, imhayı yapıyorlar. Her türlü ekonomik, sosyal, kültürel baskı uyguluyorlar. Asimilasyonu en ileri düzeyde geliştiriyorlar. Benzeri birçok politikayı soykırım çerçevesinde uyguluyorlar.

Söz konusu politikalardan biri de Kürdü, Kürde kırdırma politikası oluyor. Bunu kendileri ‘iti, ite kırdırma politikası’ olarak da tanımlıyorlar. Geçmişte de hep bu politika var oldu. Bugün de böyle bir politikayı ileri düzeyde geliştirmeye ve uygulamaya çalışıyorlar. Önder Apo söz konusu politikasın üzerinde çok durdu. Kürdü, Kürdü kırdırma politikasını hep ‘iti, ite kırdırma politikası’ biçiminde ifade etti. “Böyle ifade ediyor ve bizi böyle görüyorlar” dedi. Bu, emperyalist ve sömürgeci bir politikadır. Soykırımcılık bu politikayı çok daha ileri bir düzeyde uygulamaktadır, çünkü soykırımcılık emperyalist ve sömürgeci politikaların en bütünlüklü ve en vahşi bir düzeyde uygulanmasını ifade etmektedir. Kürdistan’da da dört dörtlük bir soykırım uygulandığı için her türlü soykırımcı politikaya baş vurulmaktadır. Kürdü, Kürde kırdırma politikası da bunlardan bir tanesidir. Zaten bunun için Kürdistan bölünüp parçalanmıştır. Parçalar birbirinden kopsun ve vuruşsun diye bu yapılmıştır. Kürdistan’ın iç toplumsal yapısı çeşitli ağalıklar, beylikler biçiminde sürekli parçalanmıştır. Geçmişten biri sürekli birbiriyle çelişir ve çatışır kılınmışlardır. Ortaya çıkan siyasi-politik partiler birbirlerine karşı hep kışkırtılmışlardır, birbiriyle çatışır ve güçlerini tüketerek dışa muhtaç hale getirilmek istenmişlerdir. İhanet, işbirlikçilik en ileri düzeyde geliştirilerek bunlar yapılmıştır.

İÇ ÇELİŞKİ VE ÇATIŞMALARA DAYANARAK SÜRÜYOR

Dikkat edilirse Kürdistan’ın bölünmesi; iç toplumsal yapının parçalanıp bölünmesi, ağalık, beylik sistemleri; mevcut dıştan yönlendirilen particilik biçimleri ve işbirlikçilik-ihanetin çok ileri düzeyde geliştirilmesi Kürdistan’da tarihsel olarak yaşanmıştır ve oldukça da etkili olmuştur. Aslında soykırım düzeyinde bir politikanın Kürt toplumuna dayatılması da Kürtlerin bu biçimde bölünüp parçalanarak içte birbiriyle çatıştırılarak zayıf düşürülmesi ortamında gerçekleştirilmiştir.

Söz konusu soykırım sistemi de böyle bir iç çelişki ve çatışmalara dayanarak sürdürülmektedir. Bunu 19. yüzyılın tarihsel olaylarına baktığımızda çok net görüyoruz. 20. yüzyılın tarihsel olaylarına baktığımızda da görüyoruz. Başûr’daki direnişlerden Bedirxan direnişine, Şêx Sait, Seyit Rıza öncülüğündeki direnişlerde görüyoruz. Bütün direnişler incelendiğinde içte işbirlikçiliğin, ihanetin dayatılması, birbiriyle çatıştırma vardır. Kürdü, Kürde kırdırtma, birbiriyle çatıştırma gerçekleştirilerek zayıf düşürülüp üzerinde her türlü sömürgeci ve soykırımcı tasarruf uygulamaya konabilmektedir.

Böyle bir politikanın Kürtlere, Kürt toplumuna herhangi bir faydasının olamayacağı nettir. Bırakalım böyle bir durumun Kürtlere fayda getirmesini, kazanım sağlatmasını tersine Kürt direnişlerinin kırılmasında, Kürtlerin üzerinde böyle dört dörtlük soykırım uygulanacak bir toplumsal zayıflık içerisine sokulmasında en temel etken, söz konusu iç çelişkilerin ve çatışmaların Kürdü, Kürde kırdırtma temelinde geliştirilerek uygulanması olmuştur. Bunu tarihsel gerçeklik olarak çok iyi biliyoruz.

İÇTE ÇATIŞTIRMA POLİTİKASINDA İLERİ DÜZEY

‘Neden bugün uygulanmaya konuyor?’ sorusuna ise söyle cevap verilebilir: Sadece bugün uygulanmaya konmuyor biçiminde cevap vermemiz lazım. Yani Kürt sorunun varlığı ve devamı böyle bir politikaya dayanıyor. Öncelikle bunu görmemiz lazım. Dolayısıyla yeni bir şey olmadığını, son iki yüz yılın tarihsel olaylarının gelişimi içerisinde sürekli uygulandığını ve Kürtlerin bundan çok büyük zararlar gördüğünü belirtmemiz gereklidir ve bu durumu da çok iyi bilmemiz lazım. Zaten Önder Apo’nun tarih bilincinin çok önemli bir boyutu budur. PKK, böyle bir tarih bilinci üzerinde kurulmuştur. Aslında böyle bir halk birliği yaratmış, Kürt sorununu çözme gücünü ve iradesini ortaya çıkartmıştır. Yoksa bu düzeyde bir gelişme sağlaması mümkün olmazdı.

Şimdi söz konusu politikanın çok daha ileri düzeyde uygulanmaya çalışılması durumu var. Tarihin bazı önemli dönemlerinde de böyle içte çatıştırtma politikası ileri düzeyde uygulanmaya çalışılmıştır. Şimdi de böyle bir şey öne çıkartılıyor. Neden? Bunu da dünyadaki, Ortadoğu’daki ve Kürdistan’daki politik-askeri gelişmelerle ifadelendirmemiz gerekiyor. Dünyada bir III. Dünya Savaşı yaşanıyor. Bu savaş esas olarak Ortadoğu’da sürüyor. Kürdistan, böyle bir savaşın merkezidir. İktidarcı ve devletçi sistem onun son modernitesi olan kapitalist modernite, bir dünya savaşı düzeyinde kendi iç çelişki ve çatışmasını yaşıyor. Bu durum da Kürdistan’a yoğun bir biçimde yansıyor. Böyle bir durum Kürdistan’da özgürlük mücadelesi geliştirmek, devrimci direniş yürütmek için oldukça imkan ve fırsat sunuyor. Kürt sorununu yaratan, onu ayakta tutan, ondan yararlanan güçlerin birbiriyle vuruşması, Kürtler için onlara karşı örgütlenip mücadele etme imkanı sağlıyor, çünkü böyle bir iç çatışma, vuruşan tarafları yani Kürt sorununu yaratan ve Kürdistan üzerinde soykırım uygulayan tarafları zayıflatıyor.

Dolayısıyla Kürtler bundan yararlanarak özgürlük ve demokrasi mücadelelerini geliştiriyorlar. Zaten bu temelde son 40-50 yıl içerisinde geliştirdikleri çok önemli bir özgürlük ve demokrasi mücadelesi de söz konusudur. Özellikle PKK öncülüğünde Önder Apo’nun düşünceleri ve yönetimi temelinde gelişen mücadele Kuzey Kürdistan’dan başlayarak tüm Kürdistan parçalarına yayılıp ulusal demokratik birliği yaratarak genel bir özgürlük hareketi haline gelmiş bulunuyor. Bu durum PKK dışındaki parti ve örgütleri de derinden etkiliyor. Onların ulusal ve demokratik yönlerini öne çıkartıyor, Kürt birliği düşüncesini, duygusunu ve tutumunu geliştiriyor.

Son zamanlarda görülüyor, toplumda büyük bir duyarlılık var. Başûr’da, Rojava’da, Bakur’da, yurt dışındaki Kürtler içerisinde; Kürt aydınlarında, sanatçılarında, kadınlarında, gençlerinde, işçi ve emekçilerinde, ulusal demokratik birliğin yaratılması yönünde çok önemli bir bilinçlenme ve birlik tutumu geliştirme söz konusudur. Bu, Kürt halkının özgürlükçü ve demokratik gücünü geliştiriyor. Bu da özgürlük ve demokrasi mücadelesi için büyük bir gücün birikmesini ifade ediyor.

SORUNUN ÇÖZÜMÜ DAYATILINCA KAYNAĞI ZORLANIYOR

Bir yandan III. Dünya Savaşı ve Ortadoğu’daki çatışmalı durum Kürt sorununu yaratıp uygulamaya çalışanları zayıf düşürmesi durumu var. Diğer yandan ise PKK öncülüğünde gelişen özgürlük ve demokrasi mücadelesinin geliştirdiği ulusal birliğin ruh, duygu, düşünce olarak yarattığı büyük bir güç var. Bu temelde Kürt sorununa karşı, Kürt varlık ve özgürlük mücadelesini çok ileri düzeyde geliştiriyor. Artık bu sorunun çözümünü dayatıyor. Sorunu ortaya çıkartanlar ve bu sorundan yararlanmaya çalışanlar artık eskisi gibi devam ettiremiyorlar, oldukça zor durumdalar. Kürt soykırım sistemini uygulama noktasında zorlanıyorlar.

KÜRT GÜCÜNÜ ÇATIŞTIRIP ZAYIFLATMAK İSTİYORLAR

Böyle bir durumda kendi zorlanmalarını hafifletmek, biriken Kürt özgürlük gücünü kendi içinde bölüp parçalayarak ve çatıştırarak zayıflatmak istiyorlar. Buna dayanarak Kürt sorunun yaşatmak, Kürt halkı üzerinde yüz yıldır uygulanan soykırımı derinleştirerek sürdürebilmek için söz konusu Kürdü, Kürde kırdırma politikasını yeniden en ileri düzeyde uygulamaya çalışıyorlar. Bunun için milyarlarca dolar harcadıklarını hiç göz ardı etmemek lazım. Birçok güç, kişi, örgüt, istihbarat kurumu çalışıyor. Emperyalist ve sömürgeci güçler her türlü hileye ve oyuna bu temelde baş vuruyorlar. Her türlü yalanı söylüyorlar, tahrikte bulunuyorlar. Kürt aydınlarını, sanatçılarını, siyasetçilerini, Kürt partilerini, farklı parçalardaki Kürtleri, değişik Kürt toplumsal kesimlerini birbirlerine karşı kışkırtabilmek için her türlü maddi ve manevi saldırıda bulunuyorlar, tahrikler geliştiriyorlar.

ULUS DEVLETLERİ AYAKTA TUTABİLMEK İÇİN

Bunları çok iyi biliyor ve anlıyoruz. Aslında incelenip açığa çıkartılması gereken önemli bir husus da oluyor. Böyle çok yoğun bir sömürgeci-soykırımcı faaliyetin olduğunu bilmemiz gereklidir. Bunu niçin yapıyorlar? Belirtiğim gibi Kürt’ün ulusal-demokratik birliğini ve büyük özgürlük ve demokrasi gücünü kendi içinde bölüp parçalayıp çatıştırarak zayıflatmak ve böylece Kürt sorununu devam ettirmek, Kürdistan’da soykırım uygulamalarını sürdürmek, başta Türkiye olmak üzere Ortadoğu’nun diğer alanlarına da faşist ulus-devlet diktatörlüklerini dayatabilmek, mevcut soykırım ve ulus-devlet diktatörlüklerinin ömrünü uzatabilmek, çöküşlerini önlemek, kendilerini ayakta tutabilmek için bunu yapıyorlar.

HİÇBİR KÜRT ÖRGÜTÜ, DİĞERİYLE SAVAŞARAK KAZANAMAZ

Kürt Halk Önderi, “KDP ve YNK, PKK ile savaşırız, bunun karşılığında bize devlet verirler anlayışı içerisindedir, bu ne kabul edilir ne de öyle olur” diyor. 2017’deki referanduma tüm devletler ve güçler karşı çıktı, şimdi el altından KDP ile bu yönlü anlaşmalar mı yapılmış? Ortada anlaşma sözü çok geçiyor, kim/niye KDP’ye devlet sözü versin, Önder Apo’nun bu uyarısı nasıl anlaşılmalı?

PKK’ye karşı savaş ve PKK’nin tasfiye edilmesi temelinde KDP ve YNK’nin başarı kazanması elbette ki kabul edilemez. Bunun tersi de doğrudur. Hiçbir Kürt örgütünün diğer Kürt örgütleriyle savaşarak başarı kazanması doğru da değildir, mümkün de değildir. Kürdistan bölünüp parçalanmış soykırım kıskacı altına alınmış durumdadır. Eğer bir hak elde edilecekse söz konusu sömürgeci-soykırımcı güçlere karşı mücadele edilerek elde edilebilir. Eğer birileriyle savaşılacaksa söz konusu sömürgeci-soykırımcı düşman güçlerle savaşmak gerekir. Bu nedenle Kürt partilerinin, örgütlerinin, sömürgeci-soykırımcı düşmanı bir yana bırakarak birbirleriyle savaşmalarının Kürt toplumu tarafından kabul edilmediği ve edilmeyeceği açıktır.

TOPLUM İÇ ÇATIŞMAYI KESİNLİKLE KABUL ETMEZ

Nitekim son 5-6 ay içerisinde KNK öncülüğünde geliştirilen ulusal birlik çalışmalarının ulaştığı düzey ortadadır. Söz konusu talep, bütün Kürdistan parçalarında büyük bir taraftar bulmuştur. Kürt halkı, aydınları, kadınları, gençleri, işçi ve emekçileri, bütün Kürt yurtseverliği aslında böyle bir ulusal demokratik birlik anlayışında birleşmiştir. Çok ileri düzeyde bir ulusal birlik ruhunun, duygusunun, düşüncesinin gelişmiş olduğu ortadadır. Bu bakımdan böyle bir ruh, duygu, düşünce de varken, bunu hiçe sayarak Kürt partilerinin birbiriyle savaşması, böyle bir toplumsal duruş tarafından kuşkusuz kabul edilemez. Böyle bir birlik ruhunu, duygusunu, düşüncesini ortaya çıkartan toplum, hiçbir biçimde herhangi bir partinin bir başka partiye karşı savaşmasını kesinlikle kabul etmez.

HERHANGİ BİR DEVLET VERME DURUMU YOK

Diğer yandan Önder Apo’nun belirlemesinin ikinci bölümü de çok önemli, doğru ve anlamlıdır. KDP ve YNK’nin PKK’ye karşı savaşının bütün parçalardaki Kürt toplumu, kadınları ve gençleri tarafından kabul edilmeyeceği gibi; böyle bir savaştan KDP ve YNK herhangi bir sonuç da elde edemez. Nitekim şu ana kadarki kazanımlarını PKK’nin gücü, geliştirdiği mücadele sayesinde elde etmiş ve sağlamışlardır. Şimdi bunun bazı çevrelerin bir tahriki olduğu durumu ortadadır. Önder Apo buraya dikkat çekiyor: “PKK’ye karşı savaşırsanız size Kürt devleti kurdurturuz diyorlar. Bunu Kürt toplumu kabul etmez. Bu, PKK’ye karşı savaş ile olabilecek bir durum değildir. Onu söyleyenler de böyle bir şey vermezler” diyor. Bu çok önemlidir. Bunun hepsi bir oyundur, hiledir. Sadece mevcut Kürt partileri arasında çelişki ve çatışma yaratabilmek için bu durum ortaya atılmakta, ifade edilmektedir. Bir önceki soruda belirttiğimiz gibi Kürtlerin ulusal-demokratik birliğinden korkan çevreler, bu gücü parçalayabilmek, birbirleriyle çatıştırarak zayıf düşürebilmek için bunu yapmaktadırlar. Yoksa herhangi bir devlet verme durumu yoktur.

Son dönemlerde bir yandan PKK’ye dönük baskılar artarken, diğer yandan Güney Kürdistan’da ayrı bir devlet kurdurtulacağı sözleri yaygınca ifade edilmektedir. Bunu biz de duyuyoruz. Bunun PKK’ye karşı savaşla değil de PKK’nin gücünü alarak olacağını söylemenin belki bir anlamı olabilir ama diğer türlü olması mümkün değildir. PKK’ye karşı savaşla bu güçler herhangi bir şey elde edemezler. Tam tersine PKK’nin varlığı ve mücadelesi ile bugünkü duruma geldiler. Güney Kürdistan’daki gelişmelerin hepsi de buna dayandı.

DEVLET VAADİYLE KONGREYİ YAPTIRMADILAR

2017 referandumunu biliyoruz. Yine Kürtler destek verdiler, PKK destek verdi ama referandumu yaptırtanlar yüz çevirdi. En çok AKP-MHP faşizmi söz konusu referandum sonuçlarına karşı çıktı. Böyle bir referandumu teşvik edenler sonuçta yüz üstü bıraktı. 2013’te gelişen Ulusal Kongre çalışmalarını da sabote ettiler. Halbuki kongre gerçekleşmek üzereydi. KDP ve bazı partilerin tutumu sonucunda bir anda dağılıp gitti. Sonradan öğrendik ki KDP başkanlığına danışmanlık yapan bazı çevreler, sözde Güney Kürdistan’da ayrı devlet kurdurtmak için Kürtlerin birliğini sağlatacak Ulusal Kongre’nin gerçekleşmesini boşa çıkartmışlar. Bunu alenen söylediler. İsimlerini burada zikretmeye gerek yoktur ama bu bir değerlendirme değil, somut bilgi vermedir. Daha o zamandan bunu söylediler. Dikkat edilirse Kürdistan Ulusal Kongresi neredeyse başarılmak üzereyken boşa çıkarttılar. Bunu başta kimlerin yaptığını anlamamıştık ama sonra neden yapıldığını öğrendik. Güya bütün parçaları içine alan bir Ulusal Kongre olursa Güney Kürdistan’ın ayrı devlet olması gerçekleşmezmiş, Güney Kürdistan’da ayrı devlet oluşturmak için Ulusal Kongre dağıtılmış. Belli ki KDP vb. çevreler bu biçimde etkilenmişler. Peki sonuç ne oldu? Ulusal Kongreyi dağıtanlar KDP ve YNK’ye bundan öteye herhangi bir şey verdiler mi? Hayır, herhangi bir şey vermediler. Ne 2013’ten sonra verdiler, ne 2017’den sonra verdiler.

KERKÜK’ÜN DALAVEREYLE KAYBEDİLMESİNİ SAĞLADILAR

Dahası Kerkük’ün bile bir dalavereyle kaybedilmesine yol açtılar. Bu oldukça net bir durumdur. Bazı çevreler böyle sözler söylüyorlar, ama bunların hepsi onların kendi çıkarları doğrultusunda geliştirdikleri birer politik oyundur, Kürtlere çok fazla bir faydası olmuyor, tersine zararı oluyor. Kürdistan’da gelişme yaratan, Kürtlere fayda sağlayan nedir? Bir; Kürtlerin kendi aralarındaki birliğidir. İki; özgürlük ve demokrasi için mücadele etmeleridir. Başka hiçbir biçimde Kürtler herhangi bir kazanım elde edemiyorlar. Her şeyden önce bu bilinmelidir.

Mevcut durumda çeşitli anlaşmalar var mı? Kim kiminle ne tür anlaşma yaptı, kim kimle nasıl bir pazarlık içerisindedir? Kuşkusuz biz bunların ayrıntılarını bilemeyiz. Fakat güya Güney Kürdistan’da ayrı bir devlet kurdurtulacağı söyleniyor. İfade ettiğim gibi 2013’te Kürdistan Ulusal Kongresinin başarılmasını sabote edenler, 2017’de referandumun sonucunu işlemez kılanlar, şimdi aynı şeyi tekrar dillendiren güçler oluyorlar. Bu güçler biliniyor. Böylesi güçler, aslında bütün Kürdistan parçalarında özgürlük ve demokratik gelişmelerin engellenmesi, Kürt sorununun çözümünün engellenmesi için bunu yapıyor. Çünkü Kürt sorunu çözülürse, Kürdistan özgür ve demokratik olursa; bu, eşittir demokratik Türkiye, demokratik Irak, demokratik İran, demokratik Suriye olacak; bu da demokratik Ortadoğu’yu ortaya çıkartacaktır. Görülüyor ki, kendi çıkar politikalarını buraya dayandıran çevreler, böyle bir gelişmeden korkuyor ve rahatsız oluyorlar. Çünkü böyle bir gelişme ile kendi çıkar hesapları bozuluyor.

BÖL-YÖNET POLİTİKASI DEVREYE KONULMUŞ

Bütün Ortadoğu’yu demokratikleştirecek, Kürt sorununu çözecek, Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Hareketi’nin birlik ve bütünlük içerisinde gelişmesini bazı vaatlerde bulunarak engellemek istiyorlar. Belli ki yine ‘böl, yönet politikası’ devreye konmuş durumdadır. Gizliden gizliye bu tür oyunlar öne sürülüyor. Bir alavere dalavere Kürtler içerisinde işletilmeye çalışılıyor. Bunu herkesin çok iyi görüp anlaması lazım.

Kuzey’de, Doğu’da, Batı’da Kürt soykırıma uğratılacak ama Güney’de Kürt devleti olacak diye düşünmek, böyle bir düşünceye inanmak ne anlama gelir? Gerçekten bunun bir inandırıcılığı var mıdır? Böyle bir şey mümkün müdür? Bu dünya Güney’de Kürt devletinin kurulmasını kabul edecek mi? Peki o zaman niye Kuzey’de Kürtlere bu kadar açık ve vahşi soykırım uyguluyor. Niye Doğu’da Kürtleri bu kadar katlediyor, soykırım uyguluyor. Niye Rojava’ya bu kadar işgal saldırısını dayatıyor? Bunlar görülmüyor mu, açık değil midir? Burada herhangi bir anlaşılmaz durum var mı? ‘Güney’in Kürtlerini çok seviyorlar ama diğer yerlerdeki Kürtleri sevmedikleri için böyle yapıyorlar’ denilebilir mi? Hayır. Onların Kürt politikaları budur. Sadece içte iç çelişki ve çatışma yaratmak, Kürtleri birbirine karşı çıkartarak zayıf düşürüp Kürt Özgürlük ve Demokrasi Hareketi’nin gelişmesini ve başarı kazanmasını engellemek için bunu yapıyorlar. Yoksa kimsenin Kürtlere verecek hiçbir şeyi yoktur. Kürtler her şeyi kendi öz güçleriyle, birlik halindeki özgürlük ve demokrasi mücadeleleriyle elde ediyor ve kazanıyorlar. Geçmişte de böyle oldu, bugün de bu öyle oluyor, gelecekte de böyle olacaktır.

‘BİRİLERİ BİZE BİR ŞEY VERECEK’ BEKLENTİSİNDEN ÇIKILMALI

Dolayısıyla kimse bir şey vermeyecek, zaten vermez de. Herkes kendi çıkarını düşünüyor. Kendi çıkarına ne yararlıysa ona göre hareket ediyor. Kimse Kürt’ü düşünmüyor. Kürt’ü düşünecek olsa ortada her gün bu kadar katliam yaşayan bir toplum var, dikkat edelim hiç karşı çıkan var mı? TC devleti Efrîn’de, Serêkaniyê’de Girê Spî’de bu kadar işgal ve katliam yaparken, Rojava’yı bu kadar tehdit ederken, Şengal Kürtlerini vururken, Xakurkê’den Heftenîn’e bu kadar işgal hareketi geliştirirken buna tepki duyan, karşı çıkan herhangi bir güç var mıdır? Hayır yoktur. Tersine TC ile ilişkilerini daha çok geliştiriyorlar, AKP-MHP’ye daha çok destek veriyorlar, daha fazla böyle bir saldırı ortamından ekonomik-siyasi çıkar sağlamaya çalışıyorlar. Bunu görmek lazım. Artık herkes anlamalı, öyle ‘birileri bize bir şey verecek’ beklentisi içinde olmaktan tüm Kürtler çıkmalıdır. Her şeyi kendi birlikleriyle ve mücadeleleriyle kazanacaklarını görmeliler, anlamalılar, inanmalılar. Acılarla dolu tarih, bu gerçeği fazlasıyla gösteriyor. Dolayısıyla böyle bir tarihi dersi çıkarabilmek, bugüne ve yarına böyle bir tarihi ders temelinde yaklaşabilmek gerekiyor.

(zd)


Diğer Haberler