Karayılan: Kürt halkına karşı savaşarak erken seçime gitmek istiyorlar

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, kendilerini tehlikede hisseden AKP-MHP iktidarının aynı gece bir konsept dahilinde belediyelerin gasp edip, siyasi soykırım ve askeri imha operasyonları yaptığına dikkat çekerek, “Kürt halkına karşı savaşarak erken seçime gitmek istiyorlar” dedi.

Bir savaş konsepti geliştirerek Türkiye’yi istediği yere sürüklemek isteyen Erdoğan’ın bindiği geminin artık birçok yerden delindiği için her taraftan su almaya başladığını söyleyen PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, “Demokrasi ve özgürlük mücadelesi hem Kürt halkı için hem de Türkiye demokrasi güçleri için yeni bir döneme girdi. Bizce bu dönemde iki şey gereklidir; örgütlülük ve eylemsellik. Bu dönemde sessiz kalmak vicdansızlıktır. Her Kürt, Türkiye’de demokrasi isteyen herkes, bu haksızlığa karşı sesini yükseltmelidir. Sessiz kalmak, zulme ortak olmaktır. Zulme ortak olmak da suçtur. Bu nedenle direnişe geçmelidir. Direniş de sokaklara kitlesel olarak çıkmaktır, kitleleri örgütlemektir, öncülük etmektir” şeklinde konuştu.

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, Dengê Welat Radyosu’ndan Arjîn Ferat’ın sorularını yanıtladı. Dengê Welat Radyosu’nda yayınlanan uzun ve kapsamlı söyleşinin bazı bölümleri şöyle:

Amed, Mardin ve Van belediyeleri özel olarak seçildi

Faşist AKP-MHP-Ergenekon rejiminin halkımızın iradesine yönelik geliştirdiği son saldırı sıradan değil, planlanmış bir saldırıdır. Amed, Mêrdin ve Wan belediyelerinin özellikle seçildiği anlaşılıyor. Bu, sadece ahlak, hukuk ve demokrasinin ayaklar altına alınması değil, aynı zamanda Kürt halkının iradesinin, şeref ve onurunun ayaklar altına alınmasıdır. Ciddi bir saldırıdır, zaten bir süreden beridir halkımıza karşı yürütülen savaş ve saldırı dalgasının daha da pervasızlaştırılacağının göstergesidir.

Kürt halkının varlığına ve hakikatine saldırılmıştır

Bu son saldırı, HDP şahsından tüm Kürt halkınadır. Zaten görevden alınan her üç belediye eşbaşkanı da Kürt halkı içinde tanınmakta ve herkesi temsil eden konumdadırlar. Kürtler ve Kürt siyaseti içinde en makul ve muhterem olarak bilinen kişilerdir. Dolayısıyla bu eşbaşkanlar şahsında da tüm toplum hedef alınmıştır. Kürt halkının varlığına ve hakikatine saldırılmıştır.

AKP-MHP iktidarı çöküşe doğru gidiyor

Faşist AKP-MHP-Ergenekon iktidarı, Türkiye içinde, dışında, dış ilişkilerinde, ekonomide, siyasette, toplumsal alanda bir kriz ve çıkmazın içinde, iflasın eşiğindedir. En son Suriye’nin içine girdiler, Han Şeyhun’da Rusya’nın onayıyla Suriye devleti onların askerlerini vurdu, burada kayıplar verdiğini duyduk. Bu kayıplarını topluma söylemiyor ve sanki sivil birileri ölmüş gibi gösteriyor. Orada da bir tıkanmayı yaşıyor. Rusya’ya güveniyordu ama şimdi Rusya da kendisine böyle bir ders verdi. Rojava’ya girmek istedi ama orada da bir tıkanmayı yaşadı. Kendisini bekleyen karanlık günlerin olduğunu görüyor ve çöküşe doğru gidiyor.

Sorunlarının üstünü örtmeye çalışıyor

İşte bu kriz ve çöküş sürecinin üstünü örtmek için Kürt halkına savaşını, seçimlerden sonra yeniledi. Tüm sorunlarının üstünü örtmek ve faşist rejimlerini kalıcılaştırmayı Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nin yok edilmesine bağladı. Bunun için de toplumu kamplaştırarak ayrıştırmak, toplum içinde çeşitli hassasiyetler yaratmak, şovenizm dalgasını şahlandırmak istiyor. Bunu da Kürt halkını öldürerek ve Kürdistan dağlarında Türk gençlerini öldürterek sağlamaya çalışıyor.

Yeni saldırı konseptiyle erken seçime

Büyük ihtimalle 2020’de erken bir seçime gitmek istiyorlar. Bir hamle olarak geliştirip yarattıkları atmosfer ve gündemle herkesi uğraşır hale getirerek ilerlemeyi tasarlıyorlar. Bakınız sadece Kürdistan’daki üç büyükşehir belediyesini gasp etmediler. Aynı gece, yani 19 Temmuz gecesi 29 şehirde siyasi soykırım operasyonları yaparak 500’e yakın kişiyi gözaltına aldılar. Yine aynı gece gerillaya karşı üç ilde (Colemêrg, Wan ve Şirnex) operasyon yapıp adını ‘Kıran’ koydular. Soykırımı hedefleyen üç farklı planı, üç farklı alanda geliştirerek aynı gece ve aynı saatlerde uygulamaya koydular. Bu bir konsept ve plandır. Kürt halkına karşı bu temelde savaşarak erken seçime gitmek istiyorlar. Kanımca bu yaptıklarının amacı; daha çok kan dökmek, toplumsal kamplaşma ve kutuplaşmalar yaratıp kendilerini Türkiye’nin savunucusu gibi göstererek erken bir seçimle iktidarda kalmayı sağlamak ve rejimlerini kalıcılaştırmaktır.

Biraz önce hatırlattım krizlerin yanı sıra AKP içinde ciddi karışıklık ve anlaşmazlıklar baş gösteriyor. Üstelik muhalefet gittikçe güçleniyor. Erdoğan, tüm bunları kendi geleceğine dair tehlike işaretleri olarak görüyor. Gün geçtikçe kan kaybettiğini ve zayıfladığını da anladığı için henüz diğer siyasi güçler kendini hazırlamamışken bir savaş ve şovenizm dalgası geliştirip Kürt halkının kanını dökerek seçimlere gitmeyi hesaplıyor.

Hain tuzak, toplum nezdinde deşifre oldu

Bu konseptin devreye girmesinin üzerinden iki gün (21 Ağustos itibarıyla) geçti. Türkiye toplumu ve muhalefetin, Erdoğan’ın bu tuzağına düşmediği görülüyor. Mesela Efrîn’e saldırdığı zaman 2018 seçimlerini kazanmayı tasarladı ama maalesef CHP ve diğerleri de Erdoğan’ı destekledi. Erdoğan, hepsini peşine takıp kendi gündemine mahkûm etti. Muhalefetin bu sefer aynı tuzağa düşmeyip Erdoğan’ın oyununu anladığı görülüyor. Tümüyle bir karşı koyuş olmasa da en azından itirazlarını dile getirdiler. Yine Türkiye içindeki birçok kurum ve kuruluş tarafından tepki gösterildi. Kürdistan’da tüm Kürdistani partiler ortak bir biçimde tavır koyup tepki gösterdi. Bu sefer AKP ve Erdoğan’ın bu kirli savaş planının amacına ulaşmayacağına inanıyorum. Bir savaş konsepti geliştirerek Türkiye’yi istediği yere sürüklemek istiyor ama Erdoğan’ın bindiği gemi artık birçok yerden delindiği için her taraftan su almaya başladı ve batıyor. Son iki gündeki gelişmeler de bunun böyle olacağını gösteriyor. Bu sinsi ve hain tuzak, toplum nezdinde deşifre oldu.

İktidarlarını ayakta tutmak için Kürt-Türk kanı döküyorlar

Faşist rejimin bu konsepti aynı zamanda Türkiye demokrasisine de karşıdır. Bunlar kendilerine ‘milli’ diyorlar ama yalan söylüyorlar. Sadece iktidarlarını ve çıkarlarını düşünüyorlar. Sırf iktidarlarını ayakta tutmak için Kürtlerin ve Türk gençlerinin kanını dökmek istiyorlar. Kendilerini tehlikede hissettikleri için böyle bir şeye yöneldiler. Eğer Türkiye muhalefeti doğru hareket ederse Türkiye’nin geleceğine ve demokrasisine yöneltilen bu saldırı ve tehlikeyi bertaraf edebilir.

Halk, faşizme karşı meşru hakkını kullanmalı

Çok aleni bir şekilde demokrasi ve hukuk ayaklar altına alındı. Önü alınmaz, bu gidişata dur denilmezse, yarın öbür gün aynı gaspçılığı İstanbul’da ve diğer yerlerde de geliştirebilirler. Çünkü istediği zaman hukuk ve demokrasiyi ayaklar altına alıyor. Türkiye ve Kürdistan’da halkın faşizme karşı adalet, özgürlük ve demokrasi mücadelesi vermesi, her zamankinden daha meşrudur. Kürt halkı ve Türkiye’deki demokrasi güçleri, özgürlük ve adalet isteyenler, bu meşru haklarını kullanmalı. Böyle bir mücadelenin, başarıya ulaşmasının olanakları var.

Önder Apo’nun çözüm çağrılarına bu yanıtı verdiler

Önder Apo, son aile ve avukat görüşmesinde, tarihsel hatırlatma ve uyarılar eşliğinde çözüme hazır olduğunun altını çizdi. Kürt siyasetçilere siyasi soykırım operasyonu, belediyelere el konulması ve gerillaya dönük imha amaçlı askeri operasyonların bir konsept dahilinde geliştirilmesi, Önder Apo’nun çağrısına verilen cevaptı. Bu böyle anlaşılmalıdır. Savaşı tercih ettiler.

Halk iradesine sahip çıkmalı

Demokrasi ve özgürlük mücadelesi hem Kürt halkı için hem de Türkiye demokrasi güçleri için yeni bir döneme girdi. Bu yeni dönemde, gerilla mücadelesi yine olur ama en çok öne çıkması gereken halk hareketi ve serhildanlarıdır. Halkımız bu dönemde kendini örgütleyip iradesine sahip çıkarsa sürecin rengi tamamen değişir. İradesini temsil eden belediye eşbaşkanlarına sahip çıkmak insani, ahlaki ve yurtseverlik görevidir. Her Kürt, ‘irademe el koymanıza karşıyım, belediye eşbaşkanlarımızı görevden alıp kayyum atamanıza karşıyım, bu hak gaspınıza karşıyım’ demelidir. Bir insanın iradesine sahip çıkması, haksızlığa karşı durması en meşru taleptir. Halkımız bu konuda fedakârlık yapmalıdır. Tabi Türkiye demokrasi güçleri de bu meseleye sahip çıkmalıdır.

Çağrılara kulak verilmeli

Halkımız bu mücadelenin öncü gücü olmalı; bu hakareti kabul etmemelidir. Düşmanın vurarak ağzını burnunu kanattığı gencin, haykırarak ‘Yaşasın Kürdistan, kahrolsun kölelik’ demesi çok anlamlıdır. Eskiden atılan bir slogandı ama çok büyük bir anlama sahip olduğu için bugün de geçerlidir. Amed sokaklarında bu gencimizin böylesine haykırması tüm Kürt gençleri için bir çağrıdır. ‘Yaşasın özgürlük, yaşasın Kürdistan, kahrolsun kölelik’ diyerek artık bu köleliği kabul etmemeliyiz. Yine bir ananın ‘ben sizden korkmuyorum, size boyun eğmiyorum’ diyerek ilerlemiş o yaşına rağmen tüm saldırılara karşı göğsünü gerip haykırması, çağrıda bulunması tüm Kürt gençleri, tüm Türkiye ve Kürdistan yurtseverleri için bir çağrıdır. Bu haykırışlara, bu çağrılara artık kulak vermeliyiz.

Sessiz kalmak, zulme ortak olmaktır

Bizce bu dönemde iki şey gereklidir; örgütlülük ve eylemsellik. Bu dönemde sessiz kalmak vicdansızlıktır. Her Kürt, Türkiye’de demokrasi isteyen herkes, bu haksızlığa karşı sesini yükseltmelidir. Sessiz kalmak, zulme ortak olmaktır. Zulme ortak olmak da suçtur. Bu nedenle direnişe geçmelidir. Direniş de sokaklara kitlesel olarak çıkmadır, kitleleri örgütlemedir, öncülük etmedir. Kürt gençleri, Kürt kadınları bu önemli ve tarihi süreçte öncülük rolünü oynamalıdır. Onlardan beklenen budur. Tüm yurtseverler de elini taşın altına koymalı, daha fazla fedakârlık yapmalı. İrademize sahip çıkarak tüm dünyaya köleliği hiçbir zaman kabul etmeyeceğimizi göstermeliyiz. Herkes kendi sokağında sorumluluk üstlenmeli, kendi kendini örgütlemeli, kendiliğinden bir direniş ve organizasyon geliştirmeli, bu temelde harekete geçmelidir.

Her sokakta halk hareketi

Düşman, Kürt halkının inandığı, güvendiği her şeyi yerle yeksan ederek değerinden düşürmek, ayaklar altına almak istiyor. AKP-MHP’nin yaptığı budur. Bu düşmanlığa karşı sessiz kalmamalıyız. İki gündür öncelikle Amed, Wan ve Mêrdîn’de önemli bir direniş var. Kuşkusuz bu mücadelede Amed öncüdür. Halk mücadelesi sadece Amed, Wan ve Mardin ile sınırlı kalırsa bu da yanlış olur. Her tarafa yayılmalıdır. Amed’de herkesin il merkezine gelmesine gerek yoktur. Amed’in her sokağında halk hareketi olmalıdır. Örneğin halk aynı saatte on farklı yerde bir araya toplanıp bu haksızlığı kabul etmemeli, belediye eşbaşkanlarına sahip çıkmalıdır. Bu saldırı, sadece bugün için değildir, geleceğe de dönüktür. Halkımız, bunun bilincinde olup direnişini Kürdistan’ın tüm şehirlerine, hatta metropollere doğru yaymalıdır. Türkiye demokrasi güçleri de daha fazla harekete geçip İstanbul’da, İzmir’de, Ankara’da ve her yerde bu mücadeleyi vermelidir. Halkımız haklıdır, onuruna ve şerefine sahip çıkmalıdır. Gün, keramet ve şerefine sahip çıkmanın günüdür. Evde oturup beklemenin değil, sokaklara çıkmanın, sesini yükseltmenin ve eşbaşkanlarına/iradesine sahip çıkmanın günüdür. Elbette ki bize de düşen görev ve sorumluluklar vardır. Biz de bu sorumluluklarımızı görüp bu tarihi dönemde üzerimize düşen görevleri yerine getirmeye çalışacağız.

Seçimlerde yedikleri darbenin intikamını almaya çalışıyorlar

İmralı sistemi halen yürürlüktedir, zindanlardaki zulüm sürmektedir. Esasen AKP ve özellikle Erdoğan intikamcıdır. 31 Mart seçimlerinde HDP’den ve Kürt halkından büyük bir tokat yedi. HDP’ye böylesine saldırmasının bir amacı da intikam almaktır. HDP seçmenleri metropollerde CHP’ye oy verip İstanbul’da ve diğer yerlerde onlara kaybettirdiği için bugün bunun intikamını almaya çalışıyor. Bunun için HDP’nin belediyelerine el koydu. Zaten daha seçimin olduğu ilk günde HDP’nin kazandığı 4 belediyeyi vermemişti.

Zindanlara da intikam hissiyatıyla yaklaşıyor. Zindanlar açlık grevi hamlesinde büyük rol oynadı. Zindandaki tüm yoldaşların bu yönelimlere anlam verdiğine inanıyorum. Onlar başardılar, bu nedenle moralleri yüksektir. Bundan sonra da moralli olsunlar. Örgütlülüklerini güçlendirmeli, daha bilinçli hareket etmeli ve düşmanın saldırılarını böylelikle boşa çıkarmalı.

Gerillanın varlığı bile yetiyor

AKP-MHP-Ergenekon rejiminin esas hedefi gerilladır. Gerillanın varlığı faşizmin kaybetmesi demektir. Gerilla hiçbir şey yapmasa ve sadece kaldığı mevzilerde varlığını koruyup yaşasa bile faşist rejimin çökmesinin yolunu açmaktadır. Gerilla böylesine stratejik bir role sahiptir. Bunun için de belediyelere ve halka yönelik bir konsept geliştirirken gerillaya dönük de bir saldırı geliştirdi. Adına ‘Kıran’ dedikleri operasyonun Faraşin, Çiya Reşkê, Berê Perik, Kato Marînos’tan Kato Jîrka’ya kadar olan üçgeni içine alan; Colemêrg, Şirnex ve Wan illerinin sınırları içine giren bölgede geliştirilen bir operasyon olduğu anlaşılıyor. Şimdiye kadar aldığımız bilgi; bu operasyonun başarısız olduğu yönündedir. İki gündür bir sonuç alamadılar. Bazı yerlerde kimi malzemeler ele geçirdiklerini söylüyorlar. Arkadaşlarımız yerinde ve doğru bir taktik uyguluyor.

Bir gerilla için onlarca uçak

Gerilla, özgürlük ve demokrasi gücüdür. Kürdistan Özgürlük Gerillası’nın Kürdistan dağlarında mevzilenmesi özgürlük ve demokrasi mücadelesinin zeminini yaratıyor. Bu yüzden düşman gerilladan korkuyor. Düşman, gerilla var oldukça rejimini kalıcılaştıramayacağını biliyor. Soykırımcı sömürgeci faşist Türk rejimi, bu yüzden bir tek gerilla yoldaşımızı tasfiye etmek için onlarca uçağını havalandırıyor. Gerilla da bu gerçeği bilmeli; varlığı ve mevzilenmesi bile düşmana karşı bir cevap ve büyük bir anlama sahiptir. Gerilla güçleri, düşmanın psikolojik, istihbarat ve teknik saldırılarına karşı her zaman devrimci gündemini güçlendirmeli, moralini, coşkusunu yükseltmeli. Şimdi düşman, alelacele sonuca giderek kendini kalıcılaştırmak istiyor. Gerilla, ‘doldur-boşalt’ taktiğini yetkince uygulayarak düşmanı boşa çıkarmalı, enerjisini boş yere tüketmesini sağlamalı ve yeri geldiğinde de ustalıklı bir şekilde vurmasını bilmeli.

Barzani’nin sözleri anlamlı

Sayın Kak Mesud Barzani’nin, Kurban Bayramı vesilesiyle gittiği Belakati’de söylediği sözleri anlamlı görüyoruz, değerlidir. Düşmanın çeşitli oyunlar peşinde olduğu, Kürt güçleri arasında sorun ve krizler yaratmak istediği böylesi bir süreçte Sayın Kak Mesud Barzani’nin dile getirdiği sözlerin bir önemi vardır. Biz de belirttiklerine katılıyor ve selamlıyoruz. Bu konuşmanın, sadece sözde kalmamasını, var olan tehlikelerin önünün alınmasını ve ona göre pratik adımların atılmasını bekliyoruz. Bu çerçevede bizim yaptığımız çağrılar, yine Kak Mesud’un yaptığı çağrılar mevcut tansiyonu düşürdü, bir yumuşamaya yol açtı, ama pratikte adımlar da atılmalı ki, sarf edilen sözler daha gerçekçi bir şekilde hayat bulsun. Şu anda pratikte görülen bir gelişme yok ama gelişeceğine dair ümitliyiz.


Diğer Haberler