Karasu: DAİŞ zihniyetini ortaya çıkaran AKP-MHP’dir

Karasu: DAİŞ zihniyetini ortaya çıkartan AKP-MHP’dir. Her gün şu düşman, bu düşman, bu Türk düşmanı, şu İslam düşmanı, herkesi İslam-Türk düşmanı yapıp DAİŞ zihniyeti ortaya çıkarıyorlar. Bu açıktır. Bunu yapan Erdoğan’dır, Bunu yapan Devlet Bahçeli’dir. Herhangi bir işgal olursa biz kesinlikle herkesi sorumlu tutacağız.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu “Hewlêr konsolosluğu diplomasi merkezi olmaktan çıkmış, Güney Kürdistan’daki bütün MİT üyelerini örgütleyen bir yer haline gelmiş. Bunu daha önce de biz defalarca söyledik, elimizde belgeler var. MİT Parastin içinde bazılarına sürekli maaş veriyor” dedi.

Medya Haber TV’de yayınlanan Ülkeden programına konuk olan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, AKP-MHP rejiminin saldırıları ve gelişen direnişlere, KDP’nin Türk devletinin saldırılarına göz yumması ve Maxmur’a dönük ablukaya, Kuzey-Doğu Suriye’ye dönük işgal saldırıları ve Kürdistan-Türkiye’deki demokrasi mücadelesini değerlendirdi.

Karasu, Ararat Suveyda’nın sorularını yanıtladı:

AKP-MHP rejiminin saldırılarına karşı gerillalar etkili bir şekilde eylem yapıyor. Savaşı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şu anda şiddetli bir savaş sürüyor. AKP-MHP faşizmi ülke içinde tam bir faşist diktatörlük kurmuş. Ona dayanarak da özgürlük hareketine, halka saldırıyor. Bir tasfiye hareketi kendine göre yürütüyor. 1990’lı yıllarda nasıl gerillayı yok etme saldırısı başlatıldı, köyler yakılıp yıkıldı, faili meçhul cinayetler işlendi, on binlerce insan zindanlara dolduruldu, Türkiye’de halk üzerinde baskı uygulandı özellikle de demokratlar üzerinde 93-94 yıllarında uygulanan konseptin bir benzeri bugün uygulanıyor. O zaman da böyle bir saldırı olmuştu. Tabi o zaman savaş şiddetliydi. Botan’da, Amed’de, Dersim’de, Serhat’ta ve Zagroslarda savaş şiddetlenmişti. Tabi savaş şiddeti karşısında direniş de boyutlanmıştı. Bu şiddetli savaş sürecinde belki en fazla gerilla kaybını verdiğimiz dönem o dönemdi. O dönem gerilla kayıpları çok fazlaydı. Savaşın biraz tarzı bir nevi cephe savaşı gibi, yani büyük güçlerle savaşıldığı için kayıplarda yüzlerce oluyordu. Toplamda binlerce kayıp oldu, 93-94’lerde.

Şimdi o yönlü şiddetli bir savaşı AKP iktidarı sürdürüyor. Hem Bakur’da hem Medya Savunma Alanları’nda sürdürüyor ve Rojava’ya yönelik tehditlerini arttırmış. Bu tabi Kürdü bitirme hareketidir. Nasıl ki Tansu Çiller ‘ya bitecek ya bitecek’ dediyse, aynı biçimde şimdi Erdoğan da ‘ya bitecek ya bitecek’ diyor. Aynı kafa, aynı yaklaşım. Tabi o zaman da gerilla direndi. Halk üzerinde yoğun baskılar uygulandı. 93 serhildanında halktan yüzlerce insan katledildi. Cizre, Nusaybin, Digor gibi birçok yerde halkın serhildanları, ayağa kalkışı ezilmek istendi. Köyler topyekün yakıldı. Kirli bir savaştı. Şimdi de benzer bir savaş yürütüyor, böyle görmek lazım. Ama bütün bu yaşananları Üçüncü Dünya Savaşı ile bağlantılı görmek lazım. O zaman sadece gerillaya karşı yürütülen bir hareketti. Gerillanın yükselişine karşı gerillayı durdurma saldırısıydı. Şimdi ondan ötedir. Şimdi Üçüncü Dünya Savaşı’nda eski dengeler yıkılmak yeni dengeler kurulmak isteniyor. Bu süreçte, 1919 Sivas Kongresi’ndeki Misak-ı Milli’yi şimdi pratikleştirmek istiyor. Güney Kürdistan’ı da işgal edip daha sonra ilhak etmek istiyor. Kuzey Suriye’yi işgal edip daha sonra ilhak etmek istiyor. Böyle bir projedir.

Bu saldırganlık sadece basit bir saldırı değil, yeniden Ortadoğu’yu şekillendirmede Türkiye kendine göre kendisini etkin kılmak istiyor. Irak’ta, Suriye’de etkin kılmak istiyor. Kürtleri de bu savaş ortamında tasfiye etmek istiyor. Tabi buna karşı gerilla büyük bir direniş içerisinde, direnecek tabi ki. Şunu belirtelim, saldırılar ağır olabilir, tam bir faşist diktatörlük, toplumu, aydınları, savaşçıları susturulmuş, televizyon, radyo, gazeteler 1990’larda Mehmetçik basını deniliyordu şimdi yandaş basın olmuş. Tabi topyekün savaşa karşı gerilla direniyor, direnecek. Direnişle biz AKP-MHP faşist iktidarının bu saldırganlığını kıracağız. Bu saldırganlık Kürt düşmanlığı temelinde her yere saldırı politikasının bedeli ne kadar ağır olursa olsun direnerek kıracağız.

Faşizme karşı bedel vermeden, direnmeden faşizmi yıkmak mümkün değildir. Saldırı şiddetlidir, o zaman ona karşı direnişin de şiddetli olması gerekiyor. Bütün özgürlük mücadelelerinde egemenler kaybetmemek için bütün imkanlarını kullanırlar, şimdi AKP-MHP iktidarı da kaybetmemek için bütün imkanlarını kullanıyor. Bu kadar bağırıp çağırması zor durumda olduğunu gösteriyor. Bir sonuç almak istiyor. Sonuç almadığı taktirde kırılmaya uğrayacak, yenilgiye uğrayacak. Bunun sonucu da tabi Türkiye’nin demokratikleşmesinin, Ortadoğu’nun demokratikleşmesinin önü açılacak. Bu temelde Kürt halkının özgürleşmesinin önü açılacak. Ama halkımız şunu bilmeli; bu saldırganlık devam edecek, buna karşı da direniş devam edecek. Buna karşı da halkımızın hazır olması lazım. Gençlerin, kadınların hazır olması lazım. Onların da bütün imkanlarıyla, gücüyle bu direnişe katılması lazım. 93-94-95’lerde de saldırı böyleydi. Ama gençler akın akın gerillaya geliyordu. Halk bütünüyle gerillayla bütünleşmişti, gerillayla birlikte hareket etti. Bunun sonucu tabi ki o saldırılar sonuç almadı.

Sonuç almadığı için Amerika’ya başvurdu. Ben tasfiye oluyorum, NATO’nun bir parçasıyım, NATO üyesi olarak dağılıyorum, ekonomim dağılıyor, siyasal, toplumsal, askeri sistemim çöküyor. Beni kurtarın dedi. Tabi imdadına ABD yetişti. Aslında ABD kurtardı. 1990’lı yılların sonunda her bakımdan çökmüştü, ABD kurtardı. Şimdi ABD, PKK ile işbirliği yapıyor diyorlar. Siz ABD’ye dayanarak Önderliğe komplo yaptınız, ona dayanarak harekete saldırdınız, bunlar sanki olmamış bir gibi durum var. Şimdi NATO üyesidir, bütün tekniğini de NATO’dan alıyor. Uçak savaşı yürütüyor. Uçakları, uçakta kullandığı teknikler ABD’ye aittir. Hepsi ABD tarafından verilen tekniklerdir. Kendisinin bulduğu teknik yoktur. Keşif uçağı yapmış ama onu da nasıl yarattı heron verildi, ABD’nin predatorları verildi, inceledi, bunun üzerine yaptı. O yüksek çözünürlüklü kameraları kendisi üretmiyor. Kore’den şuradan buradan alıyor ve bu temelde savaş yürütüyor.

Hewlêr’de MİT’in Güney Kürdistan masasının sorumlusu olan Osman Köse’ye dönük saldırıdan sonra KDP daha da pervasızlaştı. Bunu nasıl değerlendirmek lazım?

Şimdi tabi bu saldırıları gerçekten kapsamlı ele almak gerekiyor. Her yerde kazanımlara saldırıyor diyorsunuz, saldıracaktır. Türkiye kendi iç sorunlarını çözmediği müddetçe Rojava’ya da Başur Kürdistan’a da Bakur’da Kürt halkına da saldıracaktır. Sadece Kürtlerin mücadelesine değil, demokratikleşme mücadelesi varsa Ortadoğu’da ona saldıracaktır. Çünkü herhangi bir demokratikleşme Türkiye’yi etkiler. Demokratikleşen bir Türkiye’de Kürtler üzerindeki soykırımcı politikayı sürdüremez. Şimdi bir yerde Kürt kazanımı olursa kendisi Kürt soykırımını sürdüremez. Rojava’ya ne için saldırıyor? Rojava’ya saldırmasının tek nedeni vardır; orada bir statü olursa Kuzey’e etkisi olacaktır. Çünkü en fazla Kürt Türkiye sınırları içerisinde. Onun için Güney Kürdistan’ı da kabul etmiyor, hata yaptık diyor. Fırsatını buldu mu düzeltecek. Çünkü örnek oluyor, Kürtler var. Bir milyon Kürt var Türkiye’de, örnek oluyor. Bu bakımdan nerede bir Kürt kazanımı varsa saldırması kaçınılmazdır. Nerede bir demokrasi gelişmesi varsa kesinlikle saldıracaktır. Bunu herkes bilmeli. Rojava’ya saldırmayı durdurmanın yolu, Kuzey’de Kürt sorununun çözülmesinden geçer. Güney Kürdistan’ın kazanımlarının güvencede olması için Türkiye’de Kürt sorununun çözülmesi gerekiyor.

Geçen gün Abbas arkadaş “Tek başına Güney’de sorun çözülemez, kendilerini kandırmasınlar” dedi kıyamet koptu. Niye böyle diyor diye. Türkiye’de Kürt sorunu çözülmezse bugün olmazsa yarın düşmanlık yapacak. Niye referandumda saldırdı Türk devleti. Açık değil mi bağımsız bir Kürt sorunu var mı, Rojava’da var mı, Başur’da var mı? Bakur’daki Kürtlerin durumu, Rojava’daki, Başur’dakilerin durumunu etkilemiyor mu? Bakur’da AKP-MHP’nin Kürt düşmanlığı Rojava’yı etkilemiyor mu, Başur’u etkilemedi mi? Etkiliyor. Niye referandumda müdahale etti? Türk devleti müdahale etti, çünkü kendi Kürt sorununu çözememişti. Onun için Güney’de bağımsızlık referandumunu kabul etmedi, reddetti. Kuzey’de sorun çözülmeyince, Güney’de de sorun çözülmüyor. Güney’in tam iradesi var mı, müdahale etmediler mi, Kerkük’ten müdahale etmediler mi? Şimdi bu gerçek ortadayken tek başına bir parçada sorunu çözmek yetersiz bir yaklaşımdır. Sadece tek başına bir parçada Kürt sorunu çözülemez, bütünlüklü ele almak lazım değerlendirmesine bu kadar tepki duyulabilir mi? Buna tepki duymak Güney Kürdistan’daki siyasi partilerin Kürt sorununu anlamaması demektir. Şöyle bir şey var mı; Başur Kürdistan’la Türkiye arasında anlaşma mı olmuş. Başur Kürdistan’la İran, Suriye, hatta başka bir yerle anlaşma mı olmuş? Siz benim bulunduğum yere karışmayın Kuzey’de, Rojava’da Kürtlere ne yaparsanız yapın şeklinde anlaşma mı olmuş? Böyle bir anlaşma olduysa tamam ilgilendirmez. Bütün parçalardaki Kürtler soykırıma uğratılacak sadece Başur Kürdistan kabul edilecek. Öyle bir yaklaşım mı var? Biz Başur Kürdistanlıların böyle bir anlaşma yapacaklarını sanmıyoruz. Böyle bir anlaşma yoksa o zaman Türk devleti sorunu çözmediği müddetçe bütün parçalarda kazanımlar tehlike altındadır. Söylenen budur. Bu net değil midir?

Bağımsızlık referandumu yaşanmasaydı bu söyleme itiraz edebilirlerdi ama daha yakında yaşandı. Bu gerçekler ortadayken bütün Kürtlerin aklıselim düşünmesi lazım. Türk devletinin konumunun öyle sıradan bir konum olmadığını, Kürt sorununun çözümü olmadığı müddetçe Kürt düşmanlığını sürdüreceğini ve bunun da her zaman tehlikeye atacağı açıktır. Bugün PKK’yle uğraştığı için, Bakur’da uğraştığı, çok zorlandığı için bütün politikalarının sadece Güney Kürdistan politikası değil, Avrupa politikası, Rusya politikası, ABD politikası, Çin politikası, bütün politikalarını Kürtlere göre ayarladığı, PKK’yi tasfiye etmeye göre ayarladığı için Başur Kürdistan politikasını da ona göre ayarlıyor. Bu nedenle buna bakarak, bugünkü günlük politikaya bakarak Türk devleti Başur Kürdistan’la dosttur, iyi ilişki içindedir denilemez. Bu kendini kandırmak, siyasetten anlamamaktır. Diplomasinin, siyasetin en basit kuralıdır. Hedefleri tek tek düşüreceksin. En büyük düşmanına karşı diğer düşmanlarına şimdilik göz yumacaksın, Türk Devleti’nin yaptığı da budur.

Daha önce de belirttim Osmanlılar, Kürtlere nasıl politika uyguluyormuş tarih boyu? Bir aşiret güçlendiği zaman diğer zayıf aşiretleri destekleyip o güçlü aşiretin üzerine gönderiyormuş. Onu zayıflatıyormuş, başka bir aşireti destekliyormuş, o çok güçlenince bu sefer diğerleriyle işbirliği yapıp onun üzerine yürüyormuş. Tabi ki Türk devleti, PKK düşmanı olacak, kırk yıldır uğraşıyor. Bu nedenle şimdi Güney’e göz yumuyor, göz yumdular, hatta hata yaptık dediler. Şimdi bu gerçekler ortadayken gerçekten Kürtlerin tarih bilinci mi yok, Türkiye tarihi, Türkiye politikası mı bilinmiyor? Bugün en politik halk Kürtlerdir. Kürtler gerçekten politik bilince sahip. Sadece Kuzey halkı değil, Güney Kürdistan ve Rojava halkı da bu bilince sahip. Çünkü çok büyük olumsuzluklar yaşadılar. Çok ağır saldırılara uğradılar, ihanetlere uğradılar, hançerlendiler. Bütün bunlar Kürtleri Ortadoğu gerçeği, düşman gerçeği konusunda bilinçlendirdi. Şimdi bu gerçek ortadayken bu saldırıları sadece PKK’ye yönelik görmek, Türk devletinin savaşını sadece PKK’ye karşı görmek yanlıştır. Evet, bugün PKK’ye karşı ama PKK’yi etkisizleştirirse ne olacak? Bazıları PKK’yi etkisizleştirip Kürtlerle anlaşacağını sanıyor. Zayıf düşürünce mi anlaşacak? Türk Devlet soykırımcı gerçeği var. O bazı aptalların düşüncesidir.

Osman Köse olayından sonra KDP’nin çok saldırgan bir dil kullandığı söyleniyor, ben izlemiyorum onların kanallarını. Fakat Osman Köse’nin MİT üyesi, sorumlusu olduğu söyleniyor. Arkadaşlar da öyle izah ettiler. Demek ki bilgi sahibidirler. Amberin Zaman “Elçilik üyesi değil, istihbarat üyesi” dedi. Ve yakalanan iki MİT’çinin ifadeleri var, okuduk. Bu iki MİT’çi Musul Konsolosluğunda çalışanların çoğunluğu MİT üyesi olduğunu söylüyor ve elimizde belgeli. Şimdi KDP, Osman Köse’yi bir diplomat olarak mı görüyor, MİT’in orada olduğunu KDP de biliyor.

KDP’de MİT elemanları var, isimler de var oradan biliyoruz. KDP’nin PKK masası MİT’le sıkı ilişki içinde. Toplantılarını Hewlêr konsolosluğunda yapıyorlar. Hewlêr konsolosluğu KDP’nin Parastin üyeleriyle MİT’in ortak toplantı yaptığı mekan haline gelmiş. Bunu biz söylemiyoruz bunu MİT üyeleri söylüyor. Bu durumun sorgulanması gerekir.

Evet diplomatlara kimse dokunmamalı, tabi diplomatsa, dış ilişki yapıyorsa. Ama Hewlêr konsolosluğu diplomasi merkezi olmaktan çıkmış, Güney Kürdistan’daki bütün MİT üyelerini örgütleyen bir yer haline gelmiş. Bunu daha önce de biz defalarca söyledik, elimizde belgeler var. Hatta MİT Parastin içinde bazılarına sürekli maaş veriyor. İsim vermek istemiyorum. Parastin’ın PKK ile ilgilenen önemli bir ismi MİT’ten sürekli para alıyor. MİT’in belgelerinde var. Hatta hangi isme ne kadar verdiklerini tek tek anlatıyorlar. Bu açıdan eylemin zaten bizimle alakası yok, bizimle ilgisi yok, Cemil Bayık talimat vermiş deniyor tamamen uydurma. Biz de televizyondan duyduk. Zaten HSM açıklama yaptı, kendileriyle alakası olmadığını söyledi ama yurtseverlerin olduğunu söyledi.

KDP’nin yayınlarına bakıyorsun, geçen gün o görüntüleri gösterdiler, AKP nasıl eskiden insanları televizyona çıkarırdı aynısı, teşhir kampanyasına dönüştürmüş. Bir polis televizyonu yani. Bir polis yayın organına döndürmüş. Onları izledikten sonra gerçekten onlar mı yapmış insan yine kuşkulu. Çünkü bu kadar sansasyon bir biçimde bazı kişileri çıkarmış, konuşturuyorlar. Konuşturduklarının birçoğu da yalan. Hareketle ilgili anlattıkları yalan. Kendileri birbirlerini tanıyor olabilir ama Hareketle alakası yok. Bunu PKK’ye savaş açar gibi kampanya yürütmesi Kürt bir siyasi harekete yakışmıyor. AKP dilidir. Bir MİT’çi ölmüş, bir siyasi Kürt hareketine, PKK’ye karşı savaş açıyor, terörist ilan ediyor. Gerçekten aklın kaybedilmesidir. Böyle yapması da Türk devletinin baskısındandır.

Osman Köse’nin, KCK Genel Başkanlık Konseyi ve PKK Merkez Komite Üyesi Diyar Xerib’in şehadetinde etkin rolü olduğu belirtiliyor. KDP de bu saldırıdan PKK’yi sorumlu tutarak Kandil ve Maxmur’u hedef gösteriyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

KDP’nin şunu görmesi lazım, hatta bütün Güney halkının görmesi lazım; Güney Kürdistan’da MİT, her yeri örümcek ağı gibi sarmış. Her taraftan bir ağ örmüş. Hewlêr konsolosluğu da bunun merkezi haline getirilmiş. Birçok olay var sadece Helmet arkadaşın olayı değil. Sinan arkadaş onlar, Behdinan’daki bazı olaylar da var. Yani kesinlikle MİT işbirliği, örgütlenmesiyle, bazı yerli işbirlikçilerin verdiği bilgilerle yapılmış olaylar var. Şimdi Hewlêr merkezi Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı bir saldırı karargahı olabilir mi, konsolosluk böyle kullanılabilir mi? Biz bu olaydan bağımsız söylüyoruz. Daha Osman Köse olayı olmadan önce biz defalarca söyledik çünkü yakalanan MİT’çilerin itiraflar, söylemleri var.

Bu bakımdan bazı arkadaşlar da değerlendirdi; Helmet için bir başsağlığı dilemediler ama Osman Köse için bu kadar kıyamet koparıyorlar. Birçok arkadaş şehit oluyor bu MİT operasyonlarıyla, bu konuda sessizler; ama nasıl olmadığı belli olmayan bir olaya dayanarak PKK’ye karşı savaş açıyor. Bir de insan biraz tutarlı olur. Biraz onurlu, vicdanlı olur. Bilmem Güney Kürdistan’da PKK kaos çıkarmak istiyormuş, bilmem ne yapmak istiyormuş. Hewlêr düşmek üzereyken, DAİŞ saldırırken gerilla durdurmadı mı? Ne kaosu? Güney Kürdistan’ın kurtuluşunu sağlayan gerilla oldu. Kerkük’e saldırı oldu, Kerkük’e gitmedi mi? Kerkük’e giden güç kaos yaratmak için mi gitti? Hewlêr kapılarında DAİŞ’i durduran gerilla Hewlêr’de kaos yaratmak için mi gitti? Biz kime inanacağız? O televizyon ve yapılan propagandalara mı yoksa Sayın Mesut Barzani’nin söylediğine mi inanacağız? Güney Kürdistan Federasyonu Başkanı’ydı o zaman Mesut Barzani. Gerillaya teşekkür etti, Türkiye bize hiç destek olmadı dedi. Çünkü DAİŞ’in destekçisiydi, sana ne için destek olsun? Hewlêr’i düşürecekti, bahsettikleri hatayı DAİŞ yoluyla düzelteceklerdi. Nasıl ki Kobanê’ye saldırarak Kürt kazanımlarını ortadan kaldırmak istedilerse, aslında Güney’de de Kürt kazanımları AKP’nin desteklediği DAİŞ yoluyla ortadan kaldırılacaktı. Ve Mesut Barzani de dedi ki Türkiye yardımcı olmadı, kılını kıpırdatmadı.

Şimdi hemen Şengal’e, Maxmur’a bomba yağdırıyor. DAİŞ’lilere de yağdıraydı Türk devleti. Şengal’de KDP’nin onurunu kurtaran gerillaya bomba yağdırıyor AKP-MHP. Hewlêr’in onurunu kurtardı, işgal ediliyordu şimdi de Maxmur’a bomba yağdırıyor. O zaman Türk devleti DAİŞ’in başına bomba yağdıraydı. Böyle bir şey gördünüz mü? Ne zaman oldu; DAİŞ Kobanê’de yenilgiye uğradı, hemen ben de DAİŞ’e karşıyım demeye başladı. Cerablus’a girdi. İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye sonuna kadar Hitler’le ilişkideydi, Almanya ile ilişkideydi, savaş açmamıştı. Hitler’in yenileceği belli oldu Türkiye savaş açtı. Türkiye’nin DAİŞ karşıtlığı da DAİŞ’in Rojava’da yenilmesi sonucu harekete geçti. Minbic de alınınca baktı oralar QSD tarafından alınabilir harekete geçti.

Bu yönüyle biz KDP’nin gerçekten doğru yaklaşması gerektiğini düşünüyoruz. Hewlêr’deki olayı bahane yapıp PKK düşmanlığı yaratmamak lazım, toplumu kışkırtmamak lazım. Özel savaş yayınlarıyla kışkırtılıyor. Hayır, bizim de KDP’ye dönük eleştirilerimiz var. Türk devleti ile ilişkisini, işgale sessiz kalmasını eleştiriyoruz, kabul etmiyoruz. Bunlar yanlıştır diyoruz. Sadece PKK’ye dönük değil, ileride Başur’un kazanımlarına dönük saldırıdır diyoruz. Ama şimdi PKK’ye savaş açma gibi bir durum söz konusu. Bütün Kürt partileri, halk dikkatli olmalı. Halk şunu görmeli; KDP bu yayınlarla PKK’ye karşı savaşın psikolojik ortamını, propaganda zeminini hazırlıyor. Bütün Kürt partileri, Güney Kürdistan’daki bütün Kürt partileri, hükümet de Goran da YNK de İslami hareket de herkes buna duyarlı olmalı. KDP, Türk devletinin baskısıyla bütün partileri PKK’ye karşı harekete geçirmek istiyor. Bu Türk devletinin isteğidir. Şimdiye kadar KDP, harekete saldırıyordu, şimdi YNK’yi, Goran’ı, parlamentoyu da katma çabası var ve PKK Güney’de kaos çıkarıyor diyor. Güney’in kazanımlarını tehlikeye atıyor. Güney’in kazanımlarını Türk devleti tehlikeye atıyor, bu saldırılar durdurulmazsa, bu Türk devletinin soykırımcı, işgalci hareketi durdurulmazsa ileride Laz’ın idama giderken söylediği son sözü söyleyeceksiniz; “bu bize ders olsun” diyeceksiniz ama iş işten geçmiş olacak. Bazı alçakları da televizyona çıkarıp konuşturuyorlarmış. KDP ciddi olsun, seviyeyi bu kadar düşürmesin. Böyle olmaz. Hewlêr’de bir tane MİT vurulmuş bilmem bunu bahane yap kıyamet kopar. Olmadık propagandalar yap, köpürt de köpürt. PKK kaos yaratmıyor, PKK Başur’un koruyucusudur.

PKK tasfiye olursa direnişleri bitmiştir. Tümden teslim olacaklardır. Şimdi PKK’den dolayı kendilerine biraz yumuşak yaklaşanlar, PKK tasfiye olduktan sonra 20-30 yıl önce ne diyorlarsa KDP’ye de öyle diyeceklerdir. Zaten referandum sırasında neler söylenmedi? Açsın gazeteleri, neler söylemedi Erdoğan, Bahçeli, diğerleri neler söylemedi KDP için? Bunlar unutuldu. PKK’nin hedef gösterilmesi bir AKP-MHP oyunudur. AKP’nin ortağı kim MHP. Şu anda AKP’yi yöneten de MHP. Şu anda uygulanan politika MHP çizgisi. Bunun ne olduğunu bütün Kürtler biliyor. Bütün Kürt aydınları biliyor. YNK de Goran da KDP de biliyor, bilmeyen mi var? Herkese bastırıyor; ABD’ye de Avrupa’ya da PKK’ye düşman olacaksınız diyor. Suriye’ye, İran’a bastırıyor. KDP’ye yapmaz mı? Tamam, herkese yapabilir ama KDP Kürttür, Kürtlerdir. Diğerleri belki çıkarını düşünür. Burada bize yönelik her türlü saldırı bütün Kürtlere yönelik saldırıdır herkes bilsin. Kimse kendini kandırmasın. Bu ne biçim Kürtlüktür. Herhangi bir Kürtlüğe yönelik saldırı olacak beni ilgilendirmez denilecek. Bana saldırı değildir denilecek. Kürtlerin en büyük örgütüne, en fazla mücadele veren örgütüne, en fazla nüfusun olduğu Bakur Kürdistan halkının mücadelesine saldırılacak ama bu saldırı bana değildir denilecek. Böyle olabilir mi? Şimdi KDP-YNK’ye saldırsa biz nasıl davranacağız? Tabi ki saldırılarına karşı tutum alacağız. Kürt örgütleri arasında farklılıklar olabilir ama herhangi bir saldırı durumunda, herhangi bir yerden saldırı geldiğinde tabi ki Kürt halkından yana tutum alacağız. Güney Kürdistan’da tabi Kürt halkından yana tutum alacağız.

Yani bu Osman Köse olayını bahane ederek seviyeyi düşürmemek lazım. Bu konuda biz KDP dikkatli olmalı diyoruz. Bu işler yüzeysel yaklaşılacak işler değildir. Biz bir eleştiri yaparız ama bütün toplumu, herkesi Kürt Hareketi’ne karşı çıkartmak farklı bir şeydir. Bunun gerçekten ağır sonuçları olur. Ulusal parçalanmışlık yaratmaktır, Kürtler arasında parçalanma yaratmaktır. Bu yapılmamalı, biz böyle bir şey yapıyor muyuz? Biz Güney halkını hep birleştirmek, Güney’le Kuzey halkının duygularını birleştirme çabası içerisinde olduk. Bu yaklaşım Kürt halkının duygularını parçalama yaklaşımı. KDP bunu yapmamalı, yapan televizyonları da uyarmalıdır. Eleştiridir, farklı politikaları eleştirmektir, bunun ötesine geçmiş, düşmanlık yapmaya yönelmiştir. Bunların terk edilmesi gerekiyor.

AKP-MHP rejiminin Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik tehditleri ve güvenli bölge ile amaçladıkları nelerdir, bu tehdide karşı nasıl tavır sahibi olunmalı?

Zaten biz bu güvenli bölge meselesini anlayamadık. Zaten orası güvenli bölge. Şu anda Ortadoğu’nun en güvenli bölgesi Kuzey Suriye’dir. İstikrarlı bir bölgedir. Güvenliği tehdit eden Türkiye’dir. Sürekli top atışı yapıyor, taciz atışı yapıyor. İnsanları öldürüyor. Efrîn’i işgal etti, her gün tehdit ediyor. Sen kimsin, ne diye tehdit ediyorsun. Birileri de demiyor senin ne hakkın var. Avrupa, ABD bilmem Türkiye’nin gerekçelerini anlayışla karşılıyoruz diyor. Neyini anlayışla karşılıyorsunuz, Rojava’dan Türkiye’ye savaş mı açılmış. Evet bir savaş var ama savaşı Türkiye başlattı. BM demiyor mu ABD senin ne işin var orada? Seni ne ilgilendiriyor? Suriye’nin savaşının bu noktaya gelmesinde etkili olan Türkiye’dir. Böyle olmazdı yani. Suriye’deki iç muhalefeti yok etti. Bu kadar çatışmalı, bu kadar yıkımlı bir savaşın ortaya çıkmasına sebep olan Türkiye’dir.

Şimdi güvenli bölgeymiş. Orası zaten güvenli bölge. Yok, 35 km girecekmiş. Orası zaten ancak 35 km’dir. Şehirlerin hepsi sınırdadır. Bu açıktan açığa eşkıyalıktır. Ben her yere girerim. Hani anayasal hukuk, hani insan hakları, hani toplum hakları? Yani orada bir halk kendi kendini Araplarla, Süryanilerle yönetiyor, yönetmek istiyor, kimseye de zarar vermiyor, hatta dünya takdir ediyor. Peki, Türk devleti niye buraya saldıracak. Biz soruyoruz; Avrupa’ya, BM’ye, Rusya’ya, ABD’ye. Niye saldıracak? Bu haklar DAİŞ’e karşı savaş verecek, on binden fazla şehit verecek, yirmi binden fazla yaralı verecek hepiniz alkışlayacaksınız ama Türkiye saldırdığında da sessiz kalacaksınız. Hatta Türkiye’yle güvenli bölge pazarlığı yapılacak. Bu artık insanlık vicdanının yerlerde sürünmesidir. Diyeceksiniz kapitalizmin vicdanı mı var, ahlakı mı var? Türk devleti yapar, saldırır. Kendi Kürt sorununu çözmediği müddetçe Kuzey’e saldırır, Güney’e de saldıracak. Tek yol direnmektir. Direnirlerse her şeyi alt üst edebilirler. Türkiye’yi orada bataklığa sürükleyebilirler. Türkiye bu savaş politikasının sonucu Enver Paşa’ya dönebilir. Ama direnilirse. Direnilmesi gerekir. Onun yerine şu bu değil. Oradaki demokratik ortamı kaldırmak, Ortadoğu’da demokrasi vahasıdır, özgürlük vahasıdır onu ortadan kaldırmak istiyor. O kötülük mü etti kendisine? Kürtlerin özgürlüklerini ortadan kaldırmak istiyor.

Bu yönüyle AKP’yi şu görüşmelerle, şu anlaşmayla tatmin etmek mümkün değil yani. Evet diplomasi de yapabilir, dünya kamuoyunu bilgilendirebilirler, haklılıklarını ortaya koyabilirler ama AKP-MHP iktidarı dinlemez. Ceberuttur, faşisttir, soykırımcıdır, Kürt düşmanıdır. Bilmem terör koridoru, ne koridoru ya. Önceden Akdeniz’e girecekler. Koridor derken ta Akdeniz’e kadar. Koridor derken sen işgal etmişsin orayı. Sen işgal yapıyorsun, Kuzey Suriye’yi işgal etmek istiyorsun. İşgal hareketi var. Bu yönüyle kesinlikle halkların hazır olması, direnmesi lazım. Halkın çocuğuyla, kadınıyla, yaşlısıyla direnmesi lazım. Sadece YPG’yle, QSD’yle direniş olmaz, halk direnecek. Yaşamını da verecek feda edecek, direnecek ve oraya AKP girdi mi savaş alanı haline getirecek.

Utanmadan geçen gün birisi etnik temizlik uygulandığını söyledi. Etnik temizlik uygulayan sizsiniz. Oralara gireceklermiş, Arapları getirip oraya yerleştireceklermiş. Varsa Arap gidip yerleşebilir. Nerenin Arap’ı ise, Tel Abyad’dan Arap varsa gidip yerleşebilir, kim engeller? Kastettiği öyle Araplar değil. En uçta DAİŞ çetelerini oraya yerleştirmek istiyor. Biz dünyaya soruyoruz, öyle bir Suriye mi istiyorlar? En uçtakilerin DAİŞ zihniyetinde olduğu bir Suriye mi istiyorlar? Türk devleti öyle bir Suriye yaratmak istiyor. Suriye’de demokratikleşmenin önünü almak istiyor. Eğer Türkiye saldırırsa hepsi sorumludur. ABD de Avrupa da Rusya da sorumludur. Biz hepsini sorumlu tutarız sadece Türkiye’yi değil. DAİŞ’e karşı koalisyon gücüydü. DAİŞ’e karşı direnenler var, onları ezmek istiyor. DAİŞ’in intikamını almak istiyor. AKP-MHP faşizmini geriletmeden Ortadoğu’da DAİŞ zihniyeti geriletilemez. DAİŞ zihniyeti hortlar. Sorun DAİŞ değil, zihniyeti hortlar. Zaten DAİŞ zihniyetini ortaya çıkartan AKP-MHP’dir. Her gün şu düşman, bu düşman, bu Türk düşmanı, şu İslam düşmanı, herkesi İslam-Türk düşmanı yapıp DAİŞ zihniyeti ortaya çıkarıyorlar. Bu açıktır. Bunu yapan Erdoğan’dır, Bunu yapan Devlet Bahçeli’dir. Herhangi bir işgal olursa biz kesinlikle herkesi sorumlu tutacağız. Avrupa’dır, ABD’dir, Rusya’dır, koalisyondur, herkes sorumlu olur. Ve halka da çağrı yapıyoruz sonuna kadar direnmelidirler. Bu oyunu direniş bozar, başka bir şey bozmaz. Çünkü zihniyeti soykırımcıdır, faşisttir. Laftan anlamaz. Kendi Kürt sorununu çözmediği için Kürt düşmanlığı yapacaktır, oraya tahammül etmeyecektir. Başur’da hata yaptık demiyor mu? Orada hata yaptım diyor, tahammül eder mi? Bir de kendine göre zayıf buluyor, öyle düşünüyor.

Onun için biz bekliyoruz. AKP-MHP’nin işgal hareketini, hiç kimse yapmaz demesin. Herkes son ferdine kadar savaşa hazırlansın. Orayı AKP’ye bataklık etsinler. Nasıl ki Enver Paşa savaş savaş dedi tosladı o da toslamalı orada, halkın buna gücü yeter. Halkın içinde olduğu savaşın sonucunu silahlar belirlemez, halkın direnişi belirler, halkın fedakarlığı belirler. Öyle teknikle olsaydı Vietnam’da ABD kazanırdı. Eğer halk savaşın içerisine girerse AKP yenilir. Sadece YPG’nin, QSD’nin savaşı olarak bakılırsa yanlıştır, orada bir halk hareketi var diyoruz, halk devrimi diyoruz. O zaman halk savaşacak, halkla birlikte savaşılacak. Bütün halk savaşın içerisinde olacak yaşlısı, çocuğu kadınıyla. Devrimlerde savaş böyle yürütülür. Savaş böyle kazanılır. Hangi devrim sadece orduların savaşıyla kazanılmış, böyle bir şey var mı? Bu açıdan herkes hazırlanmalı. AKP’ye girdiğine pişman etmeliler.

Daha önceki bir açıklamanızda Türkiye’nin demokratikleşmesinin Ortadoğu halklarının özgür ve demokratik yaşamı olacağını söylemiştiniz, bununla neyi söylemek istemiştiniz?

AKP-MHP faşizmi geriledi, halk aslında bu iktidarı istemiyor, bu kesin. Şovenizmi şahlandırarak, savaş politikalarını yürüterek iktidarını ayakta tutmak istiyor. Bunu boşa çıkarmak da savaş karşıtlığıyla olur. Şimdi CHP’nin yaptığına bakalım, savaş karşıtı olmazsa AKP’yi yenilgiye uğratamaz. Çünkü savaşla bütün sorunlarının üzerini örtüyor. Savaşla iktidarını pekiştirmek istiyor. Şu anda itiraz edilen sistemi savaşla yürütmek, pekiştirmek istiyor. Bu savaş politikasına karşı çıkılmadan AKP iktidarı tümden yenilgiye uğratılamaz. Evet, seçimde yenilgiye uğratıldı. Bu şu demektir; toplum AKP’yi istemiyor. AKP yenilgiye uğratılabilir. İstanbul seçimlerinde yenilgisi genel bir yenilgiye dönüştürülebilir. Ama bunun için demokrasi güçlerinin bir araya gelmesi lazım. AKP iktidarının savaş politikasını karşı çıkması lazım. Yapılması gereken bu. Yoksa bütün faşist iktidarlar böyledir. Bütün faşist iktidarlar her yerde savaşı dışa yaymışlardır. Böylelikle dikkatleri dışa dağıtarak içteki muhalefeti ezmişlerdir. Hitler de böyle yapmış, Mussolini de böyle yapmış. Bütün faşist iktidarların düşmanları vardır. Bu kesindir. Bu açıdan AKP-MHP iktidarının bu savaş politikasına karşı çıkılması gerekiyor. Hem Türkiye içinde hem Ortadoğu’da karşı çıkılması gerekiyor.

Ortadoğu’da gericiliği ayakta tutan Türk devletidir, AKP-MHP faşizmidir. Çünkü Ortadoğu’da demokrasi ve özgürlükler gelişirse Türkiye’de de gelişir. O zaman Kürt soykırım politikası izlenemez. Ama şimdi Türkiye’nin temel stratejisi Kürtleri soykırıma uğratmaktır. Halen bundan vazgeçmiş değiller. Temel strateji bu olduğu için o zaman tabi ki savaş politikası izliyor. Ama bu kırıldığı zaman, Türk devletinin Kürt düşmanlığı politikası kırıldığı zaman, demokrasi güçleri kazandığı zaman sadece Türkiye’de demokrasi güçleri kazanmayacak tüm Ortadoğu demokrasi güçleri kazanacak. Hatta dünya demokrasi güçleri kazanacak. Aslında dünya demokrasisinin gelişmesinin önünde de engel Türkiye’dir, AKP-MHP faşist iktidarıdır.

Ortadoğu’da bir demokratik gelişme olsun bu tüm dünyayı sarar. Çünkü ilk toplumsallık burada yaşanmış. Uygarlık burada yaşanmış. Ortadoğu coğrafyasını küçümsememek lazım. Tarihini, kültürünü küçümsememek lazım. Burada demokratikleşme yaşanırsa tabi bu Ortadoğu kültürüne uygun temelde. Demokratikleşme derken şöyle bir demokratikleşme değil; Avrupa’nın bireyciliğine dair bir demokratikleşme değil. Yok, Ortadoğu toplumunun demokratikleşmesi toplumcu olmak zorundadır. Toplumcu demokrasi olmak zorundadır. Önderlik şunu söylüyor; Ortadoğu’da ulusalcılık olabilir ama milliyetçilik olmamalı, reddedilmeli. Buna karşı çıkılmalı ama doğru bir yaklaşım ortaya konulmalı. Tabi toplumsal cinsiyetçilik aşılmalı onun yerine kadın özgürlükçü bir yaşam ortaya konulmalı. Bu yönüyle Ortadoğu’nun demokratikleşmenin karakteriyle batıdaki demokratikleşmenin karakterini aynı görmemek gerekiyor. Ama karşıt, birbirini dışlayan, birbirine düşman olan değil; sentezleyen, oranının da demokratik değerlerini alan ama Ortadoğu’nun karakterine uygun bir demokratikleşme olması gerekiyor. Bu olduğu takdirde bütün dünyadaki demokratikleşmeyi etkileyecektir. Ortadoğu’nun demokratikleşmesinin etkisi bütün dünyayı saracaktır.

Ben bu konuda şöyle düşünüyorum: Şu anda demokratikleşme konusunda iki güçlü alan var. Biri Ortadoğu, diğeri de Güney Amerika. Ortadoğu dememin sebebi şudur: Çok köklü bir toplumsallık yaşanmış. Güçlü toplumsallık demek aslında demokratikleşmesinin de güçlü olması anlamına geliyor. Burada güçlü bir demokratik devrim ortaya çıkacaktır. Çünkü burada vicdan, hak, adalet, eşitlik, toplumsal değerler çok fazladır. Demokraside toplum işidir, birey işi değildir. Birey özgürlüğü değildir. Birey özgürlüğü, toplumsal özgürlükle anlamlıdır. Bu anlamda Ortadoğu’da bütün demokratikleşme eğilimleri vardır. Eğer Türkiye demokratikleşirse, Ortadoğu’da bir demokratikleşme patlaması yaşanacaktır.

Diğer alan ise Güney Amerika’dır. Aslında Amerika da buna dahildir. Onlar devletleşme yaşamamışlar, devlet tanımamışlar, devletleri iki yüz yıldır tanıyorlar. Özgürlük tutkusu derindir. Bir zamanlar öyle derlerdi ya Avrupa’da Germen topluluklar vardı, özgürlük ruhu var yani. Çünkü devlet tanımamışlardı. Amerika da başta Güney Amerika olmak üzere devlet tanımamışlar. O eski İnkaların, Mayaların, o komünal-demokratik toplulukların o özgürlük ruhu hala oralarda var. Orada devletçi sistem yenidir, zorakidir. Dış güçler tarafından orada otoriter sistemler kurulmuştur. Geçmişte Latin Amerika’da faşist sistemler vardı, hep dış güçler tarafından oluşturuldu. Yoksa Güney Amerika’nın etrafında demokratik değerler güçlüdür. Bu yönüyle Ortadoğu gerçekten tarihsel-toplumsal değerleriyle sadece Ortadoğu’da değil, dünyada da demokratik gelişmeye önemli değerler katacaktır.


Diğer Haberler