Karasu: İhanet cezalandırılacaktır

KCK Yürütme Konseyi üyesi Mustafa Karasu, Başkanlık Konseyi üyesi Diyar Xerib’in “Raperin ruhuyla” sahiplenilmesini istedi. Karasu, ajanları uyararak, “Ağır suçtur. Bu suça bulaşanlar cezalandırılacaktır. Kesinlikle cezalandırılacaktır” dedi.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Medya Haber TV’de yayınlanan Ülkeden programının konuğu oldu. Ararat Suveyda’nın sorularını yanıtlayan Karasu, AKP-MHP faşist ittifakına, Güney Kürdistan’a yönelik işgal saldırılarına, AKP’nin Güneyli güçlerle olan kirli ilişkilerine, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın üçüncü yol vurgusuna, İstanbul seçimlerinde kazanan demokrasi ittifakının bundan sonraki görevlerine ve KCK Genel Başkanlık Konseyi Üyesi Diyar Xerib’in 5 Temmuz 2019’da Türk Devleti’nin hava saldırısı sonucu şehit olmasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

-KCK Başkanlık Konseyi Üyesi Sayın Diyar Xerib bir hava saldırısında hayatını kaybetti. İşgal saldırılarının devam ettiği bir dönemde böylesi bir saldırının gerçekleşmiş olması ne anlam ifade ediyor?

Başlamadan önce, 5 Temmuz'da yapılan hava saldırısında şehit düşen Diyar Xerib yoldaşı saygı ve minnetle anıyorum. Helmet arkadaş hareketimiz, mücadelemiz ve partimiz içerisinde önemli bir yere sahipti. Başur Kürdistan halkının yetiştirdiği devrimci, değerli bir evladıydı. Başur Kürdistan halkının on yıllarca yaşadığı acıları, verdiği mücadeleyi derinden hisseden, bu yönüyle de çok derin bir yurtseverlik duygusu olan, bu duyguyla da mücadeleye kararlıca sarılan, yürüten bir arkadaşımızdı.

Mücadeleye önemli emekleri oldu. Parti Merkez Komite üyeliği yaptı, Yürütme Konseyi üyeliği yaptı. En son da hareketimizin Önderlik çizgisinde yürütülüp yürütülmediğini denetleyen, bu konuda gerekli uyarı ve önerileri yapan KCK Genel Başkanlık Konseyi üyesiydi. 2013’ten beri bu görevi yürütmekteydi. Bu görevi yürütürken Önderliğe büyük bir bağlılıkla, Önderliğin ideolojik ve politik çizgisinin derin kavrayışıyla mücadeleye büyük hizmetler yaptı. KCK sisteminin doğru yürütülmesinde emekleri oldu. Bu yönüyle gerçekten de hareketimizde büyük katkıları olan devrimci bir yoldaşımızdı.

‘Emekleri çok fazla’

Tabi Başur Kürdistanlı bir arkadaştı. Bu yönüyle uzun yıllar Başur Kürdistan’da çalıştı. Başur Kürdistan’ın bütün faaliyetleri içinde oldu. PÇDK’nin kuruluşunda da yer aldı. Genel başkanlığını da yaptı, daha sonra eş başkanlığını yaptı. Bu yönüyle de Başur Kürdistan’da halkın örgütlenmesinde, Başur Kurdistan’da demokratik toplumcu zihniyetin gelişmesinde Diyar Xerib yoldaşın emekleri çok fazladır.

Zaten Başur Kürdistan’da bütün halk kendisini tanıyor. Siyasi güçler tanıyor, gençler, kadınlar kendisini tanıyor. Kandil, Xinere ve diğer alanlarda halkla ilişkileri sıkı olmuştu. Halkın da yakından tanıdığı bir arkadaştı. Bu yönüyle tabi ki bu düzeyde emek veren bir arkadaş her zaman karşı devrimci güçlerin, soykırımcı sömürgecilerin hedefi olacak bir arkadaştı. Bu yönüyle tesadüf bir olay değildir.

Kesinlikle planlı, işbirlikçileriyle, ajanlarıyla gerçekleştirilmiş bir katliamdır. Yoksa havada keşfin tespit edip uçağın vurduğu bir durum söz konusu değil. Kesinlikle işbirlikçileri var. Ajanları var. Acı olan durum da bu. Acı olan bazı Kürtlerin, parayla satılmış bazı kişilerin istihbarat vererek Diyar Xerib gibi yoldaşlarımızın şehadetine yol açmasıdır. Tabi böyle başka olaylar da var.

‘Kürt halkı yapılan saldırılara karşı duyarlı olmalı’

Behdinan’da da birçok hava saldırısının bazı ajanların eliyle yapıldığını tespit ettik, nettir. Orada bazılarını parayla satın alıyorlar. Kapitalizm çağındayız ulusal değerleri zayıflamış, toplumsal değerleri zayıflamış, kültürel değerleri, insani değerleri zayıflamış insanlar söz konusu. İnsanlar maddiyata, paraya koşuyor. İnsanlıktan çıkmış olanlar, her şeyi maddiyat veya para olanlar satın alınıyor veya bu tür şeylerde kullanılıyor.

Bu tabi bizim için acı vericidir. Bu konuda uyarıyoruz. Bütün Kürt halkını da bu konuda dikkatli olmaya çağırıyoruz. Bulundukları yer ve çevresinde bu tür ajanlık yapanlar varsa deşifre etmeliler. Bu kirli bir iştir. Bu tür ajanlığı yapanlar Kürt düşmanıdırlar. Kürt düşmanlığı yaptıklarını bilmelidirler. Bu bakımdan halkımız da bu insanlık düşmanlığına karşı duyarlı olmalı. Öte yandan tabi ki bu ajanlığı yapanlar da bazı şeylerden cesaret alıyor.

Şimdi Türk Devleti’nin işgaline ses çıkarılmıyor. Güney Kürdistan hükümeti ses çıkarmıyor, KDP ses çıkarmıyor, YNK ses çıkarmıyor. Böyle olunca da bazıları bundan cesaret alarak sanki Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı tutum almak, düşmanla işbirliği yapmak meşruymuş gibi onlar da ajanlık yapıyor. KDP ya da başka siyasi örgütler işbirliği yaparsa Özgürlük Hareketi’ne karşı sıradan insanlar da yapar.

‘Helmet arkadaş ulusal birlik için çok yoğun bir çaba içerisindeydi’

Bu yönüyle bu tür ajanlar niye oluyor sorusunun cevabı aslında Güney Kürdistan’daki siyasi güçlerin tutumuyla bağlantılı. Onların yaklaşımı açık ve net olsa, işgale karşı tutum alsalar, bu tür saldırıları Kürdistan halkına karşı saldırı olarak görseler, Kürt düşmanlığı olarak görseler herhangi bir Kürt zayıf da olsa, düşkün de olsa kolay kolay cesaret edebilir mi böyle bir şeye? Edemez. Ediyorsa, yapıyorsa bu kesinlikle Güney Kürdistan’daki siyasi güçlerin Türk Devleti ile yaptığı işbirliği, Türk Devleti saldırılarına karşı tutum almaması ile ilgilidir.

Tabi bu olay bizi derinden etkiledi. Başur Kürdistan halkının yetiştirdiği çok değerli bir evlattı, bir devrimciydi. Bir kardeşi de zaten Güney Kürdistan halkının özgürlük mücadelesinde şehit düşmüştü. Ailesinde birçok acı çeken, işkence gören olmuştur. Aile olarak da Güney Kürdistan halkının özgürlük mücadelesinde yer almışlardır. Hem aile çevresinde bu yaşananları görmüş hem de Güney Kürdistan’da halkın çektiği acıları görerek, Halepçe yaşanıyor, Enfal yaşanıyor, başka saldırılar da yaşanıyor, bu bakımdan derin bir yurtseverlik söz konusudur.

Ama şu da vardı Kürdistan’ın özgürlüğünün ancak Kürt halkının birliğinden geçtiğini, dört parçadaki özgürlük mücadelesine sorumluluk duyulduğu takdirde bütün Kürtlerin özgürleşebileceğini, Güney Kürdistan’ın özgürlüğünün güvencesinin de başta Bakur Kürdistan olmak üzere diğer parçalardaki özgürlük mücadelesinden geçtiğini bilen, bu bilinçle hareket eden, zaten bu bilinçle harekete katılan, Önderlik çizgisini derinliğine özümseyen bir arkadaştı.

Başur Kürdistan’da da Önderlik çizgisinin gelişmesini istiyordu. Şunun için istiyordu; Önderlik çizgisini geliştirdikçe her parçada Kürtlerin hakları güvenceye kavuşur. Bu bilinçle Önderlik çizginin bütün parçalarda gelişmesini istiyordu. Tabi önemli bir özelliği de bir aydındı. Bir tarihçiydi. Siyasetçi bir yanı vardı, tabi demokratik sosyalistti bu yönüyle ideolojik derinliği vardı, bu çerçevede Kürdistan tarihinin doğru anlaşılmasını sağlamak için çaba gösteriyordu. Doğru mücadelenin aynı zamanda Kürdistan tarihini doğru anlamaktan geçtiğini görüyordu.

*Bu saldırı sanki Güney Kürdistan’a yönelik değil de sadece PKK’ye yönelikmiş gibi ele alınıyor, bu konuda ne söyleyeceksiniz?

Tabi bu tür ele almalar var. Gaflettir, büyük bir gaflettir. Büyük bir yanılgıdır. Kürt Özgürlük Hareketi zayıfladığı an, kesinlikle Güney Kürdistan’da da başka yerde de Kürt halkının kazanımları güvence altına alınamaz, kaybederler. Güney Kürdistan’ın Türk Devleti tarafından kabul edilmesi bile PKK’nin mücadelesi sayesinde. 2007 5 Kasım’da Bush-Erdoğan görüşmesi oldu. Orada, 2007’de işte ilke defa bu keşif uçakları Türk Devleti’ne sunuldu.

ABD Türk Devleti ile birlikte PKK bizim ortak düşmanımızdır dedi. Bu destek sonrasında aynı görüşmeden sonra da Türk Devleti Güney Kürdistan federasyonunu kabul etti. İlk kabul ediş, resmi kabul ediş 5 Kasım Bush-Erdoğan görüşmesinden sonra ABD’nin PKK karşısında verdiği destek sonucunda federasyon kabul edildi. Bunu herkes bilmeli.

Zaten 92’de ilk meclis kuruldu, ertesi gün PKK’ye karşı savaş açıldı. Onun için de Türk Devleti tarafından resmi olmayan kabul ediş PKK’ye karşı açılan savaş sonrası oldu. Bu yönüyle Kürt Özgürlük Hareketi etkisizleştiğinde bunların gücü de değeri de olmayacaktır. Barzani’yi niye ABD çağırdı, niye Türk Devleti bu kadar KDP ile ilgileniyor; Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek için, bu konuda kullanmak için.

‘Kürt Özgülük Hareketi’ne savaş bütün Kürtlere savaş demektir’

Kürt Özgürlük Hareketi tasfiye edildiğinde Güney Kürdistan’ın kazanımlarını kimse koruyamaz. Herkes bunun bilincinde olmalı. Bu yönüyle Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı savaş, genel anlamda da bütün Kürtlere karşı savaştır. Öte yandan Güney Kürdistan’a yönelik saldırı bir işgal hareketidir. Adım adım Güney Kürdistan’ı işgal ve ilhak etme hareketidir. Musul-Kerkük vilayetini Türkiye’ye katma çabası, hedefi, amacı var.

1919 yılında kabul edilen Misak-ı Milli vardı. O böyle değildi. Orada, Misak-ı Milli derken Kürtler ve Türklerin ortak birliğinden söz ediliyordu. Kürtlerin özerkliğinden, varlıklarından söz ediliyordu. Kabul ediliyordu. Şimdiki işgal ondan ötedir. İlhak ondan ötedir. Edildiğinde kesinlikle Kürtlerin üzerinde soykırım uygulanacaktır. Kerkük’le boşuna bu kadar ilgilenmiyor. Onu gelecekte Başur Kürdistan’a müdahalenin bir aracı olarak kullanmak istiyor, bu açıktır.

Daha önce DAİŞ de bu toprakları işgal etmek istemiş fakat başarısız olmuştu. Şimdi AKP bunu doğrudan yapmak istiyor. Güneyli güçler bu konuda kör yaklaşıyorlar, göremedikleri nedir? Evet, körler diyebiliriz. Neçirvan Barzani bu konuda açıklama yaptı. Türk Devleti her zaman bize yardımcı oldu dedi, Türk Devleti’ne teşekkür etti. Peki, biz Neçirvan Barzani’ye soralım; DAİŞ saldırdığı, Hewler kapılarına dayandığı zaman Türk Devleti’nin tutumu ne oldu?

‘Gerilla koşa koşa Kerkük’e gitti’

Mesut Barzani demedi mi; Türk Devleti’nden destek görmedik? Sitem etti. Daha doğrusu Türk Devleti DAİŞ’e yardımcı oluyordu. Bunu söyleyen Mesut Barzani, biz söylemiyoruz. Aynı Mesut Barzani daha sonra gitti Maxmur’da gerillanın döşeğine oturdu, teşekkür etti. Şimdi Neçirvan Barzani’nin söylemiyle gerçekler uyuşuyor mu? Böyle midir? Türk Devleti her zaman kendilerine yardımcı mı olmuş yoksa Kürt Özgürlük Hareketi en kritik dönemde Hewler kapısını tutmuş mu?

Kerkük’e gerillalar gitti. Kerkük’e gerillaların gitmesi, isteği kimden geldi? YNK’den. Evet, Kerkük boşalıyordu, Süleymaniye de tedirgindi. Şimdi DAİŞ Kerkük’e girse arkasından Süleymaniye gelirdi. Gerilla ne yaptı, koşa koşa gitti. Herkes gördü, Ranya gördü, Süleymaniye gördü. Bayraklarıyla, silahlarıyla gitti DAİŞ’i durdurmadı mı? Şimdi bu gerçekler ortadayken Türk Devleti’nin saldırılarına böyle yaklaşmak, özellikle Kürt Özgürlük Hareketi’ne dönük saldırılara onay vermek Kürtlüğe yakışır mı?

‘Kürtler zora düştüğünde kim kime yardım edecek?’

Kürtler zora düştüğünde kim kime yardımcı olacak. Zora düştüğünde bizler birbirimize yardımcı olacağız. Sorun KDP-YNK de değil. Biz Kürt halkı için böyle bir saldırı olduğunda savunacağız. Savunmamazlık yapabilir miyiz? Ama şimdi buna onay veriliyor. Bu kabul edilemez, gözden geçirilmesi lazım. Aydınların, yazarların, halkın bu gerçekliği görmesi lazım.

‘Keşif uçaklarının olduğu yerde siviller ölür’

Zaten Helmet arkadaş neden hedef alındı? Hedef alınmasının nedeni Güney Kürdistanlıydı ve Güney Kürdistan halkını, aydınlarını, yazarlarını böyle bir işgale karşı çıkarmaya çalışıyordu. Güney Kürdistan halkını bu işgal ve Türk Devleti’nin politikaları karşısında bilinçlendirmeye çalışıyordu. Bu nedenle de hedef alındı. Türk Devleti tarafından ajanlarıyla işbirliği temelinde hedef alındı. Böylelikle Güney Kürdistan’da halkı, siyasi güçleri, sivil toplum güçlerini doğru bilgilendiren onlara doğruları ortaya koyan büyük bir aydını tasfiye etmek istediler. Helmet yoldaş aynı zamanda bir Kürt aydınıydı, yazarıydı, tarihçisiydi.

Bu bakımdan tabi ki bu kayıp bütün Kürdistanlıların kaybıdır ama en başta da Başur Kürdistan halkımızın kaybıdır. Başur Kürdistan halkı, aydınları, yazarları, siyasetçileri bu değerlerine sahip çıkmalıdırlar. Zaten her gün sivilleri vuruyor. Bir hafta önce de sivilleri vurdular. Daha önce Sergele’de vurdular, Kortek’te vurdular, Goşine’de vurdular. Yüzlerce köylüyü hava saldırılarıyla katlettiler, yaraladılar. Bu da işte bu saldırıların bir parçası.

Zaten hava saldırıları, keşif uçaklarını değerlendirirken keşif uçakları için şöyle denilir; riskleri var. Keşif uçaklarının olduğu yerde her zaman siviller ölür. Kendine göre istihbarat veriyor, sivilleri öldürüyor. Bu yönüyle tabi ki bu saldırılara karşı çıkılmalı, sivillere de sahip çıkılmalı, Helmet yoldaşa da sahip çıkılmalı. Sahip çıkılmaz, bu saldırıya karşı çıkılmazsa yarın yüzlerce sivil ölecektir. Gerilla da şehit olacak, siviller de şehit olacaktır. Bu açıdan Kürt halkının buna karşı çıkması, Türk Devleti’ne tutum alması lazım. Alırsa engellenir.

‘Neçirvan Barzani düşmanı değil mücadele edenleri gerekçe gösteriyor’

Evet, şunu rahatlıkla söylüyoruz, arkadaşlar da söylüyorlar, açıklamalarda bulunmuşlar; Kürtler birleşsin, ortak tavır takınsın Türk Devleti Güney Kürdistan’da hiçbir şey yapamaz. Türk Devleti’nin buraya saldırganlığı da Rojava’ya saldırganlığı da hatta Bakur Kürdistan’da saldırılarının nedeni de Kürtlerin birlik olmamasıdır. Bu nedenle Türk Devleti biz Kürtlere karşı değiliz, PKK’ye karşıyız diyor. Çünkü KDP ile YNK ile başka Kürt örgütleri ile ilişki kuruyor ve Kürtlere karşı değilim diyor. PKK’ye karşıyım diyor.

Bu yönüyle bir şeyi özellikle vurgulamak istiyoruz; Neçirvan Barzani geçen günkü saldırıda da PKK’yi gerekçe gösteriyor, on yıllarca Saddam Kürtleri bombalarken KDP’yi gerekçe göstermedi mi, sizleri gerekçe göstermedi mi? Bakur Kürdistan’da da bombalıyor, öldürüyor PKK’yi gerekçe gösteriyor. Kürt düşmanı, Kürdü kabul etmiyor, varlığını kabul etmiyor tabi ki böyle söyleyecek. Ayıptır. Bu katliamlar, saldırılar için Kürt düşmanının tutumunu ortaya koyacaklarına mücadele edenleri gerekçe gösteriyorlar, ayıptır. Kürt halkının bunu görmesi, bu tür tutumlara tavır alması gerekiyor.

KDP-YNK’nin 90’lı yılların siyasetine dayanarak Türk Devleti’nin ayakçılığı rolünü sürdürmesini nereye bağlamak gerek?

Bu önceden de yanlıştı, şimdi de yanlış. Dar ufuklular. Parti çıkarlarını çok düşünüyorlar. Bir yere hakim olmak istiyorlar. Çok dar ufuklu. Buna yokluk denir, başka şey denir. Şimdi Kürtler için tarihi bir fırsat var. 20. Yüz yıldaki dengeler yıkılmış, o dönemin statükoları dağılmış, yeni dengeler statükolar kurulacak. Bu süreç aynı zamanda 20. yüz yılda büyük zarar gören, 20. yüz yıl statükosunun Kürtlerin soykırımı, Kürtlerin varlığının soykırımı üzerine kurulan statüko dağılıyor. Bu ne anlama geliyor; Kürtler için büyük fırsat anlamına geliyor.

Hem statüko dağılıyor, hem de bu süreçte Kürtler güç, örgütlü. 20. yüzyıl başındaki gibi değil. Böyle bir durumda Kürtlerin nasıl düşünmesi gerekir; tarihi bir fırsat ortaya çıkmış, 20. yüz yılın o Kürdü yok sayan düzen dağılmış, o vakit birlik olalım, ortak tutum koyalım, ortak mücadele edelim. Kürtlerin yeni kurulacak dengelerde güçlü kılalım. Kürtler yeni kurulacak dengelerde güçlü yer alsın ve statü kazansın. Bir yurtsever Kürt, demokrat, devrimci Kürt böyle düşünür.

Şimdi bunların düşünüşü, gerçekten çok çıkarcı. Kapitalizm bu tür örgütleri, siyasi güçleri, kişilikleri de bozuyor. 20. yüz yılda belki bu kadar kapitalizmin derin maddiyatçılığı yaşanmamıştır. Bu kadar her şey para değildi. Hala geçmiş yüzyılların o toplumsal, demokratik değerleri vardı. Kapitalizm geldi hepsini yerle bir etti, yıktı. Her şeyi para, maddiyat yaptı. Şimdi bu siyasi güçler de çok maddiyatçı, bireyci, dar çıkarlar gereği ulusal çıkarları göremiyorlar. Küçük çıkarlar gereği büyük kazancı göremiyorlar. Onun için böyle biri iki şehir kontrol etmek istiyor, diğeri de aynı. Buna gaflet denir.

Kürtler için tarihi fırsat ortaya çıkmışken bunun değerlendirilememesi ne Kürtlüğe, ne yurtseverliğe, ne siyasi duruşa yakışır. Bu yönüyle tabi ki Kürtlerin bu zaafını gidermesi gerekiyor. Kürtler de bu büyük zaaf. Bir de şu da kötü; bu politik anlayış bazılarına örnek oluyor. Kötü örnek oluyorlar. Bu yönüyle de bize göre daha derin düşünmeleri lazım. Tarihi sorumlulukla hareket etmeleri lazım. Yarın Kürt halkı bize ne diyecek, tarihimiz bize ne diyecek biraz da bunu düşünmeleri lazım.

*Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla yapmış olduğu görüşmelerde vurguladığı üçüncü yol nedir ve nasıl uygulanacak?

Tabi Önderlik üçüncü yoldan söz etti. Bu politik bir öneridir. Yoksa ideolojik olarak bir egemenler var bir de ezilenler sömürülenler var. Bir toplumcular var bir de toplum karşıtları var. Ama siyasi olarak bugün birçok eğilim var. Ortadoğu genelinde mesela bir klasik iktidar blokları var. Bir de emperyalist güçler var. Onların bölgede iktidar mücadelesi var. Hakim olmak istiyorlar. Bunların yanında da halk güçleri var. Üçüncü yol yani. Genelde böyle bir üçüncü yol duruşu var.

Tabi somut Türkiye’de de klasik iktidar blokları var. Türkiye’nin kurucu partisi olan CHP var, bir de daha sonra sağ gelenek denildi, Adalet Parti denildi, ANAP denildi, şimdi de AKP var. Bu iki gelenekte Türkiye’nin sorunlarını çözecek durumda değil. İkisi de devletçi. Aslında Türkiye’nin temel sorunlarını çözme anlayışında değiller. Türkiye’de tekçi bir devlet var. Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek din, tek inanç… Böyle bir devlet yapısı var. Aslında Türkiye’nin anayasası bu.

Kürtlerin inkarı, farklı inançlar; Alevilerin, Ezidilerin, Hristiyanların inkarı üzerine kurulmuş bir sistem. Şimdi bu sistem içerisinde iki güç çatışıyor ama bu zihniyet temelinde iktidar olmak istiyorlar. Bu anlayışı değiştirme değil yani. Bu Türkiye’de sorunlar yaratan, Türkiye’yi çıkmaza sokan; ekonomik, sosyal, kültürel olarak çıkmaza sokan bu şoven, milliyetçi, tekçi, demokratik olmayan politikaya bir karşı çıkış yok. Onu köklü değiştirme yok. Mevcut sistem içerisinde kim iktidar olacak kavgası. Kim sorunları çözecek kavgası değil. Kim sorunları çözecek mücadelesi değil.

‘Herkes 12 Eylül’e karşı ama 12 Eylül anayasası var’

Bu bakımdan Üçüncü yol ise bu iki kutbun, siyasi anlayışın sorunları çözememesi karşısında sorunlara çözüm bulan, gerçek çözüm bulan, demagoji yapmayan, sadece iktidar kavgası yapmayan, kayıkçı kavgası yapmayan, laf dalaşı yapmayan, Türkiye’nin sorunlarına çözüm arayan bir üçüncü yol. Bu yolda kimler var; Kürtler, emekçiler, kadınlar, işçiler var. Farklı etnik ve dinsel topluluklar var. Yani Türkiye’deki sistemin demokratikleşmesini isteyen bütün kesimler var. Aslın bu üçüncü yolun toplumsal tabanı kısa vade en az yüzde otuz, otuz beş orta vadede ise yüzde altmış yüzde yetmiştir.

Evet. Bu yönüyle üçüncü yol CHP’yi de AKP’yi de aşan, Türkiye’nin sorunlarına çözüm bulan bir politik yol oluyor. İster CHP içinde, ister AKP içinde olsun, onların tabanında da tabi demokrasi isteyenler var. Yani bu güçleri de demokratik bir çizgiye çekmek için, demokratikleşmeye zorlamak için de üçüncü yol gereklidir. Böyle bir üçüncü yol olmadan Türkiye’de demokratikleşme olmaz. Bu üçüncü yol ne kadar güçlü olursa demokratikleşme olur, güçlü olmazsa demokratikleşme gelişmez. Bu bakımdan Türkiye’nin geleceği bu klasik iktidar bloklarının dışında devrimci demokratik güçlerin örgütlenmesi, üçüncü yol olarak kendileri aktif olarak harekete geçirmesi gerekiyor.

Kendilerini aktif olarak harekete geçirirlerse ya bu güçlerde değişim yaratırlar, bu güçleri de razı ederler. Onları da demokratikleşme çabası içine koyarlar. Ya da onları aşarak Türkiye’yi demokratikleştirirler. Üçüncü yolun böyle bir görevi var. Üçüncü yolun görevi toplumu değiştirmektir, Türkiye’yi dönüştürmektir. İktidar olmak değil. Üçüncü yolcular sadece iktidar olmayacaklar. Evet, yönetim adayı olacaklar, yönetmek isteyecekler, ama bu yönetmeyi mevcut sistem içerisinde yönetme olarak kabul etmeyecekler. Biz bu sistemi değiştirmek için yola çıkıyoruz diyenler üçüncü yolculardır, bu sistemi yamalayanlar değil. Evet, bu sistem yamalanmıştır. Herkes 12 Eylül’e karşı, ama 12 Eylül anayasası var.

‘Bir demokratik devrim gerekiyor’

Buna ANAP da yama vurmuş. AKP de yama vurmuş. CHP de yama vurmuş. Herkes yama vurmuş ya da yama vurulmasına destek olmuş. Ama değişmemiş. Herkes şikayetçi. Bu bakımdan şu anda Türkiye’deki sistemi oluşturan 12 Eylül anayasasının köklü değişmesi gerekiyor. Bir demokratik devrim gerekiyor Türkiye’ye. Aslında Türkiye’de demokrasi mücadelesi var. Çok eskiye dayanıyor. On yıllara dayanıyor. Bir demokratik birikimi var. Bu demokratik birikimi demokrasi güçlerinin birleşerek demokratik devrime dönüştürmesi gerekiyor.

Demokratik birikim var ama bu demokratik birikim parça parça. Güçlü bir ittifak haline getirilip demokratik bir devrime dönüştürülemiyor. Tam bir demokratik devrim haline getirilemiyor. Aslında Kürdistan’da bu yapıldı. Kürdistan’da toplumda demokratik devrim yapıldı. Demokratik zihniyet var. Kürdistan’da bunun önündeki engel soykırımcı sömürgeciliktir. Engel olmasa bir haftada dünyanın en demokratik gücü ortaya çıkacaktır. Engel olan Türk Devleti’dir. Bu bakımdan da Türkiye’nin demokratikleşmesi önemli. Bu yönüyle üçüncü yolun geleceği var.

İşte İstanbul seçimlerinde görüldü. İstanbul seçimlerinde üçüncü yolun geleceği görüldü. Türkiye’yi sarstı, etkiledi. Bu bakımdan üçüncü yolun zayıflamaması lazım. Üçüncü yol zayıfladığı zaman Türkiye’de demokrasinin kırıntısı kalmaz. Nitekim faşist diktatörlük kurulmuştu. HDP tutum aldı ve HDP’nin çerçevesinde üçüncü yol bugünkü gelişmeleri ortaya çıkardı. İstanbul seçimlerinin sonuçlarını yaratan üçüncü yoldur. Üçüncü yolcuların, devrimcilerin, demokratların, sosyalistlerin tutumu olmasaydı, mücadelesi olmasaydı AKP şimdiye kadar CHP’yi de süpürür atardı.

Bu yönüyle üçüncü yol her yerde, Türkiye’de Türkiye’nin kurtuluşudur, Suriye’de Suriye’nin kurtuluşudur. Her yerde halkların kurtuluşu odur. Her ülkede çeşitli güçlerin mücadelesi vardır, bunlar da en başta iki temel mücadeledir. Hep iki temel güç çıkar, esas güçlerdir. Almanya’da böyledir, İngiltere’de böyledir, her yerde böyle iki egemen gücün mücadelesi sürer. Egemenler arası mücadele olur. Egemenler tek blok olmaz. Her zaman egemenler arasında mücadele olur. Bu egemenlerin iki kutup mücadelesi karşısında tabi ki halkların devreye girip o güçlerin demokratikleşmesini sağlaması gerekiyor.

*Amude kentinde, Uluslararası DAİŞ’le mücadele forumu yapıldı. Oradaki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şimdi Suriye’deki gelişmeler önemli. Çok boyutlu bir mücadele var. Tabi ilk başta ÖSO denen bir muhalefet çıktı. Bunu ABD de destekliyordu, Türkiye de destekliyordu. Eğit donat programları çıktı. Çöktü yani. Bu süreçte de her zaman Kürtler, ne rejimle tavır oldu ne de bu cephede tavır aldı. Suriye halklarının temsilcisi oldu. Dediler biz Suriye halkları olarak ne eski durumu kabul ediyoruz ne de başka otoriter güçlerinin, baskıcı güçlerin Suriye’de hakim olmasını istiyoruz. Biz demokratik Suriye istiyoruz dediler.

Çünkü Suriye’de de bir iktidar devrilirken, devrilmek istenirken başka bir otoriter iktidar kurulmak isteniyordu. Bunun karşısında Suriyeli Kürtler Önder APO çizgisinde biz sadece halkların politikasını izleyeceğiz, bizim çizgimiz ne şudur ne budur; üçüncü yoldur dediler. Ve bu üçüncü yolda, üçüncü çizgide ısrar ederek bugünkü gelişmeleri yarattılar.

DAİŞ’i de bu çizgi yenilgiye uğrattı. DAİŞ’i yenilgiye uğratan ne tanklardır, ne toplardır, ne de şu budur. Evet, onun silahlı bir gücü vardı, silahlı olarak yenilgiye uğratıldı ama silahlı olarak yenilgiye uğramasını sağlayan ideolojik çizgiydi. Kuzey Suriye halklarının ideolojik-siyasi çizgisiydi. Bu çizgi olmasaydı DAİŞ’e karşı kimse savaşamazdı. DAİŞ’i kimse püskürtemezdi. Ne zaman Önder APO’nun çizgisi ortaya çıktı. Demokratik çizgi, halkların kardeşliğine dayanan demokratik ulus çizgisi, kadın özgürlüğüne dayanıyor, bütün halklara, bütün inançlara özgürlük sağlayan bir çizgi ortaya çıkınca DAİŞ çekildi. DAİŞ’in dayandığı zemin ortadan kaldırıldı.

‘DAİŞ ideolojik olarak da yenildi’

DAİŞ aşil topuğundan vuruldu, öyle diyelim. Çünkü DAİŞ emperyalizme karşıyım, rejimlere karşıyım diyordu. İşte halkların kültürlerine sesleniyordu. Ve gerçekten de, özellikle Arap dünyasında, İslam dünyasında bir etki yarattı. İnsanlar her taraftan koşup geldiler. Ama Önderliğin ideolojisi, Rojava Devrimi, Kuzey Suriye halklarının idelojik-politik çizgisi çıkınca DAİŞ’in çizgisinin, halk düşmanı, anti demokratik olduğu, insanca olmadığı açığa çıktı. Bu yönüyle ideolojik olarak yenilgiye uğradı. Bir kere bunun görülmesi lazım.

DAİŞ’i silahlar yenilgiye uğrattı denilirse bu yanılgıdır. Eğer Önderlik çizgisinde bir seyir izlenmeseydi şu anda Kürtlerle ortak hareket eden bütün Araplar DAİŞ’çi olurdu, El Nusra’cı olurdu. Ama DAİŞ’e karşı binlerce Arap genci şehit oldu. Şu anda Kuzey Suriye’nin nüfusunun yarısı Arap’tır. Artık Kuzey Suriye Arap-Kürt-Süryani ortaklığının özerk bölgesidir. Rojava kantonları var ama bir Kuzey Suriye olarak Arap-Kürt nüfusu hemen hemen eşittir. Kürt halk Önderinin modeli, tüm halkları kapsayan bir yönetim modeldi.

Zaten Kürt savaşı çıkabilirdi. Önderliğin yaklaşımı olmasaydı, Rojava devrimcilerinin demokratik ulusal anlayışı olmasaydı. Türkler de çıkartırdı, kışkırtırdı, rejim de kışkırtırdı, başkaları da kışkırtırdı. Kürt-Arap savaşı çıkardı. Niye çıkmadı? Kışkırttılar çıkarmak istediler. Böylelikle Rojava’da devrimi boğacaklardı. Ama olmadı. Çünkü Önderliğin çizgisi aynı zamanda Arap halklarının özgürlük çizgisidir. Süryanilerin özgürlük çizgisidir. Onun için duyuyoruz Kuzey Suriye’de Araplar diyormuş; Önderlik bizim de Önderliğimizdir. Niye sadece Kürtlerin Önderliğidir diyorsunuz, hepimizin Önderliğidir diyorlar. Doğrudur. Önder Apo sadece Kürt Önderi değildir. Özgürlük isteyen bütün halkların Önderidir. Halkların kardeşliğinin Önderliğidir. Bunun için zaten Rojava Devrimi başarılı oldu. Bu nedenle yıkılamıyor. Böyle olmasaydı Türkiye yıkardı.

*Rojava bütün dünya halklarına bir model oldu. Bu ziyaretleri nasıl yorumlamak lazım?

Evet, dedim ya; eğer böyle demokratik, özgürlükçü bir sistem olmasaydı Türk Devleti şimdiye kadar saldırırdı. Şimdi saldırsa bütün dünyadan tepki görecek. Demokrasi düşmanı yüzü açığa çıkacak, kadın düşmanı yüzü açığa çıkacak, özgürlük karşıtı yüzü açığa çıkacak. Çünkü herkes biliyor orada demokrasi var özgürlük var. Bu nedenle Türk Devleri saldıramıyor.

Aslında Rojava Devrimi’nin en önemli gücü de özgürlükçü karakteri. Bu olmasaydı Türk Devleti şimdiye kadar bırakmazdı. Engeldir. Engel olan Rojava Devrimi’nin dünya halkları karşısında sempati kazanmasıdır. Onun için herkes geliyor, görüşüyor. Ortak iş yapmaya çalışıyorlar. Destek veriyorlar. Bunu böyle görmek lazım.

İşte ABD geliyor, Fransa geliyor bu aslında halkların şeyidir. Yoksa ABD’nin, İngiltere’nin, Fransa’nın çıkarı Türk Devleti ile ortaklaşmada olurdu. Türk Devleti ile ortak hareket ederdi. Edemiyorlar. Türk Devleti ile ortak hareket etmelerini engelleyen en önemli etkenlerden biri de halkların tutumudur. Çünkü halklar DAİŞ’ı yenilgiye uğrattı. On bin şehit verdiler. DAİŞ hepimize karşıydı. Bu bakımdan Türk Devleti ile ortak davransalar diyecekler DAİŞ’i destekleyenle ortak davranıyorsunuz, DAİŞ’i yenilgiye uğratana da karşı çıkıyorsunuz.

‘Rojava’da tehlike bitmedi’

Bu tabi sizin de belirttiğiniz gibi tüm dünya halklarının, ülkelerinin, demokratların ilgisini arttırmıştır. Şu anda Rojava’da mücadele de var. Herkes Rojava’yı biraz kendisine göre şekillendirmek istiyor. Bu da anlaşılırdır. Herkes kendine göre etkilemek isteyebilir. Ama Rojava Devrimi’nin çizgisi özgürlükçüdür, demokrattır. Halkların kardeşliğine dayanıyor, kadın özgürlükçüdür. Böyle bir çizgiyi sürdürürse demokratik anlayış, bu demokratik anlayışı kimse kontrol altına alamaz.

Demokratik zihniyet kontrol altına alınamaz. Bağımsızlık demokratik toplumdan, demokratik yaşamdan geçer. Demokratik toplumun olduğu yerde özgürlükler olur. Özgürlüklerin olduğu yerde birileri gelip o toplumu kontrol edemez, egemenlik altına alamaz. Bu açıdan Rojava’da önemli gelişmeler var ama tehlike bitmemiştir. Niye bitmemiştir? Türk Devleti Kürt düşmanlığını bırakmamıştır. Bakure Kürdistan’da sorunu çözmediği müddetçe Güney’deki Kürtlere de düşman olacaktır. Rojava’ya da düşman olacaktır.

Herkes bilsin; Başur’dakiler de, Rojava’dakiler de bilsin. Türk Devleti kuzeyde, Türkiye sınırları içerisinde Kürt sorununu çözmediği müddetçe, Kürt düşmanlığı yaptığı müddetçe, buralarda da Kürt düşmanıdır. Herkes bunu bilecek. Bu bakımdan Kürt sorununun çözümünün anahtarının Bakur olduğunu bilecek. Onun için kendisini Bakur’da ayırmayacak. Bakur’daki sorunlara duyarsız kılmayacak, Bakur bana ne demeyecek. Ya da Bakur’daki mücadelenin karşıtlığını yapmayacak. Bu yönüyle bütün parçaların Kürt sorununun çözümü açısından Türkiye’deki şovenizmin geriletilmesi, Türkiye’nin demokratikleştirilmesi mücadelesinin yükseltilmesi gerekiyor.

‘Ortadoğu’nun demokratikleşmesi önündeki engel Türkiye’

*Libya’dan Suriye’ye kadar, Ortadoğu’daki tüm sorunların merkezinde AKP ve ona bağlı çeteler yer almakta. Bu konu üzerine neler söylemek istersiniz?

Şu kesin, Ortadoğu’nun demokratikleşmesi önünde Türkiye engeldir. Türk Devleti demokratikleşmeden, Ortadoğu’nun demokratikleşme mücadelesini geliştirmek kolay değil. Çünkü nerede demokratikleşme mücadelesi varsa oraya düşmanlık yapıyor. Engelliyor. Bütün Ortadoğu’daki gericilerle birleşiyor demokratik gelişmeleri boğuyor. Bu yönüyle sadece AKP değil, şu anda AKP’dir. Türkiye’de şuanda devleti AKP-MHP iktidarı ele geçirmiştir.

Aslında şu anda AKP klasik Kürt düşmanı devleti daha da derinleştirilmiştir. Klasik Devlet, baskıcı ve otoriterdi. Ama bu baskıcı, otoritesi sadece devlet organlarına dayanıyordu. Şimdi topluma, yani faşizmi, bu otoriterizmi tabana yaymış. Tabi, topluma dayandırıyor, tehlike burada yani. Bu yönüyle AKP diğer iktidarlardan daha tehlikeli bir iktidardır. Faşizmi, baskıyı, zulmü, otoriterizmi toplumsal bir zemine dayandırıyor. Onun için çeteler örgütlüyor. Eskiden devletlerin ordusu vardı, polisi vardı. Şimdi AKP’de orduyla polisle yetinmiyor. Aynı zamanda Hitler gibi çeteler kuruyor. Kendi SS’lerini, SA’larını kuruyor.

Bu yönüyle AKP’ye karşı mücadele önemli ya da Türkiye’nin değiştirilmesi mücadelesi çok çok önemli. Bu sadece Kürtleri ilgilendiren bir sorun değildir. Bu Türkiye’deki bütün demokrasi güçlerini ilgilendiren bir sorundur. Hatta bütün Ortadoğu’daki devrimcileri, demokratları ilgilendiren bir sorundur. Kendi ülkelerindeki devrimci demokrasi mücadelesini geliştirmek istiyorlarsa bile Türkiye’deki devrimci demokratik mücadeleye destek vermeleri gerekiyor. Bu yönüyle PKK’nin mücadelesi çok önemli.

‘AKP-MHP Ortadoğu’da gericiliğin kaynağı olmuş’

Bizim ürettiğimiz mücadele Ortadoğu devrimci demokrat mücadelesidir. Bütün halkların özgürlük mücadelesidir. Sadece Kürtlerin özgürlük mücadelesi değildir. Evet, Kürtlerin özgürlük mücadelesi de Türkiye’nin demokratikleşmesinden geçiyor. Ama bu demokratikleşme sadece Kürtleri özgürleştirmeyecek, bütün halkları, bütün Ortadoğu halklarını özgürleştirecek.

Bu yönüyle tabi ki AKP-MHP iktidarı şu anda gerçekten Türkiye ve Ortadoğu’da gericiliğin kaynağı olmuş. Zaten MHP’nin durumu ortada. MHP açık faşist bir partidir. Şu anda demokratikleşmeyen bütün partiler giderek MHP’lileşmek zorunda. İşte AKP demokrasiden özgürlükten yola çıktı. Ama demokratikleşmeyince, Kürt sorunu ve diğer sorunlar konusunda adım atmayınca mecburen MHP’lileşti. Bu kanundur. Bu yönüyle demokratikleşmek isteyenlerin verili düzene karşı çıkması gerekiyor. Bu da demokratikleşmeden geçiyor. Bunun dışındaki her siyasi güç iktidar olursa MHP’lileşmek durumundadır.

*Son olarak KCK Başkanlık Konseyi Üyesi Diyar Xerib’in hayatını kaybetmesi üzerine Güney halkına dönük çağrınız nedir?

Bu şehadet vesileyle Helmet yoldaşı bir kez daha minnet ve saygıyla anıyorum. Yine yanında şehit olan Şahin ve Devran yoldaşı saygıyla anıyorum. Tabi biz Helmet arkadaşın Parti içindeki yeri Güney Kürdistan’daki öneminden dolayı değerlendirme yaptık. Tabi ki bizim şehitlerimiz hepsi bu halkın özgürlüğü için mücadele vermiştir. Değerleri aynıdır. Ama tabi ki konumları, siyasi-ideolojik şeyleri bazı arkadaşların daha farklı değerlendirmek durumunda kalıyoruz.

Diyar Xerib de Parti tarihimizin en önemli kayıplarındandır. Sakine Cansız gibi, Zeki Şengali gibi, Atakan Mahir gibi bir şehadettir. Aslında şunu da söyleyebiliriz konum açısından Genel Başkanlık Konseyi Hareketimizin en üst organı konumunda. Yani denetleyici konumdaydı. Yürütme Konseyi’ni, KCK sistemini ve bütün çalışmayı denetleyen konumdaydı. Bu arkadaş da Başkanlık Konseyi’ndeki altı arkadaştan biriydi.

Bu açıdan tabi ki onun duruşu, mücadelesi bizim açımızdan çok çok önemlidir. Örnektir. Özellikle Başure Kürdistan açısından örnek alınabilecek bir arkadaştı. Bizim açımızdan da kararlıydı. Çok soğukkanlı, sabırlı bir arkadaşımızdı. Ve duygu düşüncede derinleşen bir arkadaşımızdı. Zaten tarih bilincinin yüksekliği de bu derinliği beraberinde getiriyordu. Zaten Kürdistan’da tarih bilincine varmak, Kürdistan tarihini bilmek, Kürt gerçeğini bilmek derin bilince koşmaktır. Bu bakımdan da Helmet arkadaş bu bilince sahipti ve bunu Kürdistan halkına, genç arkadaşlara yaydı.

‘İhanet cezalandırılacaktır’

Eğer bugün Kürt halkının özgürlük, demokrasi, tarih bilincinde bir gelişme varsa bunda tabi ki Diyar Xerib arkadaşımızın da rolü vardır. Biz bu konuda halkımızın sahiplenmesini istiyoruz. Helmet arkadaş şahsında onun duruşunu, tutumunu, düşüncelerini sahiplenmesini istiyoruz. O işgale karşı halkın ayağa kalkmasını sömürgeciliğe karşı duruş isterdi. İşte Güney Kürdistan’ın demokratikleşmesini, ulusal birlik isterdi. Her türlü saldırıya karşı Güney Kürdistan halkının ruhunda olan Raperin’in yaşamasını isterdi. Şeladize’de nasıl bu Raperin ruhu ayağa kalktıysa, bu işgalde de aynı ruhun ayağa kalkması gerekir. Helmet yoldaşa Raperin ruhuyla sahip çıkmak gerekiyor.

Bu çerçevede Güney Kürdistan halkına, gençlerine, kadınlarına çağrı yapıyorum. Ve bir daha Türk Devleti ile işbirliği yapan ajanları uyarıyoruz. Kürt düşmanlığıdır, ağır suçtur. Artık üzerinde duracağız. Bu suça bulaşanlar cezalandırılacaktır. Kesinlikle cezalandırılacaktır, sonra hiç kimse niye böyle oldu demesin. Bu kadar ağır suçlar işleyenler tabi ki savaş suçu işlemiştir. İhanettir, cezalandırılacaktır. Bu yönüyle de bu tür suçları işleyenleri, tabi cezasını bulacak, Kürdistan’da kimse para için, şu için, bu için Kürt düşmanlığı olan bu tür suçlara ortak olmamalıdır.

Hiçbir siyasi güç de bu tür işbirliği, ajanlığı meşrulaştırmamalıdır. Eğer yurtsever olunacaksa, eğer Kürtlük adına siyaset yapılıyorsa işbirlikçilik de mahkum edilmelidir, ajanlık da mahkum edilmelidir. Ben bu temelde Helmet arkadaşı bir daha minnetle, saygıyla anıyorum. Onun anısı mutlaka özgür Kürdistan ve demokratik Ortadoğu olarak gerçekleşecektir.

ANHA


Diğer Haberler